<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
  <channel>
    <title>Emin Köksal</title>
    <link>https://eminkoksal.com/blog.html</link>
    <atom:link href="https://eminkoksal.com/feed.xml" rel="self" type="application/rss+xml"/>
    <description>Essays and working notes on AI in economic research, competition policy, and legal practice, in English and Turkish.</description>
    <language>en</language>
    <lastBuildDate>Tue, 22 Sep 2026 12:00:00 GMT</lastBuildDate>
    <item>
      <title>Google AI Overviews Rekabeti İhlal Ediyor mu?: Cevabı Masa Başında Değil, Sahada Aramak</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/google-ai-overviews-rekabeti-ihlal-ediyor-mu.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/google-ai-overviews-rekabeti-ihlal-ediyor-mu.html</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>Avrupa Komisyonu yayıncılara Google’ın yapay zekâ özetlerinden çıkma seçeneğini soruyor. 1.065 kullanıcılı bir saha deneyi cevabı çoktan vermiş: Özet çıktığında tıklamaların yüzde 40’ı gidiyor, kullanıcı ise bir şey kazanmıyor.</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/google-ai-overviews-rekabeti-ihlal-ediyor-mu-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Reuters’ın 1 Eylül 2026 tarihli haberine göre Avrupa Komisyonu, Temmuz ayında Avrupalı yayıncılara bir soru formu gönderdi ve cevapları 28 Ağustos’a kadar topladı.<sup><a id="fnref1" href="#fn1">[1]</a></sup> Yayıncı derken haber sitelerini ve öteki çevrim içi içerik üreticilerini kastediyoruz. Sorular basit görünüyor. Yayıncılar, Google’ın Haziran’da duyurduğu “yapay zekâ özetlerinden çıkma” (opt-out) seçeneğini kullanmayı düşünüyor mu? Bu kararı hangi etkenler belirliyor? Google’ın Mayıs ayında AI Overviews ile AI Mode’u tek bir “AI Search” deneyiminde birleştirmesini nasıl değerlendiriyorlar? Bu formun arkasında, Komisyon’un 9 Aralık 2025’te açtığı resmi soruşturma var. Komisyon iki şeye bakıyor. Google, arama motorundaki hâkim durumuna dayanarak yayıncıların içeriğini yapay zekâ özetlerinde karşılıksız mı kullanıyor? Ve yayıncılar bu kullanımı reddettiklerinde Google Search’teki yerlerini kaybediyor mu? Şubat 2026’da Avrupa Yayıncılar Konseyi’nin (EPC) yaptığı resmi şikâyet de aynı dosyaya eklenmiş durumda. Yani Brüksel şimdi, Google’ın kendi elini kendisinin bağladığı bir çözümün işe yarayıp yaramayacağını, zarar gördüğünü söyleyen tarafa soruyor.</p>

<p>Hatırlarsanız Google’ın yapay zekâ cephesindeki yükümlülüklerine bu blogda yakın zamanda iki kez değinmiştik. <a href="https://www.rekabetregulasyon.com/hey-google-kapilari-acdma-kapsaminda-android-ve-google-searche-yonelik-yeni-yukumlulukler/">DMA kapsamındaki Android ve Google Search kararlarını</a> ve <a href="https://www.rekabetregulasyon.com/yapay-zeka-ajanlari-rekabetin-yeni-kapi-bekcisi-mi-fransiz-rekabet-otoritesinin-gorusu-uzerine/">yapay zekâ ajanlarının yeni kapı bekçileri olup olmadığına dair Fransız Rekabet Otoritesi’nin görüşünü</a> ele almıştık. Bu yazıda konunun daha temel bir katmanına inmek istiyoruz. Zira “AI Overviews rekabeti ihlal ediyor mu?” sorusunun hukuki cevabından önce, o cevabın dayandığı olgusal önerme var. Bu özetler yayıncılara gerçekten zarar veriyor mu ve buna karşılık kullanıcıya ilave bir faydası var mı? İki yıldır herkes bu soruya kendi cevabını veriyor. Google bir şey söylüyor, yayıncılar başka bir şey, arama motoru optimizasyonu (SEO) şirketleri bambaşka rakamlar yayımlıyor. Bizim bu yazıdaki iddiamız basit. Tezleri çarpıştırarak bu sorunun cevabına varamayız. Cevap sahada, ölçümde. Ve bu ölçüm yakın zamanda yapıldı.</p>

<h2>Herkesin Elinde Bir Rakam Var: Peki Hangisi Doğru?</h2>

<p>Tartışmanın taraflarına baktığımızda, her birinin masaya kendi rakamlarıyla geldiğini görüyoruz. Google’ın Arama Birimi Başkanı Liz Reid, Ağustos 2025’te yayımladığı bir yazıda toplam organik tıklama hacminin bir önceki yıla göre “görece istikrarlı” olduğunu ileri sürdü. Hatta “kaliteli tıklama” sayısının biraz arttığını da ekledi.<sup><a id="fnref2" href="#fn2">[2]</a></sup> Kaliteli tıklamadan kasıt, kullanıcının siteye girip hemen geri dönmediği ziyaretler. Reid’e göre yapay zekâ özeti, zaten tek bir bilgi için siteye girip çıkacak olan “zıplayan tıklamaları” (bounce clicks) eliyor. Geriye kalan ziyaretler ise daha değerli. Yazıda bu iddiayı destekleyen rakamlardan bahsedilmiyor. Karşı tarafta ise, Ahrefs’in Şubat 2026 çalışmasına göre yapay zekâ özetinin bulunduğu aramalarda ilk sıradaki sayfaların tıklanma oranı yüzde 58 düşmüş. Pew Araştırma Merkezi’nin Temmuz 2025 verisine göre kullanıcılar özet varken sonuçlara yüzde 8, yokken yüzde 15 oranında tıklıyor. Chartbeat ise 2025’te iki bin beş yüzden fazla haber sitesinde Google’dan gelen trafiğin üçte bir azaldığını ölçmüş.<sup><a id="fnref3" href="#fn3">[3]</a></sup></p>

<p>İktisatçı olarak bu rakamların hiçbirine tam olarak güvenemiyoruz ve sebebi sayıların yanlış olması değil. Sorun, yapay zekâ özetinin hangi aramada çıkacağına Google’ın karar vermesi. Özetler ağırlıklı olarak bilgi arayan sorgularda beliriyor. O sorgularda tıklama zaten her zaman daha azdı. Özetli ve özetsiz aramaları yan yana koyup farkı özete yazmak, yazın dondurma satışıyla boğulma vakalarının birlikte arttığını görüp dondurmayı suçlamaya benziyor. Üstelik aynı dönemde ChatGPT’ye kayan kullanıcı, değişen arama algoritması ve haber tüketimindeki genel düşüş de trafiği etkiliyor. Ekonometri diliyle söylersek elimizdeki veri gözlemsel, özet ise dışsal olarak atanmamış. Dolayısıyla nedensel etkiyi (causal effect) korelasyondan ayıramıyoruz. Google’ın “istikrarlı” iddiasının da aynı zaafı var, üstelik veriyi yalnızca Google görüyor.</p>

<p>Meselenin teorik tarafı da sanıldığı kadar tek yönlü değil. Özetin tıklamayı ikame edeceği açık. Ama özet, kaynaklarını sayfanın en tepesinde alıntılayıp bağlantı veriyor. Bu bir vitrin etkisi yaratabilir ve bazı yayıncılara eskisinden fazla trafik gönderebilir. Yani ikame etkisiyle vitrin etkisinin hangisinin ağır bastığı teoriyle çözülecek bir soru değil. Bu noktada bizce yapılacak tek şey, sahaya inip ölçmek.</p>

<figure><img alt="Masa başı ve saha: tarafların rakamları ile saha deneyinin ölçümü" loading="lazy" width="1241" height="1241" src="https://eminkoksal.com/blog-media/google-ai-overviews-rekabeti-ihlal-ediyor-mu-1.png" /></figure>

<h2>Sahaya İniyoruz: Bin Kullanıcı, İki Hafta, Bir Eklenti</h2>

<p>Tam da bunu yapan bir çalışma var. Indian School of Business’tan Saharsh Agarwal ile Carnegie Mellon’dan Ananya Sen, Temmuz 2026 tarihli working paper’larında bir saha deneyi (field experiment) raporluyor.<sup><a id="fnref4" href="#fn4">[4]</a></sup> Deneyin tasarımı basit ama akıllıca. Araştırmacılar bir Chrome eklentisi geliştirmiş ve Ocak 2026’da Prolific üzerinden ABD’de 1.065 kullanıcıya bu eklentiyi kurdurmuş. Kullanıcılar rastgele üç gruba ayrılmış. Kontrol grubu Google’ı olduğu gibi görüyor. İkinci grupta eklenti, yapay zekâ özetini sayfadan siliyor ve alttaki sonuçları yukarı kaydırıyor. Kullanıcı, özetin hiç çıkmadığı bir Google görüyor. Üçüncü grup ise her aramada doğrudan AI Mode’a yönlendiriliyor. İki hafta boyunca 68 bin arama, tıklanan her bağlantı, sayfada geçirilen süre ve geri tuşuna basılıp basılmadığı kaydedilmiş. Deney öncesinde kayıt altına alınmış (pre-registered), etik kurul onayı var ve kullanıcıların yüzde 95’ten fazlası herhangi bir değişiklik fark etmediğini söylüyor.</p>

<p>Burada bir parantez açmakta fayda var, bu tasarımın gücü tam olarak nereden geliyor? Özetin görünüp görünmemesine artık Google karar vermiyor, yazı tura karar veriyor. İki grup yaş, cinsiyet, yapay zekâya güven ve önceki arama alışkanlıkları bakımından birbirinin aynı. Tek fark özet. Dolayısıyla iki grup arasındaki tıklama farkını doğrudan özete yazabiliyoruz. Bu, karşı-olgusal (counterfactual) durumu tahmin etmek yerine bizzat gözlemlemek demek. Rekabet hukukunda “bu davranış olmasaydı piyasa nasıl görünürdü” sorusuyla her dosyada boğuşuyoruz. Burada o soruya deneysel bir cevap var. Yazarların deney bittikten sonra grupları yer değiştirip aynı sonucu bir kez daha görmesi ise bulgunun sağlamlığına dair ek bir teminat niteliğinde.</p>

<h2>Sahadan Gelen Cevap: Her Beş Tıklamadan İkisi Buharlaşıyor</h2>

<p>Şimdi rakamlara bakalım. Kullanıcıların yaptığı aramaların yüzde 41’inde yapay zekâ özeti tetikleniyor. Bu aramalarda, özeti gören kontrol grubu her yüz aramada 37 kez bir dış siteye tıklarken, özeti görmeyen grup 62 kez tıklıyor. Özetin olmadığı dünyaya kıyasla ölçtüğümüzde, özet yayıncılara giden tıklamaların yüzde 39,8’ini götürüyor. Hiç tıklanmayan arama oranı ise yüzde 54’ten 73’e çıkıyor. Etki, özetin sayfanın en tepesinde durduğu aramalarda yoğunlaşıyor. Aramaların yüzde 88’inde durum bu ve orada tıklama neredeyse yarıya iniyor. Özet daha aşağıda çıktığında fark yok. Bilgi arayan sorgularda etki büyük, bir siteye gitmek isteyen ya da alışveriş yapan kullanıcıda istatistiksel olarak anlamlı değil. Bir de bizim için önemli bir ayrıntı var. Reklam tıklamaları iki grupta da aynı. Yani kaybın tamamı organik tarafta. Google’ın kendi reklam gelirine dokunan bir şey yok.</p>

<p>Vitrin etkisine ne oldu diye soracak olursak, cevap kısa: Pek bir şey olmadı. Kontrol grubunda özetli aramalardan çıkan 5.249 dış tıklamanın yalnızca 372’si, yani yüzde 7’si, özetin içindeki alıntılardan geliyor. Kalan yüzde 93 özetin altındaki klasik mavi bağlantılara ait. Yazarların ifadesiyle, özetin içinde alıntılanmaktan gelen trafik “mütevazı” ve dolayısıyla “üretken motor optimizasyonu” (generative engine optimization) denen yeni sektörün vaadi de şimdilik mütevazı. Bu bulgunun Komisyon’daki dosya için ne anlama geldiğine aşağıda döneceğiz.</p>

<p>Bu noktada okurun dikkatini çekmek istediğimiz bir şey var. Yüzde 40’lık kayıp, özetin çıktığı aramalar için geçerli. Tüm aramalara yaydığımızda ortalama kayıp yüzde 18,5’e iniyor. Bu, Ahrefs’in yüzde 58’inden de, sektörün dilindeki “trafik çöktü” anlatısından da küçük bir rakam. Yani deney aynı anda iki şeyi yapıyor. Yayıncıların zarar gördüğünü teyit ediyor ve zararın büyüklüğünü ölçüye çekiyor. Bir tarafın tezini bütünüyle doğrulayan bir ölçüm olsaydı biz de şüphelenirdik. Şeytanın ayrıntıda gizli olduğunu unutmayalım. Deney ABD’de, masaüstü Chrome’da, Ocak ile Şubat 2026 arasında iki hafta sürdü ve Google’ın Haberler sekmesindeki aramaları kapsamıyor. Dolayısıyla “haber yayıncıları şu kadar kaybediyor” diyen bir çalışma değil bu. Genel web aramasında içerik üreticilerinin ne kaybettiğini ölçüyor.</p>

<figure><img alt="Saha deneyinin bulguları: tıklama kaybı ve kullanıcı memnuniyeti" loading="lazy" width="1241" height="1241" src="https://eminkoksal.com/blog-media/google-ai-overviews-rekabeti-ihlal-ediyor-mu-2.png" /></figure>

<h2>Peki, Kullanıcı Bu İşten Ne Kazanıyor?</h2>

<p>Rekabet hukukunda bir davranışı değerlendirirken karşı tarafın etkinlik savunmasını ciddiye almak zorundayız. Google’ın savunması iki ayaklı. Elenen tıklamalar zaten değersizdi, kullanıcı ise özet sayesinde daha memnun. Deney her iki ayağı da test ediyor. Birinci ayak için yazarlar, özet olmayan grupta ortaya çıkan ek tıklamaların kalitesine bakıyor. Siteye girip on saniye içinde çıkma oranı her iki grupta da yaklaşık yüzde 18. Geri tuşuyla arama sayfasına dönme oranı yüzde 40 civarında ve aynı. Sitede geçirilen süre de farksız. Yani özetin yok ettiği tıklamalar, kalan tıklamalardan daha kötü değil. “Zıplayan tıklamaları eliyoruz” tezi, veriyle karşılaştığında pek ayakta kalamıyor.</p>

<p>İkinci ayak için deney sonunda anket yapılmış. Google’dan genel memnuniyet, bulunan bilginin kalitesi ve bilgiye ulaşma kolaylığı, özeti gören ve görmeyen gruplarda beş üzerinden birebir aynı: Dört. Bu, istatistiksel olarak hassas biçimde ölçülmüş bir “fark yok”. AI Mode’a yönlendirilen üçüncü grupta ise memnuniyet 2,9’a düşüyor ve bu gruptan kopanların sayısı diğerlerinin çok üstünde. Yazarlar bu grup için nedensellik iddia etmiyor, bulguyu betimsel olarak sunuyor. Ama not edelim ki 2,9 puanı deneyi terk etmeyen en sabırlı kullanıcılar vermiş. Hepsini bir araya getirdiğimizde makalenin vardığı yer belli. Üretken yapay zekâ, ölçülen boyutlarda kullanıcıya denk bir fayda sağlamadan yayıncılara giden trafiği azaltıyor.</p>

<p>İktisadi açıdan bu tablo bir değer transferi tarifi. Yazarlar arama motorunun keşfi kolaylaştıran bir aracıdan bilgiyi kendisi sunan bir varış noktasına dönüştüğünü, içeriğin tüketimini içselleştirirken üretim maliyetini dışarıda bıraktığını söylüyor. Hukuk ve iktisat çerçevesinden baktığımızda bu, bir sömürücü kötüye kullanma (exploitative abuse) iddiasının olgusal zeminini oluşturuyor. Komisyon’un soruşturma açılışında kullandığı “haksız ticari koşullar” ifadesi de tam olarak buna karşılık geliyor. Etkinlik savunmasının çökmesi ise dosyanın öbür yarısı. Münih Bölge Mahkemesi de 28 Mayıs 2026’da verdiği ihtiyati tedbir kararında yapay zekâ özetini bir arama sonucu değil Google’ın kendi içeriği olarak niteledi. Bunu da tabloya eklersek, önümüzde kendi girdisini rakiplerinden alan dikey bir ürün var.<sup><a id="fnref5" href="#fn5">[5]</a></sup> Şunu da teslim edelim. Makale kendini kayırma (self-preferencing) iddiasını test etmiyor, o bahsi başka çalışmalara bırakıyor.</p>

<h2>Brüksel’e Dönersek: Çıkış Kapısı Gerçek Bir Kapı mı?</h2>

<p>Şimdi Komisyon’un yayıncılara sorduğu soruya geri dönebiliriz. Google’ın çözümü Search Console’da bir düğme. Bu düğmeyi 3 Haziran 2026’da duyurdu ve 31 Ağustos’ta dünya genelinde devreye aldı. Yayıncı isterse içeriği AI Overviews, AI Mode ve Discover’daki özetlerde kullanılmıyor, klasik sıralaması ise etkilenmiyor.<sup><a id="fnref6" href="#fn6">[6]</a></sup> Bu çözümü önce İngiliz rekabet otoritesi (CMA) istedi. Google’ın “stratejik piyasa statüsü” altında getirilen bu yükümlülüğü CMA “dünyada bir ilk” diye sundu. Yayıncıların Google ile lisans pazarlığındaki elinin güçleneceğini de ekledi. Google’ın Şubat ayında aynı düğmeyi “devasa bir mühendislik projesi” olarak nitelediğini de hatırlayalım.<sup><a id="fnref7" href="#fn7">[7]</a></sup></p>

<p>Deneyin sayıları bu çerçevede değerlendirildiğinde ortaya ilginç bir tablo çıkıyor. Yayıncının zararı, özetin sayfanın tepesinde durmasından kaynaklanıyor. Özetin içinde alıntılanmaktan gelen kazanç ise toplam tıklamanın yüzde 7’si. Bir yayıncı kapıdan çıktığında o yüzde 7’yi kaybediyor, ama özet yerinde duruyor ve yüzde 40’lık kaybı yaratmaya devam ediyor. Yalnızca artık rakiplerinin içeriğiyle yazılıyor. Bir nevi mahalledeki tek alışveriş merkezinin girişine kendi mağazasını kurup diğer dükkânlara “isterseniz vitrinimizden ürününüzü çekebilirsiniz” demesi yani. Bireysel çıkış zararı gidermiyor. Ancak yayıncıların tamamı aynı anda çıksa özet içeriksiz kalır, o da klasik bir kolektif eylem problemi (collective action problem). Büyük yayıncılar için düğme bir pazarlık kozu. Financial Times’ın Şubat’ta Google ile imzaladığı lisans anlaşması ve Google’ın Aralık 2025’te seçili büyük yayıncılarla başlattığı ücretli pilot bunun işareti. Küçük yayıncı için ise masada yer yok. Komisyon’un “bu kararı hangi etkenler belirliyor” sorusunun cevabı bizce burada düğümleniyor: Düğme, zararın kaynağına değil, zararın adresine dokunuyor.</p>

<p>Bir de yöntem meselesi var ve yazının ana temasına buradan bağlanıyoruz. Komisyon yayıncılara niyetlerini soruyor. Oysa Google’ın elinde, iki akademisyenin bin kullanıcıyla yaptığı deneyin milyar kullanıcılı hali zaten var. Google her ürün değişikliğini A/B testiyle yayına alıyor. Özetin tıklamaya etkisini kendi içinde çoktan ölçmüş olması gerekir. Bir rekabet otoritesinin bilgi talebi yetkisi bu veriyi istemek için yeterli. Bize göre bu, yayıncı anketinden çok daha bilgilendirici bir adım. Bir adım ötesinde, otoritenin çözümü yürürlüğe koymadan önce kendisinin bir deney tasarlatması var. Çıkışı seçen ve seçmeyen yayıncıların trafiği, rastgele atanmış bir tasarımla izlenebilir. Regülatörün deneyci olması bize uzak bir fikir değil. Davranışsal iktisadın dürtme (nudge) literatürü tam olarak bu yöntemle büyüdü.</p>

<h2>Sonuç Yerine: Masa Başından Sahaya</h2>

<p>Genel bir değerlendirme yaptığımızda, “AI Overviews rekabeti ihlal ediyor mu?” sorusunun hukuki cevabının hâlâ Brüksel’de, Londra’da ve Washington’da yazılmakta olduğunu görüyoruz. Fakat bu cevabın dayanacağı olgusal önerme artık bir tez olmaktan çıktı. Sahadan gelen ölçüm, özetin çıktığı aramalarda yayıncı tıklamalarının yüzde 40’a yakınını götürdüğünü, bu kaybın kalitesiz tıklamalardan oluşmadığını ve kullanıcının ölçülebilir bir kazancı olmadığını söylüyor. Aynı ölçüm, tüm aramalara yayılan ortalama etkinin yüzde 18,5 olduğunu ve sektörün yüzde 58’lerinin abartılı olduğunu da söylüyor. Masa başında konuşan her iki taraf da sahada biraz haksız çıktı.</p>

<p>İzlenmesi gereken riskleri de not edelim. Birincisi, elimizde tek bir deney var ve o da ABD’de, masaüstünde, iki haftalık. Google’ın Mayıs’ta özetle sohbet modunu birleştirmesiyle ürün de değişti. Deneyin AI Mode grubundaki memnuniyet düşüşü ise birleşik ürünün kullanıcı için daha iyi olmayabileceğine dair erken bir uyarı. İkincisi, deney haber aramalarını dışarıda bıraktığı için haber yayıncılarına özgü zararı ölçmüyor. Oysa şikâyetçilerin çoğu haber yayıncısı. Üçüncüsü ve bizce en önemlisi, çıkış düğmesinin kabul edilip Komisyon’un dosyayı bununla kapatması ihtimali. Kapsam dışında bıraktığımız bir konuyu da açıkça söyleyelim. Türkiye’deki yayıncıların Google’dan aldığı trafiğe ne olduğuna dair elimizde tek bir ölçüm yok. Rekabet Kurumu’nun ön raporunu 2023’te yayımladığı çevrim içi reklamcılık sektör incelemesi bu soruyu sormak için iyi bir zemin, ama o inceleme yapay zekâ özetlerinden önceye ait. Kurum’un 7 Nisan 2026’da başlattığı kapsamlı yapay zekâ sektör incelemesi ise tam da bu boşluğa denk geliyor.<sup><a id="fnref8" href="#fn8">[8]</a></sup> Temel modellerden veri erişimine uzanan bu incelemenin raporunda, yapay zekâ özetlerinin içerik üreticilerine etkisine dair bir değerlendirme görmemiz mümkün olabilir.</p>

<p>Başlığa dönersek, bu yazıdan çıkarmak istediğimiz ders belli bir davadan büyük. Dijital piyasalarda “zarar var mı” sorusu giderek daha sık bir deney sorusu haline geliyor ve deneyi yapabilecek veri çoğu zaman soruşturulan tarafın elinde. Otoritelerin bu veriyi istemesi, gerekirse deneyi kendisinin tasarlaması, şikâyetçi ile şikâyet edilenin tezlerini dinlemekten daha kısa bir yol. Google dosyasında bu yolun tutulup tutulmayacağını ise zaman gösterecek.</p>

<hr />

<p id="fn1"><a href="#fnref1">[1]</a> Reuters, “EU antitrust regulators quiz publishers on Google’s AI search opt-out”, 1 Eylül 2026, <a href="https://www.reuters.com/legal/litigation/eu-antitrust-regulators-quiz-publishers-googles-ai-search-opt-out-2026-09-01/">https://www.reuters.com/legal/litigation/eu-antitrust-regulators-quiz-publishers-googles-ai-search-opt-out-2026-09-01/</a> . Soruşturmanın açılışı için Avrupa Komisyonu, “Commission opens investigation into possible anticompetitive conduct by Google in the use of online content for AI purposes”, 9 Aralık 2025, <a href="https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_25_2964">https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_25_2964</a> . EPC şikâyeti için <a href="https://www.epceurope.eu/post/european-publishers-council-files-formal-antitrust-complaint-against-google-over-ai-overviews-and-ai">https://www.epceurope.eu/post/european-publishers-council-files-formal-antitrust-complaint-against-google-over-ai-overviews-and-ai</a></p>

<p id="fn2"><a href="#fnref2">[2]</a> Liz Reid, “AI in Search is driving more queries and higher quality clicks”, Google, 6 Ağustos 2025, <a href="https://blog.google/products/search/ai-search-driving-more-queries-higher-quality-clicks/">https://blog.google/products/search/ai-search-driving-more-queries-higher-quality-clicks/</a></p>

<p id="fn3"><a href="#fnref3">[3]</a> Ahrefs, “AI Overviews reduce clicks”, Şubat 2026, <a href="https://ahrefs.com/blog/ai-overviews-reduce-clicks/">https://ahrefs.com/blog/ai-overviews-reduce-clicks/</a> ; Pew Research Center, “Google users are less likely to click on links when an AI summary appears in the results”, 22 Temmuz 2025. Chartbeat verisi için The Next Web, “Google updates AI Overviews with Further Exploration links…”, 2026, <a href="https://thenextweb.com/news/google-ai-overviews-publisher-links-search-traffic">https://thenextweb.com/news/google-ai-overviews-publisher-links-search-traffic</a></p>

<p id="fn4"><a href="#fnref4">[4]</a> Saharsh Agarwal ve Ananya Sen, “The Impact of Google AI Overviews on Publisher Traffic and User Experience: Evidence from a Field Experiment”, SSRN working paper, Temmuz 2026 sürümü, <a href="https://doi.org/10.2139/ssrn.6513059">https://doi.org/10.2139/ssrn.6513059</a> . Kayıt: AEA RCT Registry AEARCTR-0017393. Özetlerin hangi sorgularda ne sıklıkla tetiklendiğine ve alıntıladığı kaynakların kalitesine dair tamamlayıcı bir ölçüm için Xu, Iqbal ve Montgomery, “Measuring Google AI Overviews: Activation, Source Quality, Claim Fidelity, and Publisher Impact”, arXiv:2605.14021, Mayıs 2026.</p>

<p id="fn5"><a href="#fnref5">[5]</a> Münih I Bölge Mahkemesi, 28 Mayıs 2026, 26 O 869/26 (ihtiyati tedbir; kesinleşmiş bir karar değil). ABD’deki tekelleşme tartışması için Singh ve Scott Morton, “A Roadmap for a Monopolization Case Against Google: Monopsony Power and AI Overviews”, University of Pennsylvania Law Review, 2026 (yayım aşamasında).</p>

<p id="fn6"><a href="#fnref6">[6]</a> Google’ın duyurusu için TechCrunch, “Publishers will be able to opt out of AI Search, thanks to new regulation”, 3 Haziran 2026, <a href="https://techcrunch.com/2026/06/03/publishers-will-be-able-to-opt-out-of-ai-search-thanks-to-new-regulation/">https://techcrunch.com/2026/06/03/publishers-will-be-able-to-opt-out-of-ai-search-thanks-to-new-regulation/</a></p>

<p id="fn7"><a href="#fnref7">[7]</a> Google’ın “devasa mühendislik projesi” ifadesi (Sulina Connal, FT Strategies konferansı, 11 Şubat 2026) ve FT lisans anlaşması için PPC Land, <a href="https://ppc.land/google-says-letting-publishers-skip-ai-overviews-is-a-huge-engineering-challenge/">https://ppc.land/google-says-letting-publishers-skip-ai-overviews-is-a-huge-engineering-challenge/</a></p>

<p id="fn8"><a href="#fnref8">[8]</a> Rekabet Kurumu, “Yapay Zekâya Rekabet Kurumu Sektör İncelemesi Başlattı”, 7 Nisan 2026, <a href="https://www.rekabet.gov.tr/tr/Guncel/yapay-zekaya-rekabet-kurumu-sektor-incel-d21eee058332f11193f70050568585c9">https://www.rekabet.gov.tr/tr/Guncel/yapay-zekaya-rekabet-kurumu-sektor-incel-d21eee058332f11193f70050568585c9</a></p>
]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Hukuk Mühendisi (Legal Engineer): Yeni Bir Unvan mı, Eski Bir İhtiyaç mı?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/hukuk-muhendisi-legal-engineer.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/hukuk-muhendisi-legal-engineer.html</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>AI in Legal Practice</category>
      <description>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 18 Ağustos 2026’da yayımladığı Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı’nda, pek çok okurun gözünden kaçmış olabilecek küçük bir ayrıntı var. Plan, önümüzdeki yıllarda yetiştirilmesi hedeflenen…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı&#8217;nın 18 Ağustos 2026&#8217;da yayımladığı Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı&#8217;nda, pek çok okurun gözünden kaçmış olabilecek küçük bir ayrıntı var. Plan, önümüzdeki yıllarda yetiştirilmesi hedeflenen 100.000 kişilik &#8220;yapay zekâ uygulama profesyoneli&#8221; katmanını tarif ederken hangi meslekleri kastettiğini tek tek sayıyor: Mühendislik, sağlık, finans, tarım, kamu yönetimi ve hukuk. Bir ulusal eylem planında hukukun adının açıkça geçmesi ilk bakışta sevindirici. Ama bu satırı okuduğumuzda aklımıza gelen ilk soru şu oldu: bu profesyonel tam olarak kim, ve kim olduğuna kim karar verecek?</p>

<p>Hatırlarsanız, yapay zekânın hukuk pratiğine temas ettiği noktalara bu blogda daha önce iki farklı açıdan değinmiştik. <a href="https://www.rekabetregulasyon.com/hukuk-fakultesinde-yeni-laboratuvar-yapay-zeka-ile-adalete-erisim-arasindaki-mesafe-kisaliyor-mu/">Hukuk fakültesinde kurulan yeni laboratuvarı</a> adalete erişim perspektifinden ele almış, <a href="https://www.rekabetregulasyon.com/is-yerinde-yapay-zeka-kullanimi-ben-bunlari-chatgptde-hallediyorum-demenin-hukuki-riski-var-mi/">iş yerinde ChatGPT kullanımının hukuki risklerini</a> ise çalışan ve işveren gözünden tartışmıştık. Bu yazıda bir adım geri çekilip mesleğin kendisine bakmak istiyoruz. Zira Eylem Planı&#8217;nın hukuku saydığı günlerde Atlantik&#8217;in öte yakasında piyasa, aynı kişiye çoktan bir unvan ve bir fiyat biçmiş durumda: &#8220;hukuk mühendisi&#8221; (legal engineer).</p>

<figure><img alt="Hukuk mühendisliği: unvan kostüm, ihtiyaç gerçek — yazının açılış görseli" fetchpriority="high" src="https://eminkoksal.com/blog-media/hukuk-muhendisi-legal-engineer-1.png" /></figure>

<p>Peşinen söyleyelim: bu unvanın arkasında gerçek bir ihtiyaç var, fakat unvanın kendisi o ihtiyacı anlatmaktan giderek uzaklaşıyor. Daha da önemlisi, bu mesleğin hukuk bürolarında kök salıp salmayacağını teknolojinin değil, bizim bu blogda sıkça döndüğümüz iki eski tanıdığın belirleyeceğini düşünüyoruz: fiyatlama ve teşvikler. Yazının perspektifi bu yüzden hukuk ve iktisat (law and economics) ile sanayi iktisadı olacak. Bir de şeffaflık notu düşelim: bu satırların yazarlarından biri (Emin Köksal) bir hukuk bürosunun rekabet ekibinde yapay zekâ iş akışları tasarlıyor. Yani anlattığımız dönüşümün dışından değil, içinden konuşuyoruz; okurun bunu bilerek okuması gerekir.</p>

<p><strong>Üç İlan, Üç Farklı İş: Unvan Ne Kadar Yük Taşıyabilir?</strong></p>

<p>Amerikan hukuk piyasasını yakından izleyen Josh Kubicki, Temmuz ayında yaptığı bir çalışmada piyasanın üç ayrı köşesinden birer iş ilanı alıp yan yana koymuş.<a href="#_ftn1">[1]</a> Sonuç, bize göre bu yılın en öğretici piyasa verilerinden biri. Geleneksel büyük büro Kirkland &amp; Ellis, yıllık 177 ila 218 bin dolar arasında bir ücretle &#8220;inovasyon yapay zekâ geliştiricisi&#8221; arıyor; ilanda vektör veri tabanları, model değerlendirme çerçeveleri gibi mühendislik gereksinimleri sıralanırken hukuk tecrübesi yalnızca &#8220;tercih sebebi&#8221; olarak geçiyor. Yapay zekâ ile kurulmuş yeni nesil büro Norm AI ise tam tersi bir ilan vermiş: hukuk diploması şart, iki ila dört yıl büyük büro tecrübesi şart, teknik tarafta ise yalnızca &#8220;merak&#8221; bekleniyor. Ücret aralığı 175 ila 225 bin dolar artı hisse. Üçüncü ilan ise sektörün önde gelen hukuk yapay zekâsı tedarikçisinden geliyor ve &#8220;hukuk mühendisi&#8221; unvanını en temiz haliyle kullanıyor: hukuk diploması, üç yıl şirket içi hukuk tecrübesi, sunum ve atölye yönetme becerisi, yapay zekâya &#8220;merak&#8221;. Ücret ise 270 ila 320 bin dolar.</p>

<p>Bu üç ilanı yan yana okuduğumuzda aslında üç farklı iş görüyoruz: bir inşa eden, bir tercüme eden, bir de satan. Kubicki&#8217;nin dikkat çektiği ayrıntı ise ücretin yapısında gizli. Tedarikçinin 320 bin dolarlık teklifi &#8220;hedef kazanç&#8221; (on-target earnings) biçiminde ve dörtte biri performansa bağlı. Mühendislere kimse böyle ücret ödemez; satış ekiplerine ödenir. Yani en parlak unvan, içinde hiç mühendislik olmayan işe takılmış ve o iş, gerçek sistemleri kuran mühendislerden daha fazla kazanıyor. Kubicki&#8217;nin formülü akılda kalıcı: iş satışa yaklaştıkça kelimeler süsleniyor. Buradan çıkan ders bizce net. Unvan hiçbir bilgi taşımıyor; bilgiyi taşıyan şey, her kurumun o rolü hangi ihtiyaçtan yola çıkarak tasarladığı.</p>

<p>Sanayi iktisadı diliyle söylersek burada gözlemlediğimiz şey, içsel iş tasarımının (endogenous job design) gerçek zamanlı bir örneği. Bir iş, doğa tarafından verilmiş bir görev demeti (task bundle) değil, firmanın kendi ihtiyacına göre kurduğu bir pakettir. Aynı teknolojiyle karşı karşıya kalan üç kurum üç farklı paket kurmuş ve her paketin fiyatı, içindeki beceriye değil gelire olan yakınlığına göre belirlenmiş. Türkiye&#8217;de bürolar bu unvanı konuşmaya başladığında, bu üç ilanı hatırlamakta fayda var.</p>

<p><strong>Altı Yetkinliğin Beşi Zaten Büroda: Peki Neden Kimse Görmüyor?</strong></p>

<p>Unvanı bir kenara bırakıp ihtiyaca baktığımızda tablo daha ilginçleşiyor. Kubicki, bir hukuk bürosunda yapay zekâyı gösterişli bir demodan savunulabilir bir iş ürününe taşımak için gereken yetkinlikleri altıya ayırıyor: işin gerçekte nasıl aktığını çözen iş akışı zekâsı, hangi hatanın gerçek bir risk doğurduğunu bilen hukuki muhakeme, neyin inşa edilmeye değer olduğunu hesaplayan ticari muhakeme, kıdemli bir avukatın kafasındaki örtük bilgiyi yazılı bir tarife dönüştüren tercüme, önceden belirlenmiş test setleri ve hata kategorileriyle çalışan kanıt disiplini ve nihayet modelleri, ajanları ve entegrasyonları bilen teknik yetkinlik. Tezin can alıcı kısmı şu: bu altı yetkinliğin beşi yeni değil. Süreç mühendisliği, iş analizi, fiyatlama, yazılım kalite güvencesi ve avukatlığın kendisi onlarca yıldır var. Yalnızca sonuncusu hukukçular için gerçekten yeni. Buna rağmen sertifika programlarının ve eğitim bütçelerinin neredeyse tamamı o tek yeni yetkinliğe akıyor.</p>

<p>Burada bir parantez açmakta fayda var, çünkü aynı teşhise Atlantik&#8217;in bu yakasından da ulaşılmış durumda. İngiltere&#8217;de hukuk bürolarıyla çalışan Uwais Iqbal, yapay zekâ açısından olgunlaşmış bir büronun neye benzediğini on beş maddede tarif ederken inşa işini tek bir kişiye değil, üç kişilik bir ekibe veriyor: hukuki mantığın sahibi bir alan uzmanı, örtük bilgiyi tarife çeviren bir tercüman ve bunu hayata geçiren bir teknik kaynak.<a href="#_ftn2">[2]</a> Burak Özdemir bu çerçeveyi Türkiye&#8217;deki bürolar için uyarlamış ve aynı ekibi, dönüşmüş bir büronun kalbine yerleştirmiş durumda. Kubicki&#8217;nin &#8220;tek boynuzlu at aramayın, üç dört kişilik bir ekip kurun&#8221; önerisiyle neredeyse kelimesi kelimesine örtüşen bu çerçeveye iki uygulamacının birbirinden bağımsız, Atlantik&#8217;in iki yakasında ulaşmış olması bizce bir moda değil, bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzun en güçlü işareti. Iqbal&#8217;in bütçe oranı da dikkate değer: yazılıma harcanan her bir sterline karşılık eğitime on, o yazılımı destekleyen insanlara elli sterlin. Bu oranın ölçülmüş bir büyüklükten çok bir uygulamacı sezgisi olduğunu teslim etmekle birlikte, Stanford&#8217;un 51 kurumsal yapay zekâ projesini inceleyen çalışmasının bulduğu bire on somut-soyut maliyet oranıyla aynı yöne işaret ettiğini not edelim.</p>

<figure><img alt="Altı yetkinliğin beşi zaten büroda: iş akışı zekâsı, hukuki muhakeme, ticari muhakeme, tercüme, kanıt disiplini ve teknik yetkinlik kartları" src="https://eminkoksal.com/blog-media/hukuk-muhendisi-legal-engineer-2.png" /></figure>

<p>İhtiyacın ne kadar gerçek olduğunu sayılardan da görebiliyoruz. LegalOn&#8217;un bu ay yayımlanan şirket içi hukuk anketinde katılımcıların yüzde 92&#8217;si yapay zekâ kullandığını belirtirken, süreçlerin tamamında kullananların oranı yüzde 2.<a href="#_ftn3">[3]</a> Küçük ve tedarikçi kaynaklı bir anket olduğu için rakamdan çok dağılımın biçimine bakmak gerekiyor; ama o biçim, iktisatçıların benimseme ile içselleştirme (adoption versus integration) arasında yaptığı ayrımın hukuktaki en uç örneği. Aynı hafta yayımlanan bir başka veriye göre Amerikan hukuk bürolarının yazılım harcaması 2021&#8217;den bu yana yüzde 41 artmış ve teknoloji bütçesi büro gelirinin yüzde 5 ila 6&#8217;sına ulaşmış; buna karşılık araştırmaya katılan büroların hiçbiri yapay zekânın değer üretip üretmediğini tutarlı biçimde ölçebildiğini gösterememiş. Gelirin yüzde altısını harcayıp işe yarayıp yaramadığını bilmemek, tam olarak o altıncı değil, beşinci yetkinliğin, yani kanıt disiplininin eksikliği demek.</p>

<p><strong>Kazanılan Saat Kime Kalıyor? Meselenin Fiyatlama Tarafı</strong></p>

<p>Buraya kadar anlattıklarımız &#8220;o zaman bürolar neden bu ekibi kurmuyor&#8221; sorusunu cevapsız bırakıyor. Yetkinlikler büroda, ihtiyaç ortada, tedarikçiler aynı insanları büro maaşının üstünde ücretlerle toplarken bile bürolar kıpırdamıyor. Bizce bu sorunun cevabı teknolojide değil, fiyatlamada. Jordan Furlong&#8217;un geçtiğimiz hafta derlediği verilere bakalım: Thomson Reuters&#8217;ın endeksine göre kurumsal müvekkillerin hukuk bürolarına yaptığı harcamanın yüzde 90&#8217;ı hâlâ standart saatlik ücretle gerçekleşiyor ve bu oran bir yıl öncesine göre üç puan artmış durumda. Büroların yüzde 58&#8217;i yapay zekânın faturalandırmalarında hiçbir şeyi değiştirmediğini söylüyor. Amerikan bürolarının saatlik ücretleri ise 2026&#8217;nın ikinci çeyreğinde yıllık yüzde 7,1 artmış.<a href="#_ftn4">[4]</a> Üretken yapay zekânın saatlik ücreti öldüreceği üç yıldır söyleniyor; veriler ise saatlik ücretin payının arttığını ve kârlılığın hacimden değil fiyattan geldiğini gösteriyor.</p>

<p>Bu tabloyu iktisadi açıdan değerlendirdiğimizde, saatlik ücretin bir fiyatlama yöntemi olmaktan çok bir değer vekili (value proxy) olduğunu görüyoruz. Hukuk hizmeti klasik bir kredibilite malı (credence good): alıcı, satın aldığı şeyin değerini satın alma anında bilemez, çoğu zaman sonrasında da bilemez. Tamirciye arabayı bırakırken yaşadığımız çaresizliğin kurumsal hali diyebiliriz. Böyle bir piyasada harcanan süre, başka bir ölçü olmadığı için değerin yerine geçiyor. Furlong&#8217;un tespiti bize göre mesleğin en az konuşulan gerçeği: çoğu avukat kendi işinin değerini harcadığı zamandan başka bir ölçüyle ifade etmeyi bilmiyor. Vekil ortadan kalktığında geriye &#8220;sen ne kadar edersin&#8221; sorusu kalıyor ve bu sorunun hazır bir cevabı yok.</p>

<p>İşte hukuk mühendisinin büroda neden kök salmadığının iktisadi mekanizması tam burada. Saatlik ücretle çalışan bir matterda verimlilik artışı geliri azaltır; kazanılan saat, faturalanmayan saattir. Sabit ücretli bir işte ise aynı verimlilik doğrudan kâra dönüşür. Iqbal&#8217;in olgunluk tablosunda &#8220;değer nereye düşüyor&#8221; diye ayrı bir satır var ve ilk aşamadaki cevabı tek kelime: hiçbir yere. Saatlik ücret düzeninde zaman kazanmak daha az fatura kesmek demek olduğundan verimlilik bir fırsat olarak değil, bir tehdit olarak okunuyor. Verdiği örnek de yalın: tapu, veraset veya gizlilik sözleşmesi incelemesi gibi sabit ücretli bir işi yüzde yetmiş kısaltırsanız bu fark büroda kalır.<a href="#_ftn5">[5]</a> Dolayısıyla altı yetkinliği bir araya getirecek ekibin kurulmasını bekleyebileceğimiz yer, teknolojinin en uygun olduğu iş değil, kazanılan saatin büroda kalabildiği iş. Müvekkillerin yüzde 2&#8217;sinden azının fiyatı büro seçiminde belirleyici gördüğü bir piyasada da bu baskı dışarıdan gelmiyor. Bu yüzden &#8220;hukuk mühendisi bulamıyoruz&#8221; cümlesinin çoğu zaman yetenek piyasası hakkında değil, teşvik yapısı hakkında bir cümle olduğunu düşünüyoruz.</p>

<p>Bir de tabloda görünmeyen bir erozyona dikkat çekmek istiyoruz. Anthropic&#8217;in yaklaşık 9.700 kişilik anketinde katılımcıların yüzde 27&#8217;si, yapay zekâ sayesinde aksi halde satın almak zorunda kalacakları bir hizmetten tasarruf ettiğini söylüyor.<a href="#_ftn6">[6]</a> Hukukta bunun karşılığı kesilmeyen fatura değil, hiç gelmeyen talep: basit sözleşme taslağı, standart ihtarname, ön görüş. Büroların kendileri hakkında topladığı her istatistik, saatlik ücret payı dahil, hayatta kalan işler üzerinden ölçülüyor. Dolayısıyla &#8220;saatlik ücret gayet iyi durumda&#8221; ile &#8220;zemin kayıyor&#8221; önermelerinin ikisi birden doğru olabiliyor. Uzaktan hoş gelen davulun sesi, bu kez bürolara değil, bürolara hiç uğramayan müvekkillere çalıyor.</p>

<p><strong>Asıl Kırılan Şey İstihdam Değil, Yetişme Hattı</strong></p>

<p>Bu dönüşümün en çok konuşulan sorusu &#8220;avukatlar işsiz kalacak mı&#8221; sorusu. Verilere baktığımızda asıl kırılganlığın başka yerde olduğunu görüyoruz. Anthropic&#8217;in kullanım verilerine göre yapay zekânın üstlendiği görevlerin ortalama eğitim gereksinimi 14,4 yıl; ekonominin genelindeki görev ortalaması ise 13,2 yıl. Yani teknoloji işin en nitelikli parçasını alıyor: araştırma, karar taraması, ilk taslak. Özdemir&#8217;in vurguladığı gibi, alınan o nitelikli parça aynı zamanda mesleğin öğrenildiği parça.<a href="#_ftn7">[7]</a> Bu yüzden yapay zekânın hukuktaki ilk somut etkisinin kıdemli avukat işsizliği olarak değil, stajyer ve junior avukatın yetişme hattının kopması olarak görüneceğini düşünüyoruz. Amerika ve İsveç&#8217;te genç çalışanların işe alımında ölçülen düşüşlerle uyumlu bu tahmin, hukukta henüz doğrudan test edilmiş değil; ama mekanizma ortada.</p>

<figure><img alt="Asıl kırılan şey istihdam değil, yetişme hattı: yapay zekânın üstlendiği görevlerin ortalama eğitim gereksinimi 14,4 yıl, ekonomi genelinde 13,2 yıl" src="https://eminkoksal.com/blog-media/hukuk-muhendisi-legal-engineer-3.png" /></figure>

<p>Bu noktada Kubicki&#8217;nin üç ilanındaki bir ayrıntıya geri dönmek istiyoruz. Norm AI, tercüman pozisyonlarını Milbank ve Skadden&#8217;dan ayrılan orta kıdemli avukatlarla doldurmuş; tedarikçi ise şirket içi hukuk departmanlarından eleman topluyor ki aynı departmanlara satış yapabilsin. Kubicki&#8217;nin deyişiyle büroların avukat kadrosu, o bürolara ürün satan şirketlerin altyapı takımına dönüşmüş durumda. Yetişme hattı böylece iki ucundan birden çekiliyor: alttan teknoloji nitelikli işi alıyor, üstten tedarikçiler yetişmiş olanı götürüyor. Özdemir&#8217;in önerisi ise mesleğin müfredatıyla ilgili: junior avukatın rolü üreticiden denetleyiciye kayıyor ve denetim, üretimden daha ileri bir beceri. Bu beceriyi bugün ne hukuk fakülteleri ne barolar öğretiyor.</p>

<p><strong>Eylem Planı&#8217;na Dönersek: Müfredatı Kim Yazacak?</strong></p>

<p>Şimdi başa, Eylem Planı&#8217;nın hukuku saydığı satıra dönebiliriz. Plan, yalnızca bir hedef sayı vermiyor; bir ölçüm çıtası da koyuyor. Okuryazarlık programının başarısı katılımcı sayısıyla değil öğrenme çıktısıyla ölçülecek, mikro sertifikalar içeriğe erişildiğini değil asgari başarı eşiğinin geçildiğini gösterecek.<a href="#_ftn8">[8]</a> Devletin kendi programı için koyduğu bu çıtayı sektöre uyguladığımızda, Özdemir&#8217;in dört sorusuna varıyoruz: aynı işi kaç dakikada bitiriyoruz, hata oranımız ne, hangi süreci yeniden yazdık ve ekibin ne kadarı o yeni süreci gerçekten kullanıyor? Bu dört soruya rakamla cevap veremeyen bir büronun elinde, Özdemir&#8217;in deyişiyle, dönüşüm değil abonelik var.</p>

<figure><img alt="Eylem Planı çıtayı koydu: öğrenme çıktısı — büroya uyarlanmış dört ölçüm sorusu" src="https://eminkoksal.com/blog-media/hukuk-muhendisi-legal-engineer-4.png" /></figure>

<p>Ancak burada ikinci bir parantez açmamız gerekiyor. Amerikan piyasasının bize gösterdiği şey, rolün tanımını ilk yapanın tedarikçiler olduğunda ne olduğu: unvan süsleniyor, sertifika tek yetkinliğe yığılıyor, yetişmiş insan büro dışına akıyor. Eylem Planı&#8217;nın &#8220;sektörlerle birlikte tasarlanacak programlar&#8221; ifadesi, Türkiye&#8217;de bu sıranın tersine kurulabileceğine dair bir kapı aralıyor. Hukuk için o müfredatı kimin, hangi standartla yazacağı ise henüz belli değil. Plan ayrıca yetenek ile düzenleme ve güven bileşenlerini &#8220;kesişen&#8221; olarak tanımlıyor; her iki alanda da sözü olan bir meslek grubundan bahsediyoruz. Soru, hukukçuların bu dönüşüme yalnızca uyum danışmanı olarak mı, yoksa dönüşümü kurgulayan taraf olarak mı dahil olacağı. Bu sorunun cevabının önümüzdeki iki yılda verileceğini ve çok şeyi belirleyeceğini düşünüyoruz.</p>

<p><strong>Sonuç Yerine: Unvan Kostüm, İhtiyaç Gerçek</strong></p>

<p>Genel bir değerlendirme yapıldığında, &#8220;hukuk mühendisi&#8221; unvanının bir süre sonra içi boşalacak bir moda, arkasındaki ihtiyacın ise kalıcı olduğunu söyleyebiliriz. İhtiyacın adı, yapay zekâyı demodan savunulabilir bir iş ürününe taşıyabilecek bir kurum içi kapasite; bu kapasitenin bileşenlerinin çoğu zaten bürolarda, yalnızca başka isimlerle ve çoğu zaman yetkisiz biçimde duruyor. Piyasanın üç ilanı, bu kapasiteyi tek bir kişide aramanın en derin ceplerde bile sonuç vermediğini gösteriyor.</p>

<p>İzlenmesi gereken riskleri de açıkça belirtelim. Birincisi, unvanın içini boşaltmanın en ucuz yolu olan yeniden etiketleme: bilgi yönetimi müdürüne &#8220;hukuk mühendisi&#8221; deyip kapasiteyi kurulmuş saymak, Kubicki&#8217;nin deyişiyle kanıttan önce gelen ve tutulamayacak bir vaat. İkincisi, sertifika enerjisinin tek yetkinliğe yığılması. Üçüncüsü ve bizce en önemlisi, fiyatlama tarafının hiç konuşulmaması: kazanılan saat büroda kalamadığı sürece bu ekibi kurmanın iktisadi gerekçesi oluşmuyor. Kapsam dışında bıraktığımız bir konuyu da not edelim: bu yazıdaki verilerin hiçbiri Türkiye&#8217;ye ait değil. Türkiye&#8217;de baro veya büro düzeyinde bir yapay zekâ benimseme araştırması henüz bulunmuyor ve bu yokluk, başlı başına bir bulgu.</p>

<p>Şeytanın ayrıntıda gizli olduğunu unutmamak kaydıyla, Eylem Planı&#8217;nın hukuku saymış ve ölçüm çıtasını yukarı koymuş olmasını olumlu buluyoruz. Unvanın mı yoksa ihtiyacın mı kazanacağını, müfredatı kimin yazdığı belirleyecek. Fakat şunu söyleyebiliriz: rolü ilanlardan değil, kendi işimizdeki ağrıdan yola çıkarak tanımlarsak yön doğru.</p>

<figure><img alt="Rolü ilanlardan değil, kendi işimizdeki ağrıdan yola çıkarak tanımlamak gerek — kapanış görseli" src="https://eminkoksal.com/blog-media/hukuk-muhendisi-legal-engineer-5.png" /></figure>

<hr />

<p><a href="#_ftnref1">[1]</a>Josh Kubicki, &#8220;The $320K Legal Engineer, Decoded&#8221;, <em>Brainyacts</em> #290, 22 Temmuz 2026, <a href="https://thebrainyacts.beehiiv.com/p/290-the-320k-legal-engineer-decoded">https://thebrainyacts.beehiiv.com/p/290-the-320k-legal-engineer-decoded</a> ; altı yetkinlik çerçevesi için &#8220;Your firm may already have the AI talent it needs&#8221;, <em>Brainyacts</em> #294, 19 Ağustos 2026, <a href="https://thebrainyacts.beehiiv.com/p/294-your-firm-may-already-have-the-ai-talent-it-needs">https://thebrainyacts.beehiiv.com/p/294-your-firm-may-already-have-the-ai-talent-it-needs</a></p>

<p><a href="#_ftnref2">[2]</a>Uwais Iqbal, &#8220;Want to become an AI Native law firm?&#8221;, LinkedIn, 2026, <a href="https://www.linkedin.com/posts/uwaisiqbal_want-to-become-an-ai-native-law-firm-that-share-7486047578745327616-qovR/">https://www.linkedin.com/posts/uwaisiqbal_want-to-become-an-ai-native-law-firm-that-share-7486047578745327616-qovR/</a> . Çerçevenin Türkiye için uyarlaması: Burak Özdemir, &#8220;Yapay Zeka Tabanlı Hukuk Bürosu: Dönüşenlerin Hikayesi&#8221;, 28 Temmuz 2026, <a href="https://burakozdemirlegal.substack.com/p/yapay-zeka-tabanl-hukuk-burosu-donusenlerin">https://burakozdemirlegal.substack.com/p/yapay-zeka-tabanl-hukuk-burosu-donusenlerin</a> . Bire on maliyet oranı için: Pereira vd., <em>Enterprise AI Playbook</em>, Stanford Digital Economy Lab, 2026.</p>

<p><a href="#_ftnref3">[3]</a>LegalOn, <em>2026 In-house Legal Pulse</em>, aktaran Artificial Lawyer, &#8220;Inhouse Embraces AI…And Does Little With It&#8221;, 18 Ağustos 2026, <a href="https://www.artificiallawyer.com/2026/08/18/inhouse-embraces-aiand-does-little-with-it/">https://www.artificiallawyer.com/2026/08/18/inhouse-embraces-aiand-does-little-with-it/</a> . Harbor&#8217;ın büro teknoloji harcaması verisi için Artificial Lawyer, 21 Ağustos 2026, <a href="https://www.artificiallawyer.com/2026/08/21/harvey-tenet-nashville-legal-innovators/">https://www.artificiallawyer.com/2026/08/21/harvey-tenet-nashville-legal-innovators/</a></p>

<p><a href="#_ftnref4">[4]</a>Jordan Furlong, &#8220;Long live the billable hour must die!&#8221;, 14 Ağustos 2026, <a href="https://jordanfurlong.substack.com/p/long-live-the-billable-hour-must">https://jordanfurlong.substack.com/p/long-live-the-billable-hour-must</a> . Kaynak veriler Thomson Reuters <em>2025 Legal Department Operations Index</em>, Best Law Firms Ağustos 2026 anketi ve Thomson Reuters <em>Law Firm Financial Index</em>.</p>

<p><a href="#_ftnref5">[5]</a>Iqbal, a.g.e.</p>

<p><a href="#_ftnref6">[6]</a>Burak Özdemir, &#8220;Yapay Zeka ile Hukukta Rekabetin Ekseni Değişti&#8221;, 4 Ağustos 2026, <a href="https://burakozdemirlegal.substack.com/p/yapay-zeka-ile-hukukta-rekabetin">https://burakozdemirlegal.substack.com/p/yapay-zeka-ile-hukukta-rekabetin</a> ; Anthropic Economic Index verilerini aktarmaktadır.</p>

<p><a href="#_ftnref7">[7]</a>Özdemir, &#8220;Yapay Zeka ile Hukukta Rekabetin Ekseni Değişti&#8221;, a.g.e.</p>

<p><a href="#_ftnref8">[8]</a>Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, <a href="https://www.sanayi.gov.tr/yapayzekaeylemplani">https://www.sanayi.gov.tr/yapayzekaeylemplani</a> ; hukuk pratiği açısından okuması için Burak Özdemir, &#8220;Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı: Metin İyi, Asıl Sınav Uygulamada&#8221;, 18 Ağustos 2026, <a href="https://burakozdemirlegal.substack.com/p/turkiye-yapay-zeka-eylem-plan-metin">https://burakozdemirlegal.substack.com/p/turkiye-yapay-zeka-eylem-plan-metin</a></p>

<!-- Page CTAs suppressed on posts -->
]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Can AI read thirty years of case law?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/can-ai-read-thirty-years-of-case-law.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/can-ai-read-thirty-years-of-case-law.html</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>AI in Economic Research</category>
      <description>Our second AI-supported working paper is out. An AI model read all 9,995 published decisions of the Turkish Competition Board and extracted the 18,513 citations connecting them. Network analysis did the rest.</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Our second AI-supported working paper is out: <em>The Intellectual DNA of the Turkish Competition Board: Mapping Three Decades of Case Law Through Citation Networks</em>, written with Cansu Peker and Melih Üyer.</p>

<p>The setup is easy to state and was, until recently, impossible to do. An AI model read all 9,995 published decisions of the Turkish Competition Board — three decades of case law — and extracted the 18,513 citations connecting them. Network analysis did the rest.</p>

<figure>
<img src="https://eminkoksal.com/blog-media/intellectual-dna-network.jpg" alt="Citation network of the Turkish Competition Board's 9,995 published decisions — each dot a decision, each line a citation">
<figcaption>The Board's case law as a network: 9,995 decisions, 18,513 citations. Each dot is a decision; the closer to the center, the more connected.</figcaption>
</figure>

<p>Three findings stand out.</p>

<p><strong>Influence is scarce.</strong> The Board's most influential decision attracts just ten direct citations. In a body of nearly ten thousand decisions, no single landmark towers over the rest.</p>

<p><strong>Reliance on EU case law follows a U-curve.</strong> Dependence in the early years, autonomization in the middle period, re-engagement more recently.</p>

<p><strong>The canon forms fast.</strong> Doctrine-shifting decisions become the canon within three years. What predicts a decision's staying power is how fast it gets cited.</p>

<p>The paper continues what we started with the <a href="https://ssrn.com/abstract=5731282" target="_blank" rel="noopener noreferrer">quarter-century analysis</a> we published last November: treating a regulator's entire decision record as one dataset, and letting AI do the reading no team of humans could. This time the question was structural — how the Board's reasoning holds together across thirty years, which decisions everything else leans on, and where the doctrine shifts.</p>

<p>The full paper is on <a href="https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=7094258" target="_blank" rel="noopener noreferrer">SSRN</a>. Comments and feedback are very welcome.</p>
]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Yapay zeka destekli ilk akademik çalışmamız: 3.369 Rekabet Kurulu kararını inceledik!</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/yapay-zeka-ile-binlerce-rekabet-kurulu-kararini-inceledik.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/yapay-zeka-ile-binlerce-rekabet-kurulu-kararini-inceledik.html</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Jul 2025 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>AI in Economic Research</category>
      <description>Geçtiğimiz günlerde, Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku Merkezi’nde sunduğumuz ilk yapay zekâ destekli çalışmamızın YouTube kaydı yayınlandı. Bu çalışma, hem benim hem de bu çalışmaya katkıda bulunanlar için oldukça…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/yapay-zeka-ile-binlerce-rekabet-kurulu-kararini-inceledik-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde, Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku Merkezi’nde sunduğumuz <strong>ilk yapay zekâ destekli çalışmamızın</strong> <a href="https://youtu.be/BF3CjRjpdJY?si=ls-utJ391l-VS-v5">YouTube kaydı</a> yayınlandı. Bu çalışma, hem benim hem de bu çalışmaya katkıda bulunanlar için oldukça özel ve çığır açıcı bir deneyim oldu.</p>



<figure><div>
<span><iframe src="https://www.youtube.com/embed/BF3CjRjpdJY?version=3&#038;rel=1&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;fs=1&#038;hl=en-US&#038;autohide=2&#038;wmode=transparent" allowfullscreen="true" sandbox="allow-scripts allow-same-origin allow-popups allow-presentation allow-popups-to-escape-sandbox"></iframe></span>
</div></figure>



<h3>Neden Bu Çalışmayı Yaptık?</h3>



<p>Rekabet Kurulu’nun 25 yılı aşkın süredir verdiği kararlar, Türkiye’de rekabet hukukunun temel taşlarını oluşturuyor. Bu kararları sistematik bir şekilde analiz etme fikri uzun süredir aklımdaydı. Kurumun şeffaflığı sayesinde, binlerce karar erişime açık. Ancak <strong>binlerce kararı elle incelemek ve etiketlemek</strong> neredeyse imkânsızdı — hem insan gücü hem de kaynak açısından.</p>



<p>Tam da bu noktada, son yıllarda hızla gelişen <strong>yapay zekâ araçları bu hayali gerçeğe dönüştürdü.</strong> Bu teknoloji, sadece otomasyon değil, aynı zamanda <strong>araştırmacıların kapasitesini katlayacak</strong> kadar güçlü bir yardımcıya dönüştü. Bu sayede, Kurul kararlarını tutarlı şekilde inceleyerek; iktisadi analiz seviyesi, ispat standardı ve rekabetin korunmasına katkı gibi eksenlerde hipotezlerimizi test edebildik. Hatta popülizm tartışmalarının kararlara nasıl yansıdığını bile anlamaya çalıştık.</p>



<h3>Nasıl Yaptık?</h3>



<p>Mart 2025 itibarıyla yayımlanmış <strong>3.369 adet &#8220;rekabet ihlali&#8221; kararını</strong> inceledik. Bu kararları üç temel ölçüte göre puanladık:</p>



<ul>
<li><strong>İktisadi analiz düzeyi</strong></li>



<li><strong>İspat standardı</strong></li>



<li><strong>Rekabetin korunmasına katkısı</strong></li>
</ul>



<p>Bu amaçla, detaylı bir <strong>codebook</strong> (değerlendirme kılavuzu) oluşturduk. Kılavuz sayesinde kararların delil-mantık ilişkisi, iktisadi analiz ve rekabetin korunmasına katkı düzeyleri nesnel biçimde değerlendirildi.</p>



<p>Analizleri, yüksek bağlam penceresine sahip <strong>Google Gemini modelleriyle</strong> yaptık. İlk etapta Gemini Pro, daha sonra Gemini 2.0 Flash kullandık. Diğer modeller (OpenAI, Anthropic) bu büyüklükteki metinleri değerlendirmekte yetersiz kaldığı için tek bir model ailesi ile değerlendirme yapabildik.</p>



<p>En dikkat çekici yöntemimiz: <strong>Yapay zekâya puanlama gerekçesini yazdırmak.</strong> Bu sayede, hem tutarlılığı artırdık hem de kararların puanlarını anlamlandırabildik. Ayrıca; karar türü, tarihi, taraflar, kurul üyeleri, raportör görüşü, oy birliği durumu, ceza varlığı gibi onlarca değişkeni de veri setimize dahil ettik.</p>



<h3>Bulgular</h3>



<p>İşte bazı dikkat çekici sonuçlar:</p>



<ul>
<li><strong>2009–2013 arasında ön araştırma kararlarında artış, ardından sert bir düşüş</strong> yaşanmış. 2012 tarihli bir tebliğin bu düşüşe yol açtığını gördük.</li>



<li><strong>2022 sonrası, uzlaşma ve taahhüt kararları ön araştırmaların yerini alıyor.</strong> Yeni mekanizmaların sahada etkili hale geldiğini gösteriyor.</li>



<li><strong>Soruşturma kararlarının %65’i cezayla sonuçlanmış.</strong> Bu oran, “Ceza çıkar mı?” sorusuna somut bir yanıt sunuyor.</li>



<li><strong>Karar kalitesinde zamanla artış gözlemledik.</strong> Özellikle 2016 sonrası puanlar yukarı yönlü bir eğilim gösteriyor. Kurumsal kapasite, insan kaynağı ve teknoloji yatırımlarının katkısı kısmen açıklayabiliyor.</li>



<li><strong>İspat standardındaki kırılmaları analiz ettiğimizde</strong>, üç dönemsel rejim tespit ettik:<br><strong>Kuruluş–2002</strong>, <strong>2002–2016</strong>, <strong>2016 sonrası.</strong> İlginç biçimde bu eşikler, Türkiye’deki önemli siyasi olaylarla örtüşüyor. Bu bir tesadüf de olabilir.</li>



<li><strong>Soruşturma kararları</strong>, ön araştırmalara göre tüm kalite kriterlerinde daha yüksek puan alıyor.</li>



<li><strong>Ceza verilen kararlar</strong>, analiz ve ispat standardı açısından daha güçlü.</li>



<li>Ancak <strong>oy birliğiyle alınan kararlar</strong>, farklı gerekçelerle alınanlara göre anlamlı bir fark göstermiyor.</li>



<li><strong>Uzlaşma kararlarının ispat standardı</strong>, soruşturma kararlarından yüksek çıkıyor. Bu, uzlaşmaların daha güçlü delillerle desteklendiği tezini güçlendiriyor.</li>
</ul>



<h3>Peki, Bundan Sonra?</h3>



<p>Bu proje bizim için bir başlangıç. Popülizm gibi bazı hipotezleri doğrulayamasak da, yapay zekâ sayesinde artık çok daha derin analizler yapabiliyoruz. Özellikle <strong>uzlaşma ve taahhüt mekanizmaları</strong>, yeni karar türleri, mevzuat değişiklikleri ve hatta <strong>WhatsApp gibi dijital delillerin</strong> karar süreçlerine etkisi gibi konuları incelemeyi sürdüreceğiz.</p>



<p>Yapay zekâ araçlarının, Türkiye’deki rekabet hukuku uygulamalarına yeni bir bakış açısı kazandırdığına inanıyoruz. </p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>New course: Generative AI for Economic Analysis &amp; Research</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/new-course-generative-ai-for-economic-research-analysis.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/new-course-generative-ai-for-economic-research-analysis.html</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jan 2025 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Teaching Notes</category>
      <description>I am delighted to announce an innovative new course that I’ll be teaching this Spring semester at Bahçeşehir University. After spending the past year and a half exploring and working with various generative AI tools…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/new-course-generative-ai-for-economic-research-analysis-cover.jpg" alt=""></p>
<p>I am delighted to announce an innovative new course that I&#8217;ll be teaching this Spring semester at Bahçeşehir University. After spending the past year and a half exploring and working with various generative AI tools, particularly Large Language Models (LLMs), I am thrilled to bring this cutting-edge knowledge into the economics curriculum.</p>



<p>This course represents a significant step forward in preparing students for the evolving landscape of economic research and analysis. In an era where AI tools are rapidly transforming how we work, students will gain hands-on experience with technologies that are becoming essential in our field.</p>



<p>What excites me most about this course is its unique meta-learning approach. Students won&#8217;t just learn about AI – they&#8217;ll actively use AI tools to enhance their learning experience, including using AI to assist in developing Python programming skills. This practical, project-based approach will prepare them for a future where the ability to effectively leverage AI tools will be a crucial professional advantage.</p>



<p>Through hands-on projects and real-world applications, students will:</p>



<ul>
<li>Master web-based AI interfaces for economic analysis</li>



<li>Develop Python scripts to interact with AI APIs</li>



<li>Apply these tools to both micro and macroeconomic research</li>



<li>Learn to integrate AI capabilities with traditional economic methodologies</li>



<li>Build critical evaluation skills for AI applications in economics</li>
</ul>



<p>I&#8217;m particularly enthusiastic about guiding students through this transformative learning experience. The course is designed to equip them with practical skills that will enhance their capabilities as economists while maintaining the crucial elements of critical thinking and analytical rigor.</p>



<p>Looking forward to embarking on this exciting journey with our students this Spring semester!</p>



<div><a id="wp-block-file--media-c16ef9bb-c361-4b36-bcea-5b360fe381a8" href="https://eminkoksal.com/blog-media/new-course-generative-ai-for-economic-research-analysis-syllabus.pdf">Course Syllabus</a><a href="https://eminkoksal.com/blog-media/new-course-generative-ai-for-economic-research-analysis-syllabus.pdf" download aria-describedby="wp-block-file--media-c16ef9bb-c361-4b36-bcea-5b360fe381a8">Download</a></div>



<p>*<em>Note: I used generative AI tools to create the featured image and enhance the readability and flow of this text.</em></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>5G’de Son Vagon: Yapay Zeka Çağında Türkiye’nin Dijital Dönüşüm Sınavı</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/5gde-son-vagon-yapay-zeka-caginda-turkiyenin-dijital-donusum.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/5gde-son-vagon-yapay-zeka-caginda-turkiyenin-dijital-donusum.html</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jan 2025 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>Yapay zeka çağında, bu teknolojinin tam potansiyeline ulaşması için yüksek hızlı ve düşük gecikmeli iletişim altyapısı şart. Bu altyapının en kritik bileşenlerinden…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/5gde-son-vagon-yapay-zeka-caginda-turkiyenin-dijital-donusum-cover.jpg" alt=""></p>
<p><span>Şahin Ardıyok ile birlikte @RekabetRegulasyon.com</span></p>



<p>Yapay zeka çağında, bu teknolojinin tam potansiyeline ulaşması için yüksek hızlı ve düşük gecikmeli iletişim altyapısı şart. Bu altyapının en kritik bileşenlerinden biri de beşinci nesil mobil iletişim teknolojisi (5G). Dünya, bu teknolojiye hızla geçiş yaparken, Türkiye bu yarışta henüz yolun başında. Küresel 5G kullanıcı sayısı iki milyara ulaşmışken, ülkemizde ilk 5G sinyalinin 2026’da alınması planlanıyor. Bu gecikme, sadece telekomünikasyon alanında değil, yapay zeka ve ileri teknolojilerin yaygınlaşmasında da Türkiye’yi dezavantajlı konuma düşürebilir. Bu yazıda, Türkiye’nin geciken 5G yolculuğunu farklı yönleriyle ele alıyoruz.</p>



<p><strong>Türkiye’nin 5G Vizyonu ve Mevcut Durum</strong></p>



<p>2025 yılı itibarıyla Türkiye, 5G teknolojisine geçiş için somut adımlar atmaya başlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu’nun açıklamalarına göre, 5G ihalesinin 2025 yılında gerçekleştirilmesi ve ilk sinyalin 2026’da alınması planlanıyor<a id="_ftnref1" href="#_ftn1">[1]</a>. Şu anda ülke genelinde 34 lokasyonda 5G denemeleri sürdürülüyor<a id="_ftnref2" href="#_ftn2">[2]</a>. Bu deneme sürecinde elde edilen veriler, tam ölçekli uygulamaya geçiş için pilot çalışma niteliğinde bir rol oynuyor.</p>



<p>Türkiye’nin 5G vizyonunun merkezinde ise yerli teknoloji üretimi hedefi yatıyor. Bu kapsamda, yerli teknoloji geliştirme çabalarının koordine edilmesi amaçlanıyor. Türkiye’nin 5G teknolojisinde dışa bağımlılığını azaltmak ve küresel pazarda rekabet gücünü artırmak hedefleniyor. Bu hedef doğrultusunda, yerli üreticilerin desteklenmesi ve teknoloji transferinin sağlanması için çeşitli teşvik programlarının hayata geçirilmesi planlanıyor<a id="_ftnref3" href="#_ftn3">[3]</a>.</p>



<p><strong>Türkiye’nin 5G’ye Geçişinde Yaşanan Gecikmenin Nedenleri</strong></p>



<p>Türkiye’nin 5G teknolojisine geçiş sürecinde yaşanan gecikmenin başlıca nedenlerini incelediğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/5gde-son-vagon-yapay-zeka-caginda-turkiyenin-dijital-donusum-1.png" alt="" /></figure>



<p>Öncelikle, mevcut altyapının yetersizliği önemli bir engel teşkil ediyor. 5G teknolojisi, halihazırda kullanılan 4.5G’den çok daha gelişmiş ve karmaşık bir altyapı gerektiriyor. Yüksek hız ve düşük gecikme süresi gibi 5G’nin temel özelliklerini sağlayabilmek için yeni baz istasyonlarının kurulması, mevcut altyapının kapsamlı bir şekilde güncellenmesi ve bilhassa baz istasyonlarını ana şebeke ile irtibatlandıracak fiber optik altyapının bugünkünden çok daha hacimli hale getirilmesi gerekiyor.</p>



<p>İkinci olarak, frekans tahsisi konusundaki belirsizlikler süreci yavaşlatıyor. 5G hizmetinin verilebilmesi için gerekli frekans bantlarının operatörlere tahsis edilmesi süreci çeşitli nedenlerle uzadı. Bu konudaki belirsizlikler, operatörlerin 5G ağlarını kurma planlarını ertelemelerine neden oluyor. Kontrolü Varlık Fonu’nda olan operatörlerin (Türk Telekom ve Turkcell) resmi açıklamaları sınırlı kalsa da Vodafone, frekans ihale bedellerinin yatırım yapmaya da imkan sağlayacak makul seviyelerde tutulması gerektiğini savunuyor<a id="_ftnref4" href="#_ftn4">[4]</a>. Bu konuyla bağlantılı bir başka sorun ise, altyapının önemli bir kısmını oluşturan GSM 900 ve 1800 teknolojilerine ilişkin yetkilendirmelerin telekomünikasyon sektöründeki deregülasyon öncesi dönemde imtiyaz sözleşmeleri ile yapılmış olması ve o sözleşmelerde bulunan altyapının 2-3 yıl içinde devlete devrini öngören hükümler. Dahası GSM 900 ve GSM 1800 ile daha sonra frekans tahsisi yoluyla yetkilendirme yapılan 3G ve 4G altyapılarının birbirinden ayrıştırılması konusundaki hukuki zorlukların da çözüme kavuşturulması gerekecek.</p>



<p>Üçüncü önemli faktör ise maliyetlerin karşılanmasına yönelik belirsizlikler. 5G altyapısının kurulması ve işletilmesi operatörler için ciddi bir finansal yük oluşturuyor. Yeni baz istasyonları ve gelişmiş ağ ekipmanları için yapılması gereken büyük yatırımlar, hizmet fiyatlarına yansıyabililir. Bu durum da 5G teknolojisinin yaygınlaşmasını güçlü bir talep olmadığında yavaşlatabilir. Tabi imtiyaz sözleşmelerinin 2-3 yıl içinde sona erecek olması ve yukarıda bahsettiğimiz bir kısım altyapının devlete iadesine yönelik hükümler de finansman konusunda önemli belirsizlikleri oluşturuyor.</p>



<p>Son olarak, Türkiye’nin 5G teknolojisinde dışa bağımlılığı azaltma hedefi de süreci etkiliyor. Ülkemiz, 4.5G teknolojisinde olduğu gibi (%45 yerli katkı şartı) 5G teknolojisinde de yerli üretimi teşvik etmeyi amaçlıyor. Bu hedefe ulaşmak için yerli teknoloji geliştirme çalışmalarının tamamlanması gerekiyor.</p>



<p><strong>Diğer Ülkelerde 5G ve Gelecek Öngörüleri</strong></p>



<p>Türkiye henüz 5G yolculuğuna başlamasa da dünya genelinde 5G teknolojisi hızla yaygınlaşıyor. 2024 başında küresel 5G bağlantı sayısı 1,76 milyara ulaştı ve bu sayının 2028 yılına kadar 7,9 milyara çıkması bekleniyor<a id="_ftnref5" href="#_ftn5">[5]</a>. Kuzey Amerika, 5G penetrasyonunda önde gelen bölgeler arasında yer alıyor. Çin, 5G abone sayısı bakımından dünya lideri konumunda bulunuyor. Güney Kore, en iyi 5G bağlantısına sahip ülke olarak öne çıkıyor. ABD’nin ise 2026 yılına kadar yaklaşık 200 milyon 5G abonesini aktif etmeyi planladığı belirtiliyor.</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/5gde-son-vagon-yapay-zeka-caginda-turkiyenin-dijital-donusum-2.png" alt="" /></figure>



<p>5G’nin yaygınlaşmasıyla birlikte, mobil veri trafiği de hızla artıyor. Küresel mobil veri trafiğinin önümüzdeki yıllarda katlanarak artması bekleniyor<a id="_ftnref6" href="#_ftn6">[6]</a>. Bu artış, 5G’nin sunduğu yüksek hız ve kapasite sayesinde mümkün oluyor. 5G’nin kullanımı yaygınlaştıkça, hizmete giren bağımsız 5G ağı sayısındaki artış da hem tüketicilere hem de işletmelere yeni ve daha yüksek bağlantı kapasitesi gerektiren uygulamalardan yararlanma olanağı sağlıyor.</p>



<p>Çin’de gelişmiş 5G teknolojisi (5G-A) geliştiriliyor. Hücre iletişiminin kapasitesini yeni bir seviyeye taşıyan 5G-A, endüstriyel kontrolde etkinliği artırırken, iş akışlarına getirdiği esneklikle geleneksel sanayi kollarını “akıllı imalat” ile entegre ediyor<a id="_ftnref7" href="#_ftn7">[7]</a>.</p>



<p><strong>5G’nin Teknik Özellikleri ve Dönüştürücü Etkisi</strong></p>



<p>5G teknolojisi, geleneksel mobil iletişimin çok ötesinde imkanlar sunuyor. 4G’ye kıyasla en az on kat daha yüksek hız (1000+ Mbps), elli kat daha düşük gecikme süresi (1 milisaniyenin altında) ve kilometrekare başına bin kat daha fazla cihaz bağlantı kapasitesi sağlıyor<a id="_ftnref8" href="#_ftn8">[8]</a>. Bu teknik üstünlükler, birçok yeni nesil uygulamayı mümkün kılıyor.</p>



<p>Özellikle düşük gecikme süresi, gerçek zamanlı uygulamalar için dönüştürücü fırsatlar sunuyor. Uzaktan ameliyat gibi hassas tıbbi işlemlerden, otonom araçların anlık karar verme mekanizmalarına kadar çeşitli kritik uygulamalar, 5G’nin sağladığı ultra düşük gecikme süresiyle mümkün hale geliyor. Yüksek bağlantı kapasitesi ise, akıllı şehir uygulamalarının yaygınlaşmasını ve Nesnelerin İnterneti (IoT) ekosisteminin genişlemesini destekliyor.</p>



<p>5G’nin sağladığı bu teknik üstünlükler, yapay zeka uygulamalarının da yaygınlaşmasına ve performansının artmasına önemli katkılar sunuyor. Özellikle düşük gecikme süresi ve yüksek bağlantı kapasitesi, yapay zeka modellerinin gerçek zamanlı veri işlemesini ve anlık tepki vermesini mümkün kılıyor. Örneğin, akıllı şehirlerdeki trafik yönetim sistemlerinde yapay zeka algoritmaları, 5G sayesinde gerçek zamanlı veri analizi yapabiliyor ve trafik akışını optimize edebiliyor. Ayrıca, 5G altyapısı üzerinden çalışan uç bilişim (edge computing) sistemleri, yapay zeka uygulamalarının daha verimli çalışmasını sağlıyor. Bu da özellikle otonom araçlar, akıllı fabrikalar ve artırılmış gerçeklik uygulamaları gibi alanlarda yapay zekanın potansiyelini en üst düzeye çıkarıyor.</p>



<p><strong>Türkiye’de 5G’ye Geçişin Olası Etkileri ve Ertelemenin Maliyeti</strong></p>



<p>5G teknolojisinin diğer ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’de ekonomiye, topluma ve teknolojiye birçok olumlu etkisi olması bekleniyor<a id="_ftnref9" href="#_ftn9">[9]</a>. 5G teknolojisinin yaygınlaşması, Türkiye ekonomisinde kapsamlı bir dönüşümü tetikleyecek potansiyele sahip. Dijital ekonominin güçlenmesi, yeni iş modellerinin ortaya çıkması ve geleneksel sektörlerin modernizasyonu beklenen etkiler arasında. Özellikle tarım, sağlık ve eğitim sektörlerinde verimlilik artışı ve hizmet kalitesinde iyileşme öngörülüyor.</p>



<p>5G’ye geçişin ertelenmesinin ise Türkiye ekonomisi için ciddi maliyetleri olacağı bekleniyor. Yapılan hesaplamalara göre, 5G teknolojisinin bir yıl gecikmesi bile ülke ekonomisinde, 2022 rakamlarıyla 120 milyar TL’lik (9 milyar USD) bir gelir kaybına neden olabilir<a id="_ftnref10" href="#_ftn10">[10]</a>. Bu kayıp, 5G’nin teknolojik döngüsünde elde edilmesi beklenen toplam ekonomik aktivitenin yaklaşık %12’sine denk geliyor. Ancak maliyet sadece finansal kayıplarla sınırlı değil; gecikme aynı zamanda Türkiye’nin küresel rekabet gücünü zayıflatabilir, yabancı yatırımları azaltabilir ve özellikle sanal sağlık hizmetleri, yapay zeka uygulamları vb. alanlarda kullanıcı deneyimini olumsuz etkileyebilir.</p>



<p><strong>Sonuç ve Öneriler</strong></p>



<p>5G teknolojisi, Türkiye için yalnızca bir telekomünikasyon altyapısı değil, aynı zamanda dijital dönüşümün ve ekonomik kalkınmanın kritik bir bileşeni olarak değerlendirilmelidir. Başarılı bir geçiş süreci için kamu kurumları, özel sektör ve akademinin koordineli çalışması elzemdir. Artık 4.5G’ye yatırım yapmak yerine, küresel eğilimleri takip ederek doğrudan 5G teknolojisine odaklanmak, Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğunda izlemesi gereken öncelikli strateji olmalıdır.</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/5gde-son-vagon-yapay-zeka-caginda-turkiyenin-dijital-donusum-3.png" alt="" /></figure>



<p>Somut bir öneri olarak, Türkiye’nin 5G yolculuğunda başarıya ulaşması için aşağıdaki beş temel alanda acil adım atılması gereklidir:</p>



<ol>
<li>Kamu ve özel sektör işbirliğiyle kapsamlı bir altyapı yatırım planı oluşturulmalı ve bu plan kararlılıkla uygulanmalı.</li>



<li>Frekans bantlarının tahsisi sürecinde şeffaflık ve rekabet gözetilmeli, spektrum kaynakları yatırımları teşvik edecek şekilde dağıtılmalı.</li>



<li>Mevcut imtiyaz sözleşmelerinin sona ermesi ve inşa edilen altyapının devlete devri konusundaki belirsizlikler, öngörülebilirliği sağlamak üzere şimdiden giderilmeli.</li>



<li>Yerli teknoloji geliştirme konusunda gerçekçi ve dengeli bir yaklaşım benimsenmeli. Yerli üretim ve Ar-Ge çalışmaları desteklenirken, altyapı yatırımlarında yerli ve ithal bileşenler arasında optimal denge gözetilmeli.</li>



<li>5G teknolojisinin faydaları ve kullanım alanları konusunda toplumsal farkındalık yaratılmalı, böylece yeni teknolojinin benimsenmesi kolaylaştırılmalı.</li>
</ol>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1">[1]</a>&nbsp;Cumhurbaşkanı Erdoğan 5G için tarih verdi! – DonanımHaber,&nbsp;<a href="https://www.donanimhaber.com/cumhurbaskani-erdogan-5g-icin-tarih-verdi--186206">https://www.donanimhaber.com/cumhurbaskani-erdogan-5g-icin-tarih-verdi–186206</a></p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2">[2]</a>&nbsp;5G için ihale edilecek frekanslar açıklandı – DonanımHaber,&nbsp;<a href="https://www.donanimhaber.com/5g-icin-ihale-edilecek-frekanslar-aciklandi--185392">https://www.donanimhaber.com/5g-icin-ihale-edilecek-frekanslar-aciklandi–185392</a></p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3">[3]</a>&nbsp;A.G.E.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4">[4]</a>&nbsp;Vodafone’dan 2025’te yatırımlara devam mesajı,&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/isdunyasi/bilisim/vodafonedan-2025te-yatirimlara-devam-mesaji-/692426">https://www.aa.com.tr/tr/isdunyasi/bilisim/vodafonedan-2025te-yatirimlara-devam-mesaji-/692426</a></p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5">[5]</a>&nbsp;Global 5G Connections Surge to 1.76 Billion, 66 Percent Growth Year over Year as North America Leads Charge, &nbsp;<a href="https://www.5gamericas.org/global-5g-connections-surge-to-1-76-billion-66-percent-growth-year-over-year-as-north-america-leads-charge/">https://www.5gamericas.org/global-5g-connections-surge-to-1-76-billion-66-percent-growth-year-over-year-as-north-america-leads-charge/</a></p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6">[6]</a>&nbsp;5G kullanımı artıyor, küresel mobil veri trafiği altı yıl içinde üçe katlanacak,&nbsp;<a href="https://www.bthaber.com/5g-kullanimi-artiyor-kuresel-mobil-veri-trafigi-alti-yil-icinde-uce-katlanacak/">https://www.bthaber.com/5g-kullanimi-artiyor-kuresel-mobil-veri-trafigi-alti-yil-icinde-uce-katlanacak/</a></p>



<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7">[7]</a>&nbsp;Çin’de gelişmiş 5G ağ teknolojisi, sanayi üretiminin çehresini değiştiriyor,&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/dunya/cinde-gelismis-5g-ag-teknolojisi-sanayi-uretiminin-cehresini-degistiriyor/3058448">https://www.aa.com.tr/tr/dunya/cinde-gelismis-5g-ag-teknolojisi-sanayi-uretiminin-cehresini-degistiriyor/3058448</a></p>



<p><a id="_ftn8" href="#_ftnref8">[8]</a>&nbsp;5G Nedir? – 5G Teknolojisine Ayrıntılı Bakış – AWS, accessed January 21, 2025,&nbsp;<a href="https://aws.amazon.com/tr/what-is/5g/">https://aws.amazon.com/tr/what-is/5g/</a></p>



<p><a id="_ftn9" href="#_ftnref9">[9]</a>&nbsp;Deloitte. “Yeni Nesil Bağlantının Gücü: 5G Teknolojisinin Türkiye Için Ekonomik ve Sosyal Faydaları,” 2022.&nbsp;<a href="https://www.deloitte.com/tr/tr/Industries/tmt/analysis/deloitte-vodafone-5g-etki-analizi.html">https://www.deloitte.com/tr/tr/Industries/tmt/analysis/deloitte-vodafone-5g-etki-analizi.html</a>.</p>



<p><a id="_ftn10" href="#_ftnref10">[10]</a>&nbsp;A.G.E.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>New Book: The Economics and Regulation of Digitalisation – The Case of Türkiye</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/new-book-announcement-the-economics-and-regulation-of-digita.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/new-book-announcement-the-economics-and-regulation-of-digita.html</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Oct 2024 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>I’m pleased to announce the publication of our new edited volume “The Economics and Regulation of Digitalisation: The Case of Türkiye” (Routledge, 2024), which I co-edited with Muzaffer Eroğlu and Matthias Finger. As…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/new-book-announcement-the-economics-and-regulation-of-digita-cover.jpg" alt=""></p>
<p>I&#8217;m pleased to announce the publication of our new edited volume &#8220;The Economics and Regulation of Digitalisation: The Case of Türkiye&#8221; (Routledge, 2024), which I co-edited with Muzaffer Eroğlu and Matthias Finger.</p>



<p>As an economist focusing on digital markets and regulation, I have been observing Türkiye&#8217;s digital transformation with concern. Despite having a Western legal framework and significant potential, Türkiye&#8217;s digitalization performance has not met expectations in many areas. Our book critically examines these challenges and opportunities, analyzing how Türkiye combines EU-inspired legislation with distinctly Turkish regulatory solutions.</p>



<p>Along with my co-editors, I contributed to the opening chapter, where we establish the theoretical framework for understanding the co-evolution of technology and institutions in the digital age. Additionally, I co-authored a chapter introducing the &#8220;Türkiye Digital Society Index&#8221; (TDSI), which provides a comprehensive metric for assessing the digitalization of Turkish society.</p>



<p>The book brings together 14 chapters by leading experts, covering crucial aspects of digitalization:</p>



<ul>
<li>Infrastructure development and policy evolution</li>



<li>E-commerce and digital platform dynamics</li>



<li>ICT adoption patterns across industries</li>



<li>Constitutional framework and e-government services</li>



<li>Privacy, competition, and platform regulation</li>



<li>FinTech, cryptocurrency, and social media governance</li>
</ul>



<p>I hope this comprehensive analysis will serve as a valuable resource for academics, policymakers, and practitioners working on digital transformation and regulatory frameworks. The insights offered in this volume may help both Türkiye and comparable emerging economies in developing better policies and regulations for their digital future.</p>



<p>The book is now available for pre-order through <a href="https://www.routledge.com/The-Economics-and-Regulation-of-Digitalisation-The-Case-of-Turkiye/Erolu-Finger-Koksal/p/book/9781032692333?_gl=1*1b55hva*_gcl_au*MTc5MjU5NTkxMi4xNzI5NDk2NzM2*_ga*OTc2NjQzNTc2LjE3Mjk0OTY3MzY.*_ga_0HYE8YG0M6*MTcyOTcwNzE2OC4yLjEuMTcyOTcwNzk5Ny42MC4wLjA.">Routledge</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Fiyatlandırma Algoritmaları – Nasıl çalışır? Ne zaman endişe yaratır? Nasıl ele alınmalıdır?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/fiyatlandirma-algoritmalari-nasil-calisir-ne-zaman-endise-ya.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/fiyatlandirma-algoritmalari-nasil-calisir-ne-zaman-endise-ya.html</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jul 2024 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Fiyatlandırma algoritmaları son yıllarda rekabet otoritelerinin[1] ve uluslararası kuruluşların[2] ilgi alanında yer alıyor. Geçtiğimiz aylarda Rekabet Kurumu da otomatik fiyatlandırma mekanizması uygulayan üç büyük…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/fiyatlandirma-algoritmalari-nasil-calisir-ne-zaman-endise-ya-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Fiyatlandırma algoritmaları son yıllarda rekabet otoritelerinin<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a> ve uluslararası kuruluşların<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a> ilgi alanında yer alıyor. Geçtiğimiz aylarda Rekabet Kurumu da otomatik fiyatlandırma mekanizması uygulayan üç büyük e-ticaret platformu hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdu.<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a> Böylelikle, sadece diğer ülkelerde değil, Türkiye’de de 2024 yılında fiyatlandırma algoritmaları rekabet hukuku tartışmalarının odağında yer alacağa benziyor. Bizler de tartışmaya hem hukuki hem de iktisadi açıdan katkıda bulunmak amacıyla Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku Seminerlerinde bir sunum yaptık.</p>



<figure><div>
<span><iframe src="https://www.youtube.com/embed/_BWiE69mIEw?version=3&#038;rel=1&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;fs=1&#038;hl=en-US&#038;autohide=2&#038;wmode=transparent" allowfullscreen="true" sandbox="allow-scripts allow-same-origin allow-popups allow-presentation allow-popups-to-escape-sandbox"></iframe></span>
</div></figure>



<p>Sunumda somut bir şekilde şu üç soruya cevaplar aradık: Fiyatlandırma algoritması nedir, nasıl çalışır? Hangi durumlarda danışıklık (anlaşma) açısından endişe potansiyeli taşıyabilir? Algoritmalara dair endişeler incelenirken, mevcut rekabet hukuku yaklaşımında bir değişime ihtiyaç var mıdır?</p>



<p>Sunumun ilk bölümünde – her ne kadar çeşitliliği ve işlevselliği açısından zor olsa da – rekabet hukuku bakımından yaratabileceği endişelerin farkını ortaya koymak amacıyla fiyatlandırma algoritmalarını iki temel kategoride inceledik. Yeni gelişen literatüre<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a> de dayanarak bunları, (1) “kurala bağlı algoritmalar” ve (2) “öğrenen algoritmalar” olarak ikiye ayırdık. Daha iyi anlaşılması için de gerçek hayattan örneklerle pekiştirdik.  Literatürde<a id="_ftnref5" href="#_ftn5"><sup>[5]</sup></a> veya rekabet otoritelerinin raporlarında<a id="_ftnref6" href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a> yapıldı gibi danışıklık türüne (sonuca) göre değil, algoritmaların tipine (kökene) göre bir ayrım yapılmasının rekabet hukuku endişelerini daha iyi anlamamıza yardımcı olduğunu gördük.</p>



<p>İkinci bölümde, algoritmalar konusunda en kritik kaygının fiyatlamaya dair danışıklık (anlaşma) olduğundan hareketle, algoritmaların danışıklıkta ilave bir rolü olup olmadığını ele aldık. Oyun teorisi üzerinden basit ve anlaşılır bir şekilde, danışıklığın kurulmasında ve sürdürülmesinde farklı türdeki algoritmaların olası etkilerini ortaya koymayı amaçladık. Yeni gelişen literatürü de dikkate alan bulgularımız, kurala bağlı algoritmalar ile öğrenen algoritmaların danışıklık için farklı etkileri olabileceğini gösterdi.</p>



<p>Üçüncü bölümde ise algoritmalara dair endişeleri incelerken, mevcut rekabet hukuku anlayışında bir değişime ihtiyaç olup olmadığını sorguladık. İlk iki bölümdeki çıkarımlarımız çerçevesinde, kurala bağlı algoritmalar açısından mevcut rekabet hukuku yaklaşımının korunması – anlaşmanın varlığının aranması, irade uyuşması vb. – gerektiği sonucuna ulaştık. Öğrenen algoritmalar için ise hem danışıklığın kurulması hem de sürdürülmesi bakımından mevcut rekabet hukuku anlayışının bir revizyona ihtiyacı olabileceğini gördük. Bu konuda yeni yapılan deneysel çalışmalara da değinerek, tartışmanın önümüzdeki süreçte rekabet otoritelerinin takınacağı tavır ile şekilleneceğine dikkat çektik.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;Bkz. Bundeskartellamt and Autorité de la Concurrence, “Algorithms and Competition,” 2019; CMA, “Algorithms: How They Can Reduce Competition and Harm Consumers,” 2021.</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;OECD, “Algorithms and Collusion: Competition Policy in the Digital Age,” 2017.</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;Rekabet Kurumu duyurusu. Erişim tarihi 01.12.2023,&nbsp;<a href="https://www.rekabet.gov.tr/tr/Guncel/d-market-elektronik-hizmetler-ve-ticaret-2166a359be83ee118eca00505685da39">https://www.rekabet.gov.tr/tr/Guncel/d-market-elektronik-hizmetler-ve-ticaret-2166a359be83ee118eca00505685da39</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4"><sup>[4]</sup></a>&nbsp;Bkz. Lea Bernhardt and Ralf Dewenter, “Collusion by Code or Algorithmic Collusion? When Pricing Algorithms Take Over,”&nbsp;<em>European Competition Journal</em>&nbsp;16, no. 2–3 (2020): 312–42; Emilio Calvano et al., “Algorithmic Pricing What Implications for Competition Policy?,”&nbsp;<em>Review of Industrial Organization</em>&nbsp;55, no. 1 (2019): 155–71.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5"><sup>[5]</sup></a>&nbsp;Bkz. Ezrachi, Ariel and Maurice E. Stucke, “Artificial Intelligence &amp; Collusion: When Computers Inhibit Competition,”&nbsp;<em>University of Illinois Law Review</em>&nbsp;2017, no. 5 (2017): 1775–1810.</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6"><sup>[6]</sup></a>&nbsp;Bkz. CMA, “Pricing Algorithms Economic Working Paper on the Use of Algorithms to Facilitate Collusion and Personalised Pricing,” 2018.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Rekabet Hukuku Uygulamalarında Popülizm – İyi mi, kötü mü?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/rekabet-hukuku-uygulamalarinda-populizm-iyi-mi-kotu-mu.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/rekabet-hukuku-uygulamalarinda-populizm-iyi-mi-kotu-mu.html</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jul 2024 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>‘Popülizm’ sözcüğünün Türkçedeki karşılığını TDK, ‘halkçılık’ olarak veriyor ve ‘halkın duygu ve düşüncelerini okşayan davranış ve tutum’ olarak tanımlıyor[1]. Siyaset…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/rekabet-hukuku-uygulamalarinda-populizm-iyi-mi-kotu-mu-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Şahin Ardıyok ile birlikte @RekabetRegulasyon.com</p>



<p>‘<em>Popülizm</em>’ sözcüğünün Türkçedeki karşılığını TDK, ‘<em>halkçılık</em>’ olarak veriyor ve ‘<em>halkın duygu ve düşüncelerini okşayan davranış ve tutum</em>’ olarak tanımlıyor<a id="_ftnref1" href="#_ftn1">[1]</a>. Siyaset biliminde ise popülizm, halkın sorunlarını çözme iddiasındaki siyasi aktörlerin, bu sorunların kaynağı olarak gördükleri geleneksel kurumlara karşı halkı harekete geçirme çabası olarak nitelendiriliyor<a id="_ftnref2" href="#_ftn2">[2]</a>. Popülizm, her ne kadar siyasi bir olgu gibi algılansa da iktisadi bileşenlere de sahip. İktisadi popülizm, toplum çıkarları adına mevcut iktisadi düzenin değiştirilmesini talep ederken, siyasi popülizm siyasi sistemi ve kurumları hedef alıyor. İktisadi popülizm, siyasi popülizme zemin hazırlarken, siyasi popülizm de iktisadi popülizmin önünü açabiliyor<a id="_ftnref3" href="#_ftn3">[3]</a>.</p>



<p>Günümüzde hem siyasi hem de iktisadi yaşamda kendini gösteren popülizmi<a id="_ftnref4" href="#_ftn4">[4]</a>, rekabet hukuku uygulamalarında da görmek mümkün. Popülizmin siyasi ve iktisadi yükselişiyle beraber, rekabet hukuku alanında ‘<em>popülist antitröst’</em>&nbsp;olarak adlandırılan – her ne kadar taraftarları kendilerini bu şeklide nitelendirmese de – yeni bir eğilimin ortaya çıktığını görebiliyoruz. Amerika’da hem kurumsal düzeyde hem de uygulamada kendini gösteren bu akımın savunucuları, mevcut rekabet hukuku anlayışına meydan okurken<a id="_ftnref5" href="#_ftn5">[5]</a>, Avrupa’da da farklı ülkelerde farklı şekillerde rekabet hukuku uygulamalarında popülizmin ortaya çıktığına şahit oluyoruz<a id="_ftnref6" href="#_ftn6">[6]</a>.</p>



<p>Bu gelişmeleri düşünürken insanın aklına tabi ki ‘Türkiye’deki rekabet hukuku uygulamalarında popülizm var mı?’ sorusu geliyor. Bu kısa yazıda, bu soruya kesin bir cevap vermek mümkün olmasa da bazı gözlemleri ortaya koymak mümkün olacak. Dilerseniz, öncelikle popülist antitröstün ne demek olduğu ile başlayalım. Sonrasında, iyisiyle kötüsüyle popülist antitröst hakkındaki değerlendirmelere değinip, son yıllarda Türkiye’deki rekabet hukuku uygulamalarına bir göz atalım.</p>



<p><strong><em>Popülist antitröst nedir?</em></strong></p>



<p>Popülist antitröst, en basit haliyle popülizmin rekabet hukukuna yansıması olarak ifade dilebilir. Diğer popülizm türleriyle bağlantılı olarak, rekabet hukuku uygulamalarında popülizm, mevcut rekabet hukuku anlayışının yetersiz olduğunu ve daha geniş bir kamu yararı perspektifinin benimsenmesi gerektiğini savunan bir eğilime işaret etmektedir.</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/rekabet-hukuku-uygulamalarinda-populizm-iyi-mi-kotu-mu-1.png" alt="" /></figure>



<p>Amerika’daki Neo Brandeisyen (<em>Neo Bradesien</em>) akımı, bu eğilimin somutlaşmış bir hali olarak görmek mümkündür<a id="_ftnref7" href="#_ftn7">[7]</a>. Bu akımın savunucuları, rekabet hukukunun sadece fiyatlar, çıktı ve ürün kalitesi gibi ekonomik faktörlere odaklanmasının yeterli olmadığını, bunun yerine daha geniş bir kamu yararı perspektifinin benimsenmesi gerektiğini savunmaktadır. Onlara göre, rekabet hukuku, yalnızca tüketici refahını değil, aynı zamanda gelir eşitsizliğini azaltma, çalışanların ücretlerini artırma ve küçük işletmelerin rekabet gücünü koruma gibi daha geniş toplumsal hedefleri de gözetmelidir<a id="_ftnref8" href="#_ftn8">[8]</a>.</p>



<h2>İyisiyle kötüsüyle popülist antitröst</h2>



<p>Pek tabi ki popülist antitröst uygulamaları, piyasalardaki rekabeti artırabilir ve tüketici refahını iyileştirebilir. Rekabet hukukunun daha geniş bir toplumsal rol üstlenmesi, çalışan haklarını, küçük işletmeleri ve ekonomik eşitliği korumaya yardımcı olabilir. Ancak, bu genişlemenin, belirsizliğe yol açmadan ve rekabet otoritelerinin günlük siyasete alet olmasına izin vermeden yapılması çok önemlidir.</p>



<p>Örneğin, büyük teknoloji şirketlerinin davranışsal veya yapısal tedbirlerle düzenlenmesi, daha küçük rakiplerin piyasaya girmesini kolaylaştırırken tüketicilere daha fazla seçenek sunabilir. Ancak, bu tür müdahalelerin dikkatli bir şekilde yapılması ve olası olumsuz sonuçların da göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Aksi halde belirsiz, siyasi motivasyonlu ve iktisadi analizlerden kopuk bir yaklaşım ile karşı karşıya kalabiliriz.</p>



<p>Eğer rekabet hukukuna daha geniş bir toplumsal rol yüklenerek başarı elde edilecekse, bu ancak rekabet otoritelerinin bağımsızlığını, uzmanlığını ve hesap verebilirliğini koruyarak mümkün olabilecektir.&nbsp; Aksi halde, rekabet hukuku uygulamalarında objektif (iktisadi veya hukuki uzmanlığa, kanıt standardına dayanan) analizlerden kaçınarak siyasi çıkarların yönlendirdiği bir anlayış ve uygulama ortaya çıkacaktır. Dileseniz bu tehlikeye daha yakından bakalım.</p>



<h2>‘Kötü’ popülist antitröst</h2>



<p>Rekabet hukuku uygulamalarında popülizmin ölçüsü kaçırıldığında aşağıdaki gibi eğilimler ortaya çıkabilir:</p>



<ul>
<li><em>Objektif analizlerden kaçınma</em>: Rekabet hukuku uygulamalarında popülizmle karşımıza çıkacak temel sorunlardan biri, objektif analizlerden kaçınılarak politik çıkarlara odaklanılmasıdır. Daha somut olarak belirtmek gerekirse, iktisadi analiz ve hukuki prensipler yerine siyasi söylemlere ve kamuoyunun genel algısına dayanarak rekabet hukuku uygulamalarının şekillenmesidir. Örneğin, ABD ve AB’deki söylemlerde olduğu gibi büyük teknoloji şirketlerinin sadece “büyük” oldukları için kötü olduğu ve parçalanmaları gerektiği yönündeki argümanlar, bu anlayışın bir yansımasıdır. Bu tür yaklaşımlar, piyasa gerçeklerini ve ekonomik analizleri göz ardı ederek, daha çok duygusal ve ideolojik temellere dayanır<a id="_ftnref9" href="#_ftn9">[9]</a>.</li>



<li><em>Uzmanlara/uzmanlığa şüpheyle yaklaşma</em>: Popülizmin dozunun kaçırılması, uzman görüşlerine ve bağımsız düzenleyici kurumlara şüpheyle yaklaşılması sonucunu doğurabilir. Otoritelerin kararlarında, seçilmiş siyasi liderlerin belirlediği politikalarla uyumlu olacak şekilde uzmanların etkilerinin sınırlandırılması yönünde bir eğilim ortaya çıkabilir. Bu durum, Wright’ın belirttiği gibi, siyasi süreçlerin rekabet hukuku kararlarına daha fazla etki etmesine yol açabilir<a id="_ftnref10" href="#_ftn10">[10]</a>. Böylelikle, rekabet hukuku uygulamalarının siyasallaşmasına ve uzmanlık gerektiren konularda bilimsellikten uzaklaşmasına yol açabilir.</li>



<li><em>Toplumun çıkarlarını koruma motivasyonun iktisadi etkinliğin önüne geçmesi</em>: Popülist antitröst, genellikle toplumun geniş kesimlerinin (çalışanlar, küçük işletmeler, çiftçiler vb.) çıkarlarını koruma motivasyonuyla ortaya çıkar. Bu nedenle, temel tüketim ürünleri kartellerinin olağanüstü bir şekilde cezalandırılması, işgücü piyasasında çalışanlar lehine yeni yaklaşımlar benimsenmesi ve büyük teknoloji şirketlerine karşı sert bir tutum takınılması söz konusu olabilir<a id="_ftnref11" href="#_ftn11">[11]</a>. Bu tür uygulamalar, rekabet hukukunun ekonomik etkinliği artırma amacından uzaklaşarak, daha çok toplumsal ve siyasi hedeflere hizmet etmesine neden olur.</li>



<li><em>Otoritelerin bağımsızlığın zayıflaması ve düzenlemelerin siyasi çıkarlar doğrultusunda şekillenmesi</em>: Popülizm, rekabet hukuku uygulamalarına kurumsal düzeyde de yansıyabilir. Örneğin, popülist hükümetler, Bernatt’ın ileri sürdüğü gibi, rekabet otoritelerinin bağımsızlığını zayıflatarak veya rekabet hukuku kurallarını kendi siyasi çıkarlarına uygun şekilde değiştirerek piyasa dinamiklerini etkileyebilirler<a id="_ftnref12" href="#_ftn12">[12]</a>. Bu durum, rekabetin azalmasına, tüketici refahının düşmesine ve ekonomik eşitsizliklerin daha da derinleşmesine zemin hazırlar.</li>
</ul>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/rekabet-hukuku-uygulamalarinda-populizm-iyi-mi-kotu-mu-2.png" alt="" /></figure>



<h2>Türkiye’ye bakalım …</h2>



<p>İktisadi ve siyasi popülizmin birbirini besleyen ve destekleyen iki olgu olduğundan yazının başında bahsetmiştik. Ekonomik sıkıntılar, siyasi popülizmin yükselişine zemin hazırlarken, siyasi popülizm de iktisadi popülizmi tetikleyebilir<a id="_ftnref13" href="#_ftn13">[13]</a>. Örneğin, ekonomik krizler ve gelir eşitsizliğindeki artış, halkın mevcut siyasi ve iktisadi sisteme olan güvenini sarsarak popülist hareketlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Aynı şekilde, siyasi popülistler, iktidara geldiklerinde ekonomi politikaları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmak ister ve bu da ekonomik popülizmin güçlenmesine yol açabilir.</p>



<p>Türkiye’nin 2018’de başlayan ve gittikçe derinleşen bir ekonomik kriz içerisinde olduğu artık herkesin malumu. Bu durumun siyasi sonuçları da ortaya çıkıyor ve popülist politikalara yer açılıyor. Bu kısa yazıda, rekabet hukuku uygulamalarının bu durumdan etkilenip etkilenmediğine dair sistematik kanıtlar sunmak zor olsa da tek tek gözlemlerden bahsetmek mümkün.</p>



<p>Örneğin enflasyonun – özelikle de gıda enflasyonun – ivme kazandığı bir dönemde zincir marketlere açılan soruşturmanın Rekabet Kurumu tarihinde ilklere sahne olması bir tesadüf mü? Hatırlatırsak, bahsi geçen soruşturmanın sözlü savunması 17 saat sürmüş, normalde iki hafta sonra çıkması beklenen kısa karar da aynı gün çıkmış<a id="_ftnref14" href="#_ftn14">[14]</a>, gerekçeli karar kamuoyu için hazırlanan bir animasyon videonun<a id="_ftnref15" href="#_ftn15">[15]</a>ardından yayınlanmıştı.</p>



<p>Benzer şekilde, tüketici enflasyonun hız kazandığı son dönemde art arda yeniden satış fiyatının tespitine yönelik soruşturmaların açılması, küçük işletme olarak nitelendirilebilecek yeniden satıcıların internet satışlarının kısıtlanmasına karşı sert bir tutum benimsenmesi, daha önce rekabet hukukuna pek de konu olmayan işgücü pazarların Rekabet Kurumunun odağında olması, diğer örnekler olarak sayılabilir. Ayrıca, Kurumun bu uygulamalarını bir iletişim stratejisi ile medya ile paylaşması da daha önceki yıllarda eşine pek de rastlanmayan bir gözlem olarak not edilebilir.</p>



<p>Pek tabi ki Rekabet Kurumunun bu uygulamaları, piyasalardaki rekabeti artırıp ve tüketici refahını iyileştirebilir. Kurumun fiilen daha geniş bir toplumsal rol üstlenmesi, çalışan haklarını ve küçük işletmeleri korumaya yardımcı olabilir. Bir başka değişle, rekabet hukuku uygulamalarının popülistleşmesi, toplumsal refahı attırabilir. Ancak, yukarda da belirttiğimiz gibi, bu tür eğilimler iktisadi ve hukuki nesnellikten uzaklaştığı ölçüde belirsizliğe ve keyfiyete yol açma potansiyeline sahiptir. Bu tehlikeyi sınırlamak ise Kurumun bağımsızlığını, uzmanlığını ve hesap verebilirliğini koruyarak ve en önemlisi yargısal denetimin etkinliğini artırarak mümkün olabilecektir.</p>



<h2>Popülist antitröst Türkiye bağlamında yeni bir akademik araştırma konusu</h2>



<p>Yaptığımız değerlendirmeler, popülist antitröstün Türkiye’deki yansımalarının ilgi çekici bir araştırma konusu olduğunu ortaya koyuyor. Bu konudaki tarafsız incelemelerin, tekil olaylara odaklanmak yerine, hem kavramsal düzeyde (örneğin kararlar) hem de siyasi söylemler üzerinden yapılacak kapsamlı analizlerle daha sağlıklı sonuçlar vereceğine inanıyoruz. Bu tür çalışmaların Türk rekabet hukukunun gelişimine önemli katkılar sunacağını umuyoruz. Biz de bu alana akademik katkı sunacak bir dizi çalışma başlatıyoruz. Diğer araştırmacı ve uygulamacıların görüşlerini duymak için de sabırsızlanıyoruz.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1">[1]</a>&nbsp;Türk Dil Kurumu Sözlükleri,&nbsp;<a href="https://sozluk.gov.tr/?ara=pop%C3%BClizm">https://sozluk.gov.tr/?ara=pop%C3%BClizm</a>.</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2">[2]</a>&nbsp;Bkz. Jan-Werner Müller,&nbsp;<em>What Is Populism?</em>&nbsp;(Philadelphia: University of Pennsylvania Press, 2016); Maciej Bernatt,&nbsp;<em>Populism and Antitrust: The Illiberal Influence of Populist Government on the Competition Law System</em>, 1st ed. (Cambridge University Press, 2022), <a href="https://doi.org/10.1017/9781108609548" rel="nofollow">https://doi.org/10.1017/9781108609548</a>.</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3">[3]</a>&nbsp;Bkz. Aurelien Portuese, “Beyond Antitrust Populism: Towards Robust Antitrust,”&nbsp;<em>Economic Affairs</em>&nbsp;40, no. 2 (June 2020): 237–58, <a href="https://doi.org/10.1111/ecaf.12401" rel="nofollow">https://doi.org/10.1111/ecaf.12401</a>.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4">[4]</a>&nbsp;Nitelikli ama kısa makaleler için bkz. ProMarket sitesinde popülizm konulu güncel makaleler,&nbsp;<a href="https://www.promarket.org/tag/populism/">https://www.promarket.org/tag/populism/</a>.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5">[5]</a>&nbsp;Leon B Greenfield, Perry A Lange, and Nicole Callan, “Antitrust Populism and the Consumer Welfare Standard: What Are We Actually Debating?,”&nbsp;<em>Antitrust Law Journal</em>&nbsp;83, no. 2 (2020): 393–428.</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6">[6]</a>&nbsp;Bkz. Bernatt,&nbsp;<em>Populism and Antitrust</em>.</p>



<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7">[7]</a>&nbsp;Bkz. Emin Köksal ve Aslı Ak, “Yeni E-Ticaret Kanunundaki Neo Brandeisyen İzler,”&nbsp;<em>Uygulamalı Rekabet Hukuku Seminerleri 2023</em>, ed. Kerem Cem Sanlı, Dilan Alma, and Deniz Tanlı (On İki Levha, 2024), 381–410.</p>



<p><a id="_ftn8" href="#_ftnref8">[8]</a>&nbsp;Bkz. Carl Shapiro, “Antitrust in a Time of Populism,”&nbsp;<em>International Journal of Industrial Organization</em>&nbsp;61 (November 2018): 714–48, <a href="https://doi.org/10.1016/j.ijindorg.2018.01.001" rel="nofollow">https://doi.org/10.1016/j.ijindorg.2018.01.001</a>.</p>



<p><a id="_ftn9" href="#_ftnref9">[9]</a>&nbsp;Bkz. Wright, Joshua D. and Portuese, Aurrelien, “Antitrust Populism: Towards a Taxonomy,”&nbsp;<em>Stanford Journal of Law</em>&nbsp;21, no. 1 (2020).</p>



<p><a id="_ftn10" href="#_ftnref10">[10]</a>&nbsp;Wright, Joshua D. and Portuese, Aurrelien.</p>



<p><a id="_ftn11" href="#_ftnref11">[11]</a>&nbsp;Bkz. Carl Shapiro, “Antitrust: What Went Wrong and How to Fix It,”&nbsp;<em>Antitrust</em>&nbsp;35, no. 3 (2021): 33–45.</p>



<p><a id="_ftn12" href="#_ftnref12">[12]</a>&nbsp;Bkz. Bernatt,&nbsp;<em>Populism and Antitrust</em>.</p>



<p><a id="_ftn13" href="#_ftnref13">[13]</a>&nbsp;Bkz. Bernatt.</p>



<p><a id="_ftn14" href="#_ftnref14">[14]</a>&nbsp;Bkz. Emin Köksal and Şahin Ardıyok, “Turkish Competition Authority’s First Hub-and-Spoke Cartel Decision,”&nbsp;<em>Journal of European Competition Law &amp; Practice</em>&nbsp;13, no. 8 (December 31, 2022): 566–70, <a href="https://doi.org/10.1093/jeclap/lpac045" rel="nofollow">https://doi.org/10.1093/jeclap/lpac045</a>.</p>



<p><a id="_ftn15" href="#_ftnref15">[15]</a>&nbsp;Rekabet Kurumu,&nbsp;<em>Topla-Dağıt (Hub-and-Spoke) Karteli nasıl oluşur?</em>,&nbsp;<a href="https://youtu.be/9U1cI-ciNOo?si=tuW008VJZdWARm6l">https://youtu.be/9U1cI-ciNOo?si=tuW008VJZdWARm6l</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Depremin Felakete Dönüşüp Dönüşmemesi bir Hukuk ve İktisat Sorunudur!</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/depremin-felakete-donusup-donusmemesi-bir-hukuk-ve-iktisat-s.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/depremin-felakete-donusup-donusmemesi-bir-hukuk-ve-iktisat-s.html</guid>
      <pubDate>Tue, 19 Mar 2024 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Law &amp; Economics</category>
      <description>6 Şubat Depreminin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. Bu kadar büyük bir felaketin yaralarını sarmak için kısa, bir daha bu boyutta bir felaketle karşılaşmamak…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/depremin-felakete-donusup-donusmemesi-bir-hukuk-ve-iktisat-s-cover.jpg" alt=""></p>
<p><em>Barış Yüksel ile birlikte @RekabetRegulasyon.com —</em></p>



<p>6 Şubat Depreminin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. Bu kadar büyük bir felaketin yaralarını sarmak için kısa, bir daha bu boyutta bir felaketle karşılaşmamak adına harekete geçmek için uzun bir süre. Herkesin üzerine düşeni yapması, böyle bir felaketin bir daha tekrarlanmaması için en akılcı yol. Bizler de birer hukukçu ve iktisatçı olarak, üstümüze düşeni biraz olsun yerine getirmek için bu yazıyı kaleme aldık.</p>



<p>Bu kısa yazıda, yapı inşa sürecine dair tedbirlerin uygulanması aşamasındaki dinamiği ve olası sorunları hukuk ve iktisat (<em>law and economics</em>) perspektifinden, basit bir teorik çerçeve ortaya koyarak incelemeye çalıştık. Bunu yaparken öncelikle sorumluluk ve tedbir tasarımını haksız fiil kapsamında inceledik. Ardından, tedbirlerin uygulanmasındaki zorluğu, bilgi asimetrisi kapsamında inceleyip çözüm önerileri sunmaya çalıştık.</p>



<p><strong><em>Depremde ortaya çıkan zararlar için hukuki çerçeve</em></strong></p>



<p>Deprem ve benzeri afetler sebebiyle ortaya çıkan zararların minimize edilmesi için özel hukuk (haksız fiil) ve kamu hukuku (idare hukuku<a id="_ftnref1" href="#_ftn1">[1]</a>) aynı amaca hizmet eden tamamlayıcı nitelikte araçlar olarak görülmeli ve buna göre bir sorumluluk sistemi tasarlanmalıdır. Zira, zarar minimizasyonu için yapıyı inşa ederken gösterilmesi gereken özen ve alınması gereken tedbir düzeyinin doğru belirlenmesi şarttır ve tüm yasal çerçevenin bu amaca hizmet edecek şekilde kurgulanması gerekir.</p>



<p>Her ne kadar Türk hukukunda haksız fiil hukukunun temel amacının, ‘zarar görenin zararının telafisi’ olduğu kabul edilse de iktisadi açıdan bakıldığında haksız fiil hukukunun temel işlevi, ‘iktisadi etkinliğin sağlanması’ olarak tanımlanmaktadır. Bu kapsamda, hukuk ve iktisat disiplini açısından haksız fiil hukukunun temel işlevinin kasıt olmadan oluşan zararların toplumsal maliyetini asgari düzeye indirmek olduğunu belirtmek gerekir. Bu hususun daha iyi incelenebilmesi için, haksız fiillerin sebep olduğu toplumsal maliyetlerin neler olabileceği konusunda şu şekilde bir ayrım yapmak faydalı olacaktır:</p>



<p>(1) Oluşan zararların doğrudan maliyeti,</p>



<p>(2) Zarar oluşmasını engellemek veya oluşacak zararı asgariye indirmek için gösterilen özenin ve alınan önleyici tedbirlerin maliyeti,</p>



<p>(3) Oluşan zararın telafi edilmesi için tarafların ve toplumun katlandığı maliyetler (yapı denetimi, zarar tespiti, yargılama maliyetleri vb. idari maliyetler)&nbsp;<a id="_ftnref2" href="#_ftn2">[2]</a>.</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/depremin-felakete-donusup-donusmemesi-bir-hukuk-ve-iktisat-s-1.png" alt="" /></figure>



<p>Bu teorik ayrımın yapılmasının temel sebebi, deprem gibi afetler sonucunda oluşabilecek zararların ve bunların doğurabileceği maliyetlerin tespit edilerek asgari düzeye indirilebilmesi için haksız fiil hukuku kapsamında kimin/kimlerin hukuken sorumlu tutulması gerektiğinin en etkin şekilde tespit edilebilmesini sağlamaktır. Bu noktada haksız fiil sorumluluğu bakımından, ‘kusura dayanan sorumluluk’ ve ‘kusursuz sorumluluk’ halleri önem kazanmaktadır.</p>



<p>Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) md. 49’da düzenlenen kusura dayanan haksız fiil sorumluluğun söz konusu olabilmesi, yani kişinin kusurundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için, kendisinden beklenen özenli davranışı sergilememiş olması gerekir. Eğer kişi özenli davranmışsa, kendi fiili zarara sebep olsa bile sorumluluk doğmayacak ve zarara, zarar gören kişi katlanacaktır.</p>



<p>Kusursuz sorumluluk hallerinde ise kişinin özenli davranıp davranmadığı (örneğin zararı azaltmak için tüm tedbirleri alıp almadığı vb.) önem teşkil etmez. Zarara sebep olmanın bizzat kendisi, sorumluluk doğması için yeterli unsurdur. Türk hukukunda kural olarak kusurlu sorumluluk kabul edilmişse de TBK’da, özel kanunlarda ve bazı Yargıtay kararlarında kusursuz sorumluluğun kabul edilmiş olduğu hükümler mevcuttur. Öğretide kusursuz sorumluluk hallerinin “tehlike esası” ve “hakimiyet (kontrol) ve yararlanma esası” olmak üzere iki temel esasa dayandığı belirtilmektedir. Bu hallerde kişi, gerekli tedbirleri aldığını ve gerekli özeni gösterdiğini ispat etse dahi sorumluluktan kurtulamaz.</p>



<p><strong><em>Yapı inşasında sorumluluk türü ve dağılımı</em></strong></p>



<p>Yapıların inşasına ve deprem gibi afetler sonucunda oluşabilecek zararlardan yüklenicilerin kusursuz sorumlu tutulmasının etkin bir sonuç doğurmayacağını söyleyebiliriz. Bu durum yapı inşa etmenin anormal düzeyde tehlikeli bir aktivite olmamasından kaynaklanmaktadır. Aynı zamanda tedbir alınmasından bağımsız olarak, yüklenicilerin oluşacak zararlardan sorumlu tutulması yüklenici olmanın maliyetinin arttırdığı için daha az sayıda yükleniciye ve bu alanda çok yüksek maliyetlerin ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Bu da yapı inşa etmenin toplumsal maliyetini arttıracaktır. Bu anlamda yapı inşası için kusursuz sorumluluk gibi bir tasarımın toplumsal olarak etkin bir sorumluluk türü olmadığı açıktır.</p>



<p>Oysa, yapı inşası için kusurlu sorumluluk uygulaması – kusursuz sorumluluk ile karşılaştırıldığında – toplumsal olarak daha az maliyetli bir sorumluluk türüdür.&nbsp; Bu tasarımda yükleniciler, almaları gerek tedbir ve göstermeleri gereken özen konusunda sorumlu tutulmaktadır.</p>



<p><strong><em>Yapı inşasında tedbir düzeyi ve denetimin zamanlaması</em></strong></p>



<p>Peki, kusurlu sorumluluk tasarımında alınması gereken tedbirlerin alınıp alınmadığına dair tespit ve denetim ne zaman yapılmalı, yüklenici bu tedbirlerin yeterli düzeyde olup olmadığından ne zaman sorumlu tutulmalıdır? Daha somut bir ifadeyle, deprem olduktan sonra mahkemeler kanalıyla ardıl (<em>ex-post</em>) bir şekilde, gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığına ilişkin tespitlerin yapılması yeterli midir? Yoksa, öncül (<em>ex-ante</em>) düzenlemeler yoluyla, zarar oluşmadan yüklenicilerin bu tedbirlerin alması sağlanacak ve almadıkları durumda sorumlu tutulacakları bir tasarım mı daha uygundur? Önemle vurgulamak gerekir ki, haksız fiil hukuku ancak ardıl müdahale aracı teşkil edebilecek, öncül müdahale için ise etkin bir idare hukuku uygulamasına ihtiyaç duyulacaktır (regülasyon, denetim ve yaptırım).</p>



<p>Burada, konuya iktisadi etkinlik perspektifinden baktığımızda, deprem gibi geniş bir kitleyi etkileyecek zararların oluşması durumunda yalnızca mahkemeler kanalıyla ardıl bir şekilde, gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığına ilişkin tespitlerin yapılmasının oluşturacağı maliyetin devasa olacağı ve bundan beklenen faydaların elde edilemeyeceği açıktır. Oysa, etkin öncül regülasyonların hayata geçirilmesi halinde, ardıl sorumluluk uygulamasının ortaya çıkaracağı devasa maliyet ve iş yükü ciddi derecede azalabilecektir. İki sistemin tamamlayıcı biçimde kurgulanması halinde toplumsal açıdan daha az maliyetli ve etkin bir çözüm ortaya çıkacaktır. Halihazırda, Türkiye dahil birçok ülkede düzenlemelerin bu tasarıma uygun şekillendiği görülmektedir.</p>



<p>Tedbir düzeyinin – konumuz itibariyle yüklenicinin yapıyı inşa ederken alması gereken tedbir ve göstermesi gereken özenin – ne olması gerektiği bir mühendislik problemi gibi görünse de toplumsal maliyetleri dikkate alan bir tedbir düzeyin belirlenmesi gerekir. Daha ayrıntılı bakarsak, kullanılacak malzemenin standardı ve yapılacak uygulamanın şekli başlı başına bir mühendislik problemi olmakla birlikte, yapı faaliyetlerinin sürdürülebilmesi için bir yandan sağlamlık/dayanıklılık sağlanırken diğer yandan da bunun iktisadi açıdan uygulanabilir (<em>feasible</em>), yani karlı olması gerekecektir.&nbsp;</p>



<p>Yapının daha sağlam ve depreme daha dayanıklı olması, bu kapsamdaki standartların daha yüksek belirlenmesini gerektirirken, diğer yandan gerekli olandan daha yüksek malzeme ve uygulama standartları ekonomik maliyetlerin artmasına sebep olacaktır. Bu da iki türlü bir etki yaratacaktır. Öncelikle, bu alandaki maliyetlerin artması yüklenicilerin karını azalttığı için daha az yapı arzı söz konusu olacaktır. Diğer taraftan ise bu standartlara dair, öncül denetimlerden kaçınmaya dair motivasyonu arttırıcı bir etki yaratacaktır. Özelikle bu ikinci etkinin ağır basması durumunda, tedbir düzeyinin sağlanıp sağlanmamasından da öte, denetim ile ilgili ciddi sorunlar ortaya çıkacaktır.</p>



<p>Türkiye’de yukarıda sunduğumuz teorik çerçeve etrafında şekillenmiş bir sorumluluk tasarımının ve deprem kuşağında yer alan bir ülke için uygun malzeme ve uygulama standartlarının seçildiğini biliyoruz. Peki, uygun bir sorumluluk tasarımı ve olması gerektiği gibi bir tedbir düzeyi belirlenmişse biz bunu neden uygulayamıyoruz? Biz bu sorunun yapı inşasına ve ortaya çıkan ürüne (binaya) dair asimetrik bilgi sorunlarından kaynaklandığını düşünüyoruz. Takip eden bölümde bu konuya değineceğiz.</p>



<p><strong><em>Yapı inşasındaki bilgi asimetrisi sorunu ve uygulamadaki aksaklıklar</em></strong></p>



<p>Yapı inşası hem süreç hem de ortaya çıkan ürün açısından asimetrik bilgi sorunun olduğu bir özelliğe sahiptir. Daha somut bir ifadeye, binanın depreme dayanıklı bir niteliğe sahip olup olmadığı ve yüklenicinin uygun malzeme kullanıp inşa aşamasını uygun filleri sergileyip sergilemediğine dair belirsizlikler söz konusudur.</p>



<p>Asimetrik bilgi sorunu ürünün nitelikleri ya da ürüne dair fiiller konusunda, taraflar arasındaki bilgi farlılığından kaynaklanmaktadır. Örneğin, ikinci el bir araç satın alma işlemi tipik bir bilgi asimetrisi problemini de içinde barındırır. Araç her ne kadar çok yeni ve parlak görünse de saklı niteliklere sahip olabilir. Aracın gerçekten göründüğü gibi mi yoksa bir müddet kullandıktan sonra görülebilecek kusurları olup olmaması bu saklı niteliklere dair bilgi asimetrisine işaret eder. Bu süreç, ters seçim (<em>adverse selection</em>) olarak ifade edilen bir sürecin yaşanmasına sebep olur. Örneğin, gerçekten iyi niteliklere sahip otomobillerin ikinci el pazarda fakat kötü niteliklere sahip araçlar ile benzer fiyatlara satılacağı düşüncesi, bu iyi kullanılmış araçların aleyhine bir seçim sürecine sebep olur. Bu belirsizlik sebebiyle de çoğu zaman fiyatlamanın ve alışverişlerin etkin bir düzeyde yapılması mümkün olmaz<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a>, örneğin iyi nitelikte kullanılmış araç arzı azalır.</p>



<p>Asimetrik bilgi sadece saklı niteliklerden değil, saklı fiiller sebebiyle de ortaya çıkabilir. Sigorta satın alan bireylerin sigorta kapsamında yer alan hasarları önlemek için yeterince çaba sarf etmemesi bu durumun en tipik örneğidir. Bu tür durumlarda sigorta şirketi, sigorta ettirenin yeterince çaba sarf edip etmediğini gözlemleyemediğinden ortaya çıkan hasarı karşılamak durumundadır. Etik açıdan da problemli olan bu tür eylemlerin yol açtığı sorunlara bu sebeple ahlaki riziko (<em>moral hazard</em>) denilmektedir<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a>.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Binalar, asimetrik bilgi açısından hem saklı fiillere hem de bu filler sonucu oluşan saklı niteliklere konu olması dolayısıyla daha karmaşık bir duruma işaret etmektedir. Daha somut bir ifadeyle, yüklenicinin uygun malzeme kullanması ve doğru uygulamayı yapması, binanın niteliklerini de belirlemektedir. Birbirlerine bağlı bu asimetrik bilgi sorunlarının çözümüne dair öneriler için ilgili literatüre bakarak fikir yürütmek mantıklı olacaktır.</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/depremin-felakete-donusup-donusmemesi-bir-hukuk-ve-iktisat-s-2.png" alt="" /></figure>



<p><strong><em>Bilgi asimetrisi sorununa ve uygulamadaki aksaklıklara olası çözümler</em></strong></p>



<p>İlgili literatürde saklı niteliklere dair asimetrik bilgi probleminin çözümüne ilişkin temel uygulamalar sinyal mekanizması olarak sunulmuştur<a id="_ftnref5" href="#_ftn5"><sup>[5]</sup></a>. Sinyal mekanizması taraflardan daha çok bilgi sahibi olanın saklı nitelikler konusunda bilgi verici çabalarını kapsarken, izleme ise taraflarda daha az bilgi sahibi olanın bazı aksiyonlar ile saklı nitelikleri ortaya çıkarması çabası olarak açıklanabilir. Sinyal mekanizması için tipik örnek, işe girişte adayların nitelikleri konusunda sahip oldukları diploma, sertifika, vb. araçları işverene nitelikleri konusunda sinyal olarak kullanmasıdır.</p>



<p>Binaların depreme dayanıklılık konusunda saklı niteliklerinin ortaya çıkarılması alıcılar açısından asimetrik bilgi sorununu ortadan kaldırarak, onların güvenli binalar/konutlara sahip olmasını sağlayabilir. Örneğin, binaların sağlamlığına veya depreme dayanaklılığına dair sertifikalandırma bir sinyal mekanizması olarak bu amaca uygun olabilir. Bu türden bir mekanizma, alıcıları depreme dayanıklı binalar ile buluşturmanın ötesinde, yüklenicilerin bu sertifikalara uygun yapılar inşa etme konusunda da motive edecektir. Daha somut bir ifade ile böyle bir sinyal/sertifika mekanizması yüklenicilerinde uygun malzemeler kullanmaya ve doğru uygulamaları yapmaya yöneltecektir. Şu an Türkiye’de binaların enerji verimliliği sertifikalarına göre konut kredileri faizlendiriliyor. Benzer bir mekanizma DASK ve yine konut kredisi mekanizması açısında zorunlu kılınabilir. Böylelikle sertifikalandırmada hayata geçirilebilir.</p>



<p>Yüklenicilerin yapım aşamasında uygun malzeme kullanımı doğru uygulamayı yapıp yapmamasının daha önce saklı fiillere ilişkin bir asimetrik bilgi sorunu olduğunu söylemiştik. Buna dair literatürde yerleşmiş bir çözüm önerisi olmasa da özellikle sağlık sektöründe, katkı payı ödemesinin (<em>co-payment</em>) ardıl saklı fiiller dolayısıyla ortaya çıkan ahlaki riziko sorununun çözümüne yardımcı olduğunu biliyoruz<a id="_ftnref6" href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a>. Sağlık sigortası sahipleri teminat kapsamı içerisindeki imkanlarının aşırı kullanılmasını önlemek için katkı payı ödemesi yoluyla – örneğin ayakta tedavi için %20 katkı payı ödemlerini sağlayarak – oluşabilecek ahlaki rizikoyu sınırlamaya çalışılmaktadır.</p>



<p>Benzer bir yöntemin yüklenicilerin uygun malzeme ve doğru uygulama konusundaki saklı fiillerini yönlendirmekte kullanılabileceğinden bahsedebiliriz. Fakat, yukardaki örnekten farklı olarak çözümün, öncül fiilleri sınırlamak amacıyla kullanılabilmesi için başka bir tasarımdan söz edilmelidir. Bu da yüklenicilerin maliyetine öncesinde katlanabileceği ya da bunu taahhüt edeceği bir çözümü gerektirmektedir. Bu konuda aklımıza gelen bir öneri, yükleniciler için bir depozito fonu kurgulamak olabilir. Örneğin yükleniciler girişecekleri faaliyetin ölçeğine göre bu fona depozito taahhüt edip (teminat mektubu gibi) ya da ödeyip, inşa aşamasında yapılan denetim sürecine uyuma göre bu fonun kısıtlanması ya da serbest bırakılması mümkün olabilir.</p>



<p><strong><em>Özetle</em></strong></p>



<p>Her ne kadar deprem bir doğa olayı olsa da doğacak zararların boyutunun neredeyse tamamen binaların inşası sürecine dahil olan paydaşların davranışlarına bağlı olduğu bir gerçektir. Nitekim aynı şiddette bir depremin, bazı ülkelerde hiçbir kayıp verilmeksizin atlatılırken, diğer bazı ülkelerde hesaplanamayacak kadar büyük zararlara yol açmasının başka bir izahı yoktur. Dolayısıyla paydaşların davranışlarına yön veren hukuk kuralları, depremlerin toplumsal sonuçları üzerinde doğrudan etkilidir. Bu sebeple, bina inşa süreçlerine dahil olan paydaşların davranışlarını şekillendirmeye yönelik kurallar belirlenirken bir yandan zararın azaltılması, diğer yandan da bunun iktisadi açıdan uygulanabilir olması gerekmektedir. Bu nedenle, depremin bir felakete dönüşüp dönüşmemesi bir hukuk ve iktisat sorunudur.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1">[1]</a>&nbsp;Yazımızda ceza hukuku boyutu bilinçli olarak kapsam dışında bırakılmaktadır. Ceza hukukunun amacının da etkinliği sağlamak olduğu kabul edilecek olursa, haksız fiile benzer değerlendirmeler bu alanda da geçerli olabilir. Öte yandan ceza hukukunun “cezalandırma ve kamu vicdanını tatmin etme” gibi amaçları olduğu kabul edilirse, yazımızda esas ele aldığımız zarar minimizasyonu bakımından ancak dolaylı etkiler doğurabilecektir.</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2">[2]</a>&nbsp;Bkz. Cooter, R., &amp; Ulen, T. S. (2012).&nbsp;<em>Law and Economics</em>, Addison-Wesley, 6 baskı. 6-7 bölümler. Açık erişim,&nbsp;<a href="https://lawcat.berkeley.edu/record/1127400/files/CompleteText.pdf?ln=en">https://lawcat.berkeley.edu/record/1127400/files/CompleteText.pdf?ln=en</a>.</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3">[3]</a>&nbsp;Bkz. Akerlof, G. A. (1970). The Market for “Lemons”: Quality Uncertainty and the Market Mechanism.&nbsp;<em>The Quarterly Journal of Economics</em>,&nbsp;<em>84</em>(3), 488-500.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4">[4]</a>&nbsp;Bkz. Holmström, B. (1979). Moral Hazard and Observability.&nbsp;<em>The Bell Journal of Economics</em>,&nbsp;<em>10</em>(1), 74-91.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5">[5]</a>&nbsp;Bkz. Spence, M. (2002). Signaling in Retrospect and the Informational Structure of Markets.&nbsp;<em>American Economic Review</em>,&nbsp;<em>92</em>(3), 434-459.</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6">[6]</a>&nbsp;Bkz. Arrow, K. J. (1963). Uncertainty and the Welfare Economics of Medical Care.&nbsp;<em>American Economic Review</em>,&nbsp;<em>53</em>, 941-973.</p>



<p>Ayrıca Bkz. Pauly, M. V. (1968). The Economics of Moral Hazard: Comment.&nbsp;<em>The American Economic Review</em>,&nbsp;<em>58</em>(3), 531-537.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Law And Economics Of Turkish Rent Controls – A Quick Experiment On Unintended Consequences</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/law-and-economics-of-turkish-rent-controls-an-experiment-on.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/law-and-economics-of-turkish-rent-controls-an-experiment-on.html</guid>
      <pubDate>Thu, 07 Mar 2024 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Law &amp; Economics</category>
      <description>Two years ago, Turkey introduced a 25 percent annual limit on housing rent hikes[1]. This popular regulation was introduced when inflation was increasing, the economy was not going…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/law-and-economics-of-turkish-rent-controls-an-experiment-on-cover.jpg" alt=""></p>
<p>w/ Melih Uyer, published @Mondaq —  </p>



<p>Two years ago, Turkey introduced a 25 percent annual limit on housing rent hikes<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a>. This popular regulation was introduced when inflation was increasing, the economy was not going well, and real estate investments stagnated. Moreover, during the last two years, supply and demand shocks have occurred subsequently. Demand for housing has increased due to irregular immigrants, and an earthquake disaster destroyed thousands of residences. Thus, the regulation quickly becomes a problem rather than a solution. In this short article, first, we elaborate on the economics of rent controls. Then, we discuss the regulation in Turkey and some of its unintended consequences. Finally, we put our recommendations.</p>



<p><strong><em>Basic economics of rent control</em></strong></p>



<p>The goal of setting price limitations is often to protect consumers from high costs while also ensuring that necessary goods and services remain affordable. However, price controls can have various effects on market outcomes, and their impact in the short run would be different than in the long run. When the subject matter is rent control things can be worse, as one economist called rent control “The best way to destroy a city, other than bombing”<sup>&nbsp;<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a></sup>.</p>



<p>Under normal circumstances, in the short run, the supply of housing units is fixed, and the demand (number of people searching for housing) is stable. Therefore, when the government imposes a rent control regulation, due to the inelasticity of both the demand and supply side, the initial adverse effect remains limited. However, the long-run story is very different. Both supply and demand become responsive. Especially, landlords respond to low rents by not building new housing and directing their money to more fertile investments. Thus, the supply cannot meet the demand, and this results in a large shortage of housing in the long run.&nbsp;</p>



<p>As depicted above, the adverse effects of rent control are less apparent to the general population because these effects occur over many years. However, things have moved fast motion in Turkey.</p>



<p><strong><em>Rent control regulation in Turkey and its effects</em></strong></p>



<p>In 2022, when inflation increased rapidly (more than 60 percent), the parliament introduced a regulation that put a 25 percent annual limit on housing rent hikes. The regulation aimed to get the rental prices under control. Even though the lawmakers were aware of the difficulty of carrying out this objective according to economic factors during the inflationary time, they did not hesitate to enact a very protective legislation.&nbsp;</p>



<p>Before the regulation, the rent increase rate in Turkey was determined according to the twelve-month average of the consumer price index. When the regulation was enacted, the 25 percent increase began to serve as a binding price ceiling which provided immediate relief to existing tenants by protecting them from sudden and significant hikes in rental prices. Therefore, this can make housing affordable for existing tenants. The regulation, which initially entered into force for one year, was extended for another year in 2023. However, the legal disputes have increased significantly with the extension of the regulation.&nbsp;</p>



<p>The reason for this is the conflict of interest between the landlords and the tenants. Due to the regulation, landlords resort to the option of evicting existing tenants as soon as they cannot realize a rent hike at the rate of inflation. Despite the mandatory nature of the regulation, many landlords calculate the hike in the rental price by taking well above 25 percent. For these reasons, &#8220;eviction&#8221; and &#8220;rent determination&#8221; cases have increased significantly in the courts. In response to this explosion in the number of disputes, mandatory mediation has been introduced in rental disputes as of September 2023<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a>. As a result, the regulation has caused a serious burden on the courts in terms of its consequences and has adversely affected the tenant-landlord relationship within the society.</p>





<p>However, there are at least two additional factors that should be considered for the Turkish case that made things worse and moved the adverse effects fast motion. First, due to the political instability in the region (Syria, Iraq, Afghanistan), Turkey has attracted millions of irregular refugees who have increased the housing demand significantly. Second, on February 6<sup>th,</sup>&nbsp;2023, the eastern part of Turkey experienced a destructive earthquake that affected ten cities. Besides thousands of lives lost, the earthquake increased the demand for housing in other cities and decreased the supply of rental housing stock. Those two shocks have brought forward adverse effects.&nbsp;</p>



<p><strong><em>Is the regulation a solution?</em></strong></p>



<p>Limiting the rate of rent hikes has not brought a solution as seen fast motion in the Turkish case. In contrast, the regulation has increased the social and economic burden of the problem. However, when rent control is eliminated and the housing market is left to the forces of competition, there is hope to find a solution. In other words, the solution can be achieved by market forces: supply and demand. If the government wants to direct the market forces, it can only be achieved by designing the right incentive schemes rather than directly regulating rents.</p>



<p>On the demand side, directing the demand with comprehensive macro-level policies could be effective. For instance, a policy that aims to deal with the purchase of a house in a way that directly meets the need for shelter rather than being an investment tool should be effective. Thus, the funds could be used effectively and demand for rental houses would decrease.&nbsp;</p>



<p>On the supply side, the amount of rental housing should be increased by arranging a tax policy to incentivize the landlords to increase the supply of rental housing. In that sense, implementing even higher tax rates for properties that are vacant or not fully utilized could be effective. This encourages property owners to put their properties into productive use, such as making them available for rent.&nbsp;&nbsp;As an example of the implementation of progressive tax rates with higher rates for vacant or underutilized properties, Canada introduced the Empty Homes Tax (EHT) for Vancouver in 2018. The EHT was introduced as a measure to address housing affordability and encourage the use of vacant or underutilized properties for rental purposes. The outcome of the policy is deemed positive. 52 percent of properties declared deemed or determined vacant in 2021 were converted to occupied in 2022<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a>.</p>



<p>As seen, policymakers should reach the desired goal by protecting the balances in the rental house market with carefully designed incentive mechanisms rather than directly controlling the price.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;Entered into force in the Official Gazette dated 11 June 2022 by being added as a provisional article to the Turkish Code of Obligations.</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;Mankiw, N., &amp; Taylor, M. (2014).&nbsp;<em>Economics</em>&nbsp;(3rd ed.). Cengage Learning EMEA, p.189.<em></em></p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;According to law on Amendments to the law of Bankruptcy and Enforcement and Some Other Laws published in the Official Gazette dated 05.04.2023.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4"><sup>[4]</sup></a>&nbsp;2022 Empty Homes Tax Annual Report. Accessed on 27.02.2023, <a href="https://vancouver.ca/files/cov/vancouver-2022-empty-homes-tax-annual-report.pdf" rel="nofollow">https://vancouver.ca/files/cov/vancouver-2022-empty-homes-tax-annual-report.pdf</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Unfair Price Assessment Board – Should be for emergency use only!</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/unfair-price-assessment-board-should-be-for-emergency-use-on.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/unfair-price-assessment-board-should-be-for-emergency-use-on.html</guid>
      <pubDate>Fri, 23 Feb 2024 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Law &amp; Economics</category>
      <description>During the COVID-19 pandemic, the Turkish government established the Unfair Price Assessment Board (“Board”). The Board’s primary aim is to investigate and fine unreasonable price increases and stockpiling practices…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/unfair-price-assessment-board-should-be-for-emergency-use-on-cover.jpg" alt=""></p>
<p>During the COVID-19 pandemic, the Turkish government established the Unfair Price Assessment Board (“Board”). The Board&#8217;s primary aim is to investigate and fine unreasonable price increases and stockpiling practices that distort market conditions during emergencies<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a>. However, two years after the COVID-19 pandemic, the Board is still active and has fined hundreds of firms which are claimed to apply unfair prices. In this short article, first, we will elaborate on the recent activities of the Board and try to explain why such a tool is preferred by the government. Then, we discuss whether the Board is necessary while an active competition authority exists. Finally, we examine the unintended consequences of the Board’s activities on the market economy.</p>



<p><strong><em>Foundation of the Board and its recent decisions</em></strong></p>



<p>The Board was founded in the early days of the COVID-19 pandemic by the Regulation on Unfair Price Assessment Board (“Regulation”)<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;to deal with the supply and demand shocks in markets. The Regulation provides that the Board would operate in cases of emergency, disaster, or economic fluctuation. The application&#8217;s scope effectively covers all manufacturers, suppliers, and retail businesses. Accordingly, market players are required to refrain from increasing their prices excessively or unreasonably. They are also prohibited from activities that disrupt the free competition in the market and restrict the consumers&#8217; access to goods by limiting the output.</p>



<p>However, two years after the COVID-19 pandemic the Board has actively monitored the markets and fined hundreds of firms that were claimed to violate the Regulation. In 2023, the Board fined about 700 firms in various sectors, including automotive, greengrocery, FMCG, etc.<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a>. Moreover, the Minister of Trade has constantly warned the firms to avoid any unfair price increases that are not parallel to their cost increases, by emphasizing the stability of the exchange rate and the decline in inflation rate<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a>.</p>



<p>The Board’s decisions are not public, and the Regulation does not cite explicitly how an unfair price is defined. However, the general sense of perception implies that the Board evaluates any short-term price increase as unfair pricing unless it is not explained by a corresponding increase in production costs. Even such that a percentage price increase exceeds the percentage cost increase may be evaluated as unfair pricing. This indicates a hard tie between price and cost that limits the profit margin of the firms.</p>



<p><strong><em>The Board’s anti-inflationary role</em></strong></p>



<p>Although there is no emergency, the main reason why the Board is so active seems to be the chronic high inflation in the Turkish economy in recent years. During the pandemic, to stimulate the demand and investments the central banks almost all over the world cut the interest rates. Turkey followed the same pattern. However, after the pandemic, due to increasing inflationary pressures, the central banks have begun to increase the interest rates gradually. However, the Turkish government has followed an unorthodox policy by keeping the interest rates low and applying a loose monetary policy to sustain the demand growth in the economy.</p>



<p>As robustly put by the economic theory, inflation is a monetary phenomenon<a id="_ftnref5" href="#_ftn5"><sup>[5]</sup></a>. And, as one of the fundamental principles of economics suggests “<em>prices rise when the government prints too much money</em>”<a id="_ftnref6" href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a>. Therefore, after some time the inflation got out of control and the Turkish lira depreciated against the foreign currencies, which triggered another inflationary pressure. The response of the Turkish government was consolidating its unorthodox policy by suppressing the foreign exchange currency and blaming the market players as the scapegoat for increasing prices. From this perspective, the role of the Board may be seen as micromanagement of prices for disinflation.</p>



<p><strong><em>A complement or a substitute for competition policy</em></strong></p>



<p>In a modern market economy, if the price of a product is rising because of a conspiracy (<em>e.g.</em>&nbsp;price fixing) or an exploitative behavior (<em>e.g.</em>&nbsp;excessive pricing), this is an antitrust problem. And there are appropriate institutions, such as competition authorities, to deal with these issues. After an investigation, based on well-defined principles, a competition authority can fine the firms and even take some structural measures to overcome the problem. In such an examination, the competition authority rigorously investigates whether a firm or a group of firms increases the prices above competitive levels. Compared to competition authorities’ decisions, the Board’s decisions are quick but archaic responses to price increases. In case of emergencies, a quick response to price hikes may calm panic behaviors. However, it should be kept in mind that it would come with high error costs.&nbsp;</p>



<p>The Turkish Constitution dated 1982 founded the legal framework of the market economy based on the freedom of contract, the property rights, and the freedom of enterprise. At the same time, Article 167 of the Constitution obliges the government to prevent cartelization and monopolization in the economy. Therefore, the Antitrust Act was enacted in 1994 and the Turkish Competition Authority (“TCA”) was established in 1997 to ensure competition in the markets. Currently, with a quarter century of experience, the TCA is one of the most active authorities in the world. It has been aggressively investigating pricing behaviors –&nbsp;<em>e.g.</em>&nbsp;resale price maintenance, hub-and-spoke cartels, concerted practices, etc. – in various industries during and after the COVID-19 pandemic. if the price of a product is rising because of an antitrust problem, the TCA is the right address, and the antitrust act is the appropriate legal framework. Therefore, the use of the Regulation should be restricted to emergencies only. Thus, the Regulation is neither a substitute nor a complement to a competition policy. In contrast, any misusage would have untended consequences both in the short run and long run.</p>



<p><strong><em>Unintended consequences of misusage</em></strong></p>



<p>Price is a signal both for consumers and producers. When the price of a product increases, it informs the economic units that the product is in short supply. It rewards consumers who buy less and producers who produce more. In a modern market economy, these signals ensure the efficient use of resources<a id="_ftnref7" href="#_ftn7"><sup>[7]</sup></a>. Any suppression of price changes distorts these signals, and the economic units cannot adjust their demand and supply. This is the short-run effect. In the long run, distortion of price signals has more detrimental effects such as lack of investment, miss adjustment of technological change, decrease in the number of firms in the market, and lack of competition. All of those permanently create short supply, causing higher inflation and loss of welfare in the long run.</p>



<p>Above mentioned potential consequences have special importance for Turkey, as an emerging country. Distorting price signals or limiting profit margins may mislead the incentives in the economy leading to a lack of enough foreign investment, slow adjustment of technological change, and enormous social costs due to confining in the middle-income trap.&nbsp;</p>



<p>The centrally planned economy experience in the second half of the 20th century showed that pricing decisions should be left to the market participants unless there is a permanent market failure. The right price is not an issue of calculation but an outcome of competition. If the aim is disinflation, not the price of the products, but the price of the money itself should be influenced by appropriate macroeconomic policies.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;See, Köksal, E. and Canbeyli, A. (2021). “The Lesser Evil? Assessment Of the Turkish Unfair Pricing Assessment Board”. Available at&nbsp;<a href="https://www.mondaq.com/turkey/antitrust-eu-competition-/1043612/the-lesser-evil-assessment-of-the-turkish-unfair-pricing-assessment-board">https://www.mondaq.com/turkey/antitrust-eu-competition-/1043612/the-lesser-evil-assessment-of-the-turkish-unfair-pricing-assessment-board</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;Official Gazette dated 28 May 2020 and numbered 31138.</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;See, News on Republic of Türkiye Ministry of Trade Website.&nbsp;Available at&nbsp;<a href="https://ticaret.gov.tr/haberler/tarifeye-aykiri-ekmek-satisi-yapan-isletmelere-9-4-milyon-lira-ceza-kesildi">https://ticaret.gov.tr/haberler/tarifeye-aykiri-ekmek-satisi-yapan-isletmelere-9-4-milyon-lira-ceza-kesildi</a>, and&nbsp;<a href="https://ticaret.gov.tr/haberler/haksiz-fiyat-degerlendirme-kurulu-yilin-ilk-yarisinda-152-8-milyon-lira-ceza-kesti">https://ticaret.gov.tr/haberler/haksiz-fiyat-degerlendirme-kurulu-yilin-ilk-yarisinda-152-8-milyon-lira-ceza-kesti</a>.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4"><sup>[4]</sup></a>&nbsp;See, News on Republic of Türkiye Ministry of Trade Website.&nbsp;Available at&nbsp;<a href="https://ticaret.gov.tr/haberler/ticaret-bakani-omer-bolat-is-dunyasi-ile-istisare-toplantisinda">https://ticaret.gov.tr/haberler/ticaret-bakani-omer-bolat-is-dunyasi-ile-istisare-toplantisinda</a>.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5"><sup>[5]</sup></a>&nbsp;See,&nbsp;Salin,&nbsp;P. &#8220;Inflation, a monetary phenomenon.&#8221;&nbsp;<em>The International Monetary System and the Theory of Monetary Systems</em>. Edward Elgar Publishing, 2016. 112-119.</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6"><sup>[6]</sup></a>&nbsp;Mankiw, N. G.&nbsp;<em>Principles of&nbsp;</em><em>E</em><em>conomics</em>.&nbsp;3E.&nbsp;Cengage Learning, 2014. 11-12.</p>



<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7"><sup>[7]</sup></a>&nbsp;See, Tim Harford’s recent FT column in respose to a question “What if inflation was made illegal? Could we legislate that no prices could ever rise?”.&nbsp;Available at&nbsp;<a href="https://www.ft.com/content/d39468ca-fd56-43d0-ab41-43e64d83af10">https://www.ft.com/content/d39468ca-fd56-43d0-ab41-43e64d83af10</a>.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye Dijital Toplum Endeksi (TDTE)</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2.html</guid>
      <pubDate>Fri, 23 Feb 2024 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>20 yılı aşkın bir süredir internetle tanışıklığı olan Türkiye toplumunun dijitalleşmedeki ilerlemesini nasıl ölçebiliriz? İnternete bağlanma, internet kullanımı ve e-devlet gibi dijital kamu…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2-cover.jpg" alt=""></p>
<p><em>@BounDijital.net</em></p>



<p><span lang="TR">20 yılı aşkın bir süredir internetle tanışıklığı olan Türkiye toplumunun dijitalleşmedeki ilerlemesini nasıl ölçebiliriz? İnternete bağlanma, internet kullanımı ve e-devlet gibi dijital kamu hizmetlerinin kullanımında nereden nereye geldik? Dijitalleşme performansında cinsiyet ve yaş grupları açısından farklılık var mı? Coğrafi bölgeler itibariyle dijitalleşme konusunda eşitsizlik söz konusu mu? Covid-19 salgını sürecinde dijitalleşme ne kadar arttı?</span></p>



<p><span lang="TR">Yukardaki sorulara cevaplar bulmak amacıyla Türkiye Dijital Toplum Endeksi’ni (TDTE) tasarladık. Geniş kapsamlı bir&nbsp;<a href="https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=4214587">çalışmanın</a>&nbsp;bir bölümünü oluşturan TDTE, bildiğimiz kadarıyla toplumun dijitalleşme performansını ölçen Türkiye’deki en kapsamlı gösterge niteliğinde. Farklı boyutlarıyla toplumdaki dijitalleşmenin seyrini görebildiğimiz bu endeks sayesinde, demografik ve bölgesel eşitsizlikleri de ortaya koyabiliyoruz. Dilerseniz konuya TDTE’nin neyi, nasıl ölçtüğü ile başlayalım.&nbsp;</span></p>



<h4><span lang="TR">TDTE neyi, nasıl ölçüyor?</span></h4>



<p><span lang="TR">TDTE’yi toplumdaki dijitalleşme oranını ölmeyi amaçlayan bir gösterge olarak tasarladık. Bu gösterge temel olarak, toplumun ne kadarının internete bağlandığı ve ne kadarının dijital faaliyetlerde bulunduğunun bileşkesinden oluşan bir oranı ifade ediyor. Şekil 1’de gösterildiği gibi, üç temel alanda 17 değişkenle, toplumun dijitalleşme performansını yüksek temsil düzeyi olan veriye dayalı bir analiz ile sunuyor.</span><i></i></p>



<figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2024/02/image.png?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2-1.png" alt="" /></a><figcaption><strong><em>Şekil 1</em></strong><em>: TDTE’nin temel alanları ve katkı oranları</em></figcaption></figure>



<p><span lang="TR">TDTE’nin temel veri kaynağını TÜİK’in&nbsp;<a href="https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Hanehalki-Bilisim-Teknolojileri-(BT)-Kullanim-Arastirmasi-2021-37437">Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması</a>&nbsp;(HBTKA) oluşturuyor.&nbsp;&nbsp;2004 yılından buyana her yıl (2006 yılı hariç) yapılan araştırmanın amacı, hanelerin ve bireylerin sahip olduğu bilgi iletişim teknolojileri ve bunların kullanımı hakkında bilgi edinmek. Her yıl Nisan ayında gerçekleştirilen araştırma, örneklem itibariyle Türkiye genelini temsil etmesinin yanında, 2011 yılından beri de bölgesel açıdan temsil yeteneğine sahip. Yıldan yıla değişiklik göstermekle birlikte, Türkiye genelinde her yıl on bini aşkın hane ve 30 bine yakın bireyle gerçekleştirilen araştırma, Türkiye’de temsil kabiliyeti en yüksek, kapsamı ve yapıldığı yıllar açısından da en geniş veri kaynağı niteliğinde.</span></p>



<h4><span lang="TR">2004 – 2021 arasında Türkiye’nin dijitalleşme performansı</span></h4>



<p><span lang="TR">Türkiye toplumunun 2004-2021 arasında dijitalleşme yolunda kat ettiği mesafeyi, Şekil 2’de TDTE’nin yıllar itibariyle seyrinden görebilirsiniz. Bu seyre daha yakından baktığımızda, kabaca üç dönemin varlığından bahsedebiliriz. 2004 yılından 2013 yılına kadar olan ilk on yıllık süreçte dijitalleşmedeki artışın, 2014 yılı itibariyle daha da hızlanarak 2019 yılına dek devam ettiğini görüyoruz. 2020 yılındaki duraklamanın ardından ise Covid-19 salgını sürecinde tekrar artışa geçtiğine şahit oluyoruz.&nbsp;</span><span lang="TR">Bu noktada, temel veri kaynağımız HBTKA’nın her yılın Mart ayına kadar olan verileri yansıttığını belirterek, salgının dijitalleşme üzerindeki etkisinin ancak 2021 yılındaki değerlere bakılarak anlaşılabileceğini hatırlatmak isteriz.</span><i></i></p>



<figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2024/02/tdte.jpg?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2-2.jpg" alt="" /></a><figcaption><a><strong><em>Şekil </em></strong></a><strong><em>2</em></strong><em>: Yılar itibariyle TDTE (2004-2021)</em></figcaption></figure>


<p><p align="center"><i><span lang="TR"></span></i></p></p>


<p><span lang="TR">TDTE’nin üç temel alanını oluşturan (1) internet bağlanma, (2) internet kullanımı ve (3) dijital kamu hizmetlerinin kullanımının endekse olan katkısı ise Şekil 3’te görülebilir. Her bir temel alanın endekse katkısının – 2020 yılında dijital kamu hizmetlerinin kullanımı hariç – yıllar itibariyle arttığını görebiliyoruz.</span></p>



<figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2024/02/image-1.png?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2-3.png" alt="" /></a><figcaption><strong><em>Şekil 3</em></strong><em>: Yıllar itibariyle temel alanların endekse katkısı</em></figcaption></figure>



<p><span lang="TR">Şekil 3’e yakından baktığımızda, 2019 ve 2020 yıllarında birbirlerine yakın olan endeks değerlerinin, 2021’de kayda değer şekilde arttığını görebiliyoruz. Her bir temel alandaki artışın, TDTE değerlerini de yukarı çektiğini, geçmiş yıllarda nadir görülen bir şekilde endeks değerinin 5 puandan fazla arttığını gözlemliyoruz. Bu durum, toplumun Covid19 salgını sürecinde (Mart 2020 – Mart 2021 arasında) yüksek bir dijitalleşme performansı sergilediğine işaret ediyor.&nbsp;</span></p>



<h4><b><span lang="TR">İnternet kullanımındaki değişim: e-ticaret, internet bankacılığı ve sosyal medya</span></b></h4>



<p><span lang="TR">TDTE’yi oluşturan üç temel alandan internet kullanımına dair endeks seviyelerini Şekil 4’te sunduk. İnternet üzerinden yapılan çeşitli faaliyetleri kategorileştirdiğimiz bu grafikte, her bir kategorinin yıllar içinde endekse katkısının artarak devam ettiğini görüyoruz.</span><i></i></p>



<figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2024/02/image-2.png?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2-4.png" alt="" /></a><figcaption><a><strong><em>Şekil </em></strong></a><strong><em>4</em></strong><em>: İnternet kullanımının gelişimi</em></figcaption></figure>


<p><p align="center"><i><span lang="TR"></span></i></p><span></span><span></span><span></span></p>


<p><span lang="TR">Daha ayrıntılı baktığımızdaysa, bireylerin e-ticaret faaliyetinin ılımlı fakat istikrarlı bir artış izlediğini görüyoruz. Her ne kadar Türkiye’deki perakende e-ticaret hacminin bu ılımlı artıştan daha hızlı büyüdüğü akla gelse de endeksteki değişkenin internet üzerinden yapılan alışverişin hacmine değil, alışveriş yapan bireylerin sayısındaki artışa bağlı olduğunu belirtelim.</span></p>



<p><span lang="TR">İnternet bankacılığı (e-banka) kullanımının da e-ticaret gibi istikralı bir şekilde artarak endekse katkı sağladığını görüyoruz. Gerek mobil uygulamalarla erişilebilirliğinin artması gerek internet bankacılığı yoluyla yapılabilen işlemlerin çeşitlenmesinin bu alana katkı sağladığını söylemek mümkün.</span></p>



<p><span lang="TR">Sosyal medya kullanımı yine endekse artarak katkıda bulunan bir diğer kategori. Bu kategori oluşturulurken, 2012 öncesinde – henüz bugünkü sosyal medya platformları yokken – kullanıcıların etkileşimde bulunduğu sohbet odaları,&nbsp;<i>MSN</i>&nbsp;vb. sosyalleşme uygulamalarının kullanımının dikkate alındığı belirtelim.&nbsp;</span></p>



<p><span lang="TR">Covid-19 sürecinde internet kullanımındaki gelişime baktığımızda en büyük artışın e-ticaret ve internet bankacılığında gerçekleştiğini görüyoruz. Hem bankacılılık işlemlerinin hem de alışverişin çevrimdışı olarak da gerçekleştirilen faaliyetler olduğu düşünüldüğünde, bu artışın toplumun dijitalleşmesindeki katkısının önemli olduğunu düşünüyoruz. Diğer faaliyetler açısından baktığımızda ise haberleşme alanındaki artışın kalan diğer faaliyetlere göre Covid-19 sürecinde daha çok arttığı göze çarpıyor.</span></p>



<h4><b><span lang="TR">Cinsiyet ve yaş gruplarına göre dijitalleşme performansları</span></b></h4>



<p><span lang="TR">Türkiye’de birçok alanda var olan eşitsizliğin dijitalleşme performansı açısında da karşımıza çıkması muhtemeldi. Nitekim, endeksi demografik değişkenlere (cinsiyet, yaş, eğitim, vb.) göre ayrı ayrı hesapladığımızda Türkiye genelinde dijital eşitsizliğin olduğunu ortaya koyduk.</span></p>



<p><span lang="TR">Bu alandaki bulgularımıza cinsiyet ve yaş grupları açısından kısaca değinebiliriz. Şekil 5-A’da 2004 yılında erkeklerin kadınlardan daha yüksek bir dijitalleşme seviyesi ile başladığını ve zaman içinde farkın açıldığını görüyoruz. Şekil 5-B’de yaş gruplarına göre endekslere baktığımızda, 16-29 ve 30-49 yaş aralığındaki iki grubun benzer şekilde ilerlediği, ancak 50-74 yaş grubunun diğer yaş gruplana göre oldukça zayıf bir performans gösterdiğine şahit oluyoruz.</span></p>



<figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2024/02/image-7.png?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2-5.png" alt="" /></a><figcaption><strong><em>Şekil 5</em></strong><em>: (<strong>A</strong>) Cinsiyete göre endeksler (2004-2021)</em></figcaption></figure>



<figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2024/02/image-8.png?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2-6.png" alt="" /></a><figcaption><strong><em>Şekil 5</em></strong><em>: <strong>B</strong>) yaş gruplarına göre endeksler (2004-2021)</em></figcaption></figure>



<h4><b><span lang="TR">Dijitalleşmede bölgesel eşitsizlikler</span></b></h4>



<p><span lang="TR">Sadece demografik açıdan değil,&nbsp;&nbsp;bölgesel açıdan da dijital eşitsizlik olabileceği beklediğimiz bir durumdu. TTDE’nin tasarımının 2011 ve sonrası için bölge bazında ayrı ayrı endeks değeri oluşturmamıza imkân sağladığını belirtmiştik. Bu sayede 12 istatistiki bölge bazında dijitalleşme performansını değerlendirmemiz mümkün olabildi.</span></p>



<p><span lang="TR">Bu değerlendirmede, başta İstanbul bölgesi olmak üzere batı ve kıyı bölgelerin, 2011-2021 arasında endekste en hızlı yükseliş gösteren bölgeler olduğunu gördük. Bu bölgeler aynı zamanda Türkiye’nin genelinden (TDTE’den) daha yüksek bir dijitalleşme performansına işaret ediyor. Öte yandan, orta ve doğu bölgelerin dijitalleşmeye görece daha düşük seviyelerden başlayıp daha az ilerleme kaydettiğini de tespit ettik. Şekil-6’da 2021 itibariyle bölgesel açıdan gelinen noktayı görmek mümkün.</span></p>



<figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2024/02/image-9.png?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2-7.png" alt="" /></a><figcaption><strong><em>Şekil 6</em></strong><em>: 2021 yılı bölgesel endeks değerleri</em></figcaption></figure>



<p><span lang="TR">Şekil 6, bize dijitalleşmede kadın-erkek, yaşlı-genç arasında olan eşitsizliğin doğu-batı arasında da var olduğunu gösteriyor. Bu tür eşitsizlikleri tespit etmek ve gidermek için neler yapılabileceğine dair&nbsp;</span><span lang="TR"><a href="https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/17835917221143060">araştırmalarımız</a></span><span lang="TR">&nbsp;devam ediyor. Ancak, dijitalleşmede görece en geride olan bölgelerin 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen deprem felaketinden en çok etkilenen bölgeler olması bizi bu eşitsizliğin daha artacağı konusunda endişelendiriyor.</span></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Çimento Sektörü İçin Alternatif Bir Coğrafi Pazar Tanımı Yöntemi: Hotelling Modeli</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/cimento-sektoru-icin-alternatif-bir-cografi-pazar-tanimi-yon.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/cimento-sektoru-icin-alternatif-bir-cografi-pazar-tanimi-yon.html</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Oct 2023 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Çimentonun homojen bir ürün olması ve sektörün oligopolistik yapısı nedeniyle, rekabet otoriteleri çimento sektörünü yakından izliyor ve sık sık da incelemeler…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em>Mehmet Salan ile birlikte @RekabetRegulasyon.com —</em></p>



<p>Çimentonun homojen bir ürün olması ve sektörün oligopolistik yapısı nedeniyle, rekabet otoriteleri çimento sektörünü yakından izliyor ve sık sık da incelemeler başlatıyor.  Bu incelemelerin çoğu yatay nitelikte bölge paylaşımı veya fiyat anlaşmaları iddialarına dayalı olduğundan, genelde deliler üzerinden hukuki değerlendirmelerin yapıldığını görüyoruz. İktisadi analizlerinse daha çok uyumlu eylem iddiaları ön plana çıktığında kullanıldığına şahit oluyoruz. Oysa, iddialar bölge paylaşımı veya fiyat anlaşmalarına dair de olsa, sağlıklı bir inceleme yapılabilmesi için iktisadi analizlere hala büyük rol düşüyor. Bu yazıda, çimento sektörü özelindeki incelemelerde ilgili coğrafi pazar tanımı yapılırken kullanılabilecek sanayi iktisadı literatüründeki <a href="https://doi.org/10.2307/2224214"><em>Hotelling</em></a>modeline dayalı alternatif bir yöntem öneriyoruz.</p>



<p><strong><em>İlgili Pazar tanımı ve çimento sektörü incelemeleri için coğrafi pazar tanımının önemi</em></strong></p>



<p>İlgili pazar tanımı ile bir rekabet incelemesinin sonraki safhaları için iki eksende – ürün ve coğrafya – pazarın sınırları belirlenmektedir. Metodolojik açıdan pazar tanımı, pazardaki etkileşimin karmaşıklığını azaltan bir araç̧ olarak düşünülebilir. Bir başka ifadeyle, doğru bir pazar tanımı, incelenen pazarı ürün ve coğrafi sınırlar açısından uygun bir şekilde izole etmektedir. Fakat, dar bir pazar tanımı rekabetçi baskı uygulayan ürün ve coğrafyaları ihmal ederken, geniş̧ bir pazar tanımı da rekabete aykırı davranışların doğru bir şekilde belirlenmesini engellemektedir. Bu çerçevede ilgili pazarın tanımlanması sadece benzer nitelikteki ürünlerin gruplandırılması ve belli bir coğrafyadaki piyasa etkileşiminin değerlendirilmesinden ibaret değildir. İlgili pazarın tanımlanması esasen, birbirleri üzerinde rekabetçi baskı yaratan ürünlerin ve coğrafi alanların tespit edilmesine dair bir süreçtir.</p>



<p>Çimentonun görece düşük değeri ve yüksek ağırlığı, taşıma maliyetlerini fiyatlar üzerinde belirleyici hale getirip tüketim alanını sınırlayarak, bölgesel pazar tanımı yapılmasını gerekli kılmaktadır. Ancak bu tanımlamanın belli bir metodoloji etrafında ve tutarlılık gözeterek yapılması şarttır. Aksi halde, rekabetçi baskı yaratmayan rakiplerin dahil edilmesi veya rekabetçi baskı yaratan rakiplerin göz ardı edilmesi gibi durumlar yaşanabilecektir. Bu da inceleme sonucu alınacak karar için&nbsp;<a href="https://www.concurrences.com/en/dictionary/error-costs-108946">Tip-I veya Tip II hata</a>&nbsp;riskini arttıran bir etkiye sahip olacaktır.</p>



<p><strong><em>Çimento sektörü incelemelerinde kullanılan pazar tanımı yöntemleri</em></strong></p>



<p>Gerek Rekabet Kurulu gerekse Avrupa Komisyonu karalarına bakıldığında mesafe testinin ilgili coğrafi pazarın tanımlanmasında standart olarak kullanıldığını görüyoruz. “250 km testi” olarak da bilinen bu testte, teşebbüsün tesisinin bulunduğu alanın kuş uçuşu 250 km’lik yarıçaptaki dairesel alan, rekabetçi baskı yaratılabilecek coğrafi pazar olarak kabul edilmektedir. Mesafe testi, genelde Avrupa Komisyonu kararlarında standart olarak kullanılan 150 km ve/veya 250 km yarı çaplı alanda teşebbüslerin geçmiş satışlarının sırasıyla %70 ve %90’ını gerçekleştirildiği tahminine&nbsp;<a href="https://ec.europa.eu/competition/mergers/cases/decisions/m7009_20140605_20682_3836837_EN.pdf">dayanmaktadır</a>. Bu değerlendirmede satışların %70’inin ve %90’ının yapıldığı sınır (<em>range</em>) değerlerin dışında, ortanca (<em>median</em>) ve ortalama (<em>average</em>) değerlerine de bakılmakta, bu değerler gerçek yol değerlerine göre de&nbsp;<a href="https://ec.europa.eu/competition/mergers/cases/decisions/m7878_3994_7.pdf">düzeltilmektedir</a>.</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/cimento-sektoru-icin-alternatif-bir-cografi-pazar-tanimi-yon-1.png" alt="" /></figure>



<p>Rekabet Kurumu’nun çimento sektörü ile neredeyse kuruluşundan bu yana devam eden mesaisi, kendi yöntemlerini de ortaya koymaya fırsat tanımıştır. Rekabet Kurulu’nun 2007 ve 2009 yılındaki çimento sektörüne yönelik kararlarında geliştirdiği “%10 testi” bunlardan biridir. Bu testte çimento satışlarının il bazında ayrıştırılarak, bir teşebbüsün o ile yaptığı satışların tüketim içerisindeki payının en az %10’unu oluşturması durumunda satış yapılan il ilgili coğrafi pazara dahil edilmektedir. Bu testte %10’luk satışın rekabetçi baskı yaratabilecek bir eşik pazar payı olduğu varsayımından hareket edilmektedir.</p>



<p><strong><em>Biz ne öneriyoruz?</em></strong></p>



<p>Türkiye gibi genel ekonomik durum kadar üretim ve taşıma maliyetlerinin de çok hızlı değiştiği başka bir ülke göstermek pek de mümkün değil. İnşaat sektörünün ekonomideki belirleyici rolü de düşünüldüğünde, 250 km gibi sabit eşiklerin ve %10 gibi sabit oranların çimento sektörüne yönelik incelemelerde işlevsiz kalabileceği ve Tip I ya da Tip II hata riskini artıracağını düşünüyoruz. Bu sebeple daha genel ve esnek bir yönetimin kullanılmasını öneriyoruz.</p>



<p>Teşebbüslerin birbirleri üzerinde yaratabileceği rekabetçi baskıyı teorik temelleri de olan somut bir model üzerinden analiz etmek amacıyla, sanayi iktisadı ders kitaplarında da standart olarak sunulan&nbsp;<a href="https://doi.org/10.2307/2224214"><em>Hotelling</em></a>konum modelinden faydalanılabileceğini savunuyoruz. Bu model –&nbsp;<a href="https://doi.org/10.1080/09672567.2019.1626460">çok farklı uygulamaları</a>&nbsp;olsa da – temel olarak, farklı konumlardaki satıcıların müşterileri için ulaştırma maliyetlerinin söz konusu olduğu mekânsal bir fiyat rekabeti ortamını tarif etmektedir. Bu açıdan, çimento sektöründeki incelemelerde ilgili coğrafi pazar tanımı için kullanılmaya çok uygundur.</p>



<p>Şekil 1’de hipotetik olarak sunulan bir örnek çerçevesinde&nbsp;<em>Hotelling</em>modeline göre, iki çimento teşebbüsünün (A Çimento ve B Çimento) üretim tesisleri ve temsili yerleşim yerleri (X, Y ve Z şehirleri) konumlandırılmıştır. Başlangıç olarak, 250 km ekonomik olarak karlı olabilecek azami mesafe olarak kabul edilip, müşterilerin çimentoya verdikleri değere göre oluşan fiyata göre de karlılık göstergeleri (marjlar) ifade edilmiştir. Örnek olarak, üretim maliyetlerinin benzer olduğu ve ürünün taşınmasıyla maliyetlerin arttığı bir durumda, X Şehri için A Çimento’nun ve B Çimento’nun temsili marjları gösterilmiştir. Bu çerçevede 250 km’lik mesafe içinde bulunan X, Y ve Z şehirleri, her iki teşebbüsün de birbirleri üzerinde – marjları ölçüsünde – rekabetçi baskı uygulayabildiği aynı ilgili coğrafi pazar içerisinde değerlendirilebilecektir.</p>



<p><strong>Şekil 1</strong>&nbsp;–&nbsp;<em>Hotelling</em>&nbsp;konum modeline uyarlanmış bir örnek</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/cimento-sektoru-icin-alternatif-bir-cografi-pazar-tanimi-yon-2.png" alt="" /></figure>



<p>Fakat, Türkiye gibi ham madde ve enerji konusunda büyük oranda dışa bağımlı ve sık sık döviz kuru şoku yaşayan bir ülkede, durağan başlangıç koşullarına göre bir analiz yapılması isabetli olmayacaktır. Özellikle enerji fiyatlarının çimento için gerek üretim gerekse taşıma maliyetleri içindeki payı düşünüldüğünde, teşebbüslerin hitap ettiği coğrafi alanların daralması beklenecektir. Şekil 2’de görselleştirmeye çalıştığımız böyle bir durumda, teşebbüsler için ekonomik olarak karlı olabilecek azami mesafeler kısalarak ve coğrafi pazar tanımı değişmek durumunda kalacaktır. Buna göre, X ve Y şehirleri sadece A Çimento için tanımlanacak ilgili coğrafi pazarda kalırken, Z şehri ise B Çimento için tanımlanacak ilgili coğrafi pazarda yer alacaktır. Bu da A Çimento ve B Çimento için birbirleri üzerinde rekabetçi baskı kuracak ortak bir coğrafi pazar olmadığına işaret edecektir.</p>



<p><strong>Şekil 2</strong>&nbsp;– Maliyet artışlarının&nbsp;<em>Hotelling</em>&nbsp;konum modeline göre uyarlanması</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/cimento-sektoru-icin-alternatif-bir-cografi-pazar-tanimi-yon-3.png" alt="" /></figure>



<p><strong><em>Hotelling modeline dayalı bir yöntemin potansiyeli</em></strong></p>



<p>İlgili coğrafi pazar tanımlamalarında rekabet otoritelerinin, maliyet artışlarından bağımsız bir şekilde sabit mesafe testlerini kullanmasının, Türkiye gibi değişken ekonomik koşullara sahip bir ülkede çok da geçerli olmadığını söyleyebiliriz. Peki&nbsp;<em>Hotelling</em>&nbsp;modeline dayalı bir yöntem bu değişken ekonomik koşulları dikkate alan bir analiz sunabilir mi? Bizce, evet! Hatta, sadece değişen maliyetlere değil, deprem sonrası yeniden yapılanma ile çimentoya olan ihtiyacın (grafikler de ifade edilen haliyle “Müşteri için ürünün değeri”) değişeceği bir ekonomik ortamda bu modeli baz alan bir pazar tanımı anlayışının daha isabetli sonuçlar doğuracağını düşünüyoruz.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Kaldıraç (leverage) teorisi dijital pazarlar için yeniden yorumlanıyor</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/kaldirac-leverage-teorisi-dijital-pazarlar-icin-yeniden-yoru.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/kaldirac-leverage-teorisi-dijital-pazarlar-icin-yeniden-yoru.html</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Feb 2023 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>Dijital pazarların şekillenmesinde, çoğu platform niteliğindeki şirketlerin tüketicilerin farklı ihtiyaçlarına o pazarlara girerek karşılık vermesi büyük rol oynuyor.</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em>Aysu Tanoğlu ile birlikte @RekabetRegulasyon.com — </em></p>



<p>Dijital pazarların şekillenmesinde, çoğu platform niteliğindeki şirketlerin tüketicilerin farklı ihtiyaçlarına o pazarlara girerek karşılık vermesi büyük rol oynuyor. Özellikle, sahip oldukları veri, teknoloji ve finansal avantajların sağladığı rekabetçi üstünlük sayesinde yeni girdikleri bu pazarlarda hızlıca ilerleyebiliyorlar. Böylelikle, aynı tüketicilerin farklı ihtiyaçlarını tek bir uygulama veya bağlantılı uygulamalar ile karşılayıp, Süper Uygulama (<em>Super App</em>) olma yolunda ilerliyorlar. Diğer ülkelerde yaygın örneklerine rastladığımız bu tür iş modellerinin Türkiye’de de yaygınlaştığını görmek mümkün. Örneğin, Getir uygulaması üzerinden market ve yemek siparişi verirken aynı zamanda taksi çağırıp araç kiralayabiliyorsunuz. Benzer şekilde Trendyol uygulamasıyla, bir yandan yeni giysiler satın alıp kullanılmış giysilerinizi satabilirken diğer yandan yemek siparişi verebiliyorsunuz.&nbsp;</p>



<p>Peki, tüketicilere büyük kolaylık sağladığı düşünülen ve hızla yaygınlaşan bu tür iş modelleri rekabet hukuku ve iktisadı açısından ne ifade ediyor? Dinamik bir işleyişe sahip çok taraflı dijital pazarlarda otoritelerin/mahkemelerin dikkat etmesi gerekenler neler? Kaldıraç (<em>leverage</em>) teorisi ile ilişkilendirilebilecek bu soruları, sanayi iktisadı literatüründeki son gelişmeler ışığında değerlendiriyoruz.</p>



<p><strong><em>Geleneksel kaldıraç teorisi ve Chicago okulu eleştirisi</em></strong></p>



<p>Kaldıraç teorisi, bir piyasada pazar gücü sahibi teşebbüsün tamamlayıcı nitelikteki bir diğer pazarda hakimiyet sağlama motivasyonu üzerine kuruludur. Söz konusu teşebbüs, birinci pazardaki gücünü kaldıraç gibi kullanarak ikinci pazarda rekabetçi dengenin üzerinde kar elde etmeye odaklanır. Nitekim, Rekabet Kurumunun Terimler Sözlüğünde de kaldıraç etkisinin “<em>bir pazardaki gücün diğer bir pazara aktarılması</em>” şeklinde tanımlandığını ve “<em>bir pazarda hâkim durumda olan bir teşebbüsün bu gücünü başka bir pazarda kötüye kullanması</em>” şeklinde bir zarar teorisi ile ilişkilendirildiğini görüyoruz<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a>.</p>



<p>Geleneksel kaldıraç teorisi, ürün bağlama gibi yöntemlerle tamamlayıcı ürün pazarlarındaki rekabetin kısıtlanabileceğini öngörse de özellikle&nbsp;<em>Chicago</em>&nbsp;okulu tarafından eleştirildiğini biliyoruz. Kaldıraç teorisinde bahsi geçen tekelci kar elde etme motivasyonuna dayalı bu zarar teorisi, Posner<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;ve Bork<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;gibi yazarlar tarafından sunulan eleştirilerde genelde, tamamlayıcı nitelikteki ürünlerin nihayetinde (tüketiciler için) tek bir ürün olduğu ve tek bir tekelci kardan bahsedilebileceği şeklinde karşı çıkılmıştı. Bu savunma temelde bir pazarda tekel olan teşebbüsün, tamamlayıcı nitelikteki pazarı rakip teşebbüslere kapatmadan bu tekelci rantı elde edebileceği argümanına dayanıyordu. Böylelikle&nbsp;<em>Chicago</em>&nbsp;okulu, bir tekelin pazar gücünü başka bir pazarda kullanabileceğine teoride karşı çıkmasa da söz konusu tekelin bunu yapmak için ilave bir kar motivasyonu olmadığı vurgusu yapıyordu.&nbsp;&nbsp;Tek tekelci kar (<em>single monopoly profit</em>) olarak adlandırılan bu argüman, özellikle Amerika’da uzun süre yerleşik bir uygulama olarak süre geldi<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a>.</p>



<p><strong><em>Peki, kaldıraç teorisi hala aynı şekilde mi yorumlanıyor?</em></strong></p>



<p>Yukarda bahsettiğimiz temelde ürün bağlamayı odağına alan kaldıraç teorisi ve tek tekelci kar&nbsp;&nbsp;&nbsp;argümanının, 2000’li yıllarda&nbsp;<em>Microsoft</em>&nbsp;soruşturmaları ve davaları, yakın geçmişte ise Avrupa’daki&nbsp;<em>Google</em>&nbsp;soruşturmaları ile yeniden yorumlanmak üzere tetiklendiğini söyleyebiliriz. Burada yeniden yorumlanmaya ilişkin temel motivasyonun dijital pazarların görece riskli Ar-Ge yatırımları ve inovasyon gibi dinamik süreçleri içermesi sebebiyle tetiklenmiş olduğu görülüyor. Özellikle 2000’li yılların başında hem ABD’de hem de AB’deki&nbsp;<em>Microsoft</em>&nbsp;davaları/soruşturmaları geleneksel kaldıraç teorisinin dinamik pazarlarda farklı sonuçlara işaret edebileceğine,&nbsp;<em>Chicago</em>&nbsp;ekolünün ifade ettiği gibi etkinlik arttırıcı olamayabileceğine ve bazen de rekabeti kısıtlayabileceğine dair işaretler sunuyordu<a id="_ftnref5" href="#_ftn5"><sup>[5]</sup></a>.</p>



<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/kaldirac-leverage-teorisi-dijital-pazarlar-icin-yeniden-yoru-1.jpg" alt="Bir “süper uygulamanın” tek çatı altında topladığı hizmetler: sosyal ağ, arama, bankacılık, mesajlaşma, alışveriş, yemek siparişi, ödeme ve taksi çağırma"></p>



<p>Nitekim daha yakın geçmişe geldiğimizde, çok taraflı pazarlarda bu yeniden yorumlamanın kaçınılmaz olduğu ortaya çıktı. Her ne kadar, Komisyonunun ve Genel Mahkemenin&nbsp;<a href="https://www.rekabetregulasyon.com/kendini-kayiran-aglamaz-avrupa-birligi-genel-mahkemesinin-google-shopping-karari-i/"><em>Google Shopping&nbsp;</em>kararı</a>,&nbsp;hukuksal açıdan bu konuda bir kapı aralasa da ortaya koyulan zarar teorisine ilişkin iktisadi çerçeve henüz yeni yeni ortaya çıkıyor. Bu konuda yapılan çalışmalar artık&nbsp;<em>Chicago</em>&nbsp;okulunun tek tekel karı argümanını teorik olarak da çürütecek yeni bir çerçeve ortaya çıkartıyor.</p>



<p>Örneğin, 7 yıl süren&nbsp;<em>Google Shopping</em>&nbsp;soruşturması boyunca sürekli olarak yenileyip geliştirdikleri teorik çerçeve ile Iacobucci ve Ducci<a id="_ftnref6" href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a>, çift taraflı bir pazarda pazar gücü sahibi bir teşebbüsün, tüketicileri aynı fakat satıcıları farklı olan bir başka çift taraflı pazardaki ürünü bağlamaya dair ilave karlar elde edebileceğini gösterdiler. Böylelikle, çift taraflı pazar koşullarının&nbsp;<em>Chicago</em>okunun tek tekel karı argümanın geçerli olamayabileceğini ortaya koydular. Böylelikle hem genel olarak hem de Google özelinde, çift-taraflı bir pazarın bir diğeri ile ürün bağlama şeklinde ilişkilendirilmesinin olası rekabeti kısıtlayıcı etkilerine dair sağlam bir çerçeve sundular.</p>



<p>Öte yandan, çok taraflı pazarların yapısı ve işleyişi yanında bu pazarlardaki sıfır-fiyat (<em>zero-pricing</em>) – örneğin tüketicilerden ücret alınmaması – gibi uygulamaların da kaldıraç teorisinin yeniden yorumlanması ihtiyacına katkı sunduğunu belirtmek gerekir. Geçtiğimiz yıllarda – Amerikan Yüksek Mahkemesi kararlarında sıkça atıf yapılan bir dergi olan –&nbsp;<em>American Economic Journal</em>’da yayınlanan bir makale, son dönemlerde dijital pazarlardaki rekabet soruşturmalarından ve bu pazarlarda uygulanan sıfır-fiyat uygulamasından yola çıkarak uygulanabilecek yeni bir kaldıraç teorisi geliştirdi<a id="_ftnref7" href="#_ftn7"><sup>[7]</sup></a>. Yazarların, yukarda bahsettiğimiz&nbsp;<em>Microsoft</em>&nbsp;ve&nbsp;<em>Google Shopping</em>&nbsp;soruşturmalarını da vaka analizleri olarak tartıştığı makalenin temel çıktılarını aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz.</p>



<p>Çift taraflı bir pazarda optimal fiyatlandırma genellikle piyasanın bir tarafında maliyetin altında fiyatlandırmanın olduğu ve diğer tarafta bu kaybın telafi edildiği bir rekabet stratejine dayalıdır. Pazarın bir tarafında sıfır, diğer tarafında pozitif bir fiyatlama olduğunda rekabet üstü karlar elde etmek mümkündür. Başka bir piyasadaki bir tekel (pazar gücü sahibi teşebbüs) için bu karı ürün bağlama yöntemiyle elde etmek çekici bulabilir. Hali hazırdaki yerleşik firma ya da firmaların sıfır-fiyatlamanın ötesine geçen agresif bir tepkisi olmadığı durumda bağlama işlemi çok daha karlı hale gelebilir. Bu kurguda kısa vadede bir tüketici zararı söz konusu olmasa da uzun vadede rakip firmaların bağlı pazarda yeni ürünler geliştirmeye yönelik motivasyonları göz önünde alındığında, tüketici refahında bir azalma söz konusu olabilir.&nbsp;&nbsp;Çünkü pazara erişimin kısıtlanması nedeniyle rakip firmalar tarafından daha yenilikçi ürünler sunulamayabilir<a id="_ftnref8" href="#_ftn8"><sup>[8]</sup></a>.</p>



<p><strong><em>Özetlersek</em></strong></p>



<p>Tüketicilere daha iyi ve sorunsuz hizmetler sunulmasını sağlayan farklı uygulamaların entegrasyonu gibi bağlama işlemleri etkinlik artırıcı etkilere sahip olabilir. Fakat sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için çok taraflı pazarların dinamik işleyişi sebebiyle, bugünkü pozitif etkilerin yarınki olası negatif etkiler ile de karşılaştırılması gerekir. Kaldıraç teorisinin geçirdiği evrim bize bunu gösteriyor.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;REKABET KURUMU. (2019). Rekabet Terimleri Sözlüğü, Gözden Geçirilmiş Altıncı Baskı. Erişim tarihi 13.02.2023,&nbsp;<a href="https://www.rekabet.gov.tr/tr/Sayfa/Yayinlar/rekabet-terimleri-sozlugu/terimler-listesi?listedeAra=Kald%C4%B1ra%C3%A7">https://www.rekabet.gov.tr/tr/Sayfa/Yayinlar/rekabet-terimleri-sozlugu/terimler-listesi?listedeAra=Kaldıraç</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;POSNER, R. A. (1976).&nbsp;<em>Antitrust Law</em>. University of Chicago Press. Bölüm 7.</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;﻿BORK, R. (1978).&nbsp;<em>The Antitrust Paradox: A Policy at War with Itself</em>. New York &#8211; Basic Books. Bölüm 19.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4"><sup>[4]</sup></a>&nbsp;<em>Bkz</em>. BORK, R. H., &amp; SIDAK, J. G. (2012). What does the Chicago school teach about Internet search and the antitrust treatment of Google?.&nbsp;<em>Journal of Competition Law and Economics</em>,&nbsp;<em>8</em>(4), 663-700.&nbsp;<a href="https://doi.org/10.1093/joclec/nhs031">https://doi.org/10.1093/joclec/nhs031</a>.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5"><sup>[5]</sup></a>&nbsp;<em>Bkz</em>. CHOI, J. P., &amp; STEFANADIS, C. (2001). Tying, Investment, and the Dynamic Leverage Theory.&nbsp;<em>The RAND Journal of Economics</em>,&nbsp;<em>32</em>(1), 52-71.&nbsp;<a href="https://doi.org/10.2307/2696397">https://doi.org/10.2307/2696397</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6"><sup>[6]</sup></a>&nbsp;IACOBUCCI, E., &amp; DUCCI, F. (2019). The Google search case in Europe: tying and the single monopoly profit theorem in two-sided markets.&nbsp;<em>European Journal of Law and Economics</em>,&nbsp;<em>47</em>(1), 15–42.&nbsp;<a href="https://doi.org/10.1007/s10657-018-9602-y">https://doi.org/10.1007/s10657-018-9602-y</a>.</p>



<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7"><sup>[7]</sup></a>&nbsp;CHOI, J. P., &amp; JEON, D.-S. (2021).&nbsp;A Leverage Theory of Tying in Two-Sided Markets with Nonnegative Price Constraints.&nbsp;<em>American Economic Journal: Microeconomics</em>,&nbsp;<em>13</em>(1), 283–337.&nbsp;<a href="https://doi.org/10.1257/mic.20180234">https://doi.org/10.1257/mic.20180234</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn8" href="#_ftnref8"><sup>[8]</sup></a>&nbsp;Choi&nbsp;&amp; Jeon&nbsp;(2021), s. 325.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Turkish Competition Authority’s First Hub-and-Spoke Cartel Decision</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/turkish-competition-authoritys-first-hub-and-spoke-cartel-de.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/turkish-competition-authoritys-first-hub-and-spoke-cartel-de.html</guid>
      <pubDate>Fri, 30 Dec 2022 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>We contributed to the Journal of European Competition Law &amp; Practice by unpacking the TCA’s first hub-and-spoke cartel decision. Unlike horizontal collusion between suppliers or between retailers, hub-and-spoke cartels…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkish-competition-authoritys-first-hub-and-spoke-cartel-de-cover.jpg" alt=""></p>
<p>We contributed to the&nbsp;<em>Journal of European Competition Law &amp; Practice</em>&nbsp;by unpacking the TCA’s first hub-and-spoke cartel decision. Unlike horizontal collusion between suppliers or between retailers, hub-and-spoke cartels require the involvement of both supplier(s) and retailer(s). The TCA recently found five grocery retailers and a cooking oil supplier liable for such behavior. Likewise documenting the hub-and-spoke cartel, the decision is also interesting in reflecting the TCA’s approach to rising inflation stemming from the COVID-19 pandemic. Therefore, besides unpacking the decision, we also provide some analysis that may inform readers about the economic background of the decision.</p>



<p>You may access the article by the following&nbsp;<a href="https://doi.org/10.1093/jeclap/lpac045">link</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Sen misin çalışanların ücretlerini sabitleyen — ABD’de İK rekabet ihlallerine hapis cezası</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/sen-misin-calisanlarin-ucretlerini-sabitleyen-abdde-ik-rekab.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/sen-misin-calisanlarin-ucretlerini-sabitleyen-abdde-ik-rekab.html</guid>
      <pubDate>Thu, 22 Dec 2022 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Amerikan rekabet otoritelerinin ajandalarında işgücü piyasalarına ilişkin rekabet ihlallerinin önceliği artıyor. Özellikle Biden yönetimiyle birlikte, rekabet politikasının odağında büyük teknoloji şirketlerinin…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/sen-misin-calisanlarin-ucretlerini-sabitleyen-abdde-ik-rekab-cover.jpg" alt=""></p>
<p><em>Aysu Tanoğlu ile birlikte @RekabetRegulasyon.com&nbsp;—</em></p>



<p>Amerikan rekabet otoritelerinin ajandalarında işgücü piyasalarına ilişkin rekabet ihlallerinin önceliği artıyor. Özellikle Biden yönetimiyle birlikte, rekabet politikasının odağında büyük teknoloji şirketlerinin yanında, işgücü piyasalarına ilişkin endişeler de yer alıyor. Hatta caydırıcılığı arttırmak için otoritelerin bu alanda sonucu hapis ile neticelenebilen ceza davaları başlattığına da şahit oluyoruz. Öte yandan, sadece Amerika’daki otoritelerinin değil, diğer rekabet otoritelerinin de – Rekabet Kurumu dahil – işgücü piyasalarındaki rekabet sorunlarına odaklanan adımlar attığını görüyoruz.</p>



<p><strong><em>Çalışanların ücretlerini sabitleyenin vay haline …</em></strong></p>



<p>16 Mart’ta ABD Adalet Bakanlığı Antitröst Birimi (“<strong>DoJ</strong>“), eski bir sağlık hizmetleri İK yöneticisini hemşirelerin maaşlarını sabitlemekle suçlayan bir iddianameyi mahkemeye sundu<a id="_ftnref1" href="#_ftn1">[1]</a>. DoJ, bu davadaki suçlamaları Amerikan işgücü piyasalarını etkileyen rekabete aykırı davranışları inceleme konusundaki taahhüdüyle bağlantılı olarak getirdiğini söylüyor. Aynı zamanda, çalışan ayartmama (<em>no-poaching</em>) anlaşmalarına ve ücretleri baskılamaya yönelik anlaşmalara daha sert yaklaşacağının da sinyallerini veriyor. Antitröst Birimi şefi&nbsp;<em>Kanter</em>, bu yaklaşımı şu sözleri ile somutlaştırıyor:</p>



<p>“Ücret sabitleme, çalışanları güçlükle kazandıkları ücretlerden mahrum bırakan bir suçtur. Antitröst Birimi çalışanları korumak için tetikte olacaktır.”</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/sen-misin-calisanlarin-ucretlerini-sabitleyen-abdde-ik-rekab-1.png" alt="" /></figure>



<p>Ekim 2022’de DoJ, birbirlerinin hemşirelerini işe almamak ve hemşirelere ödenen maaşları yükseltmemek için bir rakiple anlaşma yaptığı iddia edilen bir sağlık hizmetleri İK şirketi olan&nbsp;<em>VDA</em>‘ya ceza vermişti<a id="_ftnref2" href="#_ftn2">[2]</a>. 16 Mart’ta sunulan dava dosyasında ise söz konusu soruşturmadaki bir sağlık hizmetleri İK yöneticisi, hemşirelerin maaşlarını baskılamak için iletişimi sağlamak ve bir dizi toplantıyı organize etmekle suçlanıyor.</p>



<p><em>Sherman</em>&nbsp;Yasası’nın 1. Bölümü uyarınca ücret sabitleme anlaşmalarına dair ceza davaları, beraberinde 10 yıla kadar hapis ve bireyler için de en fazla 1 milyon dolara kadar para cezası tehdidi taşıyor. Şirketler, ücret sabitleme anlaşmalarından elde edilen kazancın iki katına kadar yasal bir para cezasına ek olarak 100 milyon dolara varan cezalarla da karşı karşıya kalabiliyorlar.</p>



<p><strong><em>Bu ne ilk ne de son</em></strong></p>



<p>Esasında, Amerika’da işgücü piyasalarına ilişkin rekabet politikası Biden yönetimi öncesine uzanıyor. Federal Ticaret Komisyonu (“<strong>FTC</strong>”) ve DoJ’in 2016’da yayınladığı İnsan Kaynakları Profesyonellerine Yönelik Antitröst Kılavuzu<a id="_ftnref3" href="#_ftn3">[3]</a>,&nbsp; ücret tespiti veya çalışan ayartma yasağı gibi rekabete aykırı anlaşmaların cezai olarak yargılanabileceğinin işaretlerini barındırıyordu. 2016’dan bu yana yukarıda bahsettiğimiz davalar gibi ceza davaları dışında, otoritelerin girişimleri de arttı.</p>



<p>Örneğin, DOJ ayrıca Kasım 2022’de,&nbsp;<em>Penguin Random House</em>‘un&nbsp;<em>Simon &amp; Schuster</em>‘ı satın almasına yönelik mahkeme mücadelesinde emek adına ciddi bir zafer elde etti. Buradaki birincil iddia, işlemin rekabeti azaltarak yazarlar üzerinde baskı yapacak bir emek monopsonisi (tek alıcı) yaratılacağına ilişkindi. DoJ bu zarar teorisine dayanarak 2,1 milyar dolarlık bu satın almayı engelledi. Öte yandan, daha yakın bir zamanda, Ocak 2023’te FTC, sınırlı istisnalar dışında neredeyse tüm iş akdinin sonrası rekabet etmeme anlaşmalarını yasaklayacak bir kural önerisini de duyurdu<a id="_ftnref4" href="#_ftn4">[4]</a>.</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/sen-misin-calisanlarin-ucretlerini-sabitleyen-abdde-ik-rekab-2.png" alt="" /></figure>



<p>Biden yönetiminin işgücü piyasalarındaki rekabeti korumaya yönelik uygulama çabaları, bu sorunla ilgili artan bir farkındalık yaratmış olacak ki diğer ülkelerde de benzer girişimlerin varlığını görüyoruz.</p>



<p><strong><em>İK alanındaki bu rüzgâr diğer ülkeleri de etkiliyor</em></strong></p>



<p>Amerika’da işgücü rekabetini kısıtlayan uygulamalara sıkı yaptırımların sinyallerinin verilmesiyle, diğer otoritelerin de bu alandaki çalışmaları son aylarda ivme kazandı. Dünya çapında daha fazla otorite, işgücü piyasası sorunlarına odaklanmaya ve teşebbüsleri inceleme altına almaya başladı.</p>



<p>Örneğin, Portekiz’deki futbol takımlarından, Hollanda’daki süpermarketlere, Macaristan’daki İK danışmanlarına, İspanya’daki özel okullardan Romanya’daki otomotiv sektörüne, şafak baskınlarıyla başlayan bazı soruşturmalar bunların işaretlerini oluşturuyor. İşgücü piyasasındaki rekabet sorunları AB düzeyinde de ilgi görüyor. Örneğin, Şubat 2023’te&nbsp;<em>Margrethe Vestager</em>, Komisyon’un bu alanı izlediğine dair açık bir mesajı şu şekilde ifade ediyor:&nbsp;<a id="_ftnref5" href="#_ftn5">[5]</a></p>



<p>“… rekabet etmeme maddeleri şu ana kadar AB’de yaygın olmayabilir, fakat Komisyon’un dikkatini çekerse harekete geçmekten çekinmeyecektir.”</p>



<p><strong><em>Rüzgâr Türkiye’ye doğru da esiyor</em></strong></p>



<p>Türkiye’de de Rekabet Kurumu’nun (“<strong>RK</strong>”) işgücü piyasaları alanında incelemeler yapıp soruşturmalar başlattığını biliyoruz. RK’nın bu alandaki en somut girişimi, Nisan 2021’de işgücü piyasasına yönelik kapsamlı bir soruşturma ile (daha sonra sayısı artan) 32 teşebbüsü incelemeye alması olarak karşımıza çıkıyor<a id="_ftnref6" href="#_ftn6">[6]</a>. Soruşturmaya ilişkin duyuruda RK, konuya dair yaklaşımını da aşağıdaki şekilde ortaya koyuyor:</p>



<p>“<em>İşgücü piyasalarındaki sorunları ve bu sorunlara rekabet hukuku araçlarıyla müdahale edilmesinin yaratacağı faydaları göz önünde bulunduran Rekabet Kurumu, özellikle yaratıcılığın ve inovatif zekânın ön plana çıktığı dijital çağda, çalışanların ürün ve hizmetlerin tüketici ile buluşma sürecine sundukları katkının da farkında olarak işgücü piyasasının rekabetçi yapısını korumayı hedeflemektedir.</em>”</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/sen-misin-calisanlarin-ucretlerini-sabitleyen-abdde-ik-rekab-3.png" alt="" /></figure>



<p>RK’nın işgücü piyasalarında rekabeti bozucu uygulamaları kapsamlı bir şekilde ele aldığını gösteren bir diğer önemli gelişme ise bu alanda yeni yayınlanan bir uzmanlık tezi. “İşgücü Piyasalarında Rekabet Hukuku Uygulamaları” başlığını taşıyan bu teze önümüzdeki Kurul kararlarında sıklıkla atıf yapılacağını şimdiden söyleyebiliriz<a id="_ftnref7" href="#_ftn7">[7]</a>.</p>



<p><strong><em>Kıssadan hisse</em></strong></p>



<p>Rekabet otoritelerinde işgücü piyasalarına dair rekabet ihlalleri konusundaki farkındalık artıyor. Bu kapsamda teşebbüsler, rakipleriyle çalışanların maaşlarıyla ilgili tartışmalara ve/veya anlaşmalara girmekten kaçınmaya dikkat etmeli. Ücret sabitleme vb. anlaşmalara taraf olunduğu düşünülüyorsa mutlaka bir rekabet hukukçusuna danışılmalı. Kalıcı bir çözüm olarak ise kapsamlı bir rekabet uyum programı ile İK politikalarını ve uygulamalarını gözden geçirmeli.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1">[1]</a>&nbsp;Department of Justice. (16 March 2023).&nbsp;<em>Health Care Staffing Executive Indicted for Fixing Wages of Nurses</em>. Erşim tarihi 29.03.2023,&nbsp;<a href="https://www.justice.gov/opa/pr/health-care-staffing-executive-indicted-fixing-wages-nurses">https://www.justice.gov/opa/pr/health-care-staffing-executive-indicted-fixing-wages-nurses</a>.</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2">[2]</a>&nbsp;Department of Justice. (27 October 2022).&nbsp;<em>Health Care Company Pleads Guilty and is Sentenced for Conspiring to Suppress Wages of School Nurses</em>. Erşim tarihi 29.03.2023,&nbsp;<a href="https://www.justice.gov/opa/pr/health-care-company-pleads-guilty-and-sentenced-conspiring-suppress-wages-school-nurses">https://www.justice.gov/opa/pr/health-care-company-pleads-guilty-and-sentenced-conspiring-suppress-wages-school-nurses</a>.</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3">[3]</a>&nbsp;Department of Justice. (October 2016).&nbsp;<em>Antitrust Guidance to Human Resource Professionals</em>. Erişim tarihi 29.03.2023,&nbsp;<a href="https://www.justice.gov/atr/file/903511/download">https://www.justice.gov/atr/file/903511/download</a>&nbsp;.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4">[4]</a>&nbsp;Federal Trade Comission. (January 2023).&nbsp;<em>Non-Compete Clause Rulemaking</em>. Erişim tarihi 29.03.2023,&nbsp;<a href="https://www.ftc.gov/legal-library/browse/federal-register-notices/non-compete-clause-rulemaking">https://www.ftc.gov/legal-library/browse/federal-register-notices/non-compete-clause-rulemaking</a>.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5">[5]</a>&nbsp;<em>Bkz</em>. Lexology. (20 March 2023).&nbsp;<em>Antitrust enforcers’ attention on labor markets spreading across the globe: a new legal battlefield?</em>. Erişim tarihi 29.03.2023,&nbsp;<a href="https://www.lexology.com/library/detail.aspx?g=71ab16b6-02bb-4cbd-9727-2fd7aea58a6b">https://www.lexology.com/library/detail.aspx?g=71ab16b6-02bb-4cbd-9727-2fd7aea58a6b</a>.</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6">[6]</a>&nbsp;Rekabet Kurumu. (20 Nisan 2021).&nbsp;<em>İşgücü piyasasına yönelik centilmenlik anlaşmaları nedeniyle Türkiye genelinde 32 teşebbüs hakkında soruşturma açıldı</em>. Erişim tarihi 29.03.2023,&nbsp;<a href="https://www.rekabet.gov.tr/tr/Guncel/isgucu-piyasasina-yonelik-centilmenlik-a-d8bc3379bea1eb11812e00505694b4c6">https://www.rekabet.gov.tr/tr/Guncel/isgucu-piyasasina-yonelik-centilmenlik-a-d8bc3379bea1eb11812e00505694b4c6</a>&nbsp;.</p>



<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7">[7]</a>&nbsp;Kıran, N. F. (Temmuz 2022). İşgücü Piyasalarında Rekabet Hukuku Uygulamaları. Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezleri Serisi 192. Erişim tarihi 29.03.2023,&nbsp;<a href="https://www.rekabet.gov.tr/Dosya/nezir-furkan-kiran-20220819092342628.pdf">https://www.rekabet.gov.tr/Dosya/nezir-furkan-kiran-20220819092342628.pdf</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>COP27’de neler oldu? Türkiye’nin iklim konusundaki yeni yol haritası ne diyor?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/cop27de-neler-oldu-turkiyenin-iklim-konusundaki-yeni-yol-har.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/cop27de-neler-oldu-turkiyenin-iklim-konusundaki-yeni-yol-har.html</guid>
      <pubDate>Sun, 11 Dec 2022 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Climate &amp; Energy Economics</category>
      <description>Günümüzde etkilerini hissetmeye başladığımız iklim krizi sadece bilimin değil tüm dünya siyasetinin gündeminde ve olmaya da devam edecek. Sanayi devriminden günümüze, kömür ve petrol gibi fosil yakıtların kullanımından…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/cop27de-neler-oldu-turkiyenin-iklim-konusundaki-yeni-yol-har-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Elif Naz Semercioğlu ile birlikte @RekabetRegulasyon.com —  </p>



<p>Günümüzde etkilerini hissetmeye başladığımız iklim krizi sadece bilimin değil tüm dünya siyasetinin gündeminde ve olmaya da devam edecek. Sanayi devriminden günümüze, kömür ve petrol gibi fosil yakıtların kullanımından kaynaklanan artan emisyonlarla beraber dünyadaki ortalama sıcaklığının ivmelenerek arttığı artık inkâr edilemeyen bilimsel bir gerçek. &nbsp;Ülkeler bu krizin önüne geçmek için çareyi düzenli aralıklarla toplanıp, küresel anlaşmalar yapmakta arıyor. Bu bağlamada, Birleşmiş Milletler (BM) bünyesindeki COP (<em>Conference of the Parties</em>&nbsp;– Taraflar Konferansı) toplantıları küresel ısınma ve etkilerinin azaltılması için ülkelerin işbirliği içinde buluştuğu organizasyonlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Hatırlatmak gerekirse, 2015’te COP20’de Paris Anlaşması ile 194 ülkenin taraf olduğu şimdiye kadar yapılan en kapsamlı iklim anlaşması yapılmıştı. &nbsp;Bu yılki COP27 ise Mısır ev sahipliğinde gerçekleşti. Daha önce çeşitli vesileler ile ele aldığımız konuyu<a id="_ftnref1" href="#_ftn1">[1]</a>, bu yazıda hem CO27’nin sonuçları hem de Türkiye’nin yenilediği niyet beyanı çerçevesinde ele almaya çalışacağız.</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/cop27de-neler-oldu-turkiyenin-iklim-konusundaki-yeni-yol-har-1.png" alt="" /></figure>



<p><strong>Ana Hatlarıyla COP27 Zirvesi</strong></p>



<p>Afrika topraklarından bir ülkenin beşinci kez taraf devletleri konuk ettiği konferansta Mısır hükümetinin başlıca hedefinin iklim değişikliğinin Afrika kıtası üzerindeki etkisine dikkat çekmek olduğu belirtiliyor. Zira BM’ye göre, Afrika iklim krizinin sonuçları karşısındaki en savunmasız bölgeler arasında gelmekte. COP27’nin 200’den fazla ülkenin hükümetin bulunduğu davetli listesinde hükümetlere ek olarak, çevre ve düşünce kuruluşları, şirketler de yer aldı. Katılımcılardan ortak şekilde beklenen ise, farklılıkların bir kenara bırakılması ve “taahhüt çağına son verip uygulama çağının başlatılması” oldu. Bu kapsamda belirlenen hedefler, sera gazı emisyonlarının azaltılması, ormanların korunması, fosil yakıt kullanımının sınırlandırılması şeklinde listeleniyor. Gelişmiş ülkelerin konferanstan beklentisi belirtilen amaçlar doğrultusunda gelişmekte olan ülkelerden daha fazla azaltım taahhüdü alınmasıyken, gelişmekte olan ülkeler iklim krizinin sebep olduğu zararlar için finansal destek çağrısı yapıyor. Yazının devamında beklentilerin ne ölçüde karşılandığı ve Türkiye’nin konferansta açıkladığı yeni iklim hedefini ele alacağız.</p>



<p><strong>“Kayıp ve Zarar Fonu”</strong></p>



<p>COP27’nin gündemindeki temel konulardan biri iklim değişikliğiyle mücadele için gerekli finansmanı sağlamaktı. Finans konusundaki görüşmeler iki başlık altında şekillenmekte. Bu başlıklar (1) zararı engelleyecek uygulamalar için finansal destek sağlanması ve (2) iklim krizinden etkilenen yoksul ülkelere “kayıp ve zarar” finansmanı verilmesi olarak karşımıza çıkıyor. Yoksul ülkeler yıllardır iklim krizinin yarattığı maliyeti karşılamak için taraf devletlerden maddi destek talep etmekteydi. Bu yılki konferansta talepleri karşılık buluyor ve gelişmiş ülkeler çok da hevesli olmayan şekilde ve iki gün süren tartışmalar sonunda “Kayıp ve Zarar Fonu” adı verilen fon ile yoksul ülkelerin zararlarının karşılanması konusunda anlaşmaya varıyorlar. Henüz ülke bazında fon dağılımının nasıl şekilleneceği netleşmiş olmasa da anlaşmanın sembolik olarak büyük önem taşıdığını söyleyebiliriz.</p>



<p><strong>Fosil Yakıtların Kullanımının Sonlandırılması Konusunda Taahhüt Verilmedi</strong></p>



<p>G20 ülkelerinin çağrılarına rağmen, COP27’nin hedefleri arasında yer alan emisyonların azaltılması için atılacak en önemli adımlardan olan fosil yakıt tüketiminin aşamalı olarak sonlandırılması adına sonuç bildirgesinde herhangi bir taahhüde yer verilmedi. Gelişmiş ülkelerin bu kapsamdaki hoşnutsuzluğuna ek olarak, çevreciler de bildirgede yer alan “düşük emisyonlu enerji” ifadesinin ileride fosil yakıtların arzu edilmeyen bir şekilde bu kategori altında değerlendirilebileceği ve kullanımının süreceği konusunda endişelerini dile getiriyor. Ek olarak, katılıcımlar kömür projelerinin durdurulması ve var olan kömür sahalarının 2040 yılına kadar kapatılması gerektiği konusunda hemfikir.<a id="_ftnref2" href="#_ftn2">[2]</a></p>



<p><strong>Türkiye’nin Yenilenen Ulusal Katkı Niyet Beyanı Neleri Hedefliyor?</strong></p>



<p>COP27’de katılımcı ülkelerden ulusal katkı niyet beyanlarını revize etmeleri beklenmekteydi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un konferansta sunduğu Ulusal Katkı Niyet Beyanı’nda Türkiye’nin emisyonlar için hedeflerinin “mutlak azaltım” yerine yine “artıştan azaltım” şeklinde yenilendiği görüldü. Türkiye, 2015 yılında Paris Anlaşması için sunduğu niyet beyanında 2030 yılına kadar artmasını beklediği emisyonlardan %21 oranında bir azaltım taahhüdünde bulunmuştu. Yeni açıklanan niyet beyanında bunun %41 düzeyine çıkarıldığını gözlemliyoruz. Her ne kadar bu hedef iddialı gibi görünse de 2053’te koyulan net-sıfır emisyon hedefi ile tutarlı olduğunu söylemek oldukça güç.</p>



<p>Paris Anlaşması’nı onaylamasıyla uluslararası fonlardan yararlanma imkânı bulan Türkiye’nin 2053 yılına gelindiğinde net sıfır hedefine ulaşabilmesi için emisyonlarda “mutlak azaltım” konusunda yol alması gerekiyor. Bakan Kurum’un açıkladığı senaryoda, 2038’de emisyonların – 2020 düzeyinden yaklaşık %33 artarak – azami düzeyine erişmesi ardından 2053’e kadar geçecek 15 yıl gibi kısa sürede sıfıra yakınsaması bekleniyor. Bu durum emisyon azaltımının maliyetlerini zamana yayarak 2038 sonrası için dönüşüm maliyetlerinin ciddi oranda artışı hatta net-sıfır hedefine ulaşamama riskini de beraberinde getiriyor. Detayları açıklandığında Türkiye’nin bu yeni yol haritasına – özelikle rekabet ve regülasyon perspektifinden – bakmaya devam edeceğiz.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1">[1]</a>&nbsp;<a href="https://www.rekabetregulasyon.com/iklim-degisikligi-ile-mucadelede-yeni-perde-iklim-surasi-sonuc-bildirgesi/">İklim Değişikliği ile Mücadelede Yeni Perde: İklim Şurası Sonuç Bildirgesi</a>&nbsp;– Rekabet ve Regülasyon</p>



<p><a href="https://www.rekabetregulasyon.com/abde-iklim-kanunu-yasalasma-surecindeyken-turkiye-ne-yapiyor/">AB’de İklim Kanunu Yasalaşma Sürecindeyken Türkiye ne yapıyor?</a>&nbsp;– Rekabet ve Regülasyon</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2">[2]</a>&nbsp;<a href="https://www.bbc.com/turkce/articles/cyxe35yzq26o">C﻿OP 27 sona erdi: ‘Kayıp ve Zarar Fonu’ kurulacak, fosil yakıtların azaltılmasında ilerleme yok – BBC News Türkçe</a></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>A New Era In Climate Change Challenge: Climate Council Final Declaration</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/a-new-era-in-climate-change-challenge-climate-council-final.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/a-new-era-in-climate-change-challenge-climate-council-final.html</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Aug 2022 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Climate &amp; Energy Economics</category>
      <description>Global climate change is undoubtedly one of the greatest problems of our time with its consequences negatively affecting the environment and all living creatures in the ecosystem. The question of how to combat such a…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/a-new-era-in-climate-change-challenge-climate-council-final-cover.jpg" alt=""></p>
<p>w/ Furkan Kaya, published @Mondaq — </p>



<p>Global climate change is undoubtedly one of the greatest problems of our time with its consequences negatively affecting the environment and all living creatures in the ecosystem. The question of how to combat such a problem with such far-reaching implications bears critical importance. In this context, international actions led by the UN, EU, and the US are being taken. It is possible to say that Turkey is also following these developments &#8211; albeit a little behind<sup>1</sup>.</p>



<p>One of Turkey&#8217;s most recent steps to combat climate change is the Climate Council (&#8220;<strong>Council</strong>&#8220;) convened in Konya, one of the Turkish provinces that most affected by the climate change, on February 21 to 25 under the leadership of the Ministry of Climate Change<sup>2</sup>. Although the Council had been assembled latest February, the final declaration<sup>3</sup>&nbsp;(&#8220;<strong>Declaration</strong>&#8220;) was released on June 27, 2022 after long efforts.</p>



<p>The Declaration, in line with the Paris Agreement and Turkey&#8217;s 2053 zero emission and green development targets, includes 217 decisions under main headings, such as Climate Compatible Cities, Climate-Friendly Agriculture, Drought Action Plan, Green and Clean Transportation Network, Green Energy, Green Economy, and Climate Education.</p>



<p>The Declaration was an important step towards harmonization between Turkey and the EU, especially regarding the Carbon Border Adjustment Mechanism (&#8220;<strong>CBD</strong>&#8220;) applications and the European Green Deal (&#8220;<strong>EGD</strong>&#8220;) and is a concrete example of Turkey&#8217;s active efforts in this field. We&#8217;ve previously evaluated the shaping effect of the European Green Deal on global trade and what steps Turkey should take in this context in our articles<sup>4</sup>.</p>



<p>Another noteworthy aspect of the Declaration is the explicit mention of Turkey&#8217;s goal of utilizing modern technologies such as artificial intelligence, machine learning, autonomous energy management systems, Internet of Things (IoT), big data repositories, and blockchain to reduce global warming.</p>



<p>Although the Declaration covers a wide range of issues, in this article we will focus on energy transition, electrification and hydrogen use in transportation, carbon pricing and emissions trading system in the framework of compliance with the Green Deal, which we regard as crucial in terms of regulation and public policy</p>



<h3>Energy Transition</h3>



<p>Shifting the paradigm in energy to make it greener and more sustainable is of utmost importance in the fight against the climate crisis. Turkey, which owes more than 70% of its greenhouse gas emissions, one of the triggers of global warming, to the energy sector, needs to adopt a more environmentally friendly energy model in order to reach its net zero emission target in 2053<sup>5</sup>. In this context, we see that various decisions have been taken in the Declaration. These decisions, whose details can be seen in the Declaration, can be briefly summarized under the following headings:</p>



<ul><li>Supporting technology development and production in renewable energy, ensuring system integration, encouraging self-consumption,</li><li>Evaluating carbon capture technologies in coal in terms of energy diversity and utilizing alternatives such as natural gas, nuclear, etc,</li><li>Expanding energy efficiency practices and supports in all sectors, and implementing digital transformation, storage, and demand-side applications,</li><li>Implementation of Green Organized Industrial Zone (OIZ) and Green Industrial Zone certification system,</li><li>Establishment of the necessary infrastructure to identify, measure, analyse, and manage climate-related financial risks by 2024.</li></ul>



<h3>Electrification and Hydrogen Use in Transportation</h3>



<p>Since transportation accounts for a large share of greenhouse gas emissions worldwide and is among the most important causes of climate change, the transportation sector has a vital place in energy consumption. This trend needs to be reversed in order to realize climate protection targets. It is essential to implement policies that increase energy efficiency in transportation systems to achieve this.</p>



<p>However, with today&#8217;s renewable energy solutions only able to address 1/3 of carbon emissions, and the remaining 2/3 mostly generated by sectors such as manufacturing, steel, and cement, which cannot be fully addressed with the tools at our disposal, Breakthrough Energy founder Bill Gates states that (green) hydrogen will act as a &#8220;Swiss Army Knife&#8221;<sup>6</sup>.&nbsp;</p>



<p>We can see that the Declaration contains decisions in this regard:</p>



<ul><li>A Hydrogen Strategy and Roadmap should be prepared,</li><li>Support and incentives should be provided for transportation modes (rail, maritime, etc.) and infrastructure works, and Intelligent Transportation Systems (ITS) services should be implemented,</li><li>The use of alternative fuel vehicles should be widespread,</li><li>The electrification ecosystem in transportation should be evaluated as a whole and holistic policy and incentive mechanisms should be established, and battery systems and charging infrastructure, as well as the energy generation and distribution infrastructure to support them, should be developed simultaneously with the electricity sector,</li><li>Infrastructure requirements for hydrogen-fuelled vehicles should be determined and new generation smart, integrated, and high-speed charging technologies (dynamic charging, integrated charging infrastructure, etc.) should be developed,</li></ul>



<h3>Carbon Pricing and Emissions Trading System within the Scope of Compliance with the Green Deal</h3>



<p>We have already elaborated on the EU&#8217;s Border Carbon Regulation and how it will affect Turkey in our article<sup>7</sup>. The issues of Carbon Pricing and Emissions Trading System (&#8220;<strong>ETS</strong>&#8220;), which are emphasized in the Declaration, will be fixtures in harmonizing with the policies of the EU, which accounts for more than 40% of Turkey&#8217;s total exports.</p>



<p>Indeed, under the Green Deal, the EU plans to no longer enter into new trade agreements with countries that have not ratified the Paris Agreement or are not implementing it effectively. Therefore, it is inevitable for Turkey to harmonize with such regulation of the EU, which ranks first in our total exports, and considers as a benchmark in its trade relations. The steps planned to be taken in this context in the Declaration are generally as follows:</p>



<ul><li>Establishment of an Emissions Trading System (ETS) in Turkey that also considers environmental integrity in line with the National Contribution Declaration (NDC) to be updated within the framework of the 2053&#8217;s Net Zero Emission Target,</li><li>Conducting technical studies on the reflections of the relevant acquis in Turkey, taking into account the EU Carbon Border Adjustment Mechanism,</li><li>At least 50% of the procurement revenues to be obtained within the scope of the Emission Trading System will be used to support activities aimed at reducing greenhouse gas emissions, especially modernization and innovation-oriented activities targeting the green transformation of the real sector,</li><li>In determining the sectors to be included in the scope of Article 6 of the Paris Agreement, preparation of national position document by evaluating the mitigation potential, marginal mitigation costs</li><li>Considering the establishment of a fair transition mechanism for sectors that will be adversely affected in the context of the 2053 net-zero emission target, transferring a portion of the revenue from the Emissions Trading System and other carbon pricing mechanisms to this fair transition mechanism.</li></ul>



<h3>What Should Companies Do?</h3>



<p>The economic consequences, incentives, and support linked to these steps taken on climate change create an economic rationale for companies to become important actors in the fight for sustainability.</p>



<p>It is crucial for companies to follow incentive and support programs when investing in related fields, and to conduct a sustainability analysis for the sectors in which investments are planned. Furthermore, choosing environmentally friendly areas would be financially beneficial, as preferring renewable energy sources over fossil fuels would reduce carbon emissions, lowering the cost of the carbon tax.</p>



<p>We can say that comprehensive legislative work is underway to implement these decisions. At this point, it is necessary to ensure compliance with these regulations and to continuously monitor this compliance in order not to be affected by possible administrative fines. It is essential that companies&#8217; compliance teams identify the risks arising from these regulations and take accurate measures to minimize them.</p>



<h3>What Steps Turkey Should Take?</h3>



<p>It would be beneficial to reduce carbon emissions in parallel with the decisions taken and commitments made for a sustainable and environmentally friendly industrial transformation. In this way, Turkey can gain an advantageous position in the European market compared to its competitors and increase its market share in exports. To achieve this, both the private sector and the government need to find common ground and act in cooperation.</p>



<p>In this context, as a matter of priority, completing the preparations for the Climate Law as soon as possible, with the participation and opinions of relevant stakeholders, will be a crucial step for Turkey to reach its sustainability goals.</p>



<p>Nevertheless, we are of the opinion that it is vital to take urgent action on the decisions taken at the Council and to ensure that they are not lengthened out but become a component of public policy.</p>



<p>Besides, we expect Turkey to revise its 2015 declaration of intent under the Paris Agreement, which envisages a 21% reduction in greenhouse gas emissions by 2030 compared to the reference scenario, according to the status quo.</p>



<p>As we have outlined above, there is still a long way to go for Turkey in the fight against climate change. In this vein, we will wait and see what kind of transformation Turkey will go through in following years.</p>



<h3>Footnotes</h3>



<p><small>1 We had previously provided our thorough analysis on the ambiguous position of Turkey regarding the incorporation of Paris Agreement to domestic law in&nbsp;<a target="_blank" href="https://www.mondaq.com/turkey/climate-change/1032078/climate-change-mitigation-the-paris-agreement-turkey39s-ambiguous-position-and-need-for-policy-change-in-various-areas" rel="noreferrer noopener"><em>Climate Change Mitigation – The Paris Agreement, Turkey&#8217;s Ambiguous Position, And Need For Policy Change In Various Areas</em></a></small></p>



<p><small>2 Ministry of Environment, Urbanisation and Climate Change</small></p>



<p><small>3 Bkz.&nbsp;<a target="_blank" href="https://iklimsurasi.gov.tr/public/images/sonucbildirgesi.pdf" rel="noreferrer noopener">https://iklimsurasi.gov.tr/public/images/sonucbildirgesi.pdf</a></small></p>



<p><small>4 Please see.&nbsp;<a target="_blank" href="https://www.rekabetregulasyon.com/yesil-mutabakat-dunya-ticaretini-sekillendirirken-turkiye-ne-yapacak/" rel="noreferrer noopener">Yeşil Mutabakat dünya ticaretini şekillendirirken Türkiye ne yapacak?</a>&nbsp;and&nbsp;<a target="_blank" href="https://www.rekabetregulasyon.com/avrupa-birligi-yesil-mutabakati-ve-ihracatimiza-etkileri/" rel="noreferrer noopener">Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı ve İhracatımıza Etkileri</a></small></p>



<p><small>5Turkish Statistical Institute (2020), Greenhouse Gas Emission Statistics.&nbsp;<a target="_blank" href="https://tuikweb.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=33624" rel="noreferrer noopener">https://tuikweb.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=33624</a></small></p>



<p><small>6 Please see.&nbsp;<a target="_blank" href="https://www.gatesnotes.com/Energy/Clean-Hydrogen?WT.mc_id=20220628100000_BE-Hydrogen_BG-LI_&amp;WT.tsrc=BGLI" rel="noreferrer noopener">To cut emissions, use this Swiss Army Knife | Bill Gates (gatesnotes.com)</a></small></p>



<p><small>7 Please see.&nbsp;<a target="_blank" href="https://www.rekabetregulasyon.com/yesil-mutabakat-dunya-ticaretini-sekillendirirken-turkiye-ne-yapacak/" rel="noreferrer noopener">Yeşil Mutabakat dünya ticaretini şekillendirirken Türkiye ne yapacak?</a></small></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Bilgi İletişim Harcamaları ve Dijitalleşme</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/turkiyede-bilgi-iletisim-harcamalari-ve-dijitallesme.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/turkiyede-bilgi-iletisim-harcamalari-ve-dijitallesme.html</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Aug 2022 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>BETAM için hazırladığımız raporda, 2000’li yıllardan bu yana Türkiye’de dijitalleşmenin seyrini ve hanehalkı bilgi iletişim harcamalarını analiz ettik. Çalışmanın ilk bölümünde Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK)…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkiyede-bilgi-iletisim-harcamalari-ve-dijitallesme-cover.jpg" alt=""></p>
<p>BETAM için hazırladığımız raporda, 2000’li yıllardan bu yana Türkiye’de dijitalleşmenin seyrini ve hanehalkı bilgi iletişim harcamalarını analiz ettik.</p>



<p>Çalışmanın ilk bölümünde Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Hanehalkı Bütçe Anketi (HBA) verilerini kullanarak, hanehalklarının iletişim harcamalarının yıllar içindeki değişimini inceledik. İletişim harcamalarının hem reel (enflasyondan arındırılmış) olarak nasıl bir seyir izlediğini hem de diğer harcama gruplarına göre payının nasıl değiştiğini veriye dayalı bir şekilde gösterdik. Bu durumu, iletişim hizmetleri veren Türkiye’deki sabit ve mobil operatörlerin abone başına elde ettikleri gelir ile de kıyasladık.</p>



<p>Karşılaştığımız sonuçlar, reel olarak kişi başı iletişim harcamalarının diğer pek çok harcama kaleminin (gıda, ulaştırma vb.) artışının gerisinde kaldığını göstermektedir.  İletişim harcamalarının toplam harcamalar içindeki payına baktığımızda ise zaman içinde istikrarlı fakat görece küçük bir azalış gerçekleştiğini görmekteyiz.</p>



<figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2022/08/b-paylar.jpg?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkiyede-bilgi-iletisim-harcamalari-ve-dijitallesme-1.jpg" alt="" /></a><figcaption>İletişim harcamalarının payı nasıl değişti?</figcaption></figure>



<p>Çalışmanın ikinci bölümünde ise hanehalklarının dijitalleşme alanında kat ettiği mesafeyi ölçmek amacıyla bir toplumsal dijitalleşme endeksi tasarladık. TÜİK’in Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması (HBTKA) verilerini kullanarak tasarladığımız endeks, dijitalleşme performansını ölçmeyi ve izlemeyi hedefleyen Türkiye için tasarlanmış en kapsamlı endeks olma özelliğine sahiptir. Bu endeks, 2004 yılından itibaren hanehalklarının – daha geniş bir tanımla toplumun – dijitalleşme seviyesinin nasıl bir gelişim gösterdiğini üç temel alanda (internete bağlanma, internet kullanımı, dijital kamu hizmetleri) ve çeşitli kırılımlarda (cinsiyet, yaş, eğitim ve bölge) ölçmeye imkân vermektedir.</p>



<figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2022/08/c-tdte-1.jpg?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkiyede-bilgi-iletisim-harcamalari-ve-dijitallesme-2.jpg" alt="" /></a><figcaption>Yılar itibariyle TDTE (2004-2021)</figcaption></figure>



<p>Türkiye Dijital Toplum Endeksi (TDTE) adını verdiğimiz bu endeks, Türkiye’deki hanehalklarının 2004-2021 arasında dijitalleşme yolunda ciddi bir mesafe kat ettiğini göstermektedir. 2004 yılından 2013 yılına kadar olan ilk on yıllık süreçte dijitalleşmedeki ivmenin, 2014 yılı itibariyle daha da hızlanarak 2019 yılına değin devam ettiği görülmektedir. 2020 yılındaki duraklamanın ardından ise Covid19 salgını sürecinde tekrar artışa geçtiği dikkat çekmektedir.</p>



<p>Bölgesel açısından dijitalleşme performansları karşılaştırıldığında, başta İstanbul bölgesi olmak üzere batı ve kıyı bölgelerinin, endekste en hızlı yükseliş gösteren bölgeler olarak göze çarptığı, bu bölgeler aynı zamanda Türkiye’nin genelinden (TDTE’den) daha yüksek bir dijitalleşme performansı sergilediği görülmektedir. Öte yandan, orta ve doğu bölgeler dijitalleşmeye görece daha düşük seviyelerden başlayıp daha az ilerleme kaydetmiştir. Demografik açıdan bakıldığında ise erkeklerin kadınlardan, gençlerin yaşlılardan, yüksek eğitimlilerin de düşük eğitimlilerden daha yüksek bir dijitalleşme seviyesi ile başladığı ve zaman içinde daha yüksek performans gösterdiği belirgin bir şekilde ortaya koyulmuştur.</p>



<p>Covid19 salgını döneminde – geçmiş yıllarda nadir görülen bir şekilde – TDTE değeri 5 puandan fazla artmıştır. Bu durum hanehalklarının Covid19 salgını sürecinde yüksek bir dijitalleşme performansı sergilediğine işaret etmektedir. Ayrıntılarına bakıldığında ise internet bağlanma alanında hanelerin sabit internet bağlantısının, internet kullanımında e-ticaret ve internet bankacılığı kullananların, dijital kamu hizmetlerinin kullanımında da bilgi edinme faaliyetinin arttığı gözlemlenmiştir.</p>



<p>Raporun tamamına linkte erişilebilir: <a href="https://betam.bahcesehir.edu.tr/2022/07/turkiyede-bilgi-iletisim-harcamalari-ve-dijitallesme/" rel="nofollow">https://betam.bahcesehir.edu.tr/2022/07/turkiyede-bilgi-iletisim-harcamalari-ve-dijitallesme/</a></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>ABD, İklim Değişikliği ile Sıkı Bir Mücadeleye Girişiyor!</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/abd-iklim-degisikligi-ile-siki-bir-mucadeleye-girisiyor.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/abd-iklim-degisikligi-ile-siki-bir-mucadeleye-girisiyor.html</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Aug 2022 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Climate &amp; Energy Economics</category>
      <description>Geçtiğimiz günlerde ABD’de Demokrat Parti, iklim değişikliği ile mücadeleye odaklanan yeni bir yasa tasarısı üzerinde uzlaştı. Tasarıyla kamu bütçesinden iklim değişikliğiyle mücadele ve temiz enerji için 369 milyar…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/abd-iklim-degisikligi-ile-siki-bir-mucadeleye-girisiyor-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Gökçe Bilgin ile birlikte @RekabetRegulasyon.com — </p>



<p>Geçtiğimiz günlerde ABD’de Demokrat Parti, iklim değişikliği ile mücadeleye odaklanan yeni bir yasa tasarısı üzerinde uzlaştı. Tasarıyla kamu bütçesinden iklim değişikliğiyle mücadele ve temiz enerji için 369 milyar dolar ayrılacak. Bu, ABD’de şimdiye kadar yapılan en büyük yatırım olacak.</p>



<p>Biden’ın “<em>yasalaşırsa tarihi bir başarı olacak”</em>&nbsp;şeklinde nitelendirdiği ve içinde yüzden fazla iklim ve enerji ile ilgili madde bulunan tasarı, aynı zamanda ilaç fiyatlarını düşürmeyi, yüksek gelire sahip vatandaşlar için vergi artışlarını ve kurumlar vergisinin yükseltilmesini de konu alıyor.</p>



<p>Türkiye’de İklim Şurası Sonuç Bildirgesinin<a id="_ftnref1" href="#_ftn1">[1]</a>&nbsp;açıklanması ile yeni bir aşamaya gelen yasal düzenleme faaliyetleri için de yol gösterici olabilecek bu tasarıyı incelemeye kapsamından başlayalım.</p>



<p><strong>Tasarı neleri kapsıyor?</strong></p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/abd-iklim-degisikligi-ile-siki-bir-mucadeleye-girisiyor-1.png" alt="" /></figure>



<p>Günümüzde yenilenebilir, düşük veya sıfır emisyonlu kaynaklardan elde edilen ve çevre dostu enerjinin kullanımının artması anlamına gelen temiz enerji dönüşümü tüm dünyanın merceğinde<a id="_ftnref2" href="#_ftn2">[2]</a>. Yenilenebilir enerjiye dayalı üretim noktasında dönüşüm yaşayan ülkeler, bu kapsamda raporlar yayımlıyor, yasal düzenlemeler getiriyor ve yaptırımlar ön görüyor.</p>



<p>Biden hükümeti ile birlikte ABD için de söz konusu dönüşüm ve yapılması planlanan değişiklikler gündemde. Yenilenebilir enerji üretim artışını yıllık yüzde 15 oranında sürdüren ABD’nin&nbsp; 2035 yılına kadar yeşil bir ekonomiye ulaşma hedefi bulunuyor<a id="_ftnref3" href="#_ftn3">[3]</a>. Biden da konu kapsamında temiz enerji kaynaklarının ABD’nin geleceği için çok önemli olduğunu ve yenilenebilir enerji alanına yapılacak yatırımları güçlü şekilde desteklemeye devam edeceklerini bir süredir vurgulamaktaydı. Tasarı ile bu durum daha da somutlaşmış oldu.</p>



<p>Tasarı temel olarak, sürdürülebilir bir altyapı ve temiz enerji açısından ABD’yi ilerletmeyi, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmayı, halkın temiz hava ve temiz suya erişimini artırmayı ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını özendirmeyi amaçlıyor.</p>



<p>Tasarıda dikkat çeken unsurlardan biri, enerji projelerine daha yüksek kredilerin ve yatırımların sağlanmasının hedeflenmesi. Böylece enerji arz güvenliğinin iyileştirilmesi<a id="_ftnref4" href="#_ftn4">[4]</a>, enerji maliyetlerinin düşürülmesi ve binlerce yeni iş imkanının yaratılması söz konusu olacak.</p>



<p>Özetle, tasarıda iklim değişikliği ile mücadele konusunda aşağıda yer alan hususlar hedeflenmekte:</p>



<ul><li>İklim/çevre dostu politikalar ve enerji projeleri için devlet bütçesinden 369 milyar dolar ayrılacak</li><li>Şirketlere rüzgâr ve güneş gibi yenilenebilir enerji üretim santrallerinin kullanımının yanı sıra kritik mineralleri işlemeleri için 30 milyar dolarlık teşvik sağlanacak</li><li>Temiz teknoloji üretim tesislerinin inşası için ilgili şirketlere 20 milyar dolara kadar kredi verilmekle birlikte 10 milyar dolar da vergi desteği sağlanacak</li><li>Sera gazı emisyonu gerçekleştiren birtakım kaynaklar için vergilendirme düzenlemesi yapılacak</li><li>Düşük emisyonlu enerji kaynaklarına yönelik teşvikler sağlanacak</li><li>Düşük ve orta gelirli vatandaşların elektrikli yeni araç alımı için 7 bin 500 dolar destek ve ikinci el araçların alımı için de 4 bin dolarlık vergi kredisi sağlanacak</li></ul>



<p><strong>İklim ve temiz enerji konusunda ABD’nin yaklaşımı nasıldı?</strong></p>



<p>Dünyanın en büyük ekonomisi ve ikinci büyük sera gazı emisyonu üreticisi olarak küresel iklim değişikliği&nbsp; ile&nbsp; mücadele&nbsp; kapsamında en önemli aktörlerden birisi olan ABD’de, iklim ve enerjiye yönelik yaklaşımlar dönem dönem değişikliklere uğradı.</p>



<p>Başkan Obama’nın döneminde hem ulusal hem de uluslararası düzeyde iklim değişikliğine uyum ve emisyon faaliyetlerini azaltma çalışmaları yapılmış; bu kapsamda BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında, iklim değişikliğinin azaltılması, adaptasyonu ve finansmanı hakkında 2016 yılında yürürlüğe giren Paris İklim Anlaşması imzalanmıştı<a id="_ftnref5" href="#_ftn5">[5]</a>.</p>



<p>Eski ABD Başkanı Donald Trump ise Paris İklim Anlaşması’ndan ABD’yi 2019 yılında çekmişti. Joe Biden ise başkan seçildikten sonra Paris İklim Anlaşması’na geri dönme sürecini başlatmış, bu kapsamda ilgili kararnameyi imzalamıştı.</p>



<p>İklim kriziyle mücadele ve temiz enerji dönüşümüne katkıda bulunmayı hedefleyen Başkan Joe Biden, ayrıca 2050 yılı itibariyle Amerika’nın sera gazı salınımını sıfıra indirmeyi sağlayacak bir yol haritası çizeceğini belirtmişti.</p>



<p><strong>Tasarı ABD’de nasıl karşılandı?</strong></p>



<p>ABD’de büyük bir yankı uyandıran tasarı; analistler, iklim bilimcileri, akademisyenler ve politikacılar nezdinde çoğunlukla desteklense de tasarının kendi içinde çelişkili olduğunu dile getirenler de var<a id="_ftnref6" href="#_ftn6">[6]</a>. Zira tasarıda, fosil yakıt endüstrisini destekleyen hükümler de bulunuyor. Ayrıca tasarının daha sert iklim politikalarına yer vermesi gerektiğini belirtenler de mevcut.</p>



<p>Cumhuriyetçilerin eleştirileri ise daha çok tasarının iklim değişikliği dışındaki maddelerine oldu. Cumhuriyetçiler, yüksek orandaki vergi artışı ve hızlı enflasyondan dolayı ekonominin kötüye gideceğini savundular. Buna rağmen Ortak Vergilendirme Komitesi tarafından yapılan analizde, ilgili tasarının, şirketler ve yüksek gelirli bireylerinden alınacak vergilerdeki artış ile federal bütçe açığını on yıl boyunca yaklaşık 300 milyar dolar azaltacağı ve dolayısıyla da bunun ABD ekonomisine katkı sağlayacağını belirten veriler bulunuyor<a id="_ftnref7" href="#_ftn7">[7]</a>.</p>



<p>Senato’daki Demokrat ve Cumhuriyetçilerin oyları eşit olduğu için Başkan Biden tasarıyı yasa haline geçirebilmek için Demokrat Senatörlerin 50’sinin desteğine ihtiyaç duymakta<a id="_ftnref8" href="#_ftn8">[8]</a>. Biden’ın deyimi ile “<em>iklim kriziyle mücadele etmek ve enerji güvenliğini iyileştirmek için tarihteki en önemli yasa</em>” olarak nitelendirilen ve yasalaşırsa küresel anlamda etki doğuracak yasa, diğer ülkelere yol gösterici ve onları yönlendirici bir işleve sahip olacak.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1">[1]</a>&nbsp;Emin Köksal, Furkan Kaya, İklim Değişikliği ile Mücadelede Yeni Perde: İklim Şurası Sonuç Bildirgesi,&nbsp;&nbsp;<a href="https://www.rekabetregulasyon.com/iklim-degisikligi-ile-mucadelede-yeni-perde-iklim-surasi-sonuc-bildirgesi/">https://www.rekabetregulasyon.com/iklim-degisikligi-ile-mucadelede-yeni-perde-iklim-surasi-sonuc-bildirgesi/</a>. Son erişim tarihi: 03.08.2022.</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2">[2]</a>&nbsp;İlker Kil, Filiz Gökçe Bilgin, Maden Hukukunda Dikkat Çeken Bir Konu: Türkiye’nin Kritik Mineraller ile İmtihanı! ,&nbsp;&nbsp;<a href="https://www.rekabetregulasyon.com/maden-hukukunda-dikkat-ceken-bir-konu-turkiyenin-kritik-mineraller-ile-imtihani/">https://www.rekabetregulasyon.com/maden-hukukunda-dikkat-ceken-bir-konu-turkiyenin-kritik-mineraller-ile-imtihani/</a>, Son erişim tarihi: 03.08.2022.</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3">[3]</a>&nbsp;Frontier Group, Renewables on the Rise: 2021,&nbsp;<a href="https://frontiergroup.org/reports/fg/renewables-rise-2021">https://frontiergroup.org/reports/fg/renewables-rise-2021</a>, Son erişim tarihi: 01.08.2022.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4">[4]</a>&nbsp;Uluslararası Enerji Ajansına göre enerji arz güvenliği, enerji kaynaklarının satın alınabilir bir fiyattan kesintisiz bir şekilde ulaşılabilirliği şeklinde tanımlanıyor.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5">[5]</a>&nbsp;Ceren Uysal Oğuz, Amerika Birleşik Devletleri’nin İklim Değişikliği Politikası: Sorumluluk ve İnkar İkilemi, 2019,&nbsp;<a href="https://www.researchgate.net/publication/335473851_AMERIKA_BIRLESIK_DEVLETLERI%27NIN_IKLIM_DEGISIKLIGI_POLITIKASI_SORUMLULUK_VE_INKAR_IKILEMI">https://www.researchgate.net/publication/335473851_AMERIKA_BIRLESIK_DEVLETLERI%27NIN_IKLIM_DEGISIKLIGI_POLITIKASI_SORUMLULUK_VE_INKAR_IKILEMI</a>, Son erişim tarihi: 02.08.2022.</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6">[6]</a>&nbsp;David Malakoff,&nbsp;<em>Science</em>, From dazzled to doubtful: New U.S. climate deal draws range of reactions, 2022,&nbsp;<a href="https://www.science.org/content/article/dazzled-doubtful-new-u-s-climate-deal-draws-range-reactions">https://www.science.org/content/article/dazzled-doubtful-new-u-s-climate-deal-draws-range-reactions</a>, Son erişim tarihi: 03.08.2022.</p>



<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7">[7]</a>&nbsp;Jim Tankerslay,&nbsp;<em>The New York Times</em>, Analysis Deems Biden’s Climate and Tax Bill Fiscally Responsible,&nbsp;<a href="https://www.nytimes.com/2022/08/02/us/politics/biden-climate-tax-bill-cost.html">https://www.nytimes.com/2022/08/02/us/politics/biden-climate-tax-bill-cost.html</a>, Son erişim tarıhi: 02.08.2022.</p>



<p><a id="_ftn8" href="#_ftnref8">[8]</a>&nbsp;BBC, Senator Joe Manchin suddenly backs Biden climate and tax bill, &nbsp;<a href="https://www.bbc.com/news/world-us-canada-62328875">https://www.bbc.com/news/world-us-canada-62328875</a>, Son erişim tarihi: 03.08.2022.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Hub-and-Spoke Karteli – Nedir? Ne değildir?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/hub-and-spoke-karteli-nedir-ne-degildir.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/hub-and-spoke-karteli-nedir-ne-degildir.html</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jun 2022 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Türkiye gündemine geçtiğimiz yıl beş zincir market ve bir bitkisel yağ üreticisinin 2,7 milyar lira para cezası almasıyla gelen hub-and-spoke kartelleri, önümüzdeki dönemde de Rekabet Kurulu’nun devam ettirdiği…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/hub-and-spoke-karteli-nedir-ne-degildir-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Türkiye gündemine geçtiğimiz yıl beş zincir market ve bir bitkisel yağ üreticisinin 2,7 milyar lira para cezası almasıyla gelen <em>hub-and-spoke</em> kartelleri, önümüzdeki dönemde de Rekabet Kurulu’nun devam ettirdiği incelemeler sebebiyle gündemde olmaya devam edecek gibi görünüyor. <a href="https://www.linkedin.com/in/barış-yüksel-a3712941/">Barış Yüksel</a> ile birlikte Rekabet Forumu için yazdığımız bu makalede, <em>hub-and-spoke</em> tipi danışıklıkları iktisadi ve hukuki açıdan birbirini tamamlayacak şekilde ele alamaya çalıştık. Ayrıca Rekabet Kurulu’nun <em>hub-and-spoke</em> ile anılan kararlarına da değindik.</p>



<p>Makaleye <a href="https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=4133001">buradan</a> erişebilirsiniz.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Assessment of a Carbon Tax as a Tool to Decarbonize Turkey’s Energy Supply 2050</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/assessment-of-a-carbon-tax-as-a-tool-to-decarbonize-turkeys.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/assessment-of-a-carbon-tax-as-a-tool-to-decarbonize-turkeys.html</guid>
      <pubDate>Sat, 21 May 2022 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Climate &amp; Energy Economics</category>
      <description>In a report written for the World Energy Council Turkey, we study Turkey’s energy transition along with its commitment to the Paris Agreement. Our study aims to quantify possible climate mitigation policies’ economic…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/assessment-of-a-carbon-tax-as-a-tool-to-decarbonize-turkeys-cover.jpg" alt=""></p>
<p>In a report written for the World Energy Council Turkey, we study Turkey&#8217;s energy transition along with its commitment to the Paris Agreement. Our study aims to quantify possible climate mitigation policies&#8217; economic costs and impacts. We hope this would contribute to the debate on which policy and policy mix best fit Turkey&#8217;s needs while at the same time meeting its global responsibility. While the study indicates possible options for Turkish policymakers, its main contribution lies in its underlying model, making it possible to simulate many more options than the ones outlined in this document.</p>



<p>Thanks to our model, we can perform multiple simulations for the 2021-2050 period to analyze the effects of different policies on main economic aggregates such as GDP, employment, emissions, and demand for different energy types. We study the effect of various carbon taxes based on two separate tax policies: (1) taxes become effective in the next year, and (2) taxes become effective in five years. We then analyze the effects of a subsidy on renewable energy implemented with carbon taxes on all polluting energy types. Our model can also show the impact of exogenous shocks on the economy. In that context, we examine the economy&#8217;s behavior in response to changes in total factor productivity and changes in the international prices of oil and natural gas.</p>



<p>A detailed summary of the report is&nbsp;<a href="https://www.ic4r.net/wp-content/uploads/2022/04/Assesment-of-a-Carbon-Tax-as-a-Tool-to-Decorbonize-Turkeys-Energy-Supply-2050.pdf">here</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Blokzinciri + Rekabet Hukuku = ?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/blokzinciri-rekabet-hukuku.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/blokzinciri-rekabet-hukuku.html</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Jan 2022 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Aysu Tanoğlu ile birlikte @RekabetRegulasyon.com —  Bitcoin vb. kripto paralar ile hayatımıza giren blokzinciri (blockchain) teknolojisi, akıllı kontratlar (smart contracts) vb. uygulamalar ile gelecekte hayatımıza…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em>Aysu Tanoğlu</em> ile birlikte @RekabetRegulasyon.com — </p>



<p><em>Bitcoin</em> vb. kripto paralar ile hayatımıza giren blokzinciri (<em>blockchain</em>) teknolojisi, akıllı kontratlar (<em>smart contracts</em>) vb. uygulamalar ile gelecekte hayatımıza daha da çok nüfuz edeceğe benziyor. Peki, doğası itibariyle merkeziyetçilikten uzak, dağıtık bir yapıya sahip olan blokzinciri ağlarının her zaman topluma fayda sağlayacağından emin olabilir miyiz? Zarar vermeye başladığında nasıl denetleyebiliriz? Blokzinciri teknolojisine yönelik nasıl bir hukuki anlayış geliştirmeliyiz?</p>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/blokzinciri-rekabet-hukuku-1.png" alt="" /></figure></div>



<p>Bu ve benzeri soruları soran bir kitap geçtiğimiz aylarda çıktı ve bu konu ile ilgilenen topluluklarda tartışılmaya başlandı. Daha önce bu blogda sizlere bilgisayımsal rekabet hukuku (<em>computational antitrust</em>) projesinden&nbsp;<a href="https://www.rekabetregulasyon.com/bilgisayimsal-antitrost-computational-antitrust-ile-rekabet-hukuku-formule-dokuluyor/">bahsetmiştik</a>. Stanford Üniversitesi’nde bu projenin yaratıcısı olan Thibault Schrepel,&nbsp;<a href="https://www.e-elgar.com/shop/gbp/blockchain-antitrust-9781800885523.html"><em>Blockchain&nbsp;<strong>+</strong>&nbsp;Antitrust</em></a>&nbsp;isimli bu kitabının yazarı.&nbsp;</p>



<p>Peşinen söyleyelim, kitap her ne kadar ilgi çekici bir konudan bahsetse de pek sürükleyici değil. Açık erişime sahip bu kitaba ücretsiz olarak&nbsp;<a href="https://books.google.com.tr/books?id=79BCEAAAQBAJ&amp;lpg=PP1&amp;pg=PP1#v=onepage&amp;q&amp;f=false">erişebilirsiniz</a>. Fakat okuması enerji, zaman ve bazen de sabır isteyen bu önemli kitabın temel argümanlarını sizler için burada kısaca özetleyelim istedik.</p>



<p>Schrepel’i bu kitabı yazamaya iten temel düşünce, rekabet hukukunun referans aldığı rekabetçi piyasalardaki merkeziyetçilikten uzak firma davranışları ile blokzinciri ağlarında dağıtık yapıda organize olan karar alıcılar arasındaki benzerlik. Schrepel, rekabet hukukunun yasalarla önlemeyi amaçladığı karar alma süreçlerindeki merkezileşmeyi, blokzincirinin teknoloji ile yaptığı fikrinden hareketle yola çıkıyor. &nbsp;<a href="https://www.iskultur.com.tr/savas-sanati.aspx">Savaş Sanatı</a>&nbsp;kitabının yazarı Sun Tzu’ya atıfla da “bir elin nesi var iki elin sesi var” diyerek, blokzinciri ve rekabet hukukun iş birliğinin toplum için faydalı olacağını savunuyor. Kitabın ismini de bu sebeple&nbsp;<a href="https://www.e-elgar.com/shop/gbp/blockchain-antitrust-9781800885523.html"><em>Blockchain&nbsp;<strong>+</strong>&nbsp;Antitrust</em></a>&nbsp;olarak belirliyor.</p>



<p>Tabi uzaktan hoş gelen davulun sesi, işin içine girdikçe değişiyor. Blokzinciri ağlarının nasıl sofistike rekabet ihalelerine sebep olabileceği görülüyor. Örneğin, kamusal (kısıtlama olmaksızın herkesin katılabileceği) bir blokzinciri ağı oluşturulması rekabet hukuku açısından pek tehlikeli bulunmazken, özel (kimlerin erişebileceği konusunda kontrol imkânı tanıyan) blokzincirlerinin oluşumu koşullara bağlı olarak rekabet hukuku ihlali riski taşıyabiliyor. Schrepel bu sebeple “kokpitinde pilotu olan” bu tür blokzincirlerinin rekabet otoritelerinin radarında olması gerektiğini savunuyor.</p>



<p>Schrepel, blokzinciri ağlarını geleceğin danışıklık (<em>collusion</em>) süreçlerinin “yağmur ormanı” – yani daha önce görülememiş çeşitlilik ve alternatiflerle dolu bir ortam – olarak tanımlıyor. Şirketlerin akıllı kontratları danışıklığın etkinlik ve istikrarı için kullanması, bu risklerin ilk akla geleni. Örneğin, akıllı kontratlar sayesinde danışıklıktan cayan oyuncuların tespitinin olanaklı hale gelmesi bir karteli daha istikrarlı ve sürdürülebilir kılıyor. Schrepel, akıllı kontratlar söz konusu olduğunda, blokzincirinin kamusal veya özel olmasından bağımsız olarak, rekabet otoritelerinin tetikte olması gerektiğini belirtiyor.</p>



<p>Ancak, tekelleşme gibi tek taraflı davranışlar söz konusu olduğunda ise, özel blokzincirlerindeki eşik bekçilerinin (<em>gatekeepers</em>) rekabet karşıtı davranışları kolaylaştırması daha olası hale geliyor. Schrepel bu noktada – kamusal ağları tam olarak soyutlamadan – blokzinciri ağının yapısını etkileyecek şekilde, katılımcı sayısının sınırlanması ya da var olan katılımcıların bertaraf edilmesine dikkat çekiyor. Blokzinciri teknolojisinin olgunlaşmasının zamanla bu tür suni merkezileşme eğilimlerine sebep olabileceğini söyleyerek, otoriteleri bu konuda uyanık olmaya davet ediyor.</p>



<p>Kitapta Schrepel’in dikkat çektiği bir diğer konu, blokzincirlerinin birleşmesi (<em>chainmergers</em>) yoluyla oluşabilecek yoğunlaşmalar. Schrepel, bir ağın ele geçirilmesini ya da birtakım rüşvetler (<em>bribery attack</em>) karşılığında katılımcıların diğer bir ağa geçmesini teknik yoğunlaşmalar olarak niteliyor. Her ne kadar bunların bir bildirme tabi olması söz konusu olmasa da otoritelerin bu gibi gelişmeleri göz ardı etmemesinin önemini vurguluyor. Karşılıklı anlaşarak blokzinciri ağlarının birleşmesinde ise halihazırda var olan yoğunlaşma önlemlerinin daha ileri analizlerle desteklenerek kullanılabileceğine dikkat çekiyor.</p>



<p>Kitabın sonlarına geldikçe, daha pozitif bir yaklaşımla, rekabet otoritelerinin blokzinciri teknolojilerini değerlendirmelerinde ve pazarları izlemekte nasıl kullanabileceklerinden de bahsediyor, Schrepel.  Fakat, bazen düşman bazen dost olan blokzinciri teknolojisi için rekabet hukukunun ötesinde bir “teknoloji ve hukuk” yaklaşımının benimsenmesi gerektiği görülüyor. Bu kapsamda Schrepel, otoritelerin yapıcı ve kapsayıcı bir ajanda oluşturmasının iyi bir başlangıç olacağını savunuyor.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Electric Vehicle Ecosystem in Turkey: Emerging Issues and Future Outlook</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/electric-vehicle-ecosystem-in-turkey-emerging-issues-and-fut.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/electric-vehicle-ecosystem-in-turkey-emerging-issues-and-fut.html</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Dec 2021 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Climate &amp; Energy Economics</category>
      <description>I am delighted to be guest editor of the latest issue of Network Industries Quarterly-Turkey, entitled “Electric Vehicle Ecosystem in Turkey: Emerging Issues and Future Outlook”. Electric vehicle (EV) is an emerging…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/electric-vehicle-ecosystem-in-turkey-emerging-issues-and-fut-cover.jpg" alt=""></p>
<p>I am delighted to be guest editor of the latest issue of Network Industries Quarterly-Turkey, entitled “<a href="https://www.ic4r.net/wp-content/uploads/2021/06/Network-Industries-Turkey-Volume-1-Issue-4.pdf">Electric Vehicle Ecosystem in Turkey: Emerging Issues and Future Outlook</a>”.</p>



<p>Electric vehicle (EV) is an emerging technology in today’s transportation industry. While car manufacturers have relocated their resources to design electrical models, governments have considered electrification in transportation as an effective tool to decarbonize their economies. </p>



<p>In Turkey, the number of imported EVs on the roads has been increasing despite a discouraging tax policy.&nbsp; Private firms – led mainly by energy companies – have started to build their commercial charging network. Moreover, Turkey has been prepared for its locally produced EV, which is expected to be on the roads by the 100<sup>th</sup>&nbsp;anniversary of the republic – in 2023.&nbsp;</p>



<p>In this context, the issue presents four articles related to the EV ecosystem and mentions emerging issues and future outlooks.</p>



<p>First,&nbsp;<strong>I&nbsp;</strong>try to set the stage by introducing the basic economics of the EV ecosystem and emphasize the need for a public policy to increase EV penetration.&nbsp; I mention the feedback loop that increases the economic value of the ecosystem between the spread of EVs and the availability of charging infrastructure. I argue that regulations and incentive designs should be used to manage this feedback loop.</p>



<p><strong>Saygın, Aksoy and Tör</strong>&nbsp;review the global developments in the EV market and elaborates on the key issues for a local EV market for Turkey in view of its energy system implications. The authors argue that system-wide benefits of transport sector transformation with the power sector need to be understood. For them, while EV deployment would benefit from a more renewable power sector, smart charging of EVs would also contribute to a better-managed distribution grid and the integration of higher wind and solar shares at the transmission side.&nbsp;</p>



<p><strong>Ardıyok, İkiler and I</strong>&nbsp;examine the status of charging infrastructure in the EU and then analyze the current state of EV charging infrastructure in Turkey, considering the legal and practical developments. We point out that decisions taken on the development of the relevant project prevent the progress of EVs and charging infrastructures. Although developments are continuing rapidly, more progress must be made to meet the standards of EU countries.&nbsp;</p>



<p>Finally,<strong>&nbsp;Altan and Canbeyli</strong>&nbsp;assess the recent trends in EV and autonomous driving from a regulatory and market intelligence perspective. They argue that it is essential to understand EV and autonomous driving concepts that come with a clear case of Schumpeterian creative destruction.</p>



<p>To read the full issue, <a href="https://www.ic4r.net/wp-content/uploads/2021/06/Network-Industries-Turkey-Volume-1-Issue-4.pdf">click here!</a></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Dijital Pazarlarda Rekabet ve Regülasyona Dair Her Şey Burada – Peki Türkiye Nerede?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/dijital-pazarlarda-rekabet-hukuku-ve-regulasyona-dair-her-se.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/dijital-pazarlarda-rekabet-hukuku-ve-regulasyona-dair-her-se.html</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Dec 2021 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>OECD 2021 yılının son günlerini boş geçmedi ve Avustralya, Almanya, AB, Fransa, İtalya, Japonya, Birleşik Krallık ve ABD’de dijital pazarlara yönelik yeni düzenleme önerilerini karşılaştırmalı olarak analiz ettiği…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/dijital-pazarlarda-rekabet-hukuku-ve-regulasyona-dair-her-se-cover.jpg" alt=""></p>
<p><em>Barış Yüksel &amp; Selçukhan Ünekbaş</em> ile birlikte @RekabetRegulasyon.com&nbsp;—&nbsp;</p>



<p>OECD 2021 yılının son günlerini boş geçmedi ve Avustralya, Almanya, AB, Fransa, İtalya, Japonya, Birleşik Krallık ve ABD’de dijital pazarlara yönelik yeni düzenleme önerilerini karşılaştırmalı olarak analiz ettiği raporunu yayımladı<a id="_ftnref1" href="#_ftn1">[1]</a>. Temel amacı dijital pazarlardaki sorunlara en doğru müdahale yöntemini tespit etmekten ziyade, dünyada olup biteni kavramsal bir çerçevede ortaya koymak olan bu raporda, dijital pazarlara yönelik regülasyon ve rekabet hukuku alanındaki tartışmaların büyük bir bölümüne değiniliyor. Rapor, bir yandan incelediği düzenleme önerilerinin dijital piyasalara müdahale yöntemleri arasındaki benzerlik ve farklılıkları tespit ederken, diğer yandan farklı tercihler temelinde olası politika hedeflerini şeffaf biçimde tanımlayarak, tüm politika belirleyiciler için faydalı bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.</p>



<p>Rapor ilk olarak dijital pazarlardaki artan yoğunlaşma ve pazar gücünden kaynaklanan ve OECD üyesi ülkelerin neredeyse tamamı tarafından dile getirilen kaygılara değiniyor ve söz konusu kaygıların giderilmesi için rekabet hukukunun tek başına yeterli bir araç teşkil etmediği yönünde fikir birliği olduğuna dikkat çekiyor. OECD üyelerine göre rekabet hukukunun yetersizliğinin ana sebepleri arasında, rekabet hukuku soruşturmalarının uzunluğu, rekabet hukukunun yapısal sorunlarla mücadeledeki etkisizliği ve mevcut rekabet hukuku kurallarının dijital pazarlardaki sorunları gidermeye elverişli olmaması geliyor. Ancak rekabet hukuku kurallarının yetersizliğine dair mutabakatın, bu yetersizliğin nasıl giderileceği bakımından söz konusu olmadığı da belirtiliyor. Zira bazı ülkeler çözümü sektörel regülasyonlarda ararken, diğer ülkeler ise rekabet hukukuna yeni enstrümanlar kazandırılması gerektiğini veya rekabet hukuku kurallarında bazı uyarlamalar yapılmasının yeterli olacağını ileri sürüyor.</p>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/dijital-pazarlarda-rekabet-hukuku-ve-regulasyona-dair-her-se-1.png" alt="" /></figure></div>



<p>Rapor, ülkeler arasındaki görüş ayrılıklarının dijital pazara yönelik düzenleme önerilerinin amaçlarının da farklılaşmasına yol açtığına işaret ediyor ve düzenlemeler ile ulaşılmak istenen amaçları detaylı olarak inceliyor. Başta Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan Dijital Piyasalar Yasası Tasarısı<a id="_ftnref2" href="#_ftn2">[2]</a>&nbsp;olmak üzere, incelenen belgelerin neredeyse tamamında düzenlemelerin temel amaçlarının “hakkaniyet (<em>fairness</em>)” ve “rekabetçilik (<em>contestability</em>)” olarak sıralandığını belirtiyor. Bununla birlikte, her iki kavramın da oldukça muğlak olduğu vurgulanarak ve bu kavramların içlerinin dolduruluş biçimlerinin, dijital piyasalara müdahale tercihleri üzerinde önemli rol oynadığı ortaya koyuluyor. Raporda, inceleme konusu düzenleme önerilerinde ön plana çıkan diğer iki amacın şeffaflık ve inovasyon olduğu, ancak bu amaçların içeriğinin görece daha belirgin olduğu da dile getiriliyor.</p>



<p>Raporda hakkaniyet düşüncesinin tüketici refahı maksimizasyonunu ana hedefi olarak gören rekabet hukukuna yabancı olmadığı, ancak rekabet hukukunda hakkaniyetin tüketici gözünden değerlendirildiği ve tüketici için adil olan durum ve uygulamaların hakkaniyete uygun kabul edildiği ifade ediliyor. Oysa bu kavrama temel amaçları arasında yer veren sektörel regülasyon önerilerinde, hakkaniyete daha farklı bir anlam yüklendiği ve değerlendirmenin odağına tüketici refahının değil, teşebbüsler arasındaki güç dengesizliğinin yerleştirildiği belirtiliyor. Böyle bir kurguda, tüketiciler nezdinde yarattığı etkiden bağımsız olarak, teşebbüsler arasındaki asimetrik pazarlık pozisyonlarının sömürülmesi suretiyle güçlü tarafa avantaj sağlayan durum ve uygulamaların hakkaniyete aykırı olacağı değerlendiriliyor. Rapora göre, sektörel regülasyon önerilerinde; kendini önceleme (<em>self preferencing</em>), en çok kayrılan müşteri kaydı (“<strong><em>EKM</em></strong>”), verilerin farklı hizmetler için ortak kullanılması ve çeşitli veri odaklı hizmetlerin paket halinde sunulması gibi, tüketiciler üzerindeki etkileri oldukça belirsiz olan (ve tüketicilere fayda sağlama ihtimali yüksek olan) fakat güçlü platformlar karşısında zayıf konumda olan oyunculara kesin olarak zarar veren davranışların doğrudan yasaklanmasını, hakkaniyet kavramındaki bu nüans farklılığı ile açıklamak mümkün olabilir.</p>



<p>OECD, rekabetçilik kavramına ilişkin olarak da hakkaniyete benzer bir durum olduğuna işaret ediyor. Tüketici refahını önceleyen bir yaklaşım çerçevesinde rekabetçiliğin tüketicileri serbestleştirmek suretiyle arttırılması tercih edilecek ve bu doğrultuda özellikle geçiş maliyetlerini yükselten dışlayıcı uygulamaların hedef alınması beklenecektir. Oysa inceleme konusu düzenleme önerilerinin önemli bir bölümü, dijital pazarlarda tüketicilerin serbest seçim yapması önündeki engellerin kaldırılmasını rekabetçiliğin sağlanması için yeterli görmüyor ve zayıf konumdaki teşebbüslerin önündeki pazara giriş engellerinin ortadan kaldırılmasının zorunlu olduğunu varsayıyor. Böylece rekabetçilik kavramı tüketici odaklı değil, teşebbüs odaklı bir anlam kazanıyor. Bu doğrultuda, düzenleme önerilerinde geçiş maliyetlerini düşürecek veri taşınabilirliği ve birlikte-çalışabilirlik (<em>interoperability</em>) gibi kuralların yanı sıra, güçlü platformlara bazı kilit veri setlerine erişim sağlama yükümlülüğü getirilmesinin tercih edilmesi, rekabetçilik kavramının yalnızca tüketici odaklı olarak ele alınmaması ile açıklanabilir.</p>



<p>Raporda düzenleme önerilerinin detayları hakkında da kapsamlı incelemeler yer alıyor. Bu kapsamda; (i) düzenlemelerin hangi pazarlarda uygulanacağı, (ii) düzenlemeye tabi olacak teşebbüslerin hangi kıstaslara göre belirleneceği ve bu yükümlülüklerin teşebbüslere ne şekilde yükleneceği, (iii) düzenlemelerin nasıl bir kurumsal çerçevede uygulanacağı, (iv) uygulanacak yükümlülüklerin hukuki niteliği ve (v) yükümlülüklerin hangi temele dayanacağı konularında farklı yaklaşımlar ortaya konuyor.</p>



<p>Rapordaki açıklamalar incelendiğinde, yukarıda sıralanan konulara ilişkin tercihlerin “hukuki belirlilik”, “müdahale hızı” ve “esneklik” arasında bir değiş tokuş (<em>trade off</em>) içermesinin kaçınılmaz olduğu anlaşılıyor.</p>



<p>Örneğin esneklikten feragat eden ancak hukuki belirliliği ve müdahale hızını azami seviyeye çıkaran bir yaklaşımın şu özellikleri taşıması beklenir (DMA’nın, bazı istisnalar saklı kalmak kaydıyla, büyük ölçüde bu yaklaşıma örnek teşkil ettiği söylenebilir):</p>



<ol type="i"><li>Düzenlemeye tabi pazarların önceden belirli olması</li><li>Somut ve ölçülebilir kriterleri sağlayan teşebbüslerin otomatik olarak düzenlemeye tabi tutulması</li><li>İlgili düzenlemelerin rekabet otoritesinden bağımsız bir kurum tarafından uygulanması</li><li>Getirilen yükümlülüklerin&nbsp;<em>per se</em>&nbsp;yasak niteliği taşıması ve düzenlemeye tabi teşebbüslerin kural olarak bu yükümlülüklere aykırı davranışları hiçbir şekilde meşrulaştıramaması</li><li>Yükümlülüklerin yoruma kapalı kurallar şeklinde belirlenmesi</li></ol>



<p>Aksine azami esneklik sağlayan fakat hukuki belirliliği azaltan ve müdahale hızını görece yavaşlatan bir yaklaşımın taşıması beklenecek özellikler ise şu şekilde sıralanabilir (Birleşik Krallık’ta Digital Markets Task Force (“<strong><em>DMT</em></strong>”) tarafından öngörülen rejim genel olarak bu yaklaşıma bir örnektir):</p>



<ol type="i"><li>Düzenlemeye tabi pazarların ihtiyaca göre tespit edilmesi</li><li>Öncül yükümlülüklere tabi tutulacak teşebbüslerin, önceden belirlenen kriterlerin somut olay özelinde dikkate alındığı bir analiz süreci sonucunda tespit edilmesi</li><li>İlgili düzenlemelerin rekabet otoritesi tarafından uygulanması</li><li>Getirilen yükümlülüklerin teşebbüs davranışlarına dair genel çerçeveyi ortaya koyması ve teşebbüs davranışlarının hukuka uygunluğunun somut olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmesi</li><li>Yükümlülüklerin yoruma açık prensipler şeklinde belirlenmesi</li></ol>



<p>Raporda son olarak, düzenleme önerilerinde yer alan çeşitli önlemler dört ana başlık altında kategorize ediliyor ve her bir kategori altında bazı düzenleme önerilerine yer veriliyor. Bu kategoriler, (i) sömürücü davranışları engellemeye yönelik önlemler<a id="_ftnref3" href="#_ftn3">[3]</a>, (ii) veri erişimine ilişkin, dışlayıcı davranış riskini azaltmaya yönelik önlemler<a id="_ftnref4" href="#_ftn4">[4]</a>, (iii) şeffaflığın ve adil ticari uygulamaların sağlanması<a id="_ftnref5" href="#_ftn5">[5]</a>&nbsp;ve (iv) birleşme ve devralmaların kontrolü olarak sıralanıyor.</p>



<p>OECD Raporu’nda dile getirilen tartışmaları, rapora konu olan ülkelerdeki politika tercihlerini şekillendiren unsurları ve çeşitli düzenleme önerilerini inceledikten sonra Türkiye’ye de kısaca göz atılabilir. Türkiye’ye bakıldığında, Rekabet Kurumu tarafından 2021’de yayınlanan “E-Pazaryeri Platformları Sektör İncelemesi Ön Raporu” (“Ön Rapor”) gibi genel nitelikli bir politika metninde –&nbsp; Türkiye’nin dijital pazarlara yönelik stratejilerine dair en kapsamlı somut önerileri içermesi dolayısıyla Ön Rapor oldukça önemlidir – benimsenen yaklaşım ile fiili uygulama arasında ciddi farklılıklar göze çarpıyor. Nitekim Ön Rapor’da, bu yazıda incelediğimiz OECD raporuna paralel bir şekilde dijital pazarlardaki sorunlarla mücadelede öncül düzenlemelere ve mevcut rekabet hukuku kurallarında yenilemeye ihtiyaç duyulduğu ifade ediliyor ve DMA’ya oldukça benzer düzenleme önerileri sunuluyor. Buna rağmen pratikte, Ön Rapor’da öncül düzenlemelerle önlem alınması gerektiği ifade edilen uygulama türlerine, doğrudan mevcut rekabet kuralları ile müdahale edilmesinin tercih edildiğini görüyoruz<a id="_ftnref6" href="#_ftn6">[6]</a>.</p>



<p>Türkiye’de OECD raporunda yer alan tartışmaların yeterince yapılmadan dijital pazarlara yönelik fiili bir politika belirlenmesinin – bu uygulamanın hukuka uygunluğundan bağımsız olarak – &nbsp;pek de sağlıklı bir tercih olmadığı söylenebilir. Zira hangi amaçlara ulaşmak için hareket edildiği ve tercih edilen yöntemler dolayısıyla hangi konularda feragatte bulunulduğu tam olarak netleştirilmeden atılacak adımlar, uzun vadede beklenmeyen/istenmeyen sonuçlar doğurabilecektir. Bunun yerine şeffaf bir süreç işletilmesi, bu süreç sonucunda objektif gerekçelere dayalı olarak somut bir politika tercihi yapılması ve yasal çerçevenin bu doğrultuda şekillendirilmesi toplumsal faydayı önemli derecede arttırabilir.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1">[1]</a>&nbsp;OECD (2021), Ex ante regulation of digital markets, OECD Competition Committee Discussion Paper,&nbsp;<a href="https://www.oecd.org/daf/competition/ex-ante-regulation-and-competition-in-digital-markets.htm">https://www.oecd.org/daf/competition/ex-ante-regulation-and-competition-in-digital-markets.htm</a></p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2">[2]</a>&nbsp;Proposal for a Regulation Of The European Parliament And Of The Council on Contestable And Fair Markets In The Digital Sector (Digital Markets Act, DMA), submitted on 15 December 2020,&nbsp;<a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:52020PC0842&amp;from=en">https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:52020PC0842&amp;from=en</a></p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3">[3]</a>&nbsp;Bu kapsamda; kendini önceleme (<em>self preferencing</em>), en çok kayrılan müşteri kaydı (“<strong><em>EKM</em></strong>”), verilerin farklı hizmetler için ortak kullanılması ve çeşitli veri odaklı hizmetlerin paket halinde sunulması davranışlarına yönelik olarak, inceleme konusu düzenleme önerilerinde yer alan yasak ve kısıtlamalara değiniliyor.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4">[4]</a>&nbsp;Bu çerçevede veri taşınabilirliği, veriye erişim sağlama ve birlikte çalışabilirlik (<em>interoperability</em>) konularındaki yükümlülükler ortaya koyuluyor.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5">[5]</a>&nbsp;Bu kategori altında, düzenlenen teşebbüslerin faaliyetlerinin şeffaf hale getirilmesi suretiyle tüketiciler ve özellikle bu teşebbüslere bağımlı olan işletmeler nezdindeki bilgi asimetrisini azaltmayı ve düzenlenen teşebbüslerin asimetrik pazarlık gücünü sömürmesini engellemeyi amaçlayan bazı kurallar sıralanıyor.</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6">[6]</a>&nbsp;Örneğin;</p>



<ul><li>Rekabet Kurulu’nun 20-49/675-295 sayılı ve 12.11.2020 tarihli&nbsp;<em>Google Adwords</em>&nbsp;kararında Google’ın şeffaflığı zedeleyerek tüketici nezdinde bilgi asimetrisi yaratan bazı uygulamaları rekabet ihlali olarak kabul edilmiştir.</li><li>Rekabet Kurulu’nun 21-02/25-10 sayılı ve 11.01.2021 tarihli&nbsp;<em>Whatsapp</em>Geçici Tedbir Kararı’nda veri gizliliği ile ilgili konuların rekabet hukuku kapsamında sömürücü uygulamalar olarak kabul edilmesi söz konusu olmuştur.</li><li>Rekabet Kurulu’nun 21-46/655-M sayılı ve 30.09.2021 tarihli kararı ile başlatılan&nbsp;<em>Sahibinden</em>&nbsp;soruşturmasında Kurul veri taşınabilirliğinin engellenmesinin bir rekabet ihlali teşkil edebileceği endişesi ile soruşturma başlatmıştır.</li><li>Rekabet Kurulu’nun 21-46/669-334 sayılı ve 20.09.2021 tarihli&nbsp;<em>Trendyol</em>&nbsp;Geçici Tedbir Kararı’nda Kurul bir platformun kendi üzerinden satış yapan müşterilerden elde ettiği verileri, benzer hizmetler sunmak için kullanması dışlayıcı bir uygulama olarak kabul edilmiştir.</li><li>Rekabet Kurulu’nun 21-05/64-28 sayılı ve 28.01.2021 tarihli&nbsp;<em>Yemeksepeti</em>&nbsp;Taahhüt Kararı’nda Dar EKM koşulunun sözleşmelerden kaldırılması ve platform müşterisi konumundaki restoranları finansal olarak zorlayan (joker ve minimum asgari sepet tutarı gibi) uygulamaların sonlandırılması talep edilmiştir.</li></ul>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>The Paris Agreement, Turkey’s Ambiguous Position, and Need for Policy Change in Various Areas</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/climate-change-mitigation-the-paris-agreement-turkeys-ambigu.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/climate-change-mitigation-the-paris-agreement-turkeys-ambigu.html</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Jun 2021 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Climate &amp; Energy Economics</category>
      <description>Climate change related to global warming is a reality documented by scientific evidence and accepted by the international community. The Paris Agreement has been the recent international cooperation against climate…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/climate-change-mitigation-the-paris-agreement-turkeys-ambigu-cover.jpg" alt=""></p>
<p>w/ Şahin Ardıyok, originally published @Mondaq – </p>



<p>Climate change related to global warming is a reality documented by scientific evidence and accepted by the international community. The Paris Agreement has been the recent international cooperation against climate change. 196 countries around the globe, including Turkey, have signed the Agreement, which requires both an immediate climate policy action and a transformation of the existing public policies in various areas.</p>



<p>In this short article, first, we will highlight the Paris Agreement and Turkey&#8217;s situation. We then will elaborate on the possible climate policy actions and the need for the transformation in many public policies.</p>



<div><figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2021/02/mondaq-climate-change-mitigation.png?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/climate-change-mitigation-the-paris-agreement-turkeys-ambigu-1.png" alt="" /></a></figure></div>



<p><strong><em>The Paris Agreement and its framework</em></strong></p>



<p>Global warming is the result of greenhouse gases (GHG) released into the atmosphere, mainly due to fossil-fuel-based energy generation, industrial processes, and agricultural activities. International efforts to mitigate global warming started in 1992 via adopting the United Nations Framework Convention on Climate Change (UNFCCC). Since 1995 the parties to the UNFCCC have met regularly at the Conference of Parties (COPs) to commit reduction of their GHG emissions.&nbsp;</p>



<p>The latest conference (21<sup>st</sup>&nbsp;Conference of the Parties &#8211; COP21) was held in Paris in December 2015. In COP21, countries were asked to voluntarily define their GHG emission reduction so-called Intended Nationally Determined Contributions (INDCs). In this way, the latest legally binding international treaty on climate change has appeared, so-called the Paris Agreement<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a>.</p>



<p>Implementation of the Paris Agreement requires economic and social transformation, based on a 5-year cycle of climate policy actions carried out by countries through their INDCs. The Paris Agreement provides a framework that developed countries should take the lead in emission cutting and provide financial assistance to developing countries. Besides the financial supports, the Agreement requires climate-related capacity-building and technological aid for developing countries supported by the developed countries. Thus, the Agreement renders the developed countries liable for their emission cut targets and supporting the countries who need financial, technical, and capacity-building assistance.&nbsp;</p>



<figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2021/02/paris.jpg?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/climate-change-mitigation-the-paris-agreement-turkeys-ambigu-2.jpg" alt="" /></a></figure>



<p><strong><em>Turkey&#8217;s ambiguous position</em></strong></p>



<p>Turkey is one of the participants of the COP21 and signatory of the Paris Agreement. Although Turkey signed the Agreement, the national parliament has not ratified it yet due to its uncertain position in the Agreement.</p>



<p>Until the Paris Agreement, Turkey was listed as an&nbsp;<em>Annex I</em>&nbsp;country with special conditions<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a>. More clearly, Turkey was accepted as an industrialized country but was not subject to severe emissions restrictions and not liable to support the other countries. However, in the Paris Agreement, countries are categorized according to their development levels, and this categorization determines their obligations. While developed countries are expected to conduct severe emission reductions and provide financial assistance to developing countries, developing countries are only expected to contribute to these mitigation efforts voluntarily.</p>



<p>However, under the Paris Agreement, Turkey&#8217;s status is neither classified as a developing nor a developed country. Therefore, Turkey&#8217;s categorization under the Agreement is ambiguous. It is not clear whether Turkey can benefit from international financial support to achieve its emission targets.</p>



<p>Although Turkey has not ratified the Paris Agreement because of its ambiguity, it had submitted its INDCs before COP21. In its INDC document, Turkey commits to reduce its GHG emissions by 21 percent, comparing its Business-As-Usual (BAU) path by 2030. Without its ratification, the Agreement might not be binding, but the United States&#8217; return to the Paris Agreement leaves Turkey in a group of few countries that have not ratified the Agreement. Those countries are Iran, Iraq, Libya, Sudan, and Yemen<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a>. Recent political messages can be seen as initial indicators of the Paris Agreement&#8217;s ratification very soon<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a>. However, achieving the target of cutting GHG emissions by 21 percent will create significant economic impacts. Therefore, choosing a proper policy to meet the targets is critical.</p>



<p><strong><em>Choosing the right climate policy tools</em></strong></p>



<p>Countries have several options and policy tools to reduce their GHG emissions. However, emission trading and carbon tax have appeared as the primary policy tools favored and applied by several countries<a id="_ftnref5" href="#_ftn5"><sup>[5]</sup></a>. Emission trading is based on setting a cap on the amount of carbon emitted by the system. Within that cap, the agents in the system either receive for free or buy emission permits. On the other hand, the carbon tax is based on levying a tax for economic activities&#8217; carbon content. It can take a form of ﻿a tax imposed on fossil fuels in proportionate to carbon emissions or ﻿set on a good or service proportional to carbon emission released during its production.&nbsp;</p>



<p>From an economic perspective, both policy tools – carbon tax and emission trading system – are equivalent in reducing emissions. But they differ due to setting emission prices. While the policymakers directly appoint carbon taxes, they only impose the caps and let the markets set the price under the emission trading system<a id="_ftnref6" href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a>. However, from a political perspective, an emission trading system is more favored than a carbon tax to avoid possible electoral support loss.</p>



<p>Although the emission trading system seems politically preferable, it requires a detailed inventory of GHG emissions per sector and adequate institutional capacity to apply it. Yet, applying the carbon tax is institutionally much more comfortable; its implementation is relatively simple. Besides, carbon tax revenues may be used to subsidize renewable energy resources and to support vulnerable areas due to decarbonization policies.</p>



<p>Turkey&#8217;s GHG emission inventory is not in sufficient detail to define sectoral caps. Also, the financing mechanism is not at an adequate level, and tracking capacity is quite limited<a id="_ftnref7" href="#_ftn7"><sup>[7]</sup></a>.&nbsp;&nbsp;Therefore, it is hard to implement an emission trading system in Turkey in the near future. There are currently very few studies trying to assess Turkey&#8217;s climate change mitigation policies and their impacts on the Turkish economy<a id="_ftnref8" href="#_ftn8"><sup>[8]</sup></a>. All of them favor a carbon tax policy accompanied by various subsidies.</p>



<p><strong><em>Need for policy change in various areas</em></strong><em></em></p>



<p>As we mentioned at the beginning, climate change mitigation requires economic and social transformation, which involves policy shifts in many different areas. Besides direct decarbonization policies, subordinate policy changes are also needed.&nbsp;</p>



<p>At the first look, energy and environmental policies are at the front. However, fighting against climate change needs policy changes in transportation, agriculture, urbanization, and waste. In addition to these, economy-wide public policies should also be adjusted to support the mitigation efforts. Competition policy is one of them. Our next article will examine how specifically competition policy may contribute to the fight against climate change.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;UNFCCC: The Paris Agreement, available at&nbsp;&nbsp;<a href="https://unfccc.int/process-and-meetings/the-paris-agreement/the-paris-agreement" rel="nofollow">https://unfccc.int/process-and-meetings/the-paris-agreement/the-paris-agreement</a>, accessed on 22.01.2021.</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;Report of the Conference of the Parties held in Cancun,&nbsp;December 2010.&nbsp;Available athttps://unfccc.int/resource/docs/2010/cop16/eng/ 07a01.pdf,&nbsp;accessed on&nbsp;22.01.2021.</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;UNFCCC,&nbsp;<em>Paris Agreement &#8211; Status of Ratification</em>. Available at&nbsp;<a href="https://unfccc.int/process/the-paris-agreement/status-of-ratification,accessed" rel="nofollow">https://unfccc.int/process/the-paris-agreement/status-of-ratification,accessed</a> on&nbsp;22.01.2021.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4"><sup>[4]</sup></a>&nbsp;Anadolu Agency,&nbsp;<em>Turkish president marks 75th anniversary of UN</em>. Available at&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/en/turkey/turkish-president-marks-75th-anniversary-of-un/2017922,&nbsp;accessed" rel="nofollow">https://www.aa.com.tr/en/turkey/turkish-president-marks-75th-anniversary-of-un/2017922,&nbsp;accessed</a> on&nbsp;22.01.2021.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5"><sup>[5]</sup></a>&nbsp;The World Bank, Carbon Pricing Dashboard. Available at&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/en/turkey/turkish-president-marks-75th-anniversary-of-un/2017922,&nbsp;accessed" rel="nofollow">https://www.aa.com.tr/en/turkey/turkish-president-marks-75th-anniversary-of-un/2017922,&nbsp;accessed</a> on&nbsp;22.01.2021.</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6"><sup>[6]</sup></a>&nbsp;TIMILSINA, G. R. (2018). Where Is the Carbon Tax after Thirty Years of Research? In&nbsp;<em>World Bank Policy Research Working Paper</em>(Policy Research Working Papers, Issue 8493). The World Bank. Available at <a href="https://doi.org/10.1596/1813-9450-8493,&nbsp;accessed" rel="nofollow">https://doi.org/10.1596/1813-9450-8493,&nbsp;accessed</a> on&nbsp;22.01.2021.</p>



<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7"><sup>[7]</sup></a>&nbsp;TÜSİAD. (2016).&nbsp;<em>Ekonomi Politikaları Perspektifinden İklim Değişikliğiyle Mücadele</em>.</p>



<p><a id="_ftn8" href="#_ftnref8"><sup>[8]</sup></a>&nbsp;TÜSİAD. (2020).&nbsp;<em>Ekonomik Göstergeler Merceğinden Yeni İklim Rejimi</em>.</p>



<p>TÜSİAD. (2016).&nbsp;<em>Ekonomi Politikaları Perspektifinden İklim Değişikliğiyle Mücadele</em>.&nbsp;</p>



<p>ACAR, S., VOYVODA, E., &amp; YELDAN, E. (2018).&nbsp;<em>Macroeconomics of Climate Change in a Dualistic Economy: A Regional General Equilibrium Anlaysis</em>. Elsevier Inc.</p>



<p>YELDAN, E., VOYVODA, E., BERKE, Ö., &amp; ŞAHIN, Ü. (2015).&nbsp;<em>Türkiye İçin Düşük Karbonlu Kalkınma Yolları Ve Öncelikleri</em>.&nbsp;﻿WWF-Türkiye, Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Rekabet Kurumu e-ticarette oyunun kurallarını yeniden belirliyor</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/rekabet-kurumu-e-ticarette-oyunun-kurallarini-yeniden-belirl.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/rekabet-kurumu-e-ticarette-oyunun-kurallarini-yeniden-belirl.html</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Jun 2021 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Son dönemlerde rekabet hukuku camiasını sarsan ve dünyanın dört bir yanında faaliyet gösteren otorite, kurum ve kuruluşların hakkında rapor üstüne rapor yazdıkları kervana Rekabet Kurumu (“Kurum”) da katıldı. 7 Mayıs…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/rekabet-kurumu-e-ticarette-oyunun-kurallarini-yeniden-belirl-cover.jpg" alt=""></p>
<p><em>Şahin Ardıyok &amp; Selçukhan Ünekbaş ile birlikte @RekabetReguasyon.com</em> &#8211; </p>



<p>Son dönemlerde rekabet hukuku camiasını sarsan ve dünyanın dört bir yanında faaliyet gösteren otorite, kurum ve kuruluşların hakkında rapor üstüne rapor yazdıkları kervana Rekabet Kurumu (“<strong>Kurum</strong>”) da katıldı. 7 Mayıs 2021 tarihinde bir süredir yürütmekte olduğu <a href="https://www.rekabet.gov.tr/tr/Guncel/e-pazaryeri-platformlari-sektor-inceleme-a197b17532afeb11812e00505694b4c6">e-pazaryerleri sektör incelemesine dair ön raporunu</a> yayınlayan&nbsp;Kurum, hem yer verdiği veri ve istatistiklerle, hem de bu bilgilere dayanarak oluşturduğu reform önerileriyle hayli ilgi çekici ve önemli bir çalışmaya imza atmış görünüyor. Biz de sizler için bu ön raporu inceleyerek içerdiği ilginç, yenilikçi ve tartışmalı konuları kısaca özetledik.</p>



<p>364 sayfadan oluşan rapor belirlediği hedeflerle dikkatleri çekiyor. Kullanıcılar için büyük faydalar sağlayan e-pazaryerlerine odaklanırken aynı zamanda bu faydalı ortamın korunması ve mümkün mertebe devam ettirilmesi için sağlıklı bir rekabet ortamının önemine vurgu yapan rapor, bu bakımdan üç ana bölüm etrafında örgütlenmiş: piyasanın genel durumu, potansiyel anti-rekabetçi tehditler ve bu tehditleri bertaraf etmeye yönelik çözüm önerileri. Göze çarpan ve metnin geneline yayılan bir başka tema ise İngiltere’de yayınlanan <a href="https://assets.publishing.service.gov.uk/government/uploads/system/uploads/attachment_data/file/785547/unlocking_digital_competition_furman_review_web.pdf">Furman Raporu</a>&nbsp;ve AB tarafından yayınlanan <a href="http://[3]https://ec.europa.eu/competition/publications/reports/kd0419345enn.pdf">Cremer Raporu</a>&nbsp;ile benzeşen noktaların fazlalığı.</p>



<p><strong>Piyasanın durumu</strong></p>



<p>Her ne kadar ticari gizlilik sebebiyle kimi veriler karartılmış olsa da, e-pazaryerleri sektöründe aktif olan oyuncuların pazarda işgal ettikleri alanları tahmin etmek zor değil. Bu bakımdan Trendyol’un yükselen bir yıldız olduğu ve pazarın yaklaşık %40’ına hükmettiği, ikinci sırayı ise Hepsiburada’nın aldığı piyasada, N11 ve GittiGidiyor %10’luk pazar paylarıyla üçüncü sırayı paylaşıyor. Amazon Türkiye’nin ise 2018’de Türkiye pazarına girmesine rağmen sınırlı bir gelişim elde etmesi dikkatlerden kaçmıyor. Rekabet Kurumu’nun buradaki yorumu güçlü bir anekdot niteliğinde: küresel güç, her zaman yerel kuvveti beraberinde getirmiyor.</p>



<p>Raporda ayrıca tüketici davranışlarına ilişkin ilginç noktalara da yer verilmiş. Örneğin tüketicilerin %83,6’sı gibi çok büyük bir kısmı internetten alışverişlerini mobil cihazla yapıyor. Mobil cihaz kullananların ise %79,6’sı alışverişleri için web sitelerinden ziyade pazaryeri uygulamalarını tercih ediyor. Bu güçlü sinyallere kullanıcıların yarısının telefonlarında sadece tek bir pazaryeri uygulamasının yüklü olduğu verisi de eklenince, teşebbüslerin uygulamalarına verdikleri önem anlaşılıyor. Zira e-pazaryerleri piyasasında uygulamanızı çekici kılmanız bir seçenekten ziyade bir hayatta kalma şartı. Tüketicilerin yarısının tek bir uygulama kullanması, çoklu erişim (<em>multi-homing</em>) eksikliğini ve buna binaen meydana gelen talep yapışkanlığı (<em>stickiness</em>) ve tüketici ataleti (<em>consumer inertia</em>) sorunlarını da gözler önüne seriyor.</p>



<p><strong>Rekabete yönelik endişeler</strong></p>



<p>Kurum rekabetçi piyasa ortamını tehlikeye atabilecek ve e-pazaryerleri piyasalarında özellikle kendini gösterebilecek davranış ve faaliyetleri üç kategoride toplamış. Bunlardan ilki olan platformlar arası rekabet problemleri genel olarak, uluslararası ticaret hukuku jargonundan ödünç alınan ve literatürde&nbsp;<a href="http://www.rekabetregulasyon.com/eski-ekm-yeni-mecralar-baseak-core-papers-no-6-turk-rekabet-hukukunda-en-cok-kayrilan-musteri-kosulu/">EKM olarak bilinen en-çok-kayrılan-müşteri koşulu</a>&nbsp;(<em>most-favoured-customer clauses – MFCs</em>) etrafında şekilleniyor. Geniş EKM şartlarında e-pazaryeri platformu, diğer platformlarda ve satıcının kendisine ait web sitesinde daha iyi satış koşulları verilmemesi koşulunu sunuyor. Dar EKM koşulları ise sadece satıcının kendi web sitesini kapsayan bir şart olarak karşımıza çıkıyor. Kurum, dar EKM koşullarının her somut olayın gerekliliklerine göre etki bazlı bir analiz etrafında değerlendirilmesi gerektiğini belirtirken, geniş EKM şartlarında vites arttırıp&nbsp;<em>per se</em>&nbsp;bir yaklaşım öneriyor. Bahsedilen per se yaklaşım, özellikle eşik bekçisi konumundaki pazaryerleri için kaçınılmaz bir sonuç gibi görünüyor. Bu bağlamda ön raporun, geniş EKM şartları yönünden AB Komisyonu tarafından geçtiğimiz yılın sonunda sunulan&nbsp;<a href="http://www.rekabetregulasyon.com/dinamik-pazarlarin-izinde-1-dijital-piyasalar-yasasi/">Taslak ile</a>, etki bazlı analiz yönünden ise kısa süre önce yayınlanan <a href="http://[4] https://www.thelocal.de/20210518/germany-upholds-ban-on-booking-com-best-price-clauses/">Alman Federal Mahkemesi’nin Booking.com kararı</a> ile örtüştüğünü görüyoruz.</p>



<p>Platform içi rekabette ise raporun önem verdiği iki ayrı kategori mevcut: ayrımcılık ve haksız ticari koşullar. E-pazaryerleri yapıları gereği platformlarında gerçekleşen rekabetin kural koyucuları olduklarından çıkar çatışmaları için uygun bir alan oluşturuyorlar. Bu çıkar çatışması, özellikle pazaryerinin kendisi aynı zamanda kendi platformunda bir satıcı olarak da faaliyet gösterdiği zaman (<em>hibrit pazaryerleri</em>) azami seviyeye yükseliyor. Bu durum, pazaryerlerinin kendi ürünlerini kayırmalarına (<em>self-preferencing</em>) ve satıcılar arasında ayrımcılık yapmalarına sebep olabiliyor. Bu konuda rapor, Amazon tarafından geliştirilen ve kısa zamanda diğer platformlara da yayılan satın alma kutusu (“Buy Box”) sistemlerine dikkat çekiyor. Tüketiciler için (ve dolayısıyla satıcılar için) oldukça çekici olan satın alma kutularına eklenecek ürünü seçen algoritmaların tasarımına atfedilen büyük önemin nedeni de bahsettiğimiz yüksek çıkar çatışması riski.</p>



<p>Son olarak Kurum, pazaryerlerinin doğrudan tüketicileri hedef aldığı sömürücü davranışlara değiniyor. Burada ilginç ve güncel bir nokta tüketici verileri. Platformlarca aşırı veri toplanmasının, sıfır fiyatlı piyasalarda verinin ödeme aracı yerine geçtiği düşünüldüğünde, aşırı fiyatlamayla eşdeğer kabul edilebileceğini değerlendiren rapor, ek olarak tekel haline gelebilecek platformların inovasyonu yavaşlatabileceğinden ve çoklu erişimi kısıtlayabileceğinden bahsediyor.</p>



<p><strong>Çözüm önerileri</strong></p>



<p>Tüm bu yeni sorunlarla baş edebilmek adına Kurum, karşımıza üç farklı reform önerisiyle geliyor. Bu üç teklifin de AB ve Birleşik Krallık’ta yakın tarihte sunulan öneriler ile olan benzerlikleri dikkat çekiyor. Tekliflerden ilki ve muhtemelen en basiti, ikincil mevzuatta ekleme ve değişiklikler yapmak olarak belirlenmiş. Buna göre Kurum, halihazırda mevcut olan Kılavuzlarında birtakım oynamalar yaparak tabiri caizse kolay lokma olarak görülebilecek faaliyetleri hedef almaya hazırlanıyor. Örneğin aşırı veri toplamanın 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi&nbsp;ile olan ilişkisini açıklayan bir kılavuz bu kategorinin önde gelenlerinden biri.</p>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/rekabet-kurumu-e-ticarette-oyunun-kurallarini-yeniden-belirl-1.png" alt="" /></figure></div>



<p>İkinci olarak Kurum, Birleşik Krallık’ta yayınlanan Furman Raporundan hatırlayacağımız gibi, piyasadaki tüm aktörlere uygulanabilen ve bir dizi kuralı içeren davranış kodları (“<em>codes of conduct</em>”) hazırlamayı öneriyor. Şeffaflık ve açıklık gibi ilkelerin yer alacağı bu kodlar bu yönleriyle aynı zamanda AB’de bir süredir uygulanan&nbsp;<a href="http://www.rekabetregulasyon.com/online-platformlarin-uyum-saglamasi-gereken-bir-duzenleme-daha-abden-yeni-bir-regulasyon/">Platform-to-Business (P2B) düzenlemelerini</a>&nbsp;de akla getiriyor.</p>



<p>Son olarak Kurum, eşik bekçisi olarak tanımlayabileceğimiz sektör liderlerini dize getirmek ve olası güç krizlerini engelleyebilmek adına öncül (ex-ante) bir regülasyon düzenlenmesini teklif ediyor. Raporda yer alan taslak metin her ne kadar bir başlangıç niteliğinde olsa da AB’de yayınlanan taslak metinler ile olan benzerliği gözlerden kaçmıyor. Zira&nbsp;<a href="http://www.rekabetregulasyon.com/dinamik-pazarlarin-izinde-1-dijital-piyasalar-yasasi/">Dijital Piyasalar Yasası</a>’nın taslak 6. maddesi ile büyük ölçüde örtüşen metin, platformlara veri ayrıştırma (<em>data silos</em>) gibi AB kaynaklı yükümlülükler getirilmesini öngörüyor. Ancak hangi platformların eşik bekçisi olarak tanımlanacağı ve bu tanımlamada hangi kriterlerin göz önüne alınacağı, bu kriterlerin ülke bazında mı yoksa global ölçekte mi taranacağı sorularına ön raporda bir cevap bulamıyoruz. Unutmadan raporun, eşik bekçisi olarak tanımlanan teşebbüslere yaptıkları her türlü birleşme ve devralmayı Kurum’a bildirme yükümlülüğü öngördüğünü de ekleyelim.</p>



<p><strong>Sonuç</strong></p>



<p>Kurum’un bir süredir beklenen ön raporu gerek Türkiye’de e-pazaryerleri piyasasının durumunun anlaşılması açısından, gerekse de bu piyasanın ve ana aktörlerinin önümüzdeki yıllarda nasıl gelişeceği ve ne tür davranışlar sergileyebileceğine dair yaptığı öngörüler yönünden oldukça önemli bir doküman. Buna ek olarak rapor, gelişmekte olan bir ülkenin gelişmekte olan bir sektörünü mercek altına alması bakımından ayrı bir önem taşıyor. Metin bağlamında konuşursak Türkiye e-pazaryerleri pazarının rekabet hukuku bakımından ilginç bir arena olacağını söyleyebiliriz. Zira AB kurallarıyla uyum sağlayan bir hukuki düzleme ile genç ve gelişmesini halen tamamlamamış bir pazarın bir araya geldiği Türkiye e-pazaryerleri piyasası hukukçulara, akademisyenlere ve rekabet hukukuyla yakından ilgilenen herkese hitap edebilecek bir potansiyele sahip.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>E-Commerce At The Crossroads: Turkish Competition Authority Releases Interim Report On Sector Inquiry</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/e-commerce-at-the-crossroads-turkish-competition-authority-r.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/e-commerce-at-the-crossroads-turkish-competition-authority-r.html</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Jun 2021 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>On May 7, 2021, the Turkish Competition Authority (“TCA”) released an interim report on its sector inquiry on e-commerce platforms. Setting out as its objectives the need to safeguard the high value generated for…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/e-commerce-at-the-crossroads-turkish-competition-authority-r-cover.jpg" alt=""></p>
<p>w/ Bora İkiler &amp; Selçukhan Ünekbaş, originally published @Mondaq –</p>



<p>On May 7, 2021, the Turkish Competition Authority (&#8220;TCA&#8221;) released <a href="https://www.rekabet.gov.tr/Dosya/geneldosya/e-pazaryeri-si-on-rapor-teslim-tsi_son-pdf">an interim report on its sector inquiry on e-commerce platforms</a>. Setting out as its objectives the need to safeguard the high value generated for consumers by e-commerce platforms, the report endeavours to detect potential anticompetitive threats and envisage tools and mechanisms to combat undesirable behaviour in this relatively nascent market. The results of the inquiry yield valuable insights into the state of the Turkish e-commerce market through a law and economics perspective, along with the identification of key players, competitively dubious business practices, and a three-pronged approach to strengthen the Turkish legal landscape against the challenges brought about by the digitalisation of shopping.</p>



<h3 id="market-characteristics">Market characteristics</h3>



<p>The available statistics and findings make it possible to deduce the overall structure of the market. Accordingly, one can identify Trendyol as a rising star, with the latter capturing around 40% of the overall market; followed by Hepsiburada as the runner-up, with N11 and GittiGidiyor as adamant followers. The TCA also notes the case of Amazon. An e-commerce giant, Amazon nevertheless has struggled to penetrate Turkish markets since its entry in 2018, which leads the Authority to concede that global might may not always guarantee local power.</p>



<p>The report also entails interesting insights into Turkish consumers&#8217; behaviour. For instance, consumers overwhelmingly use mobile devices to shop online (83,6%). Furthermore, 79,6% of those opting for mobile devices choose applications instead of websites. Moreover, almost half of the consumers surveyed indicated that they only have a single online shopping app installed on their phones. This group of statistics highlights the importance of the app economy, where the installation of an app is an important threshold to obtain a competitive advantage. Lastly, a point of interest pertains to multi-homing (or lack thereof). Whereas 50% of consumers surveyed utilise only one e-commerce app, the figure is drastically lower for business users, hovering around 17%. The survey results indicate that business users utilise multiple platforms for their selling activities to reduce dependency and maximise visibility. Nevertheless, the stickiness of platforms for consumers and the latter&#8217;s &#8216;inertia&#8217; is liable to facilitate tipping on the consumer-side, with consumers eventually dragging business users with them.</p>



<h3 id="competitive-concerns">Competitive concerns</h3>



<p>TCA groups practices liable to contravene competition laws into three categories: inter-platform, intra-platform, and problems directly related to consumers. Concerns surrounding inter-platform competition are dominated by Most-Favoured-Customer (&#8220;MFC&#8221;) provisions, which are further grouped into wide and narrow clauses. TCA asserts that wide MFCs are particularly pernicious as they can lead to multiple theories of harm, such as limiting the (already constrained) entries into the market and facilitating the exits from the market. These clauses can also create a conducive environment for collusion and directly lower consumer welfare in the form of higher prices. They also discourage platforms from competing on commission fees per sale. Therefore, TCA makes a strong case for banning wide-MFCs and attests that efficiency defences will probably fail to compensate the damages inflicted on competition. For narrow MFCs, an effects-based analysis will be necessary.</p>



<p>Intra-platform competition is plagued by discrimination and unfair commercial practices. Since online marketplaces effectively dictate the conditions of competition in their platforms, conflicts of interest are rampant. They can incentivise platform owners to engage in discriminatory behaviour towards their customers, especially if they also act as sellers in their own market. The report draws particular attention to &#8220;Buy Boxes&#8221;, a practice first employed by Amazon and which was subsequently propagated to other platforms. The programming of the algorithm deciding which products will be placed into such boxes can contain self-preferencing tools, which can give rise to competition concerns. Another highlight is with regard to data, as TCA explains that the amount of data gathered from the activities of business users can yield competitively sensitive information which can be used in favour of the platform, for example to locate potentially lucrative business areas to which the platform can then enter. Data is also analysed regarding its role in potentially exploitative behaviour employed directly against consumers, such as through excessive data collection and targeted advertising.</p>



<h3 id="proposed-remedies">Proposed remedies</h3>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/e-commerce-at-the-crossroads-turkish-competition-authority-r-1.jpg" alt="1075908a.jpg" /></figure></div>



<p>TCA offers a three-pronged approach to augment the law applicable to online marketplaces. All three reflect a considerable degree of inspiration derived from the recent initiatives in the EU and the UK. The first mechanism proposes to amend the secondary legislation through the introduction of new guidance documents. For instance, TCA looks into the feasibility, in the short term, of drafting guidelines for excessive data collection and the latter&#8217;s relationship with the law on abuses of dominance. Secondly, TCA will scrutinise the possibility to develop codes of conduct applicable symmetrically, which will place transparency and clarity obligations on players across the market. Such a measure is reminiscent of both the Platform-to-Business Regulation in the EU and the recent initiatives undertaken in the UK as regards the Digital Markets Unit. Lastly, TCA will investigate avenues through which an ex-ante regulation built to tame the power of the largest platforms (&#8220;gatekeepers&#8221;) can be built. The proposal in the report, albeit preliminary, is very similar to what the European Commission published last December. In particular, TCA adopts a number of obligations (&#8220;do&#8217;s and don&#8217;ts&#8221;) from Article 6 of the Digital Markets Act, such as the necessity to create &#8220;data silos&#8221;. However, the details behind the procedure to designate undertakings as gatekeepers are unclear at this stage.</p>



<h3 id="conclusion">Conclusion</h3>



<p>TCA&#8217;s long-awaited report on Turkish e-commerce markets forms a significant document with valuable insights into the latter&#8217;s current state-of-play, and yields important insights as to how the market and its players can be expected to grow, behave, and compete in the upcoming years. The report also doubles as the sketch of the competitive pressures surrounding an emerging sector in an emerging economy. It is reasonable to argue that the Turkish e-commerce market will be a particularly interesting arena for competition enforcement. As the legal landscape is poised to be largely aligned with its European counterparts, the younger and relatively underdeveloped nature of the market is sure to provide practitioners, academics, and competition enthusiasts with plenty of food for thought.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>AB’de İklim Kanunu Yasalaşma Sürecindeyken Türkiye ne yapıyor?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/abde-iklim-kanunu-yasalasma-surecindeyken-turkiye-ne-yapiyor.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/abde-iklim-kanunu-yasalasma-surecindeyken-turkiye-ne-yapiyor.html</guid>
      <pubDate>Fri, 07 May 2021 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Climate &amp; Energy Economics</category>
      <description>Geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Avrupa İklim Kanunu tasarısı üzerinde uzlaştı. Böylelikle, Yeşil Mutabakat’ta önerilen emisyon azaltım hedefleri yasal bir zemine kavuşmuş oldu. Bu kısa yazıda, hem AB…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/abde-iklim-kanunu-yasalasma-surecindeyken-turkiye-ne-yapiyor-cover.jpg" alt=""></p>
<p>İrem Turgut ile birlikte @RekabetRegulasyon.com – </p>



<p>Geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği (AB) ülkeleri,&nbsp;<a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:52020PC0563&amp;from=EN">Avrupa İklim Kanunu</a>&nbsp;tasarısı üzerinde uzlaştı. Böylelikle, Yeşil Mutabakat’ta önerilen emisyon azaltım hedefleri yasal bir zemine kavuşmuş oldu. Bu kısa yazıda, hem AB ülkelerinin üzerinde uzlaştığı bu kanunun neleri öngördüğünü hem de Türkiye’de hazırlıkları devam eden iklim kanunu süreçlerinde gelinen noktayı değerlendirmeye çalışacağız.&nbsp;</p>



<p><strong><em>Avrupa İklim Kanunu neyi amaçlıyor?</em></strong></p>



<p>Üzerinde uzlaşıldığı haliyle Avrupa İklim Kanunu, Yeşil Mutabakat çerçevesinde sunulan söylemlerin yasal olarak bağlayıcı bir çerçeveye dönüşmesini hedefliyor. İşlevi açısından ise sera gazı emisyonlarının azaltılması ve çevre dostu teknolojilerin ortaya çıkması konusunda AB ülkelerinin birlikte harekete geçebilmesi için öngörülebilir, şeffaf ve hesap verilebilir bir ortamın oluşturulmasının zeminini hazırlıyor.</p>



<p>Somut hedefler açısından baktığımızda iklim kanununun ortaya koyduğu en kesin hedefin, 2050 yılı itibariyle net sıfır emisyon salınımı olduğunu görüyoruz. Bu hedefe ulaşmak için alınması gereken önlemler ve bunların izlenmesi, iklim kanununun esasını oluşturuyor. Bu süreçte, üye ülkelerin enerji dönüşümlerinin takip edilip raporlanmasının yanında bilimsel gelişmelerin de dikkat alınacağını anlıyoruz. Bu bağlamda bilimsel tavsiyeler sağlayacak Avrupa İklim Değişikliği Bilimsel Danışma Kurulu&#8217;nun kurulduğunu görmekteyiz.&nbsp;</p>



<p><strong><em>AB net sıfır emisyon hedefine nasıl ulaşmayı öngörüyor?</em></strong></p>



<p>2050 yılı için koyulan hedefe dair ilk durak, 2030 yılı. AB, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını 1990 yılındaki seviyesine göre en az yüzde 55 oranında azaltmayı planlıyor. Bu ara hedef iklim kanununda açıkça belirtilirken, önümüzdeki Haziran ayında yapılacak değerlendirmeler çerçevesinde bu oranın gerekli ölçüde revize edilmesi de planlar arasında yer alıyor. Taslak yasada yer almasına rağmen sera gazlarının tamamının 2050 yılından itibaren atmosferden çekilmesi hedefinin yasaya dahil edilmemesi ise eleştirileri beraberinde getirmekte.</p>



<p>2023 yılından başlayarak ise –Paris İklim Anlaşması’na paralel bir şekilde– emisyon azaltım hedeflerinin beşer yıllık aralıklar ile gözden geçirilmesi planlanıyor. Üye ülkelerin öngörülen hedeflere uyumunun ise Avrupa Komisyonu tarafından denetlenmesinin öngörüldüğünü görüyoruz. Uyum zorluğu yaşayan ülkelerin Komisyon’a detaylı açıklamalar sunması ve Komisyon’un tavsiyelerde bulunması da taslak içerisinde yer alıyor. Önümüzdeki günlerde, üzerinde uzlaşılan tasarının AB Parlamentosu ve AB Konseyi süreçlerinden geçerek yasalaşması bekleniyor.</p>



<div><figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2021/05/copy-of-copy-of-copy-of-blog-facebook-vr-tur-.jpg?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/abde-iklim-kanunu-yasalasma-surecindeyken-turkiye-ne-yapiyor-1.jpg" alt="" /></a></figure></div>



<p><strong><em>Net sıfır emisyon hedefi AB ülkelerinde hayatı nasıl değiştirecek?</em></strong></p>



<p>İddialı bir azaltım hedefi olan net sıfır emisyon seviyesine erişilmesi için AB vatandaşlarının, evlerin ısıtmasından kullandıkları ulaşım araçlarına kadar günlük hayatlarında pek çok değişikliğe şahit olabileceğini söyleyebiliriz.&nbsp;</p>



<p>Endüstrilerde ise –özellikle enerji üretimi, ulaşım ve tarımda– köklü bir dönüşümün gerçekleşmesi kaçınılmaz gibi duruyor. Özellikle yenilenebilir enerji, karbon depolama vb. teknolojilerde sağlanacak ilerlemeler sayesinde gerçekleşecek bu dönüşümün, ancak kamu kaynaklarına dayalı finansman mekanizmaları ile gerçekleşebileceğini tahmin ediliyor.</p>



<p><strong><em>Peki, Türkiye’de iklim kanunu ne durumda?</em></strong></p>



<p>Türkiye’nin küresel iklim değişikliği ile mücadele konusundaki konumunu –özellikle Paris İklim Anlaşması çerçevesinde– şu&nbsp;<a href="https://www.mondaq.com/turkey/climate-change/1032078/climate-change-mitigation-the-paris-agreement-turkey39s-ambiguous-position-and-need-for-policy-change-in-various-areas">yazımızda</a>&nbsp;değerlendirmiştik. Türkiye, Paris İklim Anlaşması’nı imzalayıp da henüz parlamentosunda onaylamayan birkaç ülke arasında&nbsp;<a href="https://www.statista.com/chart/9656/the-state-of-the-paris-agreement/">yer alıyor</a>. Yakın gelecekte de bu konuda bir ilerleme beklenmiyor. Zira, Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz hafta Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni başbakanı Biden liderliğinde yapılan iklim değişikliğine dair toplantıda –üstü kapalı bir şekilde– Paris Anlaşması’nın mevcut haliyle Türkiye için adil olmadığını ifade ettiğine şahit olduk.</p>



<p>Fakat, öte yandan, 2020 yılı itibariyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bir&nbsp;<a href="https://pmrturkiye.csb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/12/Taslak-Iklim-Kanunu-1.pdf">iklim kanunu tasarısı</a>&nbsp;hazırlığı içerisinde olduğunu biliyoruz. Geçtiğimiz günlerde bakanlık yetkililerinin TBMM’de iklim değişikliği ile ilgili oluşturulan komisyona bu konuyu da içeren bir&nbsp;<a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-56701147">sunum</a>&nbsp;yaptığını da gördük. Henüz sera gazı emisyon azaltımı konusunda hedeflerin belirlenmediğini bildiğimiz bu kanun taslağı hazırlığında 2030 yılına dair emisyon hedeflerinin olabileceğini&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/bakan-kurum-iklim-kanunumuzla-mucadelemizi-hizlandiracagiz/2220191">tahmin ediyoruz</a>.&nbsp;</p>



<p>Son olarak, Türkiye’nin bir sera gazı emisyonlarını azaltacak bir iklim rejimini benimsemesinin, küresel sorumluluklarının ötesinde, Yeşil Mutabakat kapsamında uygulanabilecek olası ticaret kısıtlamalarını da önleyebilme kapasitesine sahip olduğunu hatırlatalım. Bu konuya dair ayrıntılı değerlendirmemiz için&nbsp;<a href="http://www.rekabetregulasyon.com/yesil-mutabakat-dunya-ticaretini-sekillendirirken-turkiye-ne-yapacak/">blogdaki şu yazımıza</a>&nbsp;göz atabilirsiniz.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>The Lesser Evil? The Turkish Unfair Pricing Assessment Board</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/the-lesser-evil-assessment-of-the-turkish-unfair-pricing-ass.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/the-lesser-evil-assessment-of-the-turkish-unfair-pricing-ass.html</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Mar 2021 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Law &amp; Economics</category>
      <description>Tracking the prices is an integral element of any shopping activity. Whether you are in the supermarket filling your basket with groceries or in the cosmetics shop…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/the-lesser-evil-assessment-of-the-turkish-unfair-pricing-ass-cover.jpg" alt=""></p>
<p>with Armanç Canbeyli, originally published @Mondaq – </p>



<p>Tracking the prices is an integral element of any shopping activity. Whether you are in the supermarket filling your basket with groceries or in the cosmetics shop picking up a lovely box of personal care products, keeping an eye on the price tags is a critical reflex. As COVID-19 keeps testing the global supply chain&#8217;s limits, the average consumer becomes even more interested in the fluctuation of prices, especially in the ever-essential FMCG sector. With the added flexibility of online shopping, it is easier than ever to compare prices and get the best bang for the buck.</p>



<p>However, 2020 showed us once again that regulators are as interested in the prices as the consumers. The pandemic&#8217;s early months featured a shopping-frenzy, and consumers tended to stock up their essential needs in fear of exiguity. This sharp increase in demand inflated the prices, especially for personal protection and hygiene products such as hand sanitizers or facemasks. In response to these developments, Turkey established an&nbsp;<em>ad hoc</em>regulatory board to tackle the unfair pricing issues and ensure consumers&#8217; welfare. Walking on the thin ice, this regulatory board takes up the paradoxical challenge of inspecting and indirectly regulating the prices within the framework of a free-market economy. Against this backdrop, we have assessed this regulatory initiative&#8217;s establishment and functionality from a law and economics perspective.</p>



<h3><em>Formation of the Unfair Pricing Assessment Board</em></h3>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/the-lesser-evil-assessment-of-the-turkish-unfair-pricing-ass-1.jpg" alt="1043612a.jpg" /></figure></div>



<p>In May 2020, Turkey officially established the Unfair Price Assessment Board (&#8220;<strong>Board</strong>&#8220;), which is governed by the Regulation on Unfair Price Assessment Board (&#8220;<strong>Regulation</strong>&#8220;)<sup>1</sup>. The board&#8217;s primary aim is to investigate and penalize unreasonable price increases and stockpiling practices to distort the market conditions.</p>



<p>When we assess the legal framework, we see that the application&#8217;s scope effectively covers all manufacturers, suppliers, and retail businesses. Accordingly, market players are required to refrain from increasing their prices excessively or unreasonably. They are also prohibited from activities that disrupt the free competition in the market and restrict the consumers&#8217; access to goods by limiting the output.</p>



<p>The Regulation provides that the Board will operate in cases of emergency, disaster, or economic fluctuation. Although the relevant provision&#8217;s wording limits the Board&#8217;s operational scope, the triggering events are described broadly and uncertainly. In other words, the situations that may fall within the scope are not definitive, and there is a legislative elbowroom to justify the board&#8217;s activities. Under the Regulation, the Board&#8217;s responsibilities include;</p>



<ul><li>Taking measures to protect the market balance and consumers from excessive price increases and stockpiling practices,</li><li>Conducting inspections and examinations to tackle excessive price increase and stockpiling practices,</li><li>Gathering the statement of the manufacturer, supplier, and retail businesses regarding these inspections and examinations,</li><li>Imposing administrative fines within the framework of Article 18/1 (l) of the Law on Manufacturers, Suppliers and Retail Businesses (&#8220;<strong>Law</strong>&#8220;) that are found to act in violation of the obligations specified in Annex Article 1 of the Law,</li><li>Determining the principles and rules regarding exorbitant price increase and stockpiling practices, and</li><li>to fulfill other duties given by the Ministry of Trade regarding exorbitant price increase and stockpiling practices.</li></ul>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/the-lesser-evil-assessment-of-the-turkish-unfair-pricing-ass-2.jpg" alt="1043612b.jpg" /></figure></div>



<p>Concerning the investigation procedures, we see that the investigated parties are entitled to defend themselves. Accordingly, the parties will have seven days to respond to the Board&#8217;s request and submit their defense. The defense period may be extended for another seven days.</p>



<p>In its assessment, the Board will consider the scope of the infringing behavior and the type, size, and sector of the business, the benefit derived from the infringement, and whether the relevant parties have been fined before. Violation of Additional Article 1(1) of the Law (i.e., excessive price increases) will be subject to a monetary fine in the range of TL 10.000 &#8211; TL 100.000 (approximately USD 1.500 &#8211; 15.000). Violation of Additional Article 1(2) (i.e., preventing customer access to the goods by distorting the competition and market balance) will be subject to a monetary fine in the range of TL 50.000 &#8211; TL 500.000 (approximately USD 7.000 &#8211; 70.000). The Ministry may also announce the board&#8217;s enforcement actions to inform the public and protect the economic interests of the related parties. Lastly, although the relevant legislation provides the investigated parties with a chance to submit their defenses, such defense process&#8217;s procedural details are not duly set forth.</p>



<h3><em>An economic assessment of the Unfair Pricing Assessment Board</em></h3>



<p>In the era of online shopping and price comparison, the FMCG firms&#8217; pricing behaviors are more transparent than ever. When we combine this with the seemingly infinite choice of products on offer, we see that the customers can switch from one brand to another if they are not satisfied with the pricing. From a free and competitive market perspective, customer choices should be the primary regulator of the prices. In other words, interfering with the formation of the prices without an extraordinary justification to do so may diminish the free market economy&#8217;s functionality.</p>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/the-lesser-evil-assessment-of-the-turkish-unfair-pricing-ass-3.jpg" alt="1043612c.jpg" /></figure></div>



<p>However, the COVID-19 pandemic has resulted in significant price increases in many goods that are in high demand. Besides, the alarming level of the pandemic has temporarily distorted many supply chains. That suggests both demand and supply shocks, which have contributed to the price increases. In many parts of the world, governments proceeded to price regulations and export restrictions to cap the prices and ensure the availability of some high-demand products, such as masks, hand sanitizers, disinfectants, etc. During times of disaster or emergency, those are the measures that are necessary for survival and alleviate the problems caused by the crisis. But continuously auditing the prices with an uncertain range of products may cause severe efficiency problems in the economy.</p>



<p>A price increase may be abnormal from an economic perspective if there is no economic explanation concerning the product supplied. It hurts the consumers and leaves supernormal profit to the supplier(s) of the product<sup>2</sup>. If such a price increase results from collusion or unilateral conduct, it may be investigated under the competition law by competition authorities.</p>



<p>In Turkey, by the Turkish Competition Authority (&#8220;<strong>TCA</strong>&#8220;), the prohibition of excessive pricing applied to monopolies or de-facto monopolies mainly in infrastructural industries, such as energy, shipping ports, etc. In those few cases, either the dominant firm is a legal monopoly, or a legal pricing proxy that is defined by a regulation. Therefore, the debate is focused on if the existing prices are abusive or not. Once the prices were discovered as higher, a self-correcting mechanism had not been expected. However, excessive pricing conduct is one of the controversial topics in the field of competition law. Therefore, a two-stage test has been employed to prove the abnormality of the prices. The test involves comparing actual prices with actual costs in the first stage and comparing the prices of rival prices across markets in the second stage. In order to avoid distortive effects in the market, after such a complex test the decision is made.</p>



<p>Authorities such as Unfair Pricing Assessment Board should have a limited role in extraordinary situations and for a restricted number of goods. Otherwise, the formation of market price, which usually relies on the interaction of supply and demand, may send false signals for the value of goods and services. For instance, artificially lower prices may damage the markets&#8217; self-correcting mechanism and render them unattractive for new entrants and investments.</p>



<p>In summary, during disaster or emergency times, price regulations may favor the consumers and increase certain products&#8217; availability. However, the scope and the duration of those applications are critical for creating current prices and price signals for future investments. In case of overuse, today&#8217;s consumer gains may easily lead to tomorrow&#8217;s social loss.</p>



<h3>Footnotes</h3>



<p><small>1 Published on the Official Gazette dated 28 May 2020 and numbered 31138.</small></p>



<p><small>2 See, MOTTA, M., &amp; DE STREEL, A. (2007). Excessive Pricing in Competition Law: Never say Never? In&nbsp;<em>The Pros and Cons of High Prices</em>&nbsp;(pp. 14–46). Swedish Competition Authority.&nbsp;<a target="_blank" href="https://doi.org/10.7554/eLife.02370" rel="noreferrer noopener">https://doi.org/10.7554/eLife.02370</a></small></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Rekabet ve Regülasyon Perspektifinden Ekonomik Reform Paketi</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/rekabet-ve-regulasyon-perspektifinden-ekonomik-reform-paketi.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/rekabet-ve-regulasyon-perspektifinden-ekonomik-reform-paketi.html</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Mar 2021 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Economics &amp; Public Policy</category>
      <description>Ekonomik Reform Paketi, geçtiğimiz Cuma günü Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklandı. Haftasonu boyunca da paketi özetleyen, öven ve eleştiren birçok yazı çıktı. Bizler de bu blogda ele alınan konular çerçevesinde…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/rekabet-ve-regulasyon-perspektifinden-ekonomik-reform-paketi-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Şahin Ardıyok ile birlikte @RekabetRegulasyon.com – </p>



<p>Ekonomik Reform Paketi, geçtiğimiz Cuma günü Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklandı. Haftasonu boyunca da paketi özetleyen, öven ve eleştiren birçok yazı çıktı. Bizler de bu blogda ele alınan konular çerçevesinde, pakette yer alan rekabet ve regülasyon konularına dair bir değerlendirme yapmayı istedik.</p>



<p><strong><em>Paket, kapsamı oldukça geniş bir niyet beyanı niteliğinde</em></strong></p>



<p>Pakete dair sahip olduğumuz kaynaklar şimdilik Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan Ekonomi Reformları <a href="https://ms.hmb.gov.tr/uploads/2021/03/Ekonomik-Reformlar-Kitapcigi.pdf">kitapçığı</a> ve Anadolu Ajansı’nın Erdoğan’ın açıklamalarını çeşitli grafikler ile görselleştirdiği <a href="https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/erdogan-ekonomik-reform-paketimiz-turkiye-yi-gelecege-guvenle-tasiyacak-somut-ve-cozum-odakli-politikalar-iceriyor/2173804">makaleden</a> ibaret. Gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından gerekse sözünü ettiğimiz kaynaklardan edindiğimiz izlenim, makroekonomi ve kurumsal yönetim açısından kapsamlı bir niyet beyanı ile karşı karşıya olduğumuz doğrultusunda.  “Niyet beyanı” diyoruz çünkü paket, gerek ulaşılması gereken hedefler gerekse bunlara nasıl ve ne zaman ulaşılacağı konusunda çok az ayrıntı barındırıyor. Yapılmaya niyet edilen reformlar içeriği itibariyle heyecan yaratsa da hedef ve stratejilerin pakette yer alamaması beklentilerin sınırlı kalmasına sebep oluyor.</p>



<p>Pakette, bu blogun ele aldığı meseleler açısından en az beş konundan bahsetmek mümkün. Bunlar, dijital pazarlarda rekabet politikası, kişisel veriler, perakende ticaretin düzenlenmesi, finansal teknolojiler ve ulaşımda elektrifikasyon olarak sıralanabilir.</p>



<div><figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2021/03/blog-ekonomik-reform-paketi-1.png?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/rekabet-ve-regulasyon-perspektifinden-ekonomik-reform-paketi-1.png" alt="" /></a></figure></div>



<p><strong><em>Dijital pazarların düzenlenmesine yönelik bir kanun teklifi geliyor</em></strong></p>



<p>Paketin dünya gündemi ile ortak olan noktalarından biri, dijital pazarlarda rekabetin geliştirilmesini amaçlayan düzenlemeye dair bir kanun teklifine işaret etmiş olması. Üç temel eksende ifade edilen kanun teklifinin, aslında Avrupa Birliği’nde (AB) süregelen düzenlemelerin bir yansıması şeklinde olacağı anlaşılıyor.</p>



<p>Öncelikle, dijital pazarlarda adil ve rekabetçi bir ortamın oluşturulabilmesi amacıyla büyük platformların sahip oldukları pazar gücünü kötüye kullanmasının öncül (<em>ex-ante</em>) düzenlemelerle önüne geçilmesi amaçlanıyor. Ayrıca, bu platformlarda tutulan verilerin amacı dışında ya da rekabeti kısıtlayacak şekilde kullanılmasının önlenmesi planlanıyor. Pakette yer alan bu niyetin aslında – bu blogda da daha önce&nbsp;<a href="http://www.rekabetregulasyon.com/dinamik-pazarlarin-izinde-1-dijital-piyasalar-yasasi/">ele alınan</a>&nbsp;– AB rekabet otoritelerinin gündeminde olan Dijital Pazarlar Yasası (<em>Digital Market Act – DMA</em>) ile bir uyuma işaret ettiği anlaşılıyor. Kısaca hatırlatmak gerekirse, bu yasa ile&nbsp;&nbsp;belirli kriterleri sağlayan dijital platformların, eşik bekçisi (<em>gatekeeper</em>) olarak tanımlanması ve bunlara bir dizi yükümlülükler getirilmesi öngörülüyor.&nbsp;</p>



<p>Kanun teklifinde yer alması öngörülen bir diğer nokta ise pazaryeri platformlarında ürünlerini satan firmaların haklarını koruyacak düzenlemelere ilişkin. Bunun hem yukarıda bahsettiğimiz Dijital Pazarlar Yasasına hem de geçen yıl AB’de yürüklüğe giren dijital platformlara dair bir diğer düzenlemeye dayandığını söylemek mümkün. Temelde online platformlar ile firmalar&nbsp;&nbsp;arasındaki ilişkileri içeren söz konusu bu düzenleme,&nbsp;&nbsp;bir yandan platformları şeffaflık kuralları açısından daha sıkı bir gözetim altına alırken, diğer yandan da çerçevesi daha belirli bir yasal düzenlemeyle ilgili firmalar için yasal öngörülebilirliğin sağlanmasını amaçlıyor. Bu düzenlemeye dair detaylı bilgiyi yine bu blogda yayınlanan başka bir&nbsp;<a href="http://www.rekabetregulasyon.com/online-platformlarin-uyum-saglamasi-gereken-bir-duzenleme-daha-abden-yeni-bir-regulasyon/">yazıda bulabilirsiniz</a>.</p>



<p><strong><em>Kişisel verilerin korunması konusunda AB’ye bir adım daha yaklaşılması planlanıyor</em></strong></p>



<p>Pakette “Yatırımların Teşvik Edilmesi” başlığı altında öngörülen bir yasal düzenleme ise Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda (KVKK) yapılması planlanan bir değişikliğe ilişkin. 2016 yılında yürürlüğü giren mevcut KVKK, AB’de 2018 yılında yasalaşan kişisel verilerin korunması düzenlemesi (<em>Genaral Data Protection Regulation – GDPR</em>) ile farklılıklar barındırıyor. Özellikle verilerin yurt içinde saklanması yönünde KVKK’da yer alan hükümler, bazı iş kollarında yabancı yatırımcılar açısından tereddütler yaratabiliyor.</p>



<p>Pakette, KVKK’nın AB’deki&nbsp;<em>GDPR</em>’nin yurtdışına veri aktarılmasına yönelik hükümleri esas alınarak revize edilmesi öngörülüyor. Böylelikle günün şartlarına uygun olarak, birçok sektörde yabancı yatırımların önünde engel teşkil eden bir yasal aksaklığın da ortadan kaldırılması amaçlanıyor.</p>



<p><strong><em>Perakende ticarette yeni düzenleme</em></strong></p>



<p>Pakette öngörülen bir diğer nokta ise AB mevzuatı ışığında perakende ticarette haksız ticari uygulamaların ortadan kaldırılmasına ve daha adil bir tedarik zincirinin oluşturulmasına yönelik bir düzenleme yapılamasına yönelik.&nbsp;</p>



<p>Esasında, geçtiğimiz günlerde Rekabet Kurumu, hızlı tüketim malları sektörüne yönelik bir ön rapor yayınlamış – yine bu blogda ayrıntılarıyla&nbsp;<a href="http://www.rekabetregulasyon.com/htm-perakendeciligi-sektoru-gozetim-altinda-rekabet-kurumu-htm-perakendeciligi-sektor-inceleme-on-raporunu-yayinladi/">incelenen</a>&nbsp;bu rapor – AB mevzuatına uygun şekilde bir takım yasal düzenlemelerin yapılmasının tavsiye etmişti. Hemen ardından da bu tavsiyeyi de içeren bir yasal düzenlemeye dair kanun değişikliği taslağı ilgili sivil toplum kuruluşları ile paylaşılmıştı. Bu taslakta özellikle zincir marketlerin tedarikçiler üzerindeki pazar gücünün sınırlanması, bu marketlerin satabileceği ürünler ile çalışma gün ve saatlerine de kısıtlama getirilmesi hedefleniyordu. Hali hazırda hazırlıklarının devam ettiğini anladığımız söz konusu bu kanun değişikliğinin, paket içerisindeki hızla hayata geçirilecek bir madde olması muhtemeldir.</p>



<p><strong><em>Finansal teknolojilerin önünün açılması öngörülüyor</em></strong></p>



<p>Pakette, finansal teknolojilerin geliştirilmesi alanında da bir niyet beyanının olduğunu görüyoruz. Hatta bu alandaki gelişimi destekleyecek bir yol haritası olarak, Fintek Strateji Belgesi hazırlanmasının planlandığı dikkat çekiyor.</p>



<p>Ayrıca, yıllardan beri dile getirilen İstanbul’un bir finans merkezi olacağına dair söylem, fintek şirketlerini çekecek bir üs olması hedefi ile birlikte anılıyor. Bu çerçevede, regülasyon deney alanı (<em>regulatory sandbox</em>) kurulacağı ifade ediliyor. Kısaca belirtmek gerekirse bu tür deney alanları, özellikle sıkı düzenlemelere tabi finans, sağlık vb. sektörlerde yeni iş modelleri ve fikirlerin uygulanmasının test edilmesine yönelik bir ortam olarak kullanılıyor.&nbsp;</p>



<p><strong><em>Ulaşımda elektrifikasyon ile yeşil dönüşüm amaçlanıyor</em></strong></p>



<p>Henüz Paris anlaşması onaylamamış ve resmi olarak bir iklim politikası ortaya koyulmamış olsa da, pakette yeşil dönüşüme dair bir başlık yer alıyor. Bu blogda ele alınan konular çerçevesinde baktığımızda, ulaşımda elektrifikasyon, yani elektrikli araçların yaygınlaştırılmasına yönelik bir niyetin ortaya koyulduğu görülüyor.</p>



<p>Bu alanda somut olarak, elektrik araçlar için şarj altyapısının yaygınlaştırılması ve toplu taşımada elektrikli araçların kullanılmasının teşvik edilmesinin amaçlandığını görüyoruz. Yerli elektrikli otomobilin ve diğer yerli elektrikli toplu taşıma araçların ticari ticari başarısı için fevkalade kritik öneme sahibi olan bu niyetin bir an önce hayata geçirilmesini temenni ediyoruz.&nbsp;</p>



<p>Yazıyı bitirmeden hatırlatalım, diğer alanlarda olduğu gibi bu yazıda ele aldığımız konular için de pakette bir zamanlamadan bahsedilmiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından sadece, her üç ayda bir yapılacak reform takip toplantılarıyla programın uygulama başarısını değerlendirileceğini anlıyoruz.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Competition and regulation in Turkish payment services markets</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/competition-and-regulation-in-turkish-payment-services-marke.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/competition-and-regulation-in-turkish-payment-services-marke.html</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Mar 2021 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Over the last five years, Turkish payment services and payment systems have gone through turbulent times, with pressure both from competition authorities (demonstrated by BKM Express’ rollercoaster ride between 2016 and…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/competition-and-regulation-in-turkish-payment-services-marke-cover.jpg" alt=""></p>
<p>w/ Şahin Ardıyok &amp; Ramiz Arslan, originally published @Dentons &#8211; Business Going Digital –</p>



<p>Over the last five years, Turkish payment services and payment systems have gone through turbulent times, with pressure both from competition authorities (demonstrated by BKM Express’ rollercoaster ride between 2016 and 2020) and financial market regulators.  Though the power of incumbent banks remains strong, the market is liberalizing and opening up for fintech players.</p>



<p>In 2019, the Central Bank of the Republic of Turkey (the Central Bank) assumed regulatory powers over the payment services sector. With the new regulations introduced by the Central Bank, payment initiation services providers and account information services providers are expected to become key generators of innovative services. Marketplaces that currently rely on the commercial agent exemption are the next ones to be affected by the decisions of the Central Bank. The two major projects on which the Central Bank is currently working – Digital Currency and FAST – will change the landscape of the fintech market drastically in Turkey. &nbsp;</p>



<p>As shown below, it is a time of opportunities for fintech players, but some of the changes on the market may not be delivered in the way one would normally expect, hence horizon scanning is crucial for understanding the competitive and innovation landscape in the sector.</p>



<h2 id="initial-interventions-by-the-competition-watchdog">Initial interventions by the competition watchdog</h2>



<h3 id="garanti-bonus-decision"><em><u>Garanti Bonus decision</u></em></h3>



<p>One of the critical decisions regarding payment services is the TCA’s Garanti Bonus Program preliminary examination decision numbered 17-28/462-201 and dated September 7, 2017, concerning credit card sharing programs. A private bank in Turkey, Garanti, was providing credit cards under the program name of Bonus. In its Bonus program, Garanti was inking agreements with other banks to establish a multi-branded credit card issuing platform, enabling the issuers to acquire member stores for their program. Garanti’s Bonus platform evolved into one of the largest multi-branded credit card issuing platforms. Garanti was charging high fees for non-bank payment service providers, and was inking more favorable agreements with other banks. In addition, Garanti was restricting other banks’ ability to resell their Bonus program access to non-bank payment service providers. Garanti was not in a dominant position in the market. However, Garanti concluded its agreements with most of the banks in the sector in parallel. Such parallelism curbed the non-bank service providers’ ability to join a credit card issuing platform. Since non-bank fintech companies were not able to join this multi-branded credit card issuing platform, they could not compete on equal terms in the market for payment services. This complaint of the payment service providers caught the attention of the TCA. The TCA warned Garanti to remove resale restrictions from its agreements, and ordered it to open up the Bonus program to payment service providers.</p>



<h3 id="bkm-express-decision"><em><u>BKM Express decision</u></em></h3>



<p>The most significant decisions concerning payment services in recent years are the series of decisions concerning the BKM Express service of BKM (Bankalararası Kart Merkezi – Interbank Card Center).</p>



<p>BKM is a partnership of public and private Turkish banks that aims to develop rules and standards within the card payment system. Turkish banks issuing credit cards are members of BKM, while BKM Express is a service that is open to these members. The main business of BKM is the settlement of receivables that arise from credit card payments between the banks. The payment system business in which BKM Express operates is strictly regulated by the Central Bank.</p>



<p>On the other hand, BKM Express is a payment service including a digital wallet service where customers can save their card information and use it during online shopping without having to submit the credit card information to the seller, hence speeding up the shopping and securing the card information. Any bank member of BKM can make use of BKM Express without a limitation. However, access of other fintech companies to BKM Express has been limited.</p>



<p>The TCA rendered a number of decisions concerning BKM Express. Since BKM Express was an association of undertakings, and competitor banks were integrating their services to form the BKM Express service, BKM applied to TCA for an individual exemption.</p>



<p>In its decision numbered 16-31/525-236 and dated September 23, 2016 (“<strong>Exemption Decision</strong>”), the TCA granted an individual exemption to BKM Express, with a disclaimer stating that further evaluation may result in the withdrawal of the exemption. In this Exemption Decision, the TCA considered BKM as an association of undertakings formed by the banks, and the BKM Express service as conduct restricting competition in the market. The TCA also acknowledged the benefits of BKM Express and the electronic wallet systems, as they enable customers to save time and increase card information security. The TCA considered that the BKM Express service met all of the conditions for an individual exemption:</p>



<ul><li>Ensuring efficiencies (these efficiencies may be new developments or economic or technical improvements);</li><li>Securing consumer benefits by these efficiencies;</li><li>Not eliminating competition in a significant part of the relevant market;</li><li>Not restricting competition more than necessary to achieve the efficiencies and consumer benefits.</li></ul>



<p>However, in 2018, BKM was requested to file a new exemption notification for the TCA to evaluate whether the exemption conditions were still met. With its detailed assessment in its decision numbered 19-20/291-126 and dated May 30, 2019, the TCA withdrew the individual exemption of BKM Express, and granted 60 days for termination of the service, until November 2019 (“<strong>Withdrawal Decision</strong>”).</p>



<p>In its Withdrawal Decision, the TCA raised significant competition concerns about the BKM Express service. The TCA focused on the lack of competition to BKM. There were a number of competitive concerns over BKM, which the TCA discussed in detail in its Withdrawal Decision as follows:</p>



<ul><li>The main concern is the possible restriction of competition through the unique integration between BKM and its member banks;</li><li>BKM uses the banking infrastructure of its members to place favorable features in its digital wallet service, which provides an advantage to BKM Express compared to the other services in the market (no need for the full credit card number, automatic update of the expiration date, SMS-OTP application that is specific to BKM Express);</li><li>The above-mentioned features can only be provided due to the integration between BKM and its member banks;</li><li>The mentioned integration services have not been offered − at least in practice − to the other digital wallet services.</li><li>Opening up the mentioned features to other digital wallet services through BKM cannot be a solution to address competition law concerns, since such a practice makes the non-bank fintech companies dependent on BKM. Putting such measures in place, instead of terminating BKM Express, would make non-bank fintech companies mere resellers, and this approach would limit the innovation that may provide diverse value-added services;</li><li>The entrance of BKM to new markets with the financial power generated by the BKM’s settlement business may heavily affect competition. The fact that the books of BKM are inseparable in terms of business lines contributes to these concerns.</li></ul>



<p>Following these evaluations, the TCA decided to terminate the BKM Express service, and also ordered BKM to distinguish financial records on the basis of businesses. Upon a re-evaluation request, the TCA extended the termination period of BKM Express by eight months, until June 2020.</p>



<h2 id="introducing-open-banking-rules-to-the-payment-services-law">Introducing open banking rules to the Payment Services Law</h2>



<p>At the time of the TCA’s BKM Express Withdrawal Decision and the Garanti decision, there were no rules in the Turkish payment services legislation that opened the market up to the new fintech companies. Consequently, fintech companies and payment service providers often felt excluded from the market by the banks.</p>



<p>By its decisions on the Garanti Bonus Program and BKM Express, the TCA aimed to open up the market for payment services to new and innovative fintech companies, by curbing the integration and parallel agreements between the incumbent banks. In the BKM Withdrawal Decision, however, the TCA pointed to the need for regulations to reflect the open banking principles of the EU’s Payment Services Directive-2 (PSD2). As per the TCA’s evaluations in its BKM Express Withdrawal Decision, amending Turkish laws and regulations to be in line with the PSD2 could open the market for payment services to the new fintech companies.</p>



<p>Following the TCA’s Withdrawal Decision concerning BKM Express, Turkish lawmakers amended the main legislation governing the payment services sector: Law No. 6493 on Payment and Securities Settlement Systems, Payment Services and Electronic Money Institutions (Payment Services Law). The Payment Services Law was amended in a way to harmonize national legislation on payment services with the EU’s PSD2. The changes introduced open banking services such as payment initiation services and account information services with effect from the end of 2019. Fintech players that provide or were planning to provide payment services were expected to benefit from the newly adopted rules. The amendments also concerned marketplaces, due to the narrowing of the commercial agent exemption (see more below).</p>



<h3 id="regulator-of-payment-services"><em><u>Regulator of payment services</u></em></h3>



<p>With the 2019 amendment to the Payment Services Law, the regulatory powers, which were previously exercised by the Banking Regulation and Supervision Agency (BRSA), were transferred to the Central Bank. The Central Bank was previously regulating payment system operators, which are of systemic importance compared to payment service providers. With the amendments, the Central Bank started regulating the payment service providers along with payment systems.</p>



<p>The Central Bank’s supervisory authority over payment systems was widened to include system users. Previously, the Central Bank’s supervision power for payment systems only covered system operators.</p>



<p>In contrast to the EU’s PSD2, the Central Bank was authorized to be a shareholder in a payment system operator that it deems systemically important. At the time of the amendment, payment systems authorized by the Central Bank were the following:</p>



<ul><li>Interbank Card Center (BKM) – Domestic Clearing and Settlement System</li><li>Istanbul Clearing, Settlement and Custody Bank Inc. (TAKASBANK)</li><li>Equity Market Clearing System</li><li>Debt Securities Market Clearing System</li><li>Takasbank Cheque Clearing System</li><li>Central Registry Agency (MKK) – Central Registry System</li><li>Garanti Payment Systems Inc. (GÖSAŞ) – Takasnet System</li><li>Paycore Payment Services Clearing and Settlement Systems Inc. (Paycore) – Paycore Clearing System</li></ul>



<p>The new authority of Central Bank to be a shareholder of system operator played a key role later on in the TCA’s approach to BKM Express, as detailed in the next chapter.</p>



<h3 id="new-services-relating-to-open-banking"><em><u>New services relating to open banking</u></em></h3>



<p>Payment initiation services and account information services were acknowledged as payment services within the framework of the Payment Services Law. With these amendments, payment initiation service providers (PISPs) and account information service providers (AISPs) are expected to become key players in the market for innovative services. For AISPs to exercise their functions, the Payment Services Law requires other payment service providers to open access to their customers’ account information, mainly forcing incumbent banks to open access to their data. This resembles the access to essential facility doctrine in competition law. Essential facilities doctrine requires the owner of an “essential” or “bottleneck” facility in a market to provide access to that facility on non-discriminatory terms.&nbsp; Compared to access to essential facility doctrine, however, the aim and the functioning of access to account information differs in many ways. The access to account information is subject to the account owner’s prior approval. In addition, unlike the essential facilities doctrine, the services of an AISP will also be accessible to other payment service providers, creating a reciprocity between the players.</p>



<h3 id="marketplaces-exposure-to-narrowing-commercial-agent-exemption"><em><u>Marketplaces’ exposure to narrowing commercial agent exemption</u></em></h3>



<p>Under the Payment Services Law, there is an exemption called commercial agent exemption, which the marketplaces are benefiting from. According to this exemption, payments between a payer and payee made through a commercial agent &nbsp;̶&nbsp; with permission to negotiate or to conclude the sale or purchase of goods and services on behalf of the payer or payee&nbsp; ̶ &nbsp;are not considered as payment services, therefore, such a commercial agent is exempt from regulation. Marketplaces are relying on this commercial agent exemption; however, their elbowroom is narrowing. The 2019 amendment enables the Central Bank to determine payment transactions reaching certain thresholds as payment services within the meaning of the Payment Services Law, even if they are benefiting from commercial agent exemption.</p>



<h2 id="shifting-from-competition-to-regulation">Shifting from competition to regulation</h2>



<p>By the time the open banking amendments to the Payment Services Law came into effect in December 2019, the TCA had already withdrawn the exemption of BKM Express with effect from the end of June 2020.</p>



<p>Two months before the BKM Express service’s termination deadline, in May 2020, the Central Bank used its new power in the Payment Services Law to acquire 51% and management control of BKM. In the competition law community, this transaction was generally considered insignificant for the TCA’s approach to the BKM Express decision, since it did not affect the competitive concerns on the surface. In addition, the Central Bank aimed to become a market player by this move. However, this move of the Central Bank changed many things in the payment services market.</p>



<p>Shortly after its acquisition, the Central Bank filed a request to the TCA for the abolition of the withdrawal decision, as the controlling shareholder of BKM. With its request, the Central Bank expected to get the TCA’s green light for BKM Express, cancelling the termination of the service. In June 2020, 14 days before the termination deadline of BKM Express, the TCA abolished its Withdrawal Decision, enabling the Central Bank to move forward with BKM Express (“<strong>Abolition Decision</strong>”). With the abolition of the Withdrawal Decision, BKM once again benefited from the individual exemption for its BKM Express service.</p>



<p>Although the Withdrawal Decision was fully equipped with competition law concerns, the Abolition Decision was rather concise in terms of competitive assessments. The TCA considered a number of factors when abolishing the Withdrawal Decision, which can be summarized as follows:</p>



<ul><li>The shareholding and management structure of BKM had been changed;</li><li>Since the reason for the administrative action is now changed, with the Central Bank being a majority shareholder of BKM, the Withdrawal Decision is legally open to amendments or abolition;</li><li>The Central Bank is planning to steer BKM away from being a competitor in the markets at issue. Instead, BKM is expected to help the development of specific Central Bank projects in financial technology (the Central Bank Digital Currency, development of an end-to-end instant payment system);</li><li>The Central Bank may use BKM Express to achieve goals in financial technology;</li><li>The Central Bank promised to find ways to address the TCA’s competitive concerns, and also vowed to keep in touch with the TCA in the future;</li><li>The Central Bank is planning to develop sector-specific regulations to address competitive concerns, which will be aligned with the PSD2, and such alignment will bring measures to address competition law concerns;</li><li>The Central Bank established the General Directorate of the Payment Systems and Financial Technologies for sectoral oversight.</li></ul>



<p>The TCA seems to think that the answer to the problems in the payment systems sector is not competition law enforcement, but regulations with the backbone of open banking and the sectoral oversight of the Central Bank. However, with the Central Bank becoming a majority shareholder of BKM and no detailed regulations adopted yet, it is not clear how the open banking rules will be implemented in the Turkish payment services market.</p>



<h2 id="what-s-next-for-the-turkish-payment-services-market">What’s next for the Turkish payment services market?</h2>



<p>As per the Regulation on the Operations of Payment and Settlement Systems, additional services to be provided by the system operators must be approved by the regulator, the Central Bank. Therefore, the Central Bank approves or declines the additional service requests of the system operators. From the sectoral regulation standpoint, the Central Bank is the regulator that will decide which system operator can do what, and to what extent. Following the Central Bank becoming the majority shareholder of BKM, in September 2020, the Central Bank approved BKM’s application and allowed it to perform “<em>innovative infrastructure/platform services</em>” along with its system operations. However, one might question whether the Central Bank should be regulating BKM, which is controlled by the Central Bank. Defining the role of the Central Bank plays a key role here. Should the Central Bank fail to steer BKM away from the market as an economic actor, there is an even more thorny path ahead of the payment services sector. Because this time the Central Bank will be a market player that will not only be regulating itself but also its competitors. However, as the Central Bank promised to the TCA for the Abolition Decision, BKM may exit from the market for payment services, and focus on its payment system duties.</p>



<h3 id="fast"><em><u>FAST</u></em></h3>



<p>The Central Bank is currently working on two major projects that may change the landscape of payment systems drastically in Turkey. These are the Central Bank Digital Currency, and more importantly the immediate and continuous transfer of funds (FAST –&nbsp;<em>fonların anlık ve sürekli transferi</em>). The FAST system is the embodiment of integration between banks through BKM Express, with the participation of fintech companies through newly introduced payment initiation services and account information services. With FAST, individuals will be able to transfer money to any bank account within seconds.</p>



<p>In addition, FAST is using the easy addressing system (KOLAS –&nbsp;<em>kolay adresleme sistemi</em>), which enables individuals to transfer money to others without knowing their account or IBAN numbers. With the introduction of account information services under the Payment Services Law, service providers will be opening up the account information connected to easy addresses (e.g. phone number, ID number, e-mail) to other service providers for them to initiate the transfer of funds. BKM operates both FAST and KOLAS systems. Who is BKM getting the account information from to transfer, since the Central Bank issued no licenses for account information services yet? The answer to this question is showing the immediate need for the detailed regulations. Although the Central Bank was expected to publish the detailed regulations and commence the licensing of fintech companies for payment initiation services and account information services, no regulation has been enacted yet. Currently, only the bank members of BKM are connected to the FAST and KOLAS systems. Therefore, the incumbent banks are also given a head start for these new services.</p>



<h3 id="new-regulations"><em><u>New regulations</u></em></h3>



<p>Market players were recently provided with drafts of the detailed regulations to govern payment services: the Draft Regulation on Payment Services, Electronic Money and Payment Service Providers, and the Draft Communiqué on Information Systems of Payment and E-Money Institutions and Data Sharing Services of Payment Service Providers in the Field of Payment Services. Although the consultation period is underway and no official regulation came into force yet, it can be seen from these draft regulations that BKM is expected to have new responsibilities and powers concerning the payment services market.</p>



<p>In general, BKM will be responsible for the supervision of the technical adequacy of the service providers wishing to provide payment initiation services and account information services. Providers of these services will be required to connect their systems to BKM within six months of the authorization; therefore, BKM will be acting as an intermediary platform that all information goes through. On the other hand, the proposed rules introduce a data localization rule by requiring service providers to keep their primary and secondary systems in Turkey.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Kartelleri Anlamak: Netflix Narcos, OPEC ve Her Şey Çok Güzel Olacak</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/kartelleri-anlamak-netflix-narcos-opec-ve-her-sey-cok-guzel.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/kartelleri-anlamak-netflix-narcos-opec-ve-her-sey-cok-guzel.html</guid>
      <pubDate>Fri, 01 Jan 2021 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Piyasalarda kartellerin nadiren görülmesi, rekabet otoritelerinin yaptırımlarından çok bu tür oluşumların doğasından kaynaklanan bir durumdur. Bir kartelin…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/kartelleri-anlamak-netflix-narcos-opec-ve-her-sey-cok-guzel-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Dilara Yeşilyaprak ile birlikte @RekabetRegulasyon.com &#8211; </p>



<p>Piyasalarda kartellerin nadiren görülmesi, rekabet otoritelerinin yaptırımlarından çok bu tür oluşumların doğasından kaynaklanan bir durumdur. Bir kartelin kurulması ve faaliyetini sürdürebilmesi için birçok koşulun bir araya gelmesi gerekir. Bazı koşullar diğerlerinden daha önemli olabilir, ağır basabilir. Ancak genel olarak kartelin çökmesinin temel sebebi bu koşullarda yaşanan bozulmalar, organik yapıdaki değişikliklerdir.&nbsp;</p>



<p>Sanayi iktisadı kitapları<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;bu koşulları – oyun teorisi sayesinde – standart bir şekilde sunuyor. Ancak çoğu zaman bunlar uzun ve sıkıcı bir liste olarak karşımıza çıkıyor. Oysa bunların bir çoğunu diziler, filmler veya günlük haberler üzerinden anlatmak da mümkün. Biz bu yazıda bunu deneyeceğiz.</p>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/kartelleri-anlamak-netflix-narcos-opec-ve-her-sey-cok-guzel-1.png" alt="" /></figure></div>



<p><strong><em>Öncelikle bir kartelin kuruluş aşamasını anlatarak başlayalım…</em></strong></p>



<p>Bir pazarda, 10 (eşit) firmanın sadece 4-5’inin bir araya gelip oluşturduğu bir organizasyon – adı kartel de olsa – etkin olamaz. Buradaki sorun kartelin yeterince kapsayıcı olmamasıdır. Böyle durumlarda kartel üyesi firmalar ürünlerini belirledikleri yüksek fiyattan satmayı beklerken, müşterilerini (göreceli olarak fiyatları düşük kalan) diğer firmalara kaptırırlar. Bunu öngörebilenler kartel içinde yer almazken, öngöremeyenler zamanla yanlış yaptıklarını anlarlar. Dolayısıyla bir kartelin kurulabilmesi o pazarda faaliyet gösteren kayda değer tüm firmaların bu oluşuma katılımını gerektirir. Oluşumun var olabilmesi için de organikleşen kurallara uyum şarttır.</p>



<p><strong><u>Kural 1: O yoksa biz de yokuz!</u></strong></p>



<p>Netflix’in&nbsp;<em>Narcos: Mexico</em>&nbsp;dizisinin<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;2. bölümünde (Plaza Sistemi), bir kartelin kapsayıcı olmadan kurulamayacağını gören Felix’in tüm tarafları masada tutmaya yönelik harcadığı çaba bu durumu çok iyi anlatıyor. Bir uyuşturucu üreticisinin diğerini bu oluşumda istememesi kapsayıcılığın azalmasına, bu da kartelin dışında kalan bu üreticinin fiyat kıracağı endişesine sebep oluyor. Kartel konusunda tecrübeli uyuşturucu üreticileri bu endişelerini dile getirirken, “O yoksa biz de yokuz” diyor.</p>



<p>Benzer bir durumu – fakat bu defa tersinden – dünya petrol piyasasında da görmek mümkün. Yasal bir kartel olan OPEC (<em>Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü</em>)<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a>, kurulduğu yıllarda dünya petrol üretimin %60’ından fazlasını sağlıyordu. Fakat zaman içinde yeni teknolojilerin gelişmesi, yeni rezervlerin bulunması ve yeni oyuncuların sahneye çıkması ile payı %30’lar civarına geriledi<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a>. Bu durum OPEC’in dünya pazarındaki etkinliğini ciddi oranda azalttı. Üretimi kısıtlamaya yönelik hamleler fiyatları yükseltmekten çok üye ülkelerin gelirlerinin azalmasına sebep oldu. Pazardaki kapsayıcılığının giderek azalması kartel içinde anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına zemin hazırladı.&nbsp;</p>



<p><strong>Kural 2: Disiplin şart!</strong></p>



<p>Kartelin sürdürülmesi için en önemli unsur, kartel içinde belli bir disiplinin sağlanması. Burada iki mesele karşımıza çıkıyor:&nbsp;</p>



<ol type="1"><li>Kartelin belirlediği kurallara uymayanların tespiti&nbsp;</li><li>Kurallara uymayanların cezalandırılması</li></ol>



<p>Tarafların birbirlerinin uyguladığı fiyatı veya ürettikleri miktarı gözlemleyebilmesi bu disiplini kolaylaştırıyor. Gözlemleyemedikleri durumda devreye ihbar mekanizmaları giriyor.&nbsp;</p>



<p>Fakat asıl sorun kurallara uymayanların nasıl cezalandırılacağında düğümleniyor. Zira caydırıcı ve etkin bir cezalandırma mekanizması yoksa kartelin dağılması an meselesi oluyor. O yüzden genelde kartel üyelerinin en büyüklerinin cezalandırıcı bir rol üstlenmesi gerekiyor.</p>



<p>Piyasa yoluyla cezalandırma genelde büyük firmaların disiplinsiz davranan küçük firmaları düşük fiyatlar yoluyla piyasa dışına çıkarma stratejisine dayanıyor. Fakat, bu tür stratejiler o büyük firmayı da zarara sokuyorsa çoğu zaman caydırıcı bir tehdit olmuyor, uygulanamıyor ve kartel dağılıyor.</p>



<p>Fakat&nbsp;<em>Narcos<a id="_ftnref5" href="#_ftn5"><sup><strong>[5]</strong></sup></a></em>&nbsp;veya&nbsp;<em>Narcos: Mexico</em>&nbsp;dizilerinde kartelin kurallarına uymayanların nasıl cezalandırıldığını ve bu korkunun nasıl disiplini sağladığını aşağı yukarı her bölümde görüyoruz. Şirketlerden farklı olarak asıl sermayeleri şöhretleri olan kartel liderleri, bunu korumak için kendilerine zarar verse bile cezalandırma işlevlerini bir o kadar cani bir o kadar da şöhretlerine şöhret katacak bir biçimde uyguluyorlar. Organikleşmiş ve fakat oldukça zekice tasarlanmış bu korku ve dehşet halini sürdürebildikleri sürece de karteli hayatta tutabiliyorlar.</p>



<p>Buna benzer bir stratejiyi Cem Yılmaz’ın oynadığı ilk sinema filmi olan&nbsp;<em>Her Şey Çok Güzel Olacak</em>’ta<a id="_ftnref6" href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a>&nbsp;da görmek mümkün. Filmde Altan’ın, abisinin çalıştığı eczaneden çaldığı uyuşturucu hapları piyasa sürmesi ile mafya babasının devreye girip buna dahil olanları cezalandırdığını görüyoruz. Yasadışı olması sebebiyle riskin yüksek olduğu bir işte getirinin de yüksek olması bekleniyor. Bu yüzden piyasadaki fiyatın düşmesine sebep olabilecek herhangi bir hareket hoş karşılanmıyor, disiplini sağlamak için de cezalandırılıyor.</p>



<p>Bu kısmı OPEC’ten bahsetmeden kapatmak olmaz! OPEC yasal bir kartel olmasına rağmen disiplin sorunları yaşayan bir yapılanma. Dünya petrol piyasasındaki kapsayıcılığı azaldıkça bu daha da görünür hale geliyor. Tabi ki yasal bir kartelden mafyavari cezalandırma yönetimleri beklenmez. Ama en azından büyük üreticilerin ikna gücünü kullanması beklenir.&nbsp;</p>



<p>Peki, disiplinsizliği yapan en büyük üretici ise ne olacak? Suudi Arabistan kartel içerisindeki en büyük üretici. Bir anlamda kartelin lideri, fakat aynı zamanda en haylazı. Diğer ülkelere kıyasla müthiş bir maliyet avantajı var. Bir varil ham petrolü 5-6 dolara çıkartabiliyor<a id="_ftnref7" href="#_ftn7"><sup>[7]</sup></a>. Hızlı büyüyen kamu borçlarını finanse edebilmek için çıkarabildiği kadar çok petrol çıkartıp gelir elde etmeyi hedefliyor. Kendisini cezalandıracak bir güç olmadığı için de kartelin çözülmesi hızlanıyor.</p>



<p><strong><em>Son bir not</em></strong></p>



<p>Kartellerin kurulmasının veya sürdürülmesinin bazı koşulları gerektirmesi rekabet otoritelerine düşen rolü azaltmıyor. Aksine bu koşulların var olduğu piyasaların tespiti, bu piyasalara yönelik tarama araçlarının kullanımı büyük önem taşıyor. Bunun için bir&nbsp;<a href="http://www.rekabetregulasyon.com/kartel-tarama-araclari-ve-karteller-ile-mucadele/">önceki yazımıza</a>&nbsp;bakabilirsiniz.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;<em>Bknz</em>.&nbsp;WALDMAN, D. E., &amp; JENSEN, E. J. (2016).&nbsp;<em>Industrial Organization: Theory&nbsp;</em><em>and Practice</em>. Routledge.&nbsp;Bölüm 9. İlgili bölüme GoogleBooks’tan erişmek için&nbsp;<a href="https://bit.ly/2xcAEJJ">https://bit.ly/2xcAEJJ</a>.</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;NETFLIX (2018).&nbsp;<em>Narcos: Mexico</em>. Erişim tarihi 10.03.2020,&nbsp;<a href="https://www.netflix.com/tr/title/80997085">https://www.netflix.com/tr/title/80997085</a>.</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;1960’larde üye ülkeler ile petrol fiyatlarının koordinasyonu ve dengede tutulması amacıyla kurulan OPEC, bir taraftan petrol üreticilerinin gelirlerinde süreklilik sağlarken diğer taraftan tüketicilere sürekli, etkin ve ekonomik bir şekilde petrol sağlanmasını hedeflemektedir. Bu kapsamda, OPEC yasal bir kartel olarak nitelendirilmektedir.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4"><sup>[4]</sup></a>&nbsp;The ECONOMIST (Dec. 4 2014)&nbsp;<em>Making the best of a low price</em>. Erişim tarihi 1 Aralık 2018,&nbsp;<a href="https://www.economist.com/finance-and-economics/2014/12/04/making-the-best-of-a-low-price">https://www.economist.com/finance-and-economics/2014/12/04/making-the-best-of-a-low-price</a>.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5"><sup>[5]</sup></a>&nbsp;NETFLIX (2015).&nbsp;<em>Narcos</em>. Erişim tarihi 10.03.2020,&nbsp;<a href="https://www.netflix.com/tr/title/80025172">https://www.netflix.com/tr/title/80025172</a>.</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6"><sup>[6]</sup></a>&nbsp;VARGI, Ö. (1998).&nbsp;<em>Her Şey Çok Güzel Olacak</em>. Erişim tarihi 20.03.2020,&nbsp;<a href="http://www.imdb.com/title/tt0263438/">http://www.imdb.com/title/tt0263438/</a>. Filmin tamamını Youtube’dan izlemek için&nbsp;<a href="https://youtu.be/eEQANkc1g5k">https://youtu.be/eEQANkc1g5k</a>.</p>



<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7"><sup>[7]</sup></a>&nbsp;The ECONOMIST (Dec. 4 2014).</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>The COVID-19 pandemic shows how vital the broadband internet infrastructure is</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/the-covid-19-pandemic-shows-how-vital-the-broadband-internet.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/the-covid-19-pandemic-shows-how-vital-the-broadband-internet.html</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Dec 2020 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>The COVID-19 pandemic has increased the demand for broadband internet, mostly because of remote working and online education. In Turkey, the number of fixed broadband subscribers has increased by more than half a…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/the-covid-19-pandemic-shows-how-vital-the-broadband-internet-cover.jpg" alt=""></p>
<p>The COVID-19 pandemic has increased the demand for broadband internet, mostly because of remote working and online education. In Turkey, the number of fixed broadband subscribers has increased by more than half a million, and data usage increased dramatically during the first wave of the pandemic. Such increasing intensity of data usage, with additional subscribers, calls for a rethink of Turkey’s internet infrastructure. By considering the effects of the COVID-19 pandemic, in the December issue of Network Industries Quarterly &#8211; Turkey, I discuss the Turkish broadband market’s main issues. </p>



<p>To read the full article <a href="https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=3755169">click here</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Facebook, Instagram, Twitter, Youtube, Periscope, And TikTok Are Fined For Breaching The New Social Media Regulation</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/facebook-instagram-twitter-youtube-periscope-and-tiktok-are.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/facebook-instagram-twitter-youtube-periscope-and-tiktok-are.html</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Nov 2020 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>Facebook, Instagram, Twitter, Youtube, Periscope, and TikTok are fined TRY 10 million (EUR 1 million), each failing to comply with the new regulation governing social media services. This is the first of the five steps…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/facebook-instagram-twitter-youtube-periscope-and-tiktok-are-cover.jpg" alt=""></p>
<p>with Çiğdem Gizem Okkaoğlu, originally published @Mondaq – </p>



<p>Facebook, Instagram, Twitter, Youtube, Periscope, and TikTok are fined TRY 10 million (EUR 1 million), each failing to comply with the new regulation governing social media services. This is the first of the five steps in the penalty process due to not appointing a local representative in Turkey. Further steps of the process compromise different types of punishments, including reducing operators&#8217; internet traffic bandwidths, range of administrative fines, advertisement ban, and payment of damages.</p>



<h5>Background of the new social media regulation</h5>



<p>The rise of communication technologies through the Internet is one of the largest developments in the last decade. Among all the communication technologies, social media platforms stand out with their dynamic and innovative structure as they re-shape the way people receive information about each other and the world. Communities become hyper-connected thanks to Facebook, Youtube, Twitter, TikTok, and similar widely-used platforms. With an increasing number of users counted in millions, these platforms fasten and ease the social interaction and access to information.</p>



<p>Besides bringing enormous benefits for the citizens, social media and networks might also constitute a threat to society. They sometimes cause the increase of online disinformation, the spread of illegal content, and the emergence of monopolies.<sup>1</sup>&nbsp;Considering social media and networks have even started to dominate the mainstream media recently, the risks must be eliminated, and the social media should be &#8220;cleaned up&#8221;, according to President Erdoğan.<sup>2</sup></p>



<p>Since the previous regulations were insufficient to catch the age, design, and implementation of a proper regulation policy to ensure social media platforms and social networks are safe, reliable, and trustworthy is now of great importance for balancing the harms and benefits explained above. For this purpose, Turkey has taken steps to regulate social media platforms through the amendments in its Law No. 5651 on the Regulation of Broadcasts via the Internet and the Prevention of Crimes Committed Through such Broadcasts (&#8220;Internet Law&#8221;). Amendments<sup>3</sup>&nbsp;entered into force as of 1 October 2020; which governs the obligations and liabilities of providers of content, hosting, access and public use and also includes provisions related to combatting the illegal content on the Internet.</p>



<p>The Amendments are said<sup>4</sup>&nbsp;to be modeled on the Act to Improve Enforcement of the Law in Social Networks (&#8220;<strong>NetzDG</strong>&#8220;), also called the &#8220;Digital Berlin Wall&#8221;<sup>5</sup>, which entered into force in Germany on 1 October 2017. According to the German Federal Ministry of Justice and Consumer Protection, NetzDG &#8220;aims to fight hate crime, criminally punishable fake news and other unlawful content on social networks more effectively&#8221;.<sup>6</sup>&nbsp;NetzDG includes the design of an effective complaints management system, biannual reporting obligation for operators and administrative fines. It also includes the obligation to name a person in Germany who is authorized to receive service of process in regulatory fine (only for social media platforms with two million users) and civil proceedings. NetzDG also mandates social media platforms with more than two million German users to remove or block access to content that is manifestly unlawful within 24 hours of receiving the complaint.<sup>7</sup></p>



<h5>Details of the regulation</h5>



<p>Similarly, the Amendments in Internet Law requires social network providers that are accessed in Turkey more than 1 million daily access from Turkey to have a local office in Turkey, which brings them to a position subject to local laws. These operators are obliged to have local data storage of users in Turkey and have a notice and takedown process, allowing users to send a notice of unlawful material or violation of rights. The operator has 48 hours to remove it. Moreover, the operators are obliged to conduct a process to remove the content to protect the right to be forgotten.</p>



<p>On 2 October 2020, only a day after the Amendments in the Internet Law entered into force, the Information and Communication Technologies Authority (&#8220;<strong>ICTA</strong>&#8220;) published its decree on the &#8220;Principles and Procedures regarding Social Network Providers&#8221;. It provides the details regarding the scope, implementation, and sanction of the obligations introduced by the New Internet Law.<sup>8</sup></p>



<p>If the providers fail to comply with the regulations, the ICTA can impose different types of punishments, including reducing operators&#8217; internet traffic bandwidths, range of administrative fines, advertisement ban, and payment of damages.</p>



<p>According to the Amendments in Internet Law, if a social network operator with more than 1 million daily access from Turkey fails to appoint a representative, ICTA will issue the punishments in five steps to penalize the operator.</p>



<ul><li>The first step is to impose an administrative fine of TRY 10 million (approx. EUR 1 million).</li><li>The second step is to impose an administrative fine of TRY 30 million (approx. EUR 3 million), if the foreign social network provider still fails to appoint a representative within thirty days after the notification of the first administrative fine stated above.</li><li>The third step is to ban the advertisements on the operator&#8217;s site if the operators still fail to appoint a representative within thirty days after the second administrative fine notification. Advertisement ban includes prohibiting natural and legal persons from giving advertisements to the relevant social network provider, executing agreements with the applicable social network provider, or transferring money in relation to the relevant social network provider.</li><li>The fourth step is to block 50% of the site&#8217;s internet traffic bandwidth by resorting to a court of peace, if the operator still fails to appoint a representative within the three months after the advertisement ban.</li><li>The fifth step is to block 90% of the site&#8217;s internet traffic bandwidth by resorting to a court of peace, if the operator still insists on not complying with the regulation within the 30 days after the first reduction in bandwidth.</li></ul>



<p>Even after the fifth step, if a social network operator complies with the regulation and appoints a representative in Turkey, only one-fourth of the administrative fines will be collected by the day of compliance. The advertisement ban will be removed, and intervention with the internet traffic bandwidth will be ended.</p>



<h5>The first administrative fine</h5>



<p>2 November 2020 was the deadline for appointing a representative in Turkey for social network operators. Russian social media platform operator VKontakte notified ICTA about its new representative in Turkey. On the other hand, the chairman of the ICTA, Omer Abdullah Karagozoglu, announced on his Twitter account<sup>9</sup> that Facebook, Instagram, Twitter, Youtube, Periscope, and TikTok are fined TRY 10 million (EUR 1 million) each for not complying with the regulation related to the appointment of a representative in Turkey, which is the first of the five steps in the penalty process. The next step is to impose an administrative fine of TRY 30 million (approx. EUR 3 million), if these operators still do not appoint a representative within thirty days after the first administrative fine notification.</p>



<hr />



<p>1.&nbsp;<a href="https://ec.europa.eu/digital-single-market/en/social-media-and-networks-innovation-and-policy" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://ec.europa.eu/digital-single-market/en/social-media-and-networks-innovation-and-policy</a>&nbsp;, accessed on 6 November 2020.</p>



<p>2.&nbsp;<a href="https://www.independent.co.uk/news/turkey-fines-social-media-giants-for-breaching-online-law-fines-turkey-law-law-representative-b1587922.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.independent.co.uk/news/turkey-fines-social-media-giants-for-breaching-online-law-fines-turkey-law-law-representative-b1587922.html</a>&nbsp;, accessed on 6 November 2020.</p>



<p>3.&nbsp;<a href="https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5651.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5651.pdf</a>&nbsp;, accessed on 6 November 2020, available only in Turkish.</p>



<p>4.&nbsp;<a href="https://justitia-int.org/en/the-digital-berlin-wall-act-2-how-the-german-prototype-for-online-censorship-went-global-2020-edition/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://justitia-int.org/en/the-digital-berlin-wall-act-2-how-the-german-prototype-for-online-censorship-went-global-2020-edition/</a>, accessed on 6 November 2020.</p>



<p>5.<a href="https://justitia-int.org/wp-content/uploads/2019/11/Analyse_The-Digital-Berlin-Wall-How-Germany-Accidentally-Created-a-Prototype-for-Global-Online-Censorship.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://justitia-int.org/wp-content/uploads/2019/11/Analyse_The-Digital-Berlin-Wall-How-Germany-Accidentally-Created-a-Prototype-for-Global-Online-Censorship.pdf</a>&nbsp;, accessed on 6 November 2020.</p>



<p>6.&nbsp;<a href="https://www.bmjv.de/DE/Themen/FokusThemen/NetzDG/NetzDG_EN_node.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.bmjv.de/DE/Themen/FokusThemen/NetzDG/NetzDG_EN_node.html</a>&nbsp;, accessed on 6 November 2020.</p>



<p>7.<a href="https://www.bmjv.de/SharedDocs/Gesetzgebungsverfahren/Dokumente/NetzDG_engl.pdf;jsessionid=C57294D2F2887B2779F5BAA807584A7F.1_cid324?__blob=publicationFile&amp;v=2" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.bmjv.de/SharedDocs/Gesetzgebungsverfahren/Dokumente/NetzDG_engl.pdf;jsessionid=C57294D2F2887B2779F5BAA807584A7F.1_cid324?__blob=publicationFile&amp;v=2</a>&nbsp;, accessed on 6 November 2020.</p>



<p>8.<a href="https://www.btk.gov.tr/uploads/boarddecisions/sosyal-ag-saglayici-hakkinda-usul-ve-esaslar/274-2020-web.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.btk.gov.tr/uploads/boarddecisions/sosyal-ag-saglayici-hakkinda-usul-ve-esaslar/274-2020-web.pdf</a>&nbsp;, accessed on 6 November 2020, available only in Turkish.</p>



<p>9.&nbsp;<a href="https://twitter.com/oakaragozoglu/status/1323930930235527168" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://twitter.com/oakaragozoglu/status/1323930930235527168</a>&nbsp;, accessed on 6 November 2020, available only in Turkish.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Booking.com’dan Nobel Ödüllü Jean Tirole’e atıfta bulunan bir görüş</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/booking-comdan-nobel-odullu-jean-tirolee-atifta-bulunan-bir.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/booking-comdan-nobel-odullu-jean-tirolee-atifta-bulunan-bir.html</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Nov 2020 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Avrupa Komisyonu, teşebbüslerin dikey yapılanmalarında ve ilişkilerinde belirleyici rol oynayan Dikey Grup Muafiyet Tebliği’ni ve Dikey Kılavuzu’nu gözden geçirmeye hazırlanıyor. Özellikle, online pazarları ilgilendiren…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/booking-comdan-nobel-odullu-jean-tirolee-atifta-bulunan-bir-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Şahin Ardıyok ile birlikte @RekabetRegulasyon – </p>



<p>Avrupa Komisyonu, teşebbüslerin dikey yapılanmalarında ve ilişkilerinde belirleyici rol oynayan  Dikey Grup Muafiyet Tebliği’ni ve Dikey Kılavuzu’nu gözden geçirmeye hazırlanıyor. Özellikle, online pazarları ilgilendiren meselelerde kayda değer değişikliklerin yapılması yönünde bir beklenti hâkim. İlgili tarafların ilk görüşlerini sunmayı tamamlandığı geçtiğimiz günlerde Booking.com’un sunduğu görüş, Nobel ödüllü iktisatçı Jean Tirole’e yaptığı atıf ile dikkat çekti. Bu kısa yazıda hem Avrupa Komisyonu’nun söz konusu gözden geçirme girişimine hem de Booking.com’un sunduğu görüşte yer alan meselelere değinmeye çalışacağız.</p>



<figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2020/12/blog-vber-booking.com-2.png?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/booking-comdan-nobel-odullu-jean-tirolee-atifta-bulunan-bir-1.png" alt="" /></a></figure>



<p><strong><em>Komisyon’un gözden geçirme süreci ve kapsamı</em></strong></p>



<p>Geçtiğimiz Eylül ayında Avrupa Birliği Komisyonu (Komisyon), Dikey Grup Muafiyet Tebliği’nin (Tebliğ) ve Dikey Kılavuz’un (Kılavuz) gözden geçirilmesine dair <a href="https://ec.europa.eu/competition/consultations/2018_vber/staff_working_document.pdf">yol haritası niteliğinde kapsamlı bir doküman hazırlayarak</a> kamuoyu ile paylaştı. 2022 yılı ortalarına kadar devam edecek süreçte, yıl sonuna kadar ilgili taraflardan ilk görüşlerinin alınması ile birlikte önümüzdeki yıl taslakların ortaya çıkması ve bunlara dair nihai görüşlerin alınmasının ardından 2022 yılında yeni Tebliğ ve Kılavuz’un yürürlüğe girmesi planlanıyor.</p>



<p>Gözden geçirme sonunda yapılacak değişiklikler veya güncellemeler konusunda beklentiler farklılık göstermekle birlikte, Komisyon’un hazırladığı dokümanda mevcut Tebliğ ve Kılavuz’un yeterince yol gösterici olmadığı alanlarda değişikliklerin yapılması öneriliyor. İki başlık altında dile getirilebilecek bu önerilerin ilki, yeniden satış fiyatının tespiti, rekabet etmeme yükümlülüğü ve bazı dağıtım sistemlerinin (<em>franchising</em>&nbsp;gibi) günümüz ekonomileri açısından yeniden değerlendirilmesinin gerekliliğine işaret ediyor.</p>



<p>İkinci olarak ise online pazarlara dair mesellerin değişiklik ve güncellemelerin kalbinde yer alacağı anlaşılıyor. Komisyon’un hazırladığı doküman incelendiğine, online pazarlardaki ticaret hacmi artışının ve platformların rolünün söz konusu gözden geçirmeyi asıl tetikleyen faktör olduğu görülüyor. Online satışların tasarımı, çifte fiyatlama (online/offline), aktif ve pasif satış sınırlamaların yanında, en çok kayrılan müşteri (EKM ya da MFN) koşulu gibi online platformlar ile önem kazanan alanlarda da düzenlemeler yapılması bekleniyor.</p>



<p><strong><em>Booking.com’un sunduğu ilk görüş</em></strong></p>



<p>Komisyon’un hazırladığı dokümana dair görüş sunan online platformlardan biri de Booking.com. Booking.com’u otellere yönelik uyguladığı EKM koşulu nedeniyle gerek Avrupa’da gerekse Türkiye’de soruşturmalara tabi olmasından hatırlıyoruz. Avrupa Birliği’nde sunduğu taahhütler sayesinde hakkındaki soruşturmalar sonlanmış, fakat Türkiye’de Rekabet Kurulu tarafından para cezası verilmişti. Booking.com EKM koşullarının da yeni Tebliğ ve/veya Kılavuzda yer alabileceğini öngörerek&nbsp;<a href="https://www.mlex.com/Attachments/2020-11-20_463J1V370I930C5J/Booking.com__VBER_IIA.pdf">sunduğu görüş</a>ü&nbsp;kamuoyu ile de paylaştı.&nbsp;</p>



<p>Görüşün temeli Booking.com gibi aracı nitelediğindeki platformların şeffaflığı arttırıp tüketiciler için arama maliyetlerini düşürerek bir “kamu malı” ürettiğine dayanıyor. Bu çerçevede 2014 yılında “piyasa gücü ve regülasyon” alanındaki katkılarından dolayı <a href="https://koksalemin.wpcomstaging.com/2015/01/10/tirole/">Nobel İktisat Ödülüne layık görülen Jean Tirole</a>’den de geniş bir alıntı yapılıyor. Tirole Nobel Ödülünü aldıktan sonra günümüzün mesellerini – önceki yapıtlarının aksine – geniş bir okuyucu kitlesinin anlayabileceği tarzda ele alan <em><a href="https://www.pandora.com.tr/kitap/economics-for-the-common-good/550890">Economics <em>for the Common Good</em></a> </em> adlı bir kitap yazmıştı. Henüz Türkçeye çevrilmeyen bu kitapta dijitalleşmenin gündelik yaşamımızı nasıl değiştirdiğine dair bir bölümde, dijital platformların aracılık rolünün iktisadi etkinlik yarattığına dair düşüncelerini paylaşmıştı.</p>



<p>Booking.com’un sunduğu görüş içinde kısmen yer alan bu bölümde Tirole, bilgi kaynaklarının sonsuz biçimde çoğaldığı bir dünyada kendimiz için en uygun seçimi yapmanın ne kadar zor olduğuna dikkat çekerek, dijital platformların tüketiciler için bu seçim sürecine dair arama ve işlem maliyetlerini düşürdüğüne işaret ediyor. Booking.com’un da ismini anarak, platformların ürün ve hizmetlerin kalitesi ve uygunluğu konusunda tüketicilere güvenilir sinyaller gönderip en uygun eşleşmeyi sağladığına vurgu yapıyor. Bu tür aracılar olmadan söz konusu eşleşmenin zor ve maliyetli olacağını hatırlatan Tirole, ayrıca platformların satıcılar arasında rekabeti arttırarak fiyatların düşmesini sağladığını da ekliyor.</p>



<p>Booking.com’un Tirole’den bu alıntıyı yapmasının asıl nedeni platformların bu faydalarını vurgulamaktan çok bunu nasıl başarabildiklerini ortaya koymak. Booking.com, EKM koşullarının platformların işleyişinde ve sağlayacakları faydada kritik bir role sahip olduğunu vurgulayarak, başka iş modellerinin – örneğin sabit ücret veya tıklama başına ödeme – başarılı olmayacağını dile getiriyor. Yapılan anketlerin, satıcıların risk almadan sonuca odaklı olması sebebiyle, EKM koşulu dışındaki modelleri uygulanabilir kılmadığını gösterdiğini belirtiyor. Son olarak da EKM koşulları olmadan tüketicilerin Booking.com’ın sağladığı “kamu malı”ndan faydalanamayacağını hatırlatılıyor.</p>



<p>Bütün bu bilgiler aracılığı ile de Booking.com, EKM koşullarının rekabet karşıtı olduğu gibi&nbsp;&nbsp;bir ön kabulün yapılmamasını, bu nedenle de mevcut uygulamada bir politika değişikliğine gidilmemesi gerektiğini savunuyor. Tebliğ’de belirtilen pazar&nbsp;&nbsp;payı sınırının altında kalan teşebbüsler açısından rekabeti olumsuz etkileyeceği gibi bir karinenin oluşmaması gerektiğine vurgu yaparak, bu durumun yeni Tebliğ ve/veya Kılavuz’da açıkça belirtilmesinin faydalı olacağını ifade ediyor.</p>



<p><strong><em>Bir hatırlatma …</em></strong></p>



<p>Hatırlatmak gerekirse, bizde&nbsp;<a href="https://www.rekabet.gov.tr/Dosya/kilavuzlar/dikeykilavuz2018-20180330155908926.pdf">Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuz</a>, 2018 yılında güncellenmiş, online satışlara yönelik olarak sağlayıcıların getirdiği – özelikle online platformlar üzerinden – bazı kısıtlamaların rekabet karşıtı olabileceğine&nbsp;&nbsp;dair açıklamalar eklenmişti. EKM koşuluna ilişkin olarak ise doğrudan bir rekabet karşıtı etkiden çok teşebbüslerin pazardaki konumlarına ilişkin bir değerlendirme yapılması gerektiği yönünde güncelleme yapılmıştı. Bu anlamda Rekabet Kurulu, Komisyon’dan önce hareket geçerek bizce günümüz ekonomisinin şartlarına uygun bir güncelleme yapmıştı.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Does the Turkish Competition Authority look for a higher standard for granting individual exemption?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/does-the-turkish-competition-authority-look-for-a-higher-sta.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/does-the-turkish-competition-authority-look-for-a-higher-sta.html</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Nov 2020 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>The Turkish Competition Authority (TCA) recently published an interesting decision, which indicates higher standards for granting individual exemption at first glance. In its Trakya Cam Sanayi A.Ş. (TRAKYA CAM)…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/does-the-turkish-competition-authority-look-for-a-higher-sta-cover.jpg" alt=""></p>
<p>with Şahin Ardıyok, originally published @Mondaq – </p>



<p>The Turkish Competition Authority (TCA) recently published an interesting decision, which indicates higher standards for granting individual exemption at first glance. In its Trakya Cam Sanayi A.Ş. (TRAKYA CAM) decision,<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;the TCA denied granting exemption to a dealership agreement, which contains a non-compete clause. Yet it had done with an earlier decision in 2017 for the same agreement<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a>. In this short article, after providing some background information and summarizing the assessments of the TCA, we address possible implications of this new perspective in the business environment.</p>



<p><strong><em>Some background information</em></strong></p>



<p>TARAKYA CAM is one of the two flat glass manufacturers in Turkey<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a>. It is the fifth-biggest producer in the world, and it has the highest production capacity in Europe. In the Turkish market – considering the TCA&#8217;s earlier decisions – it has a dominant position in the flat glass market with a significant market share.&nbsp;</p>



<p>The notified agreement for exemption is a distribution agreement with TRAKYA CAM and its 19 authorized dealers. As mentioned in the decision, the agreement contains a non-compete clause that prevents the dealers from selling competing products. However, it does not include any clause that may indicate any territorial exclusivity or a passive sale restriction.</p>



<p>As in the EU competition law, while evaluating an agreement, the TCA follows a usual assessment process. More specifically, restrictive agreements qualify for exemption if their benefits to general welfare outweigh their restrictive effects on competition. The primary considerations are based on product improvement, technical or economic progress, and consumer benefits.&nbsp;</p>



<p>In fact, in 2017, upon the notification of TRAKYA CAM, the TCA granted an exemption to the same agreement for two years. In that decision, referring to the high market share (&gt;40 percent) of TRAKYA CAM, the TCA identified that TRAKYA CAM couldn&#8217;t benefit from the block exemption. However, after a detailed individual exemption assessment, the TCA decided that the notified agreement creates sufficient efficiency gains and consumer benefits that may offset the restrictive clause.</p>



<p><strong><em>What has changed in 2020?</em></strong></p>



<p>For the same agreement, in 2020, the TCA adopts a divergent view. The individual exemption assessment section of the decision consists of direct quotations from the Guidelines on the General Principles of Exemption<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a>. Through these quotations, the TCA emphasizes the clarity and the objectivity of the efficiency gains and economic benefits, which may offset the restrictive clauses.&nbsp;</p>



<p>Only in a single paragraph (para. 30), the TCA provides a specific comment about TARAKYA CAM and the notified agreement. Referring to the granted exemption in 2017, the TCA claims that TRAKYA CAM might bring more objective information and more concrete data about the efficiency gains and the consumer benefits based on its experience through applying the agreement since 2017.&nbsp;</p>



<p><strong><em>What is the message that we should take?</em></strong></p>



<p>The objectivity and the clarity in the presentation of efficiency gains and consumer benefits are not the new standards considered in individual exemption assessments. Moreover, it has been taken as a common standard in every competition analysis beyond the exemption assessments. However, the new thing in this decision is the divergence from the precedents without putting a concrete reason. For instance, an analysis that shows a change in market conditions or consumer behavior may be legitimized reasons for this attitude change. But as is, the decision exhibits a clear divergence from the precedents.</p>



<p>Therefore, it is hard to get a clear message from the latest TRAKYA CAM decision of the TCA. Returning to our question at the title, one cannot argue that the TCA looks for a higher standard for granting individual exemption to an agreement.&nbsp;</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;TCA’s decision dated 25.06.2020 and numbered 20-32/382-171, available at&nbsp;<a href="https://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=9f0fe326-0c9e-4ba5-b2d9-601eaeb256d2">https://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=9f0fe326-0c9e-4ba5-b2d9-601eaeb256d2</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;TCA’s decision dated 21.12.2017 and numbered 17-42/670298, available at&nbsp;<a href="https://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=224ae8b0-b98f-4d96-8bbb-d9c66e2044ea">https://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=224ae8b0-b98f-4d96-8bbb-d9c66e2044ea</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;The other is Düzce Cam ve Sanayi Ticaret A.Ş.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4"><sup>[4]</sup></a>&nbsp;Guidelines on the General Principles of Exemption dated 28.11.2013 and numbered 13-66/923-RM(10), available at&nbsp;<a href="https://www.rekabet.gov.tr/Dosya/guidelines/11-pdf">https://www.rekabet.gov.tr/Dosya/guidelines/11-pdf</a>.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>AB yabancı devlet yardımlarını da denetleyecek!</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/ab-yabanci-devlet-yardimlarini-da-denetleyecek.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/ab-yabanci-devlet-yardimlarini-da-denetleyecek.html</guid>
      <pubDate>Sun, 01 Nov 2020 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Avrupa Birliği (AB) kendi içinde devlet yardımlarının sıkı tedbirler ile denetlendiği uluslar üstü bir birlik. Zaman zaman bu konuda hararetli tartışmalar yaşansa da AB pazarındaki rekabetin gelişiminde bu kuralların…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/ab-yabanci-devlet-yardimlarini-da-denetleyecek-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Şahin Adıyok ile birlikte @RekabetRegulasyon.com &#8211; </p>



<p>Avrupa Birliği (AB) kendi içinde devlet yardımlarının sıkı tedbirler ile denetlendiği uluslar üstü bir birlik. Zaman zaman bu konuda hararetli tartışmalar yaşansa da AB pazarındaki rekabetin  gelişiminde bu kuralların büyük rol oynadığı aşikâr. Fakat şimdi, yabancı devlet yardımlarının da denetlendiği bir düzene geçiliyor. Bu durum, başta Çinli şirketler olmak üzere devlet yardımı alan diğer ülke şirketlerinin AB pazarlarındaki faaliyetlerini zorlaştıracağa benziyor. </p>



<div><figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2020/11/blog-ab-yabanci-devlet-yardimlari.png?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/ab-yabanci-devlet-yardimlarini-da-denetleyecek-1.png" alt="" /></a></figure></div>



<p><strong><em>Komisyon’un yabancı devlet yardımlarına dair raporu</em></strong></p>



<p>Avrupa Komisyonu (Komisyon) geçtiğimiz yazın başında yabancı devlet yardımlarının AB pazarları üzerindeki olası etkilerini araştıran bir&nbsp;<a href="https://ec.europa.eu/competition/international/overview/foreign_subsidies_white_paper.pdf">rapor</a>&nbsp;yayınladı. Rapor, AB dışı devletlerin şirketlerine sağladığı desteklerin zamanla daha büyük etkiler yarattığının görülmesini ve bu etkilerin ortaya koyulmasını amaçlıyor. Bu çerçevede, yabancı devlet yardımlarının hem iç pazarı bozucu etkilerine karşı uygulanacak önlemler hem de AB fonlarına erişim konusundaki boşluklar hakkında öneriler sunuluyor.</p>



<p>Raporda AB devlet yardımlarının denetlenmesinin iç pazarda oluşabilecek rekabet karşıtı aksaklıkları nasıl engellediği anlatılırken, uluslararası düzeyde böyle bir mekanizmanın olmamasının eksikliğine dikkat çekiliyor. Bu çerçevede, önerilen araçların bu eksikliği gidermeyi amaçladığı vurgulanırken, AB dışındaki ülkelere ayrım gözetmeksizin uygulanması öneriliyor.</p>



<p><strong><em>Denetlenmesi düşünülen devlet yardımları</em></strong></p>



<p>Raporda denetlenmesi önerilen yabancı devlet yardımları, AB dışındaki hükümetlerin veya kamu kurumlarının AB içindeki bir şirkete sunduğu her türlü finansal yardımı kapsıyor. Örneğin, faizsiz krediler, limitsiz garantiler, sermaye katkıları, ayrıcalıklı vergi teşvikleri ve bağışlar bu kapsamda kabul ediliyor. Bunlara şirket devralmalarını kolaylaştıracak doğrudan ya da dolaylı finansal devlet desteklerini de ekleyebiliriz.</p>



<p>Hali hazırda yukarda sayılan birçok yabancı devlet desteğinin ithalat yoluyla oluşturabileceği etkiden AB, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) anlaşmaları çerçevesindeki araçlar ile korunuyor. Ancak, sadece mal ihraç etmeyip, doğrudan AB pazarında faaliyet gösteren şirketlere yönelik kullanılabilecek etkin bir mekanizma henüz mevcut değil.&nbsp;</p>



<p><strong><em>Raporda önerilen denetleme mekanizmaları</em></strong></p>



<p>Raporda, yabancı devlet yardımlarının olumsuz etkilerinin önlemesini amaçlayan kapsamlı bir yaklaşım öneriliyor. Üç temel yapı taşından oluşan bu yaklaşımı aşağıdaki şekilde özetlemek mümkün:</p>



<p><em>Modül 1 –&nbsp;&nbsp;Yabancı devlet yardımlarının olumsuz etkilerinin tespit edilmesi için genel araçlar</em></p>



<p>Bu bölümde AB pazarının genelinde yabancı devlet yardımlarının yaratabileceği olası durumların tespitini yapabilecek bir kurumun gerekliliğine işaret edilirken, bu denetimin ulusal bir otorite tarafından yapılabileceği gibi bu görevi gerektiğinde Komisyon’un da yürütebileceği ifade ediliyor. Olumsuz etki doğurabilecek yabancı devlet yardımlarının tespiti durumunda ise telafi edici ödemelerin yanında, yapısal ve davranışsal tedbirlerin de alınabileceği ifade ediliyor.</p>



<p><em>Modül 2 – AB şirketlerinin devralınmasını kolaylaştıran yabancı devlet yardımları</em></p>



<p>İlk modülün tamamlayıcısı niteliğinde tasarlanan ikinci modül şirketlerin yabancı devlet yardımları yoluyla devralınmasına ilişkin önlemleri içeriyor. Burada amacın devlet yardımlarının piyasada adil olmayan bir durum yaratmasının önüne geçilmesi olduğu anlaşılıyor. AB dışındaki devletlerden yardım alan şirketlerin, satın alma girişimleri öncesinde denetleyici otoriteyi bilgilendirmesi ve gerekli incelemeler bitmeden işlemin tamamlanmaması öngörülüyor. Bu aşamada olumsuz etkileri ortadan kaldırabilecek taahhütler verilmesinin mümkün olduğu da ifade ediliyor.</p>



<p><em>Modül 3 –&nbsp;&nbsp;AB kamu ihale süreçlerinde yabancı devlet yardımları</em></p>



<p>Yabancı devlet yardımlarının olumsuz ekonomik etkiler doğurabileceği bir diğer alan da kamu ihaleleri. Raporda, kamu ihale süreçlerinde hakkaniyeti sağlamak amacıyla yabancı devlet yardımlarının denetlenmesi gerektiği vurgulanırken, AB dışı ülkelerden devlet yardımı alanların ilgili kamu kurumunu bilgilendirmesi gerekiyor. İhaleyi düzenleyen kamu kurumunun ve denetleyici otoritenin nihai değerlendirmesi sonucu şirketin ihaleye dahil olup olamayacağına karar veriliyor.&nbsp;</p>



<p>Son olarak, raporda AB finansal fonlarına başvurulara ilişkin olarak da bazı düzenlemeler getirilmesi öneriliyor. Özellikle bu fonlara başvuru sürecinde adaletin sağlanması için kamu ihale süreçlerindekine benzer bir yol öneriliyor.&nbsp;</p>



<p><strong><em>Bundan sonraki süreç ve Türkiye için muhtemel etkileri</em></strong></p>



<p>Geçtiğimiz Eylül ayı sonunda kamuoyu görüşü alınması tamamlanan rapordaki önerilerin gelen geri bildirimler çerçevesinde gözden geçirilmesi, 2021 yılı başında ise Komisyon’un gerekli yasa teklifini sunması bekleniyor.</p>



<p>Sürecin sonunda yasal bir düzenleme yapılması halinde, bu konunun Türkiye için iki konuyu gündeme getireceğini söyleyebiliriz: (1) AB’ye üyelik süreci biraz yavaş ilerlese de halen yasama ve ikincil düzenleme faaliyetleri açısından AB mevzuatının esas alındığını gözlemliyoruz. Acaba Türkiye bu olası düzenlemeyi devlet yardımlarında olduğu gibi göz ardı mı edecek, yoksa kendi pazarlarını korumak adına mevzuatına adapte mi edecek? (2) AB’de düzenlemenin yasallaşması halinde AB piyasalarında faaliyet gösteren Türk şirketleri, devlet yardımlarının AB ölçüsünde denetlenmediği Türkiye’de elde ettikleri avantajlar nedeniyle sıkıntı yaşayacaklar mı?</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Avrupa cezalandırırken artık Amerika da boş durmuyor!</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/avrupa-cezalandirirken-artik-amerika-da-bos-durmuyor.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/avrupa-cezalandirirken-artik-amerika-da-bos-durmuyor.html</guid>
      <pubDate>Thu, 22 Oct 2020 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Bu yılın başındaki yazılarımızın birinde “Avrupa cezalandırırken Amerika ne yapıyor?” diye sormuştuk. Nihayet Amerikalı teknoloji devlerine yönelik Avrupa’daki rekabet soruşturmalarının rüzgârı kendi topraklarına da…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şahin Adıyok ile birlikte @RekabetRegulasyon.com &#8211; </p>



<p>Bu yılın başındaki yazılarımızın birinde “<a href="https://koksalemin.wpcomstaging.com/2019/12/26/avrupa-birligi-cezalandirirken-amerika-ne-yapiyor/">Avrupa cezalandırırken Amerika ne yapıyor?</a>” diye sormuştuk. Nihayet Amerikalı teknoloji devlerine yönelik Avrupa’daki rekabet soruşturmalarının rüzgârı kendi topraklarına da ulaştı. 20 Ekim günü Amerikan Adalet Bakanlığı (<em>Department of Justice – DoJ</em>) ve çoğu Cumhuriyetçi 11 eyalet Google hakkında kapsamlı bir&nbsp;<a href="https://www.justice.gov/opa/press-release/file/1328941/download">şikâyette</a>&nbsp;bulundu. Başkanlık seçimlerine iki hafta kala bu hareketin politik bir yanı olup olmadığı tartışmasını bir kenara bırakırsak, sunulan şikâyette ciddi ve kapsamlı iddiaların yer aldığı görüyoruz. Her ne kadar Avrupa’daki soruşturmaları yakından izleyenler için iddialara kulak aşinalığı olsa da Google’ın Amerika’da ilk defa bu kapsamda bir dava girişimi ile karşı karşıya olduğu unutulmamalı.&nbsp;</p>



<div><figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2020/10/emin-koksal-doj-google.png?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/avrupa-cezalandirirken-artik-amerika-da-bos-durmuyor-1.png" alt="" /></a></figure></div>



<p><em><strong>Şikâyette ne deniyor?</strong></em></p>



<p>64 sayfalık&nbsp;<a href="https://www.justice.gov/opa/press-release/file/1328941/download">şikâyette</a>&nbsp;&nbsp;<em>DoJ</em>&nbsp;ve 11 eyaletin, Google’ın arama ve reklam pazarlarındaki rekabet karşıtı eylemlerinin sonlandırılmasını amaçladığını görüyoruz. Şikâyetin dayanağı olarak ise Google’ın söz konusu pazarlarda rekabeti engellemesi, tüketici seçeneklerini sınırlaması ve daha da önemlisi yenlikleri kısıtlaması gösteriliyor. Mahkemeden Amerikan tüketicileri, reklamcıları ve internet ekonomisindeki diğer şirketlerin iyiliği için önlemler alması isteniyor.</p>



<p>Şikâyette, internet arama ve buna dayalı reklamcılık endüstrisinin nasıl işlediğine dair temel bilgelerin de yer aldığını görüyoruz. Hemen ardından, böyle bir endüstride gerek kullanıcı sayısı gerekse reklam verenler açısından ölçeğin ne denli önemli olduğuna dair tespitler yer alıyor. Yüksek ölçeğin arama sonuçlarının kalitesini yükselttiği ve algoritmalar kullanılarak reklam gelirlerini arttırıp nasıl daha fazla karlılık sağlandığı anlatılıyor. Bu kısımda Google’ın ismi hiç geçmese de okuduğunuz her cümle sizi Google hakkında bir şeyler düşünmeye itiyor.</p>



<p><em><strong>Google arama hizmetini tüketicilere hangi kanallar ile ulaştırıyor?</strong></em></p>



<p>Şikâyetin en önemli ve belki de bu davanın ana temasını oluşturacak kısım ise arama hizmetlerinin dağıtımına ilişkin. Google gibi firmaların arama yapan tüketicilere öncelikle bu hizmetlerini ulaştırmaları gerekiyor.&nbsp;&nbsp;Bu da günümüzde&nbsp;&nbsp;o tüketicilerin mobil cihazlarındaki uygulamalara, bilgisayarlarında yer alan internet tarayıcılarına girmekle mümkün olabiliyor. Buna bir de son dönemde internete bağlı cihazların (<em>internet of things – IoT</em>) eklendiğini görüyoruz.&nbsp;</p>



<p>Amerikan tüketicilerinin mobil cihazların yüzde 60’ında Apple iOS, geri kalan yüzde 40’ında ise Android işletim sistemi bulunuyor. Google arama hizmetlerini tüketicilere bu mobil işletim sistemleri üzerinden çeşitli uygulamalar aracılığı ile sunuyor. Ancak sorun şu ki Google’ın Apple ile yılardır süre gelen ve Apple cihazlarda Google’ın varsayılan arama motoru olmasına yönelik bir sözleşmesi var. Cihazlarında Android işletim sistemini kullanan üreticilerle ise Google arama araçlarını yüklemelerini özendiren bir dizi uygulaması var. Şikâyette bu kısım oldukça geniş bir yer kaplıyor.&nbsp;</p>



<p>Ayrıca, bilgisayarlarda kullanılan internet tarayıcıları açısından da Google’ın sahip olduğu Chrome’un pazardaki yüksek payının (yüzde 60) yanı sıra diğer tarayıcılarda da varsayılan olma konusunda sözleşmemelerinin olduğu biliniyor. Tüketicilerin varsayılan tarayıcılarını kolay kolay değiştirme zahmetine girmediği düşünüldüğünde, Google’ın bu eylemleri rakiplerinin etkin ölçeğe erişmelerini engelleyen bir davranış olarak değerlendiriliyor.</p>



<p><em><strong>Pazar tanımları ve Google’ın bu pazarlardaki konumu nasıl değerlendiriliyor?</strong></em></p>



<p><em>DoJ</em>&nbsp;Google’ın pozisyonunu ortaya koyabilmek adına üç farklı ilgili ürün pazar tanımı ile karşımıza çıkıyor. Coğrafi pazar olarak ise sadece Amerika Birleşik Devletleri topraklarını dikkate alıyor.</p>



<p>İlk ilgili ürün pazarı olarak “genel arama hizmetleri pazarı” belirleniyor ve Google’ın rakipleri olarak Bing, Yahoo ve DuckDuckGo gibi arama motorlarından bahsediliyor. Bu pazarın en önemli özelliği olarak, tüketicilerin genel arama hizmetleri sayesinde internetteki geniş bilgi yığınına&nbsp;&nbsp;giriş yapabildiklerine vurgu yapılıyor. Bu pazarda Google’ın yıllar itibariyle istikrarlı bir pazar payı artışı sağladığı değerlendirilerek, 2019 yılında yüzde 88’lik bir paya sahip olduğu belirtiliyor.&nbsp;<em>DoJ</em>, en başta bu istikrarlı pazar payı kazanımına ve daha sonra ölçeğin önemine dikkat çekerek Google’ın bu pazarda tekel gücüne sahip olduğunu iddia ediyor.</p>



<p>Tanımlanan diğer iki ilgili ürün pazarı ise “arama reklamcılığı pazarı” ve “arama metin reklamcılığı pazarı” olarak karşımıza çıkıyor. Bunlardan ilki özel arama reklamlarını da (Google Shopping vb.) kapsayan genel bir kategoriyi içerirken, ikincisinin Google aramalarında organik arama sonuçlarının üzerinde çıkan sponsorlu metin içeriklerini kapsadığı anlaşılıyor.&nbsp;<em>DoJ</em>, yine Google’ın bu pazarlardaki istikrarlı payını ve giriş engellerinin varlığını gerekçe göstererek Google’ın her iki pazar da tekel olduğunu iddia ediyor.</p>



<p><em>&nbsp;<strong>Gelelim Google’a ilişkin rekabet karşıtı davranışlara</strong></em></p>



<p><em>DoJ</em>&nbsp;temel olarak, Google’ın söz konusu pazarlardaki tekel konumunu ve bu pazarlardan elde ettiği geliri agresif bir şekilde kullanarak rakiplerine bu pazarları kapadığını ve tekel gücünü koruduğunu iddia ediyor. Bu yolla da Google’ın, tüketicilere ve reklam verenlere zarar verdiğini dile getiriyor.</p>



<p><em>DoJ,</em>&nbsp;iddialarını iki temel başlık altında sıralamış durumda. Bunlardan ilki Google’ın yaptığı sözleşmeler ile mobil arama hizmetlerini kontrol altında tuttuğuna dair iddia.&nbsp;<em>DoJ,</em>&nbsp;gerek Apple ile yapılan varsayılan arama motoru olmaya ilişkin sözleşmenin, gerekse&nbsp;&nbsp;Android’i cihaz üreticilerine “bedava” olarak sunup onlarla Android ekosisteminde Google arama ürünlerinin hakimiyetini sürdürecek sözleşmeler yapmasının rekabeti kısıtladığını iddia ediyor.&nbsp;</p>



<p>Mobildeki bu davranışların yanı sıra&nbsp;<em>DoJ</em>, Google’ın diğer internet tarayıcılarında varsayılan arama motoru olma yönündeki eylemlerinin de rekabeti kısıtladığını iddia ediyor.&nbsp;<em>DoJ</em>, Google’ın&nbsp;&nbsp;kendi tarayıcısı olan Chrome’ın rakipleri olan Safari ve Mozilla gibi (Microsoft Edge hariç) tarayıcılar ile gelir paylaşım modeline girişmiş olmasını da oldukça sakıncalı buluyor. Bu yolla Google’ın kendisine rakip olabilecek arma motorlarına başarı yolunu baştan tıkandığını iddia ediyor.</p>



<p>Google’ın ayrıca geleceğin arama ortamlarını da domine etmesinden endişe ettiğini belirten&nbsp;<em>DoJ</em>; akıllı saat, akıllı hoparlör, akıllı TV ve internete bağlı otomobiller üzerinden gelecekte daha çok arama yapılabileceğine dikkat çekiyor. Google’ın mevcut veya potansiyel rakipleri benzer yönetimlerle bu pazarlardan dışlayarak kontrol edebileceğine vurgu yapıyor.&nbsp;</p>



<p><em><strong>DoJ mahkemeden ne bekliyor?</strong></em></p>



<p><em>DoJ</em>&nbsp;öncelikle mahkemeden, Google’un söz konusu eylemlerinin temel rekabet yasası olan Sherman Yasası’nın 2. Bölümüne aykırı olduğunun tespitini bekliyor. Sonrasında ise etkili bir şekilde, Google’ın bu eylemlerinin sonlandırmasını istiyor. Bunlardan daha dikkat çekici bir beklenti ise yapısal tedbirler de dahil olmak üzere rekabet karşıtı zararları önleyecek tedbirlerin alınması konusunda.&nbsp;<em>DoJ</em>’in bu beklentisinin Android ve/veya Chrome’un Google’ın da içinde bulunduğu ekonomik bütünlükten ayrılmasını gündeme getirip getirmeyeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Kartel Tarama Araçları ve Karteller ile Mücadele</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/kartel-tarama-araclari-ve-karteller-ile-mucadele.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/kartel-tarama-araclari-ve-karteller-ile-mucadele.html</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Dec 2019 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Doğası gereği gizli olan kartel anlaşmalarının, çoğu zaman şikâyet ya da kartelin tarafı olan firmaların pişmanlık başvurusu ile ortaya çıkartıldığını görüyoruz.</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şahin Ardıyok ile birlikte @RekabetRegulasyon.com &#8211; </p>



<p>Doğası gereği gizli olan kartel anlaşmalarının, çoğu zaman şikâyet ya da kartelin tarafı olan firmaların pişmanlık başvurusu ile ortaya çıkartıldığını görüyoruz. Rekabet otoritelerinin sahip olduğu sınırlı kaynaklar sebebiyle, resen (kendiliğinden) inceleme başlatmaları ise nadiren gerçekleşiyor. Böylece mal ve hizmet piyasalarında keşfedilmemiş kartel yapılanmaları doğal ömürlerini sürdürerek toplumsal maliyet yaratmaya devam ediyor. Bu maliyetin azaltılması ve daha çok kartel anlaşmasının ortaya çıkartılması ise reaktif bir yaklaşımdan çok proaktif bir yaklaşımı gerektiriyor. İşte bu noktada, şikâyet ve pişmanlık başvurularını tetikleyecek, resen başlatılacak incelemeler için otoritelerin kaynak kullanımını etkinleştirecek bir yöntem olarak karşımıza kartel tarama araçları (<em>cartel screening tools</em>) çıkıyor.</p>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/kartel-tarama-araclari-ve-karteller-ile-mucadele-1.png" alt="" /></figure></div>



<p>Kartel tarama araçları, rekabet aksaklıklarına dair şüphelerin olduğu pazarlarda bu aksaklıkların varlığını tespit etmeyi amaçlayan tekniklerden oluşuyor. Rekabet Kurumu’nun yayınladığı&nbsp;<a href="https://www.rekabet.gov.tr/(X(1)S(4qbwlxaffw0bysdruj35lgjv))/tr/Sayfa/Yayinlar/rekabet-terimleri-sozlugu/terimler-listesi?icerik=c8a08a0b-2908-4eaa-a293-c5b8f4c99525">terimler listesinde</a>&nbsp;bu tekniklerle pazar yapısı, fiyat, maliyet, pazar payı, ihale teklifleri gibi bilgilerin istatistiksel yöntemlerle değerlendirilip verilerin teşebbüsler arası rekabet karşıtı bir anlaşmanın varlığına yönelik işaretler sunup sunmadığının araştırıldığı ifade ediliyor. Bu açıdan taramaya dayalı analizler, ilgili pazarın daha derinlemesine incelenmesine gerek olup olmadığına dair karar sürecine katkı yapan bir işlev görüyor.</p>



<p>Kartel tarama araçlarının proaktif bir yöntem olarak nitelendirilmesi rekabet otoritelerinin sadece resen harekete geçmesini kolaylaştırması açısından değil, yarattığı caydırıcılık etkisinden de ileri geliyor<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a>. Kendi piyasaları için bu tür incelemeler yapılabileceğini gören firmaların kartel anlaşmalarına girişmekten vazgeçmesi, girişmiş olanların ise pişmanlık başvurusunda bulunmalarının tetiklenmesi söz konusu caydırıcılık etkisinin temelini oluşturuyor. Yani, kartel tarama araçlarının kullanımı bir yandan yeni kartel anlaşmalarının yapılmasında caydırıcı bir rol oynarken diğer yandan da var olan kartellerin çözülmesine katkı yapan etkin bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.</p>



<p><strong><em>Kartel tarama araçları nerelerde kullanılıyor?</em></strong></p>



<p>Her pazarda kartel anlaşmalarının yapılması ve sürdürülmesi mümkün değildir. Bir kartel anlaşmasının tetiklenebilmesi için, pazara hâkim olabilecek sayı ve nitelikte firmanın işbirliği yapabilmesine zemin hazırlayan bir ortamın varlığı gerekir. Sürdürebilmesi için ise kartel üyelerinin belirli bir disiplini sağlaması ve anlaşmadan cayanları cezalandırılabilmesi lazımdır. Bu olgular, sanayi iktisadı ya da oyun teorisi kitaplarından öğrenilebileceği gibi, popüler kültürün bir parçası olan bazı dizilerde de gözlemlenebilir. Örneğin Netflix’in&nbsp;<em>Narcos: Mexico</em>&nbsp;dizisinin<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;ilk bölümlerinde kartelin kurulması için pazarı kapsayacak düzeyde katılımın sağlanmasına yönelik gayretler ve tüm sezon buyunca disiplinin sağlanmasına yönelik eylemler bu çerçevede düşünülebilir. Pragmatik açıdan öğreneceklerimizi alıp bu yasadışı ticareti bir yana bırakırsak, kartel tarama araçlarının yoğunlaşmanın yüksek, satılan ürünlerin homojen ve teşebbüsler arası koordinasyonun mümkün olabileceği pazarların tespit edilmesinde kullanıldığını görüyoruz. “Yapısal tarama” olarak adlandırılan bu yöntem, teşebbüslerin kartel anlaşmalarına meyilli olabilecekleri pazarların tespitinde kullanılıyor. Böylelikle bu pazarların daha yakında takip edilmesi amaçlanıyor.</p>



<p>Öte yandan, rekabet karşıtı davranışlardan şüphelenilen pazarlardaki teşebbüslerin faaliyetlerine yönelik “davranışsal tarama” adı verilen yöntem daha sık kullanılan bir araç olarak karşımıza çıkıyor. Her pazarda bu türden bir incelemenin yapılması mümkün olmasa da şikâyet veya duyumlar ile harekete geçilerek ilgili pazardaki teşebbüslerin fiyatlama, üretim, yatırım vb. davranışları istatistiki yöntemler ile analiz edilerek daha derinlemesine bir inceleme yapılmasına gerek olup olmadığına karar veriliyor.</p>



<p>Bunlara ek olarak, kartel tarama araçları ihalelere yönelik kartel anlaşmalarının varlığının araştırılmasında da etkin bir araç olarak kullanılabiliyor. İhaleye giren teşebbüslerin sadece fiyat teklifleri değil, teklif verirken sundukları diğer bilgiler de analiz edilerek olası bir danışıklılığın izleri ortaya çıkarılabiliyor.</p>



<p><strong><em>Peki, nasıl bir inceleme yapılıyor?</em></strong></p>



<p>Özellikle davranışsal tarama çerçevesinde fiyat, üretim, pazar payları vb. değişkenlerin yönünün ve dağılımlarının incelenmesi, kartel tarama tekniklerinin temelini oluşturuyor. Örneğin, kartelin etkin olduğu dönemde fiyatların artmaya başlaması kartelin sonlandığı dönemlerde ise fiyatların düşmesi yönündeki varsayımdan<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;yola çıkarak, kartel dönemindeki fiyatlama dağılımının kartelin olmadığı dönemden farklı olduğuna yönelik hipotezler sınanıyor.&nbsp;</p>



<p>Varyans, standart sapma, ya da varyasyon katsayısı gibi istatistiki dağılım ölçütleri kullanılarak yapılan bu taramalarda sadece fiyatlama davranışları değil buna etki etmesi beklenen faktörler de göz önüne alınıyor<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a>. Örneğin, fiyatın belirleyicilerinden biri olan maliyetlerin fiyatlama davranışı üzerindeki etkisine bakılarak bazı ipuçları elde edilebiliyor. Somutlaştırmak gerekirse, fiyatların hem yüksek hem de maliyetlere daha az duyarlı olduğu dönemlerde bir kartel anlaşmasının varlığından şüpheleniliyor.&nbsp;</p>



<p>Öte yandan, ihale tekliflerinde kartelin varlığına dair ipuçlarının ortaya çıkarılması ise daha ileri analizleri gerektirebiliyor. Rekabet içinde oldukları görünümünü vermek amacıyla firmaların izlediği bazı stratejiler de dikkate alınarak, rekabetçi olmayan (çok yüksek/düşük) teklifler dışarıda bırakılarak ya da düşük ve yüksek teklifler gruplanarak analizler yapılıyor.</p>



<p><strong><em>Uygulamadan örnekler</em></strong></p>



<p>Kartel tarama araçlarının tasarımının ve uygulamasının genelde kamu ihalelerine odaklandığını görüyoruz. Bunun temel sebebinin ihaleye dair teklif verilerine erişimin ve bir araya getirilmesinin kolay olmasından kaynaklandığı anlaşılıyor. Bunun yanında, özellikle kamu harcamalarının yüksek olduğu ülkelerde ihale kartellerinin ortaya çıkarılmasının yaratacağı faydanın da göz önüne alındığı görülüyor.&nbsp;</p>



<p>Bu kapsamda, İngiltere rekabet otoritesi&nbsp;<em>CMA</em>’nın (<em>Competition and Markets Authority</em>), kuruluşların (özel kuruluşlar dahil) ihalelerinde olası kartel davranışlarını tespit edebilmeleri için tasarladığı kartel tarama aracı gelişmiş bir yazılım olarak karşımıza çıkıyor<a id="_ftnref5" href="#_ftn5"><sup>[5]</sup></a>.&nbsp;<em>CMA</em>’nın resmi internet sayfasından indirilebilecek<a id="_ftnref6" href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a>&nbsp;bu yazılımla, kuruluşlar düzenledikleri ihaleler için teklif sunanların sergilediği eğilimleri, fiyat dağılımlarını, teklif dokümanlarının meta verisini analiz edip sahte teklifleri ve şüpheli durumları tespit edebiliyorlar. Verileri girilen her bir İhale bazında puanlama yapan bu yazılımla CMA, kuruluşların danışıklı ihaleleri tespit etmesine imkân sağlamakla birlikte kendilerine bu konuda başvuru yapılmasını da hedefliyor.</p>



<p>Rekabet otoritelerinin resen inceleme başlatabilmelerine yönelik tarama faaliyetleri için ise İsviçre rekabet otoritesi&nbsp;<em>ComCo</em>’nun (<em>Swiss Competition Commission</em>) yaptığı çalışma örnek gösterilebilir<a id="_ftnref7" href="#_ftn7"><sup>[7]</sup></a>. 2008 yılında yol yapımı ihalelerindeki danışıklılıkları tespit etmek amacıyla başlatılan kartel taraması sonucunda, 2013 yılında soruşturma açıldığını ve 2016 yılında tarama sonuçlarını doğrular şekilde kartel anlaşmasının ortaya çıkartıldığını görüyoruz. Kartel tarama faaliyeti kapsamında ilgili kamu kuruluşundan 282 ihaleye ilişkin alınan veriler temel istatistiki yöntemlerle analiz ediliyor. Kartel tarama araçları burada, şüpheli ihalelerin tespit edilerek resen soruşturma açılmasına zemin hazırlama işlevi görüyor.</p>



<p>Her iki uygulama esasında başta bahsettiğimiz kartellere yönelik proaktif bir yaklaşımın nasıl benimseneceği konusunda yol gösteriyor.&nbsp;<em>CMA</em>’nın uygulaması şikâyet ve pişmanlık başvurularını tetikleme işlevi görürken,&nbsp;<em>ComCo</em>’nun tarama faaliyeti ise resen başlatılacak incelemeler için otoritelerin elini güçlendiriyor.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;<em>Bknz</em>.&nbsp;OECD (2018). Summary of the Workshop on Cartel Screening in the Digital Era. Erişim tarihi 10.03.2020,&nbsp;<a href="https://one.oecd.org/document/DAF/COMP/M(2018)3/en/pdf">https://one.oecd.org/document/DAF/COMP/M(2018)3/en/pdf</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;NETFLIX (2018). Narcos: Mexico. Erişim tarihi 10.03.2020,&nbsp;<a href="https://www.netflix.com/tr/title/80997085">https://www.netflix.com/tr/title/80997085</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;<em>Bknz</em>. CONNOR, J. M. (2005). Collusion and price dispersion.&nbsp;<em>Applied Economics Letters</em>,&nbsp;<em>12</em>(6), 335-338.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4"><sup>[4]</sup></a>&nbsp;<em>Bknz</em>. ABRANTES-METZ, R. M., FROEB, L. M., GEWEKE, J., &amp; TAYLOR, C. T. (2006). A variance screen for collusion.&nbsp;<em>International Journal of Industrial Organization</em>,&nbsp;<em>24</em>(3), 467-486.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5"><sup>[5]</sup></a>&nbsp;CMA (2017). Screening for Cartels: Tools for Procurers. Erişim tarihi 10.03.2020,&nbsp;<a href="https://www.gov.uk/government/publications/screening-for-cartels-tool-for-procurers/about-the-cartel-screening-tool">https://www.gov.uk/government/publications/screening-for-cartels-tool-for-procurers/about-the-cartel-screening-tool</a>&nbsp;.</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6"><sup>[6]</sup></a>&nbsp;2020 Şubat ayı itibariyle ilgili sayfa mevcut olmasına rağmen söz konusu yazılım siteden kaldırılmıştır.</p>



<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7"><sup>[7]</sup></a>&nbsp;<em>Bknz</em>. IMHOF, D., KARAGÖK, Y., &amp; RUTZ, S. (2018). Screening for Bid Rigging—Does It Work?.&nbsp;<em>Journal of Competition Law &amp; Economics</em>,&nbsp;<em>14</em>(2), 235-261.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Competition Policy Towards Digital Platforms</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/competition-policy-towards-digital-platforms.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/competition-policy-towards-digital-platforms.html</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Dec 2019 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>In December issue of Network Industries Quarterly, I summarize the current EU and US approaches towards the digital platforms, and then underline two challenging areas in which competition policy tools should be…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/competition-policy-towards-digital-platforms-cover.jpg" alt=""></p>
<p>In December issue of Network Industries Quarterly, I summarize the current EU and US approaches towards the digital platforms, and then underline two challenging areas in which competition policy tools should be actively applied. </p>



<p>In fact, the full issue is reserved for an exploration of whether and how digital platforms should and could be regulated. The four contributing authors, all professors, take a step back and look at where we stand in terms of the more academic debate on digital platforms, especially on these platforms that clearly have public (service) implications. In turn, they will apply economic, competition, legal and political perspectives on the regulation of digital platforms and try to derive from there the current state of the debate. </p>



<p>In my piece I assert that competition policy needs an evolvement to deal with the increasing dominance of the digital platforms. However, radical remedies like breaking up the platforms are not compatible with the nature of platform markets. Nonetheless, constantly fining the platforms for their wrong doings is not an effective way to ensure competition, unless it is applied as a part of a new approach. Maintaining innovation incentives and curbing market power at the same time in platform markets can only be achieved through adopting a new understanding in competition policy.</p>



<p>To read my piece <a href="https://www.network-industries.org/wp-content/uploads/2019/12/Competition-Policy-Towards-Digital-Platforms.pdf">click here</a>.</p>



<p>To read the full issue <a href="https://www.network-industries.org/wp-content/uploads/2019/12/NIQ-Vol-21-Issue-4-December-2019.pdf">click here</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Rekabet Uyum Programlarına Amerika’dan Yeni Bir Soluk</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/rekabet-uyum-programlarina-amerikadan-yeni-bir-soluk.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/rekabet-uyum-programlarina-amerikadan-yeni-bir-soluk.html</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Dec 2019 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Rekabet Uyum Programları (RUP), rekabet hukuku kurallarının piyasalarda derinlik kazanmasında önemli bir role sahip. Rekabet kültürünün yaygınlaşması ve ihlalleri önleyecek şekilde firmalar tarafından içselleştirilmesi…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/rekabet-uyum-programlarina-amerikadan-yeni-bir-soluk-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Şahin Ardıyok ile birlikte @RekabetRegulasyon.com &#8211; </p>



<p>Rekabet Uyum Programları (RUP), rekabet hukuku kurallarının piyasalarda derinlik kazanmasında önemli bir role sahip. Rekabet kültürünün yaygınlaşması ve ihlalleri önleyecek şekilde firmalar tarafından içselleştirilmesi bu rolü pekiştiren bir unsur. Fakat, RUP’ların firmalarca benimsenmesi, büyük oranda rekabet otoritelerinin bu tür programlara yaklaşımına bağlı. İdeal RUP tasarımına dair ipuçlarının ve olası bir incelemede bu programların ne oranda dikkate alınacağına dair öngörünün varlığı firmaların motivasyonunu arttırırken, bunlar konusundaki belirsizlikler ise ihlal riskleriyle daha sık karşılaşmalarına sebep oluyor.</p>



<p><strong><em>Rekabet Kurumu’nun RUP’lara yönelik yaklaşımı</em></strong></p>



<p>Rekabet Kurumu’nun (RK) özelikle 2010’lu yılların başlarında RUP’lar konusunda oldukça aktif bir yaklaşım sergilediğini görüyoruz. 2011 yılında RK’nın halkla ilişkiler faaliyetleri açısından önemli yere sahip Rekabet Mektubu’nda, RUP’ların önemine özel bir vurgu yapıldığına şahit oluyoruz. 2013 yılında ise bu vurgunun “Rekabet Hukuku Uyum Program” adlı&nbsp;<a href="https://www.rekabet.gov.tr/File/?path=ROOT%2f1%2fDocuments%2fGenel+%C4%B0%C3%A7erik%2fuyumprogram%C4%B1.pdf">çalışma</a>&nbsp;ile somutlaştığını görüyoruz<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a>. O yıllarda firmaların RUP uygulamalarının dikkate aldığı&nbsp;<a href="http://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=71825335-44d6-4c46-9826-b90ec8e8baf6">kararlara</a>&nbsp;da rastlamak mümkün<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a>. Fakat son yıllarda RK’nın bu alanda ne bir faaliyetine, ne kararlarında yol gösterici bir işarete, ne de RUP’lara dair tutumunda bir değişiklik olup olmadığına dair bir güncellemeye denk geldik. Fakat dünyada bu alanda RUP’ların tasarımını ve uygulanmasını özendiren yeni gelimeler oluyor.<strong><em></em></strong></p>



<p><strong><em>Amerika’dan RUP’ların önemini arttıran bir yaklaşım</em></strong></p>



<p>Geçtiğimiz yaz Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Adalet Bakanlığı (<em>DoJ</em>&nbsp;–&nbsp;<em>Department of Justice</em>), fiyat tespiti, ihalelerde danışıklılık ve pazar paylaşımı gibi temel rekabet ihlalleri çerçevesinde RUP’ların nasıl değerlendirileceğine dair bir&nbsp;<a href="https://www.justice.gov/atr/page/file/1182001/download">rehber</a>&nbsp;yayınladı<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a>.&nbsp;&nbsp;Bu rehber&nbsp;<em>DoJ’</em>nin iddialar ve ceza teklifleri süreçlerinde firmaların uyguladıkları RUP’ların ne ölçüde ve nasıl dikkate alacağına yönelik öngörülerin yanında, RUP’ların nasıl tasarlanması gerektiği konusunda da önemli bilgiler içeriyor.&nbsp;</p>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/rekabet-uyum-programlarina-amerikadan-yeni-bir-soluk-1.png" alt="" /></figure></div>



<p><strong><em>DoJ’in yeni rehberinde neler var?</em></strong></p>



<p>Temelde iki bölümden oluşan bu rehberin ilk bölümümde, soruşturmacıların iddia süreçlerinde RUP’ları değerlendirirken hangi faktörleri göz önüne alacakları sıralıyor. Bu faktörler kısaca şu şekilde yer alıyor:</p>



<ul><li><strong><em>Tasarım ve kapsayıcılık</em></strong>: RUP’un tasarımın firmanın iş yapış şekli ile ne kadar entegre olduğu büyük önem taşıyor. Firmanın esas faaliyetlerini ne oranda kapsandığı dikkate alınıyor.</li><li><strong><em>Uyum kültürü</em></strong>:&nbsp;Bir firmanın RUP’u ne kadar içselleştirdiği uygulamada oldukça belirleyici oluyor.&nbsp;<em>DoJ</em>, RUP’un kurum kültürü içerisinde yer bulması açısından üst düzey yöneticilerin tutum ve davranışlarının dikkate alınması gerektiğine vurgu yapıyor.&nbsp;</li><li><strong><em>Uyum programının sorumluluğu</em></strong>: RUP’taki hedeflerin tam anlamıyla hayata geçebilmesi için programın sorumluluğunu üstlenen kişilerin yeteri derecede özerklik, yetki ve kaynağa sahip olması gerekiyor.</li><li><strong><em>Risk değerlendirmesi</em></strong>: RUP kapsamında rekabet ihlali risklerinin değerlendirilmesi ve ilk etapta belirmeyen (olası) risklerin tespit edilmesi bekleniyor. Ayrıca bu risklerin nasıl yönetileceğine dair adımların tanımlanıp tanımlanmadığına bakılıyor.</li><li><strong><em>Eğitim ve iletişim</em></strong>: RUP kapsamında eğitim verilen kişiler, eğitimin süresi, tekrarlanma sıklığı, formatı, özgünlüğü&nbsp;<em>DoJ</em>’nin dikkate aldığı unsurlar arasında yer alıyor. Ayrıca anlaşılırlığı arttırmak için nitelikli iletişimin gerekliliğine vurgu yapılıyor.</li><li><strong><em>Periyodik değerlendirme ve denetim</em></strong>:&nbsp;<em>DoJ</em>, RUP’un periyodik değerlendirme ve denetim çıktılarına göre nasıl güncellendiğini dikkate alıyor.</li><li><strong><em>Raporlama</em></strong>: İhlal (riski) söz konusu olduğunda ne zaman, nasıl ve ne kadar bağımsız bir raporlama sistemi olduğu sorgulanıyor.</li><li><strong><em>Motivasyon ve disiplin</em></strong>: RUP’ta belirlenen esaslar çerçevesinde nasıl bir ödül/ceza mekanizması olduğuna ve buna dair geçmiş kayıtların varlığına özel bir önem veriliyor.</li><li><strong><em>İyileştirme ve ihlallerin keşfinde uyum programının rolü</em></strong>: RUP’un etkinliğinin hem ihlal sırasında hem de ceza önerisi sürecinde etkili olduğu vurgulanırken, soruşturma konusu ihlalin keşfedilip keşfedilmediğine ve nasıl aksiyon alındığına dikkat çekiliyor.</li></ul>



<p>Rehberin ikinci bölümünde ise ceza teklifi sürecinde rekabet uyum programının nasıl dikkate alınacağı aydınlatılıyor. Bunları aşağıdaki gibi kısaca aktarmak mümkün:&nbsp;</p>



<ul><li><strong><em>Etkin bir uyum programının varlığı</em></strong>: RUP’un etkinliği ceza sürecinde dikkate alınıyor. Örneğin üst düzey yöneticilerin ihlale karışmaları durumunda programın etkin olmadığı değerlendirmesi yapılıyor.</li><li><strong><em>Uyum çabasını dikkate alan ceza tecili (probation</em></strong><strong><em>):</em></strong>&nbsp;Uyum için gayret gösterildiğine kanaat getirildiği durumlarda – tekrar etmesi durumunda daha yüksek bir ceza ile karşılaşacak şekilde – tam bir uyum programı uygulanması koşuluyla ceza tecili önerilebiliyor.</li><li><strong><em>İhlal sonrası çabalar</em></strong>: ihlal sonrasında – özellikle üst düzey yöneticiler tarafından – gösterilen çabalar ve/veya tekrarlayan ihlallerin önlemesi için alınan önlemlere RUP kapsamında yer alması ceza teklifi sürecinde dikkate alınıyor.</li></ul>



<p><strong><em>Özetlersek &#8230;&nbsp;</em></strong></p>



<p><em>DoJ</em>’nin hazırladığı rehberin amacının, firmaları rekabet kurallarına uyuma teşvik etmek ve bu uyum çabalarını dikkate alan bir karar verme sürecini hayata geçirmek olduğu görülüyor. Benzer bir girişimin RK tarafından da gündeme alınmasını diliyoruz.&nbsp;</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;RK (2013). Rekabet Hukuku Uyum Programı. Erişim tarihi 22.04.2020,&nbsp;<a href="https://www.rekabet.gov.tr/File/?path=ROOT%2f1%2fDocuments%2fGenel+%C4%B0%C3%A7erik%2fuyumprogram%C4%B1.pdf">https://www.rekabet.gov.tr/File/?path=ROOT%2f1%2fDocuments%2fGenel+İçerik%2fuyumprogramı.pdf</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;<em>Bkz</em>. Rekabet Kurulu’nun 17.03.2011 tarih ve 11-16/287-92 sayılı kararı. Erişim tarihi 22.04.2020,&nbsp;<a href="http://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=71825335-44d6-4c46-9826-b90ec8e8baf6">http://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=71825335-44d6-4c46-9826-b90ec8e8baf6</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;DoJ (Temmuz 2019). Evaluation of Corporate Compliance Programs in Criminal Antitrust Investigations. Erişim tarihi 22.04.2020,&nbsp;<a href="https://www.justice.gov/atr/page/file/1182001/download">https://www.justice.gov/atr/page/file/1182001/download</a>.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Medya &amp; Eğlence Sektöründeki Dijital Dönüşüm ve İçerik İletimi</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/medya-eglence-sektorundeki-dijital-donusum-ve-icerik-iletimi.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/medya-eglence-sektorundeki-dijital-donusum-ve-icerik-iletimi.html</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Dec 2019 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>Geleneksel medyanın her türü – gazete, TV ve radyo – gelişen teknoloji ve değişen tüketici alışkanlarına ayak uydurabilmek için yayınlarını internet aracılığıyla da iletiyor. Bu mecralar başta rekabet ettiklerini…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/medya-eglence-sektorundeki-dijital-donusum-ve-icerik-iletimi-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Şahin Ardıyok ile birlikte @RekabetRegulasyon.com &#8211; </p>



<p>Geleneksel medyanın her türü – gazete, TV ve radyo – gelişen teknoloji ve değişen tüketici alışkanlarına ayak uydurabilmek için yayınlarını internet aracılığıyla da iletiyor. Bu mecralar başta rekabet ettiklerini düşündükleri sosyal medyanın bugün artık bir parçası haline gelmiş durumda. Sinema gibi yüz yıllık bir eğlence sektörünün internet ile tanışması ise gösterim mekanlarının değişimi ile sonuçlanacak gibi. <em>Netflix</em> vb. video platformlarının yaygınlaşmasıyla, sinema salonları yerini hızla evlerin salonlarına bırakıyor. Eskiden sadece eve çağırdığınız arkadaşlarınızla oynayabileceğiniz video oyunlarını ise artık dünyanın dört bir yanından oyuncularla gerçek zamanlı olarak oynamanız mümkün. Medya ve eğlence dünyasındaki bu dönüşüm her ne kadar üretilen içeriklerle ilerliyor gibi gözükse de aslında içerik iletim teknolojileri sayesinde mümkün olabiliyor.</p>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/medya-eglence-sektorundeki-dijital-donusum-ve-icerik-iletimi-1.png" alt="" /></figure></div>



<p><strong><em>İçerik iletim ağları (CDN – Content Delivery Networks) pazarındaki gelişmeler</em></strong></p>



<p>İçerik iletim ağları (“<em>CDN</em>”), internetin olmaz ise olmaz bir parçası.&nbsp;<em>CDN</em>’lerin temel işlevi, internet kullanıcılarının tükettiği içeriği onlara en yakın lokasyonda tutarak hızlı ve kesintisiz bir şekilde iletilmesini sağlamak. Kullanıcılara kalite ve hız konusunda iyi bir deneyim yaşatmayı amaçlayan bu şebekeler, dağıtık sunuculardan ve yazılımlardan oluşuyor.&nbsp;</p>



<p>Bu noktada,&nbsp;<em>CDN</em>’lerin evlere ya da işyerlerine erişim hizmeti veren internet servis sağlayıcılardan (“ISS”) ayrı bir işlevi olduğunu vurgulayalım.&nbsp;<em>CDN</em>’ler, kullanıcılar ile direk teması olan servis sağlayıcılara göre internet ağının merkezinde yer alıyorlar. Her ne kadar izlediğimiz videolar donduğunda ya da istediğimiz kalitede hizmet alamadığımız da ISS’leri suçlasak da bunda bu videoların iletimini sağlayan&nbsp;<em>CDN</em>’lerin de payı olabiliyor. O yüzdendir ki,&nbsp;<em>Netflix</em>,&nbsp;<em>Amazon</em>&nbsp;ve&nbsp;<em>Google</em>&nbsp;gibi kendileri de içerik sunan şirketler bunların daha kaliteli iletimi için dünyanın dört bir yanında&nbsp;<em>CDN</em>&nbsp;yatırımları yapıyorlar.</p>



<p><em>Google</em>&nbsp;ve&nbsp;<em>Amazon</em>’un yanında&nbsp;<em>Alibaba</em>,&nbsp;<em>Akamai</em>&nbsp;ve&nbsp;<em>Tata</em>&nbsp;gibi birçok oyuncunun olduğu küresel&nbsp;<em>CDN</em>&nbsp;pazarı, özellikle son yıllarda çok hızlı bir büyüme içerisinde. Geçtiğimiz yıl 11 miyar dolar olarak hesaplanan pazar büyüklüğünün, önümüzdeki beş yılın sonunda üçe katlanacağı tahmin ediliyor<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a>. Bu büyümenin arkasındaki itici güç ise tabi ki yazının başında bahsettiğimiz medya ve eğlence sektöründeki dönüşüm.</p>



<p><strong><em>Görsel medya ve eğlence sektöründeki dijital dönüşüm</em></strong></p>



<p>Online video ve oyun uygulamalarını da kapsayan ve genel olarak internet üzerinden sunulan uygulamaları ifade eden&nbsp;<em>OTT</em>&nbsp;(<em>over-the-top</em>) hizmetleri, hem iş hayatını hem de günlük hayatı zenginleştiren bir gelişim içerisinde. Örneğin&nbsp;<em>YouTube</em>’dan bilgi ve eğlence amaçlı bir çok içeriğe erişmek,&nbsp;<em>Netflix</em>&nbsp;vb. platformlardan dizi/film içeriklerine ulaşmak ve sayıları artan oyun platformlarından online oyunlar oynamak artık her seviyeden internet kullanıcısı için mümkün.&nbsp;</p>



<p>Bu gelişmeler tüketicilerde tatminin de ötesinde – özellikle internet neslinde – büyük bir beklenti de yaratmış durumda. Örneğin, online video içeriklerinin üretimi artarken, yüksek çözünürlüklü video erişiminin birçok akıllı cihazda yaygınlaşması hızlı ve kesintisiz hizmet beklentisini arttırıyor. Hatta, sabit internet erişimindeki kalite, artık mobil internetten de bekleniyor. Bütün bunlar bir yandan medya ve eğlence tüketimindeki dönüşümü hızlandırırken, diğer yandan da içeriklerin hızlı ve kesintisiz bir biçimde iletilmesi yönündeki baskıyı arttırıyor. Özellikle, Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya’nın bir bölümünde online video ve oyun hizmetlerine dair yeni teknolojilerin kullanıcılar tarafından hızlı bir şekilde benimsenmesi, bu içerikleri ileten&nbsp;<em>CDN</em>’leri daha da önemli hale getiriyor.&nbsp;</p>



<p><strong><em>İçerik üretim ve iletimindeki yakınsama</em></strong></p>



<p>Haber, bilgi ve eğlence amaçlı içerik üreten geleneksel medya şirketlerinin, hizmetlerini internet üzerinden erişilebilir kılmak için internet teknolojilerinin farklı katmanlarını kullandıklarını görebiliyoruz. En yaygın uygulama, hali hazırda devam eden yayınları kendi geliştirdikleri&nbsp;<em>OTT</em>&nbsp;uygulamaları ile devreye sokma şeklinde<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a>. Her ne kadar bunu küçük ölçeklerde sürdürmek mümkün olsa da küresel boyutta hizmet vermek&nbsp;<em>CDN</em>’lerle iş birliği yapmayı zorunlu kılıyor. Bu aşamada&nbsp;<em>CDN</em>&nbsp;şirketleri ile kiralamadan gelir paylaşımına kadar geniş bir yelpazede iş birliği olanaklarının mümkün olduğu görüyoruz.</p>



<p>Bazen de telekom şirketlerinin medya sektörüne girdiğine şahit oluyoruz. İçeriğin üretim ve iletiminin yarattığı iktisadi değer ölçüsünde, telekom şirketleri ile medya şirketleri arasında dikey entegrasyon girişimleri yaygınlaşıyor. Geçtiğimiz yıllarda rekabet camiasının gündemini uzun süre meşgul eden&nbsp;<em>AT&amp;T</em>&nbsp;–&nbsp;<em>Time-Warner</em>birleşmesi bunun bir örneği. Ülkemizde de&nbsp;<em>Turkcell</em>, kısmen de&nbsp;<em>Türk Telekom</em>’un sunduğu isteğe bağlı yayınları da bu tür bir yakınsamanın başlangıcı olarak saymak mümkün. Önümüzdeki süreçte – ekonomik koşulların da etkisiyle – bu yakınsamanın birleşme ve devralmaları tetiklemesi de muhtemel.</p>



<p>Özetlemek gerekirse, medya ve eğlence dünyasındaki dijital dönüşüm, içeriğin üretimi ve tüketilmesinden ibaret değil. Bu dönüşümde içeriğin iletilmesine dair teknolojik ilerlemelerin ve yatırımların büyük rolü var. Bu durumu içeriğin üretimi ve iletimi arasındaki yakınsamanın yarattığı gelişmelerden de anlamak mümkün.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;RESEARCH &amp; MARKETS (2020).&nbsp;<em>Content Delivery Network (CDN) Market &#8211; Growth, Trends, and Forecast (2020 &#8211; 2025)</em>. Erişim tarihi 25.03.2020,&nbsp;<a href="https://www.researchandmarkets.com/reports/4591264/content-delivery-network-cdn-market-growth">https://www.researchandmarkets.com/reports/4591264/content-delivery-network-cdn-market-growth</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;DELOITTE (2020). Technology, Media and Telecommunications Predictions 2020. Erişim tarihi 25.03.2020,&nbsp;<a href="https://www2.deloitte.com/content/dam/insights/us/articles/722835_tmt-predictions-2020/DI_TMT-Prediction-2020.pdf">https://www2.deloitte.com/content/dam/insights/us/articles/722835_tmt-predictions-2020/DI_TMT-Prediction-2020.pdf</a>.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Avrupa Birliği cezalandırırken Amerika ne yapıyor?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/avrupa-birligi-cezalandirirken-amerika-ne-yapiyor.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/avrupa-birligi-cezalandirirken-amerika-ne-yapiyor.html</guid>
      <pubDate>Thu, 26 Dec 2019 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Bu yıl ABD’de başkanlık seçimi için yapılacak tartışmaların bir parçasını da dijital pazarlardaki rekabet politikasına dair söylemlerin oluşturacağı görülüyor. Dijital platformlara Avrupa Birliği’nde cezalar verilip art…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şahin Ardıyok ile birlikte @RekabetRegulasyon.com &#8211; </p>



<p>Bu yıl ABD’de başkanlık seçimi için yapılacak tartışmaların bir parçasını da dijital pazarlardaki rekabet politikasına dair söylemlerin oluşturacağı görülüyor. Dijital platformlara Avrupa Birliği’nde cezalar verilip art arda soruşturmalar açılırken, ABD’de henüz bu alanda uygulanmış bir yaptırım söz konusu değil. Fakat&nbsp;Google, Facebook, Amazon gibi dev platformları&nbsp;bölmek, hatta parçalara ayırmak şeklinde&nbsp;politik bir söylem uzun bir süredir var.</p>



<p>Bu görüşü geçtiğimiz yıl&nbsp;açıkça dillendiren kişi, Demokratların olası başkan adayı Senatör Elizabeth Warren.&nbsp;Warren&nbsp;–&nbsp;her ne kadar bu açıklıkta belirtmese de –&nbsp;dev platformların bölünmeleriyle ölçeklerinin sınırlanacağını, potansiyel rakiplerin rekabet şansının artacağını ve bunun da arzu edilir bir rekabetçi piyasa düzenine işaret edeceğini&nbsp;söylüyor.&nbsp;DahasıWarren,&nbsp;özelikle Amazon gibi e-ticaret şirketlerinin kendi pazaryerlerinde hem işletici hem de satıcı olmalarını engelleyen bir yasal düzenlemeyi de savunuyor<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a>.</p>



<p><strong><em>Bu politik söylemlere akademik destek de var</em></strong></p>



<p>Bu&nbsp;tür söylemler geniş halk kitlelerinden ve bazı çıkar gruplarından destek bulduğu için politikacıların gündeminde olmaya devam edecek gibi görünüyor. Ancak, ilk bakışta hakkaniyetli bir yaklaşımı çağrıştırıyor&nbsp;olsa da, bu tür&nbsp;müdahalelerin&nbsp;uygulamaya geçebilmesi için&nbsp;hem hukuki hem de iktisadi&nbsp;açıdan&nbsp;gerekçelendirilmesi&nbsp;gerekiyor.&nbsp;Nitekim, Lina Khan gibi rekabet hukuku akademisyenlerinin çalışmaları ile bu alanda bir altyapı oluşturulduğu söylenebilir. Geçtiğimiz yıllarda rekabet dünyasında ses getiren makalesinde Khan<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a>,&nbsp;&nbsp;mevcut rekabet hukukuna dair çerçevenin dijital ekonomideki pazar gücüne dair sorunlarla baş etmekte yetersiz kaldığını iddia ediyor. Khan, makalesinde dijital platformların gücü ile baş edebilmek için iki yoldan bahsediyor: (1) geleneksel rekabet politikası prensiplerini yeniden tasarlamak veya (2) söz konusu platformlar için öncül düzenlemeler (regülasyonlar) getirmek.&nbsp;&nbsp;Khan bu konuda yalnız da değil. Tamamen aynı argümanlarla olmasa da kendi alanlarında şöhret sahibi akademisyenlerin Chicago Üniversitesi Stigler Merkezi için hazırladıkları rapor da benzer öneriler sunuyor<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a>. Raporun temel çıktılarından biri dijital platformlara yönelik öncül düzenlemeler yapacak bir dijital otoritenin kurulmasına işaret ediyor.&nbsp;</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/avrupa-birligi-cezalandirirken-amerika-ne-yapiyor-1.png" alt="" /></figure>



<p><strong><em>Rekabet ile ilgili otoriteler ne yapıyor?</em></strong></p>



<p>ABD’de rekabet politikası uygulayıcıları olarak, FTC (Federal Ticaret Komisyonu), DoJ’den (Adalet Bakanlığı) bahsedebiliriz. Ancak eyalet savcılarının da rekabet ihlali sayılabilecek davranışlara müdahil olabileceğini eklemek gerekir.&nbsp;</p>



<p>Dijital platformlar özellikle son birkaç yıldır FTC ve DoJ’in gündeminden düşmüyor. Hali hazırda – muhtemelen karmaşık bir işle uğraştıklarının farkında olduklarından – aralarında bir iş bölümü yapmış durumdalar. Şirketler bazında yapılan bu iş bölümünde FTC, Facebook ve Amazon ile ilgilenirken DoJ, Google ve Apple’ı mercek altına almış durumda<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a>. Henüz doğrudan rekabet ihlaline dair somut bir soruşturma olmasa da her iki kurumun da incelemelerinde kayda değer bir mesafe kat ettiği anlaşılıyor.&nbsp;</p>



<p>Bu arada, 50 eyalet savcısının Google’ın reklam ve arama pazarlarındaki davranışlarına dair bir inceleme başlattığını da ekleyelim. Bu olayı geçtiğimiz sonbahar Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin merdivenlerinde yaptıkları bir açıklama ile kamuoyuna bildirdiler<a id="_ftnref5" href="#_ftn5"><sup>[5]</sup></a>. Ayrıca temsilciler meclisi rekabet alt komisyonunda da geçen yıldan bu yana devam eden bir inceleme söz konusu.</p>



<p><strong><em>FTC ve DoJ dijital pazarları nasıl bir anlayışla ele alıyorlar?</em></strong></p>



<p>FTC ve DoJ’in dijital pazarları incelerken takındıkları tavrının – politikacılarınkinden farklı olarak – gayet serin kanlı ve sağduyulu olduğunu söylemek gerek. Kamuoyuna yaptıkları açıklamalardan, dijital pazarların ülkenin ekonomik büyümesinde ve tüketici refahındaki artışta önemli bir rol oynadığının farkında oldukları anlaşılıyor. Dahası, rekabet ihlaline dair herhangi bir yaptırımın somut delillere dayanması gerektiğini ve her incelemenin bir yaptırım ile sonuçlanmayacağına vurgu yapıyorlar.&nbsp;</p>



<p>Örneğin, geçtiğimiz bahar FTC’nin başkan yardımcısı Finch’in yaptığı açıklamalar bu yönde bir sağduyu ve öngörüye işaret ediyor. Finch, bugün rekabet için birer tehdit olarak görülen Google, Facebook, Amazon vb. platformların, şimdi sahip oldukları üstünlüklerin inovasyon ve yatırım güdüsünden kaynaklandığını, rekabet otoritelerinin görevinin ise tüketici talebini karşılayacak bu üstünlükleri elde edilebilecek yarışın hızlandırılması olduğunu söylüyor. Finch bu konudaki görüşünü, “<em>geleceğin yenilikçilerinin neler yapabileceği bu güdüleri koruduğumuz sürece bizleri şaşırtacaktır</em>” şeklinde dile getiriyor<a id="_ftnref6" href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a>.</p>



<p>FTC’nin rekabet birimin başındaki Hoffman’ın daha yakın tarihte yaptığı bir açıklama ise FTC’de bu işle uğraşan ekibin dijital pazarlardaki incelemelere rehberlik edecek çıktıları hazırlamakla meşgul olduğunu haber veriyor<a id="_ftnref7" href="#_ftn7"><sup>[7]</sup></a>. Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, somut bir fiilin incelenmesinden çok dijital pazarlarda ne tür davranışların rekabet karşıtı olabileceğine dair bir çerçeve belirlenmeye çalışılıyor.&nbsp;</p>



<p>DoJ’in de benzer ve hatta daha kapsamlı bir girişim içinde olduğunu görüyoruz. Geçtiğimiz yılın Temmuz ayında duyurulduğu kadarıyla DoJ, dijital pazarlara yönelik geniş çaplı bir rekabet incelemesi başlatmış durumda. Bu inceleme kapsamında tüketicilerin, şirketlerin ve girişimcilerin arama, sosyal medya ve bazı e-ticaret hizmetleri pazarlarındaki kaygılarına yönelik bir araştırmanın yapılacağı anlaşılıyor<a id="_ftnref8" href="#_ftn8"><sup>[8]</sup></a>.</p>



<p><strong><em>Özetlemek gerekirse</em></strong></p>



<p>Avrupa Birliği’nde dijital platformlara yönelik yaptırmalar karara bağlanıp yeni soruşturmalar açılırken, ABD’de – rekabet ihlali açısından – somut bir soruşturma ya da yaptırımdan henüz bahsedemiyoruz. Süregiden politik söylemlerin önümüzdeki başkanlık seçimleri sürecinde daha da alevlenmesi beklenirken, FTC ve DoJ gibi kurumların daha sağduyulu ve öngörülü bir tavır içinde oldukları görülüyor.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;HERNDON, A. W. (8 Mart&nbsp;&nbsp;2019). Elizabeth Warren Proposes Breaking Up Tech Giants Like Amazon and Facebook.&nbsp;<em>The New York Times</em>. Erişim için&nbsp;<a href="https://www.nytimes.com/2019/03/08/us/politics/elizabeth-warren-amazon.html?module=inline">https://www.nytimes.com/2019/03/08/us/politics/elizabeth-warren-amazon.html?module=inline</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;KHAN, L. M. (2016). Amazon’s Antitrust Paradox.&nbsp;<em>Yale Law Journal</em>,&nbsp;<em>126</em>(3), 710–805.</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;STIGLER CENTER. (2019).&nbsp;<em>Stigler Committee on Digital Platforms Final Report</em>. Erişim için&nbsp;<a href="https://research.chicagobooth.edu/-/media/research/stigler/pdfs/digital-platforms---committee-report---stigler-center.pdf">https://research.chicagobooth.edu/-/media/research/stigler/pdfs/digital-platforms&#8212;committee-report&#8212;stigler-center.pdf</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4"><sup>[4]</sup></a>&nbsp;KENDALL, B., &amp; McKINNON, J. D. (3 Haziran 2019). Congress, Enforcement Agencies Target Tech.&nbsp;<em>The Wall Street Journal</em>. Erişim için&nbsp;<a href="https://www.wsj.com/articles/ftc-to-examine-how-facebook-s-practices-affect-digital-competition-11559576731?mod=article_inline">https://www.wsj.com/articles/ftc-to-examine-how-facebook-s-practices-affect-digital-competition-11559576731?mod=article_inline</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5"><sup>[5]</sup></a>&nbsp;KENDALL, B. (9 Eylül 2019). Attorneys General Launch Probe of Google.&nbsp;<em>The Wall Street Journal</em>. Erişim için&nbsp;<a href="https://www.wsj.com/articles/attorneys-general-launch-probe-of-google-11568055853">https://www.wsj.com/articles/attorneys-general-launch-probe-of-google-11568055853</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6"><sup>[6]</sup></a>&nbsp;McDONNEL, C. (26&nbsp;Mart&nbsp;2019). US DOJ view of digital platforms guided by Trinko.&nbsp;<em>Global Competition Review</em>.&nbsp;&nbsp;Retrieved from,&nbsp;<a href="https://globalcompetitionreview.com/article/1189234/us-doj-view-of-digital-platforms-guided-by-trinko">https://globalcompetitionreview.com/article/1189234/us-doj-view-of-digital-platforms-guided-by-trinko</a>.</p>



<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7"><sup>[7]</sup></a>&nbsp;FUNG,&nbsp;B. (11 Eylül&nbsp;2019). FTC ramping up its Big Tech antitrust investigations.&nbsp;<em>CNN Business</em>.&nbsp;&nbsp;Erişim için&nbsp;<a href="https://edition.cnn.com/2019/09/11/tech/ftc-big-tech-antitrust-investigations/index.html">https://edition.cnn.com/2019/09/11/tech/ftc-big-tech-antitrust-investigations/index.html</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn8" href="#_ftnref8"><sup>[8]</sup></a>&nbsp;ROMM, T., DWOSKIN, E. &amp; TIMBERG, C.&nbsp;(24 Temmuz&nbsp;2019). Justice Department announces broad antitrust review of big tech.&nbsp;<em>The Washington Post</em>.&nbsp;&nbsp;Erişim için&nbsp;<a href="https://www.washingtonpost.com/technology/2019/07/23/justice-department-announces-antitrust-review-big-tech-threatening-facebook-google-with-more-scrutiny/">https://www.washingtonpost.com/technology/2019/07/23/justice-department-announces-antitrust-review-big-tech-threatening-facebook-google-with-more-scrutiny/</a>.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Hayatın İçindeki İktisat</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/hayatin-icindeki-iktisat.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/hayatin-icindeki-iktisat.html</guid>
      <pubDate>Mon, 16 Dec 2019 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Economics &amp; Public Policy</category>
      <description>Benim de katkıda bulunduğum “Hayatın İçindeki İktisat”, iktisadi davranışlara farklı bir bakış sunmayı amaçlayan sorulardan yola çıkan makalelerden oluşan bir kitap. Geçtiğimiz ay İletişim Yayınları’ndan çıktı! N. Emrah…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/hayatin-icindeki-iktisat-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Benim de katkıda bulunduğum &#8220;Hayatın İçindeki İktisat&#8221;, iktisadi davranışlara farklı bir bakış sunmayı amaçlayan sorulardan yola çıkan makalelerden oluşan bir kitap. Geçtiğimiz ay İletişim Yayınları&#8217;ndan çıktı! N. Emrah Aydınonat ve Ü. Barış Urhan’ın büyük bir gayretle derledikleri bu kitap, bir yandan modern insanın arızalarının bir kısmını daha yakından tanımayı ve bunların iktisadi sonuçlarını incelemeyi hedeflerken, bir yandan da iktisadın nasıl bir bilim olduğuna dair yerleşik fikirleri değiştirecek çalışmalara dayanıyor.</p>



<p><strong>Kitabın cevap aradığı sorular şunlar:</strong></p>



<p>Birçok kişinin korkulu rüyası haline gelen kredi kartı borçlarıyla nasıl baş edilebilir? Hiç kullanılmayan dakikalara ve mesajlara yüklüce ücretlerin ödeneceği telefon tarifeleri her şeye rağmen neden seçiliyor? “Pazarlık yapma” halinin içinde nasıl bir iktisat yatıyor ve pazarlık yaparken nelere dikkat edilmeli? Marka algısı nasıl oluşuyor, beynimizi nasıl yönetiyor? Başka türlü bir kamu politikası sahiden mümkün mü? Homo economicus ne kadar riske girebilir? Kayıt dışı ekonominin hayatımıza etkisi neler? Peki böbrek hastalıkları ile iktisat arasında nasıl bir ilişki olabilir?</p>



<p><strong>Kitapta yer alan bölümler ve yazarlarını merak ederseniz &#8230;</strong></p>



<figure><table><tbody><tr><td>Kart Borçlarından Kurtulmanın Yolları</td><td><a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/n-emrah-aydinonat/8740">N. Emrah Aydınonat</a></td></tr><tr><td>Neden Kendimize En Uygun Tarifeyi Seçemiyoruz?</td><td><a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/emin-koksal/12641">Emin Köksal</a></td></tr><tr><td>Zekâ, Sabır ve Başarı</td><td><a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/sule-alan/12642">Şule Alan</a>,&nbsp;<a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/seda-ertac/12643">Seda Ertaç</a></td></tr><tr><td>Başarıda Karakterin Rolü</td><td><a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/sule-alan/12642">Şule Alan</a>,&nbsp;<a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/seda-ertac/12643">Seda Ertaç</a></td></tr><tr><td>Günah Keçisi İktisatçılar</td><td><a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/serkan-kucuksenel/12644">Serkan Küçükşenel</a>,&nbsp;<a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/u-baris-urhan/12640">Ü. Barış Urhan</a></td></tr><tr><td>Pazarlığın (Bir Başka) İktisadı</td><td><a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/emin-karagozoglu/12645">Emin Karagözoğlu</a></td></tr><tr><td>Pazarlık ve Bilişsel Önyargılar</td><td><a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/emin-karagozoglu/12645">Emin Karagözoğlu</a></td></tr><tr><td>Pazarlık Yaparken Nelere Dikkat Etmeli?</td><td><a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/emin-karagozoglu/12645">Emin Karagözoğlu</a></td></tr><tr><td>Suçlamanın İktisadı</td><td><a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/mehmet-yigit-gurdal/12646">Mehmet Yiğit Gürdal</a></td></tr><tr><td>Markalar Beynimizi Nasıl Yönetiyor?</td><td><a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/tuna-cakar/12647">Tuna Çakar</a>,&nbsp;<a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/n-emrah-aydinonat/8740">N. Emrah Aydınonat</a></td></tr><tr><td>Ucuz Etin Yahnisi ve Diğer Gariplikler</td><td><a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/tuna-cakar/12647">Tuna Çakar</a>,&nbsp;<a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/n-emrah-aydinonat/8740">N. Emrah Aydınonat</a></td></tr><tr><td>Bedavacılıkla Topyekûn Mücadele</td><td><a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/levent-neyse/12648">Levent Neyse</a></td></tr><tr><td>Risk, Belirsizlik ve İktisat</td><td><a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/ozlem-ozdemir/12649">Özlem Özdemir</a></td></tr><tr><td>Riskler ve Davranışlar</td><td><a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/ozlem-ozdemir/12649">Özlem Özdemir</a></td></tr><tr><td>Başka Türlü Bir Kamu Politikası</td><td><a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/bilge-kale/12650">Bilge Kale</a>,&nbsp;<a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/hatice-safak-bozkir/12651">Hatice Şafak Bozkır</a>,&nbsp;<a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/yasin-uzun/12652">Yasin Uzun</a>,&nbsp;<a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/muhammed-emin-torunoglu/12653">Muhammed Emin Torunoğlu</a></td></tr><tr><td>Böbrek Piyasası</td><td><a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/n-emrah-aydinonat/8740">N. Emrah Aydınonat</a></td></tr><tr><td>Kayıt Dışı Ekonomi Nedir?</td><td><a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/ceyhun-elgin/12654">Ceyhun Elgin</a></td></tr><tr><td>Kayıt Dışılığın Ölçümü ve Etkileri</td><td><a href="https://www.iletisim.com.tr/kisi/ceyhun-elgin/12654">Ceyhun Elgin</a></td></tr></tbody></table></figure>



<p><a href="https://www.iletisim.com.tr/Images/UserFiles/Documents/Gallery/hayatin-icindeki-iktisat.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">&nbsp;Kitaptan bir bölüm okumak için tıklayın.</a></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Turkish Competition Authority Keeps A Close Watch On Payment Systems: The BKM Express Decision</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/turkish-competition-authority-keeps-a-close-watch-on-payment.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/turkish-competition-authority-keeps-a-close-watch-on-payment.html</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Dec 2019 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Recently the Turkish Competition Authority (“TCA”) has taken a series of decisions that may potentially affect the market structure and the nature of competition in payment systems. Essentially those decisions are based…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkish-competition-authority-keeps-a-close-watch-on-payment-cover.jpg" alt=""></p>
<p>with Şahin Ardıyok, originally published @Mondaq – </p>



<p>Recently the Turkish Competition Authority (&#8220;TCA&#8221;) has taken a series of decisions that may potentially affect the market structure and the nature of competition in payment systems. Essentially those decisions are based on the re-evaluation of earlier granted exemptions for certain services of the Interbank Card Center (&#8220;BKM&#8221;). BKM is a partnership of 13 public and private Turkish banks<sup>1</sup> that aims to develop rules and standards within the card payment system. Additionally, it provides services such as a national payment platform, which may be considered as an alternative to Visa or Mastercard, and a digital wallet application, which makes online shopping fast and easy.</p>



<p>The structure of the BKM − as an association of undertakings − and its services based on these structural relations have attracted the attention of the TCA. In its recent decision, the TCA evaluates the exemption application of the BKM concerning its digital wallet, BKM Express<sup>2</sup>. In fact, the TCA had granted an indefinite exemption for BKM Express in 2016<sup>3</sup>. However, considering the development in the industry, BKM was requested to file a new exemption application in order to evaluate whether the conditions of exemption are still valid. Thus, the latest decision of the TCA is a re-evaluation of BKM&#8217;s digital wallet, BKM Express (henceforth &#8220;the decision&#8221;).</p>



<p>In the decision the first remarkable thing that grabs our attention is about the relevant product market definition. The TCA avoids defining a precise product market for digital wallet services. As in its 2016 decision, it retains its position not to define a sharply circumscribed relevant market. The primary reason for that is the integrated structure of the notified service with other diverse services and the role of market players in these services. In a rapidly evolving industry such an approach – for exemption decisions – seems farsighted and more neutral.</p>



<p>While evaluating the effects of BKM Express, the TCA followed the process of the individual exemption assessment. As in European Union (&#8220;EU&#8221;) competition law, restrictive agreements qualify for exemption if their benefits to general welfare outweigh their restrictive effects on competition. The main considerations are based on product improvement, technical or economic progress and benefits to the consumer.</p>



<p>The TCA states its main concern as the possible restriction of competition through the unique integration between BKM and its member banks<sup>4</sup>. In particular, BKM uses the banking infrastructure of its members in order to provide favorable features for its digital wallet service. These features provide an advantage to BKM Express relative to its competitors. In the decision those services are mentioned as follows:</p>



<ul><li><strong>No need to require a full credit card number</strong>: Instead of typing 16 digits, BKM Express users type the first 6 and last 4 digits of their card number. Other necessary information is taken from the relevant bank.</li><li><strong>Automatic update of expiration date</strong>: The expiration date of the registered cards is updated automatically to BKM Express.</li><li><strong>SMS-OTP application specific to BKM Express</strong>: SMS-OTP is a system to send to a customer&#8217;s mobile phone a &#8220;one-time password&#8221; for the authentication of payment operations. It is more convenient/user friendly compared to a 3D secure method.</li></ul>



<p>The TCA argues that the above-mentioned features can only be provided thanks to the integration between BKM and its member banks. It also states that the mentioned integration services have not been offered − at least in practice −to the other digital wallet services. Thus, such a situation makes BKM Express more attractive in the eyes of merchants and consumers. From this perspective, one may argue that existing digital wallet services offered by non-bank fintech companies would be hurt and similar innovative services potentially offered by startups would also be restricted. The TCA also considers opening up the mentioned features through the BKM. However, as it puts it in the decision, such a practice makes the non-bank fintech companies dependent on BKM and makes them resellers, which may limit the potential of diverse value-added services.</p>



<p>In its assessment of the future of the sector, the TCA considers developments in the EU. Particularly, it emphasizes the regulations to curb the exclusionary behavior of banks towards non-bank companies. It notes the role of PSD2 (Payment System Directive-2)<sup>5</sup>&nbsp;in opening the banking infrastructure − in terms of right of access to accounts, etc. − to other payment service providers.</p>



<p>The TCA stressed the BKM&#8217;s structure − as an association of undertakings − as the main cause of competitive concerns numerous times. The TCA stressed that the founding purpose of BKM was to facilitate settlements of receivables between banks arising from credit cards, and voiced its concerns about the BKM&#8217;s entry to new markets. The TCA explicitly stated that the BKM&#8217;s entry to new markets with the power generated from settlement business may heavily affect competition, and found that the BKM&#8217;s books being inseparable in terms of business lines contributes to these concerns. Therefore, the TC ordered BKM to distinguish financial records on the basis of business.</p>



<p>In summary, the TCA found that BKM Express is not qualified for exemption since its restrictive effects on competition outweigh the benefits to general welfare. Although it gives it credit for the innovative effects of the notified service, it judges that those effects can only be achieved by the exclusive integration between BKM and its member banks, which restricts competition. Finally, the TCA orders BKM to stop the BKM Express service no later than 30 June 2020.</p>



<p><strong>Endnotes</strong></p>



<p>1. BKM&#8217;s 13 partners can be seen at&nbsp;<a href="https://bkm.com.tr/en/about-bkm/member-and-partners/partners/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://bkm.com.tr/en/about-bkm/member-and-partners/partners/</a>.</p>



<p>2. TCA decision numbered 19-20/291-126 and dated 30.05.2019. Accessed on 17.10.2019,&nbsp;<a href="https://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=d14d4d2d-6584-430f-a825-1f8c781bfba8" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=d14d4d2d-6584-430f-a825-1f8c781bfba8</a>.</p>



<p>3. TCA decision numbered 16-31/525-236 and dated 23.09.2016. Accessed on 17.10.2019,&nbsp;<a href="https://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=920d11a2-04d7-4bda-9e94-90318349c886" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=920d11a2-04d7-4bda-9e94-90318349c886</a>.</p>



<p>4. BKM&#8217;s 35 members can be seen at&nbsp;<a href="https://bkm.com.tr/en/about-bkm/member-and-partners/members/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://bkm.com.tr/en/about-bkm/member-and-partners/members/</a>.</p>



<p>5. See Payment services (PSD 2) &#8211; Directive (EU) 2015/2366 at&nbsp;<a href="https://ec.europa.eu/info/law/payment-services-psd-2-directive-eu-2015-2366_en" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://ec.europa.eu/info/law/payment-services-psd-2-directive-eu-2015-2366_en</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Dijital platformlara yönelik rekabet politikasında popülizm ve sağduyu arayışı</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/dijital-platformlara-yonelik-rekabet-politikasinda-populizm.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/dijital-platformlara-yonelik-rekabet-politikasinda-populizm.html</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Jun 2019 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>Dijital platformların ekonomik ve sosyal hayatta kapladığı alan büyüdükçe bir yandan daha önce tasavvur edemediğimiz hizmetlerin ortaya çıktığına, diğer yandan da çok boyutlu kaygıların belirdiğine şahit oluyoruz. Bu…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/dijital-platformlara-yonelik-rekabet-politikasinda-populizm-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Şahin Ardıyok ile birlikte @RekabetRegulasyon.com &#8211; </p>



<p>Dijital platformların ekonomik ve sosyal hayatta kapladığı alan büyüdükçe bir yandan daha önce tasavvur edemediğimiz hizmetlerin ortaya çıktığına, diğer yandan da çok boyutlu kaygıların belirdiğine şahit oluyoruz. Bu kaygılar rekabet politikası alanında hem yeni söylemleri hem de müdahaleleri beraberinde getiriyor. Bu söylem ve müdahaleler sadece Kuzey Amerika ya da Avrupa ülkelerinde değil, Hindistan’dan<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a>Türkiye’ye kadar birçok gelişmekte olan ülkenin gündeminde önemli bir yer tutuyor. Zira her biri küresel dev haline gelen bu platformların gelişimi, kimi kesimlere kazanç sağlarken bazı kesimlerin de var olan kazançlarını azaltıyor. Öte yandan, bu platformlar tarafından toplanan kişisel verilerin bir taraftan tüketici refahını artırırken diğer taraftan mahremiyete zarar verecek şekilde veya politik çıkarlar için kullanılması ise kamuoyunda hassasiyeti arttırarak popülist politikalara zemin hazırlıyor.&nbsp;</p>



<p><strong>Popülist söylemler</strong></p>



<p>Popülist olarak nitelendirilebilecek önerilerden biri bu dev platformları bölmek, hatta parçalara ayırmak şeklinde söylemler olarak karşımıza çıkıyor. Bu görüşü bugünlerde açıkça dillendiren kişi, ABD’de Demokratların olası başkan adayı Senatör Elizabeth Warren<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a>. Warren¾her ne kadar bu açıklıkta belirtmese de¾dev platformların bölünmeleriyle ölçeklerinin sınırlanacağını, mevcut ve potansiyel rakiplerin rekabet şansının artacağını ve bunun da arzu edilir bir rekabetçi piyasa düzenine işaret edeceğine dile getiriyor. Bu söylem, ilk bakışta oldukça hakkaniyetli bir yaklaşımı çağrıştırıyor olabilir. Ancak, bu tür bir müdahalenin hem hukuki hem de iktisadi temellerinin somut bir şekilde gerekçelendirilmesi gerekir diye düşünüyoruz. Daha açık bir ifadeyle, böylesi yapısal bir müdahalenin olmaması durumumda toplum refahının olumsuz etkileneceğinin somut iktisadi verilerle ortaya koyulması; hukuk kurallarının ve buna ilişkin içtihadın bu müdahaleye izin veriyor olması gerekir.</p>



<p><strong>Geçmişten gelen ses:<em>Verizon v. Trinko</em>kararı</strong></p>



<p>Bir şirketin büyük ve güçlü olmasının bu şirkete karşı doğrudan müdahaleleri meşru kıldığını söylemek çok da doğru olmaz. Özellikle yapısal piyasa aksaklıklarının bulunduğu elektrik, telekom gibi altyapı endüstrileri dışında böyle bir müdahalenin uygulanabilirliği oldukça tartışmalıdır. Bu konuda telekomünikasyon hukuku ile ilgili görüşlerde sıklıkla atıf yaptığımız Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin örnek niteliğindeki&nbsp;<em>Verizon v. Trinko</em>kararını hatırlatmak yerinde olacaktır. Yüksek Mahkeme, kararında bu durumu şu şekilde ortaya koymuştur<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a>:</p>



<p><em>Tekel gücüne sahip olunması ve bunun doğal sonucu olan tekelci fiyatlar uygulanması sadece Yasa’ya uygun olmakla kalmamakta, aynı zamanda serbest piyasa sisteminin de önemli bir unsurunu teşkil etmektedir. En azından kısa bir süre için tekelci fiyatlama fırsatı, iş zekasını cezbeden unsurdur; ayrıca inovasyon ve iktisadi büyüme yaratacak risk almayı da teşvik eder.</em></p>



<p>Geçtiğimiz günlerde Amerikan rekabet otoritesi FTC’nin başkan yardımcısı Andrew Finch, dijital ekonomideki gelişmeleri değerlendirirken&nbsp;<em>Verizon v. Trinko</em>kararının yukarda aktarılan kısmına dikkat çekti<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a>. Finch, bugün rekabet için birer tehdit olarak görülen Google, Facebook, Amazon vb. platformların, şimdi sahip oldukları üstünlüklerin inovasyon ve yatırım güdüsünden kaynaklandığını, rekabet otoritelerinin görevinin ise tüketici talebini karşılayacak bu üstünlükleri elde edilebilecek yarışın hızlandırılması olduğunu söyledi. Finch bu konudaki görüşünü, “<em>geleceğin yenilikçilerinin neler yapabileceği bu güdüleri koruduğumuz sürece bizleri şaşırtacaktır</em>” şeklinde dile getiriyor. Kısacası Finch, bir şirketin büyük ve güçlü olmasının onun hareketlerinin doğrudan kısıtlanmasını gerektirmediğini vurguluyor. Konumu itibariyle Finch’in görüşlerinin bir anlamda FTC’nin söz konusu meselelere bakış açısını yansıttığını söylemek mümkün.</p>



<p>Benzer bir politika anlayışına sahip kurum yine Amerika kıtasından, Kanada rekabet otoritesi olarak karşımıza çıkıyor. Kanada rekabet otoritesinin geçen yıl yayınladığı rapor<a id="_ftnref5" href="#_ftn5"><sup>[5]</sup></a>, şirketlerin sadece güçlü konumda bulunmaları ve/veya büyük veri sahibi olmaları sebebiyle doğrudan müdahaleler ile karşılaşmamaları gerektiğini açık bir biçimde ortaya koyuyor. Dahası, rekabet politikasının temel amacının herhangi bir ticari başarıyı¾hâkim durum yaratması ve yoğunlaşmayı arttırması durumunda dahi¾cezalandırmaması gerektiğinin altını çiziyor. Aksi bir politikanın yenilik yaratma güdüsünü, etkinliği sağlamak için gerekli ölçek ve kapsam ekonomilerine ulaşmayı engelleyen sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor.&nbsp;</p>



<p><strong>Atlantik’in karşı yakası</strong></p>



<p>Her otoritenin yukarda anlatıldığı şekliyle daha az müdahale yanlısı olmadığını da hatırlatmak gerekir. Zira Avrupa Komisyonu’nun yıllardır devam eden ve son dönemde rekor cezalar ile somutlaşan bu dev şirketler ile olan mücadelesini biliyoruz. Bu tutumun devam edip etmeyeceği konusunda ise geçtiğimiz haftalarda uzmanlarca Komisyon için hazırlanan bir rapor<a id="_ftnref6" href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a>, merakları bir anlamda gidermiş durumda.&nbsp;</p>



<p>Dijital pazarlar konusunda pek çok konuya değinen bu raporda yer alan en önemli görüşlerden biri, hâkim durumdaki bir teşebbüsün rekabeti kısıtlayıcı hareketlerinin gözlenmesi durumunda yaratılan tüketici refah artışı açıkça ortaya konulamıyorsa tüketici zararının çok katı şekilde aranmasının gerekmediği belirtiliyor<a id="_ftnref7" href="#_ftn7"><sup>[7]</sup></a>. Bu bağlamda Komisyon’un raporda sunulan tavsiyeleri uygulaması durumda görece sert tutumumun süreceğini söylemek mümkün. Avrupa’nın bu bakış açısına yönelik, yüreği iktisatla atan bizlerin değerlendirmesi ise kuşkularla dolu. Dışlayıcı uygulamaları etki bazlı değerlendirme ile ele alan ve daha sıkı bir birleşme &amp; devralma politikası öngören bir yaklaşımın, Avrupa’da da çok sayıda yenilikçi şirketi doğurabileceğine inanıyoruz.</p>



<p><strong>Özetle</strong></p>



<p>Dijital pazarlardaki rekabet politikasının önümüzdeki süreçte gerek yeni düzenlemeler gerekse yeni içtihatlar ile ilgi odağı olacağı kesin gibi görünüyor. Fakat, şunu unutmamak gerekir diye düşünüyoruz. Rekabet hukuku ve uygulamalarını da içeren rekabet politikasının her derde deva olmasını beklememek gerekir. Dijital pazarlara dair meselelerin çok boyutlu bazı sorunları barındırması sebebiyle vergi, kişisel veriler vb. alanlardaki düzenlemelerin de bu bileşenin parçası olması gerekir.<br></p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>Bkz. ÇINAR, G. (4 Nisan 2019).&nbsp;Hindistan’da doğrudan yabancı yatırımın kuralları değişiyor: Çevrimiçi platformların başı yine dertte!&nbsp;<em>Rekabet Regülasyon</em>. Erişim tarihi 25.04.2019,<a href="http://www.rekabetregulasyon.com/hindistanda-dogrudan-yabanci-yatirimin-kurallari-degisiyor-amazonun-basi-yine-dertte/">http://www.rekabetregulasyon.com/hindistanda-dogrudan-yabanci-yatirimin-kurallari-degisiyor-amazonun-basi-yine-dertte/</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>HERNDON, A. S. (8 March 2019). Elizabeth Warren Proposes Breaking Up Tech Giants Like Amazon and Facebook.&nbsp;<em>The New York Times</em>.Erişim tarihi 25.04.2019,&nbsp;</p>



<p><a href="https://www.nytimes.com/2019/03/08/us/politics/elizabeth-warren-amazon.html" rel="nofollow">https://www.nytimes.com/2019/03/08/us/politics/elizabeth-warren-amazon.html</a>.</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>Verizon Communications, Inc. v. Law Offices of Curtis V. Trinko, 540 US 398 (2004). Erişim tarihi 25.04.2019,&nbsp;<a href="https://supreme.justia.com/cases/federal/us/540/02-682/">https://supreme.justia.com/cases/federal/us/540/02-682/</a>.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4"><sup>[4]</sup></a>McDONNEL, C. (26 March 2019). US DOJ view of digital platforms guided by Trinko.<em>Global Competition Review</em>.&nbsp;&nbsp;Erişim tarihi 25.04.2019,&nbsp;<a href="https://globalcompetitionreview.com/article/1189234/us-doj-view-of-digital-platforms-guided-by-trinko">https://globalcompetitionreview.com/article/1189234/us-doj-view-of-digital-platforms-guided-by-trinko</a>.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5"><sup>[5]</sup></a>CBC (2018). Big data and innovation: key themes for competition policy in Canada. Erişim tarihi 25.04.2019,&nbsp;&nbsp;<a href="https://www.competitionbureau.gc.ca/eic/site/cb-bc.nsf/vwapj/CB-Report-BigData-Eng.pdf/$file/CB-Report-BigData-Eng.pdf">https://www.competitionbureau.gc.ca/eic/site/cb-bc.nsf/vwapj/CB-Report-BigData-Eng.pdf/$file/CB-Report-BigData-Eng.pdf</a>.</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6"><sup>[6]</sup></a>﻿CRÉMER, J., DE MONTJOYE, Y. A., &amp; SCHWEITZER, H. (2019). Competition Policy for the Digital Era. Erişim tarihi 25.04.2019,&nbsp;&nbsp;<a href="http://ec.europa.eu/competition/publications/reports/kd0419345enn.pdf">http://ec.europa.eu/competition/publications/reports/kd0419345enn.pdf</a>.</p>



<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7"><sup>[7]</sup></a>Bkz. SESLİ, E. ASLAN, R. (10 Nisan 2019).&nbsp;Ayna ayna söyle bana, var mı rekabet politikası dijital piyasalara? : Artık var!&nbsp;<em>Rekabet Regülasyon</em>. Erişim tarihi 25.04.2019,<a href="http://www.rekabetregulasyon.com/ayna-ayna-soyle-bana-var-mi-rekabet-politikasi-dijital-piyasalara-artik-var/">http://www.rekabetregulasyon.com/ayna-ayna-soyle-bana-var-mi-rekabet-politikasi-dijital-piyasalara-artik-var/</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>The curious case of Hotelling’s location model</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/the-curious-case-of-hotellings-location-model.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/the-curious-case-of-hotellings-location-model.html</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Jun 2019 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Teaching Notes</category>
      <description>Hotelling’s model sparked the development of a large literature on spatial competition and product differentiation,</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/the-curious-case-of-hotellings-location-model-cover.jpg" alt=""></p>
<p>In 1929, Harold Hotelling published what was to become a highly influential paper in economics: <em>Stability in Competition</em>, in which he presented a simple model of competition between two sellers selling an identical product in a linear and bounded market.</p>



<p>Hotelling’s model sparked the development of a large literature on spatial competition and product differentiation, inspired the development of spatial models of political competition, and became an indispensable part of economics teaching. Nevertheless, the early reception of Hotelling’s model was not as positive as one might expect. Its early reviewers thought that the model was logically flawed, highly unrealistic, and very sensitive to changes in its assumptions. In fact, 50 years after the publication of Hotelling’s article, the scholars demonstrated the invalidity of his results.</p>



<p>There is a striking contrast between the significance of Hotelling’s contribution to modern industrial economics and the fact that his original model was logically flawed, highly unrealistic and non-robust. Common sense suggests that a model with these characteristics cannot be explanatory. This view is generally supported by philosophical accounts of models that regard the logical validity, representational adequacy, and robustness of a model as determinants of its explana- tory value. If one adopts this view, it is hard to make sense of the explanatory value of Hotelling’s model and its significance in industrial economics. </p>



<p>In a recently published paper, using Hotelling’s model as our case, we argue that there is more to the explanatoriness of a model than its logical validity, realisticness and robustness. Our argument is methodological, but it utilizes the history of economic thought and emphasizes its importance for economic methodology. </p>



<p>Our analysis illustrates why the history of economics is essential to our understanding of modern economics: even a little bit of historical context, which includes information about the intended use of a model, its reception and the state of knowledge at the time, significantly improves one’s understanding of a model.</p>



<p>The reference of the article is given below:</p>



<p>Aydınonat, N. E. &amp; Köksal, E. (2019). Explanatory Value in Context: The Curious Case of Hotelling’s Location Model. <em>The</em> <em>European Journal of the History of Economic Thought. </em><a href="https://doi.org/10.1080/09672567.2019.1626460">https://doi.org/10.1080/09672567.2019.1626460</a></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Public interventions in platform industries: The role of interest groups and potential welfare effects</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/public-interventions-in-platform-industries-the-role-of-inte.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/public-interventions-in-platform-industries-the-role-of-inte.html</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Jun 2019 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>The value created by platforms that operate as in- termediaries between different customer groups has been increasing around the world. In parallel to their share in added value, their market power also increases.…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/public-interventions-in-platform-industries-the-role-of-inte-cover.jpg" alt=""></p>
<hr />



<p>The value created by platforms that operate as in- termediaries between different customer groups has been increasing around the world. In parallel to their share in added value, their market power also increases. Entities that use these platforms to reach the final consumers have been troubled by such a distributional change as it causes their share in the value-added process to decline. They then call for public intervention to reverse it.</p>



<p>However, as the political economy literature suggests, public interventions generally benefit some parties at the expense of others. Moreover, any public intervention in platform industries may have unintended consequences. In an article, we analyse the public interventions towards the platform industries in Turkey; in particular, we try to emphasise the influence of interest groups and potential welfare effects of the interventions through two cases: (<strong>1</strong>) Regulation for meal card platforms, (<strong>2</strong>) Excessive pricing intervention: Sahibinden.com anti- trust decision.</p>



<p>The reference of the article is given below:</p>



<p>Köksal, E. &amp; Uçar, B. G. (2019). Public interventions in platform industries: The role of interest groups and potential welfare effects. <em>Network Industries Quarterly</em>, 21(2), 3-5. <a href="https://www.network-industries.org/wp-content/uploads/2019/07/Public-interventions-in-platform-industries-The-role-of-interest-groups-and-potential-welfare-effects.pdf">Full </a><a href="http://www.network-industries.org/wp-content/uploads/2019/06/Public-interventions-in-platform-industries-The-role-of-interest-groups-and-potential-welfare-effects.pdf">text</a></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Mobile Network Operators Are Granted Exemption For Cooperation At Infrastructure Level</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/mobile-network-operators-are-granted-exemption-for-cooperati.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/mobile-network-operators-are-granted-exemption-for-cooperati.html</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Jun 2019 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>The Turkish Competition Authority (“TCA”) granted exemption to an agreement which allows mobile network operators (“MNO”) to cooperate at the infrastructure level. Three MNOs1 which cover the whole mobile network market…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/mobile-network-operators-are-granted-exemption-for-cooperati-cover.jpg" alt=""></p>
<p>with Şahin Ardıyok, originally published @Mondaq – </p>



<p>The Turkish Competition Authority (&#8220;TCA&#8221;) granted exemption to an agreement which allows mobile network operators (&#8220;MNO&#8221;) to cooperate at the infrastructure level. Three MNOs<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>1</sup></a>&nbsp;which cover the whole mobile network market had filed an exemption application to the TCA in 2018 and the exemption decision has published lately on the TCA&#8217;s website<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>2</sup></a>. The scope of the agreement includes sharing passive elements of network infrastructure such as sites, cabinet, power, air-conditioning, etc<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>3</sup></a>.</p>



<p>Actually, there are sector specific regulations that allow MNOs to share their passive network elements in order to reduce cost and avoid duplications. However, these regulations are based on meeting the formal requests of the operators and lack of details in terms of implementation. As mentioned by the MNOs such a structure creates uncertainties and demotivate the parties to cooperate. Moreover, the regulations are based on individual requests of the operators and they have to file a formal request for each need. This indicates high transaction costs considering the requests for thousands of base stations. Thus, the agreement in question aims to configure the sharing processes in order to reduce transaction costs and eliminate uncertainties.</p>



<p>While evaluating the notified agreement, the TCA followed the process of the individual exemption assessment. As in the European Union competition law, restrictive agreements qualify for exemption if their benefits to general welfare outweigh their restrictive effects on competition. The main considerations are based on product improvement, technical or economic progress and benefits to consumer.</p>



<p>The TCA states its main concern as a possible restriction of competition at the horizontal level. Since the three MNOs cover the whole mobile market, cooperation at the infrastructure level may increase the buyer power against the site owners or landlords etc. and give rise to coordinated behaviors. The market power of the MNOs and legal and economic barriers for entry are also specified as significant factors for a possible restriction of competition in the market.</p>



<p>However, despite these concerns the TCA takes into account the significant efficiency arguments that can be assured by the agreement. The primary evaluation of the TCA signifies that the cost of passive network elements constitutes almost half of the total network costs. Thus, a sharing arrangement subject to the passive network elements have a potential to increase cost efficiency. In particular, the TCA makes a detailed assessment and compares the CAPEX (capital expense) and OPEX (operating expense) with and without passive sharing arrangement. It determines that the agreement has a potential to increase the efficiency in the market.</p>



<p>In its assessment for CAPEX, the TCA puts that despite the additional development expenditures by the host operator, usage of other operators without bearing this investment costs may cut down the total capital expenditures. On the other hand, the significant efficiency gain is expected through the OPEX. The TCA emphasizes that the agreement results in rationalization of operational cost due to reserves produced by sharing site rent and power expenses. Recently, beside the increasing need for more base station, environmental concerns related to electromagnetic exposure make harder to find adequate sites especially in metropolitan areas. Thus, such an agreement not only gives opportunity to share the site rent but also decreases the pressure on the demand of site.</p>



<p>In summary, despite its concerns related with horizontal coordination, the TCA decided that the agreement in question meets the exemption requirements. Hence, lack of progress in infrastructure sharing between the MNOs has been removed to some extent. We wish the agreement will lessen pressure of network rollout costs of MNOs and allocate their resources on innovative services.</p>



<p><strong>Endnotes</strong></p>



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1">1</a>&nbsp;Vodafone Telekomünikasyon A.Ş., Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. and Turk Telekom Mobil İletişim Hizmetleri A.Ş.</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2">2</a>&nbsp;TCA decision numbered 19-15/203-90 and dated 11.04.2019. Accessed on 17.10.2019, Accessed on 17.10.2019,&nbsp;<a href="https://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=17d14084-75fe-469f-bbb4-48534c87e073" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=17d14084-75fe-469f-bbb4-48534c87e073</a>.</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3">3</a>&nbsp;Passive sharing is defined as sharing of the passive elements of network infrastructure (mast, sites, cabinet, power, air-conditioning). Active sharing is defined as the sharing of active elements in the radio access network (e.g. antenna, radio network controller (RNC)). National roaming is considered as a form of active sharing. (<em>Source</em>: BEREC (2018). Report on infrastructure sharing. Accessed on 17.10.2019,&nbsp;<a href="https://berec.europa.eu/eng/document_register/subject_matter/berec/download/0/8164-berec-report-on-infrastructure-sharing_0.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://berec.europa.eu/eng/document_register/subject_matter/berec/download/0/8164-berec-report-on-infrastructure-sharing_0.pdf</a>.)</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Endüstri 4.0: İnovasyon, Eğitim ve Kamu Politikaları</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/endustri-4-0-inovasyon-egitim-ve-kamu-politikalari.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/endustri-4-0-inovasyon-egitim-ve-kamu-politikalari.html</guid>
      <pubDate>Sat, 09 Feb 2019 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Economics &amp; Public Policy</category>
      <description>Endüstri 4.0, iş çevreleri, siyaset ve toplum gündemini son 3-4 yıldır meşgul eden meselelerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu meseleye dair söylemlerdeki öngörüler ise pek de sınır tanımıyor. Üretimin tamamen…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/endustri-4-0-inovasyon-egitim-ve-kamu-politikalari-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Endüstri 4.0, iş çevreleri, siyaset ve toplum gündemini son 3-4 yıldır meşgul eden meselelerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu meseleye dair söylemlerdeki öngörüler ise pek de sınır tanımıyor. Üretimin tamamen robotlar ile gerçekleştiği, şehirlerin akıllı hale geldiği; buzdolabınızın marketle iletişime geçerek sipariş verebildiği, ihtiyacınız olan ürünü üç boyutlu yazıcılarla kendi evinizde yapabileceğiniz bir dünyadan bahsediliyor.&nbsp;</p>



<p>Birçok boyutu olan böyle bir konunun kısa bir yazıda incelenmesini beklemek hem konuya hem de yazana haksızlık olur. O yüzden ben bu kısa makalede, endüstri 4.0’ı tamamlayan kurumlardaki dönüşümün gerekliliğine vurgu yapmak istiyorum. (1) İnovasyon ve girişimcilik, (2) eğitim ve (3) kamu politikaları alanlarındaki dönüşümün gerekliliğini veriler ve örnekler eşliğinde vurgularken, Türkiye için de değerlendirmelerde bulunmaya çalışacağım.&nbsp;</p>



<p>Fakat öncesinde endüstri 4.0 kavramının ne anlama geldiğini, neleri kapsadığını açıklığa kavuşturmakla başlamanın gerekli olduğunu düşünüyorum.</p>



<p><a href="https://koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2019/02/endustri40-1.pdf">Tamamı (PDF)</a></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Regulatory and Market Disharmony in the Turkish Electricity Industry</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/regulatory-and-market-disharmony-in-the-turkish-electricity.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/regulatory-and-market-disharmony-in-the-turkish-electricity.html</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Jan 2019 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Climate &amp; Energy Economics</category>
      <description>Since the early 2000s, the electricity industry in Turkey has been on the way of liberalization through privatization of distribution units, stimulating investments in generation and deregulation in the retail…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/regulatory-and-market-disharmony-in-the-turkish-electricity-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Since the early 2000s, the electricity industry in Turkey has been on the way of liberalization through privatization of distribution units, stimulating investments in generation and deregulation in the retail electricity market. Significant improvements have been achieved in the generation and wholesale markets. However, introducing competition in retail electricity supply has lagged behind expectations.</p>



<p>A variety of factors may explain this apparently unsatisfactory performance. In a recently published article, we examine the regulatory and market disharmony as an explanation. Specifically, we show that cost allocation of the support mechanism for renewable energy resources and suboptimal regulated retail tariffs have distorted economic incentives and undermined competition in the retail market for electricity. </p>



<p>Regulations to encourage growth in the development of renewable energy resources for electricity (RES-E) have been used since the 1990s in most jurisdictions worldwide. Incentives for RES-E based on specific support schemes, such as feed-in-tariff (FIT), have gained popularity by achieving high levels of renewable installed capacity during the last decades.</p>



<p>Turkey has implemented a RES-E mechanism since 2005. A generous FIT mechanism, structured as a fixed-price tariff, has been applied since 2010 and guarantees that generators can sell their electricity to the grid at supported prices. The cost gap is covered by retail suppliers through charges to final customers. However, this cost allocation scheme has an increasingly adverse effect on retail competition in the electricity sector. The increasing installed capacity in RES-E combined with the depreciation in TRL against USD (in which the FIT is given) has increased the pass-through cost to the retail suppliers and hence their price offers to customers.</p>



<p>The increase in final customer electricity prices caused by RES-E support schemes has been examined in the literature. What makes the Turkish case interesting is the regulated retail tariffs, which prevent the increase in final electricity prices by creating a ceiling for the retailers’ commercial offers.  Market distortions associated with regulated prices in electricity markets have been examined.  This analysis shows how the regulated retail tariffs accompanied by the RES-E support mechanism affect retail competition. We show, through the Turkish case, how competition and regulation are two sides of the same coin in a network industry.</p>



<p>The reference of the article is given below:</p>



<p>Köksal, E. &amp; Ardıyok, Ş. (2018). Regulatory and Market Disharmony in the Turkish Electricity Industry. <em>Utilities Policy</em>, 55, 90-98. <a href="https://doi.org/10.1016/j.jup.2018.10.001">https://doi.org/10.1016/j.jup.2018.10.001</a></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Rekabet hukuku uygulamalarında ABD merkezli küresel düzen arayışı</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/rekabet-hukuku-uygulamalarinda-abd-merkezli-kuresel-duzen-ar.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/rekabet-hukuku-uygulamalarinda-abd-merkezli-kuresel-duzen-ar.html</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Dec 2018 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Her ne kadar ülkeden ülkeye farklılık gösterse de diğer hukuk kuralları ile karşılaştırıldığında rekabet hukuku kurallarının uluslararası benzerliğin görece yüksek olduğu söylenebilir. Bunda 19. yüzyılın sonlarında…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/rekabet-hukuku-uygulamalarinda-abd-merkezli-kuresel-duzen-ar-cover.jpg" alt=""></p>
<p><em><strong><a href="https://tr.linkedin.com/in/sahin-ardiyok-68764719">Şahin Ardıyok</a></strong> ile birlikte &#8211; </em></p>
<p>Her ne kadar ülkeden ülkeye farklılık gösterse de diğer hukuk kuralları ile karşılaştırıldığında rekabet hukuku kurallarının uluslararası benzerliğin görece yüksek olduğu söylenebilir. Bunda 19. yüzyılın sonlarında modern anlamda ilk rekabet yasası olarak kabul edebileceğimiz ABD’deki Sherman Yasası’nın 20. yüzyılda birçok ülke tarafından örnek alınmasını payı büyüktür. Bugün geldiğimiz noktada, iki maddeden oluşan bu yasanın hemen hemen tüm ülkelerin ve AB gibi ülkeler üstü oluşumların rekabet ile ilgili yasalarının temelini oluşturduğunu görüyoruz.</p>
<p>21. yüzyılda ise Rekabet hukuku kurallarındaki bu benzerliğin uygulamalara da yansıyabilmesi ve bir ahenk içinde işleyebilmesi için çabalar devam ediyor. Ülkelerin rekabet otoritelerinin görüş alışverişinde bulunduğu ICN (<em>Intenational Competition Network</em>) ve rekabet meseleleri de dahil birçok alanda ülkelerin işbirliği içinde bulunduğu OECD’nin bu alanda öne çıkan platformlar olduğunu görüyoruz.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde bunlara bir yenisin eklenmesi konusunda bizzat ABD makamlarınca bir girişimde bulunuldu. Geçtiğimiz Haziran ayında, ABD Adalet Bakanlığı’nın rekabet ile ilgili birimi (DoJ, <em>Department of Justice</em>), rekabet ile ilgili kuralların, süreçlerin ve uygulamaların uluslararası düzeyde uyumlaştırılmasını hedefleyen bir inisiyatif önerdi<a id="_ftnref1" href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>. ABD rekabet otoritesi FTC ve diğer ülke rekabet otoritelerinin de dahil olmasının beklendiği bu inisiyatifin amacının ise, rekabet hukuku uygulamaları alanında çok taraflı katılımın sağlanacağı bir çerçeve<a id="_ftnref2" href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> yaratmak olduğu anlaşılıyor.</p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/rekabet-hukuku-uygulamalarinda-abd-merkezli-kuresel-duzen-ar-1.png" alt="2" />Şimdiye kadar yapılan açıklamalara bakıldığında bu inisiyatifin 140’tan fazla ülke rekabet otoritesinin gönüllü bir şekilde, soruşturma süreçlerinden birleşme incelemelerine, uyum programlarından uygulanan yaptırımlara kadar bir dizi alanda evrensel denebilecek standartların belirlenmesi konusunda yeni bir çaba başlatmak amacında olduğu izlenimi ediniliyor<a id="_ftnref3" href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a>.</p>
<p>DoJ, başlangıç olarak ticaret anlaşmalarındaki rekabete dair bölümleri, ICN ve OECD gibi kuruluşların tavsiye dokümanlarını ve kılavuzlarını incelemesi sonunda belirli alanlarda temel prensipleri belirlemeye çalışmış. Bu alanlardan bazılarının ayrımcılık yapmama, şeffaflık, zamanında çözümleme, gizlilik ilkeleri, çıkar çatışması, uygun bildirim, savunma hakkı, hukuki danışmanlığa erişim, yargısal denetim olduğu görülüyor<a id="_ftnref4" href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>. Henüz kamuoyuna sunulmuş bir belge olmadığı için bu temel prensiplerin nasıl şekilleneceği sonraki aşamalara kalmış durumda.</p>
<p>Tasarımı itibariyle bakıldığında ise -mevcut bilgilerden- inisiyatifin bir anlaşmadan çok rekabet otoriteleri arasında uyumlaştırmayı sağlayacak bir çerçeve şeklinde dizayn edildiği izlenimi ediniliyor. Bazı kaynaklar, ülkelerin uyum göstermesi konusunda bir bağlayıcılık olamamakla bilirlikte, bir özendirme mekanizmasının varlığından bahsediyor<a id="_ftnref5" href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a>.</p>
<p>Ancak bu inisiyatife ilk tepki geçtiğimiz günlerde Avrupa Komisyonu’ndan geldi. Temel eleştiri, rekabet uygulamaları için yeni bir uluslararası çerçevenin gerekliliğinin sorgulanması üzerineydi. Ayrıca, AB üyesi ülkelerin bu inisiyatife katılmalarının önündeki yasal engeller de ileri sürülen bir diğer meseleydi. Açmak gerekirse, bir Komisyonu yetkilisi, DoJ’nin bu girişiminin “<em>bozulamamış bir şeyi tamir etme</em>”ye benzediğini ve söz konusu inisiyatifin ilave bir oluşuma gerek kalmadan ICN veya OECD çerçevesinde gerçekleştirilebileceğini belirtti. Ayrıca, Alman rekabet otoritesinin ve aynı zamanda ICN yürütme kurulunun başındaki Andreas Mundt ise, Almanya’nın tek başına böyle bir inisiyatife katılma yetkisi olmadığını söyledi<a id="_ftnref6" href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a>.</p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/rekabet-hukuku-uygulamalarinda-abd-merkezli-kuresel-duzen-ar-2.png" alt="1" /></p>
<p>Ancak, ABD otoritelerinin AB olmadan da bu inisiyatifi hayata geçirme konusunda kararlı olduklarını söylemek mümkün. Öyle ki, Güney Amerika, Asya ve tabi ki Kuzey Amerika’daki güçlü destekle, çok yakında inisiyatifin amaçlarını ve yol haritası ortaya koyacak dokümanın kamuoyu ile paylaşılması bekleniyor. Bunun yanında, inisiyatifin var olan kurum veya kuruluşların gereksiz bir tekrarından ziyade, rekabet uygulamalarındaki süreçlere ilişkin norm ve taahhütlerin daha sıkı bir şekilde uygulanabilir olmasının aracı olacağı beyan ediliyor<a id="_ftnref7" href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a>.</p>
<p>Buradaki yorumumuz ABD’nin, karşısındaki dengeleyici güç olan AB’ye karşı konumunu koruma konusunda bir refleks gösterdiği yönünde. Avrupa kıtası dışındaki ülkeler ile bu inisiyatife yön vermeye çalışması da  bu görüşümüzü destekleyen bir süreç olarak karşımıza çıkıyor. ABD’nin bu insiyatifi hayata geçirmekte gözden kaçırılmaması gereken bir diğer motivasyonu ise ABD’li teknoloji şirketlerinin son dönemde Avrupa Komisyonu tarafından verilen kararlarla yaptırımlara muhattap olması olabilir.</p>
<p>Önümüzdeki günlerde gerek AB gerekse ABD tarafında atılacak adımlar ve söylenecek sözlerin bu inisiyatifin kaderinin belirleyeceğini değerlendirmek mümkün. Bizler Türkiye’yi de yakından ilgilendireceğini düşündüğümüz bu gelişmelerin takipçisi olarak gelişmeleri bu blogtan sunmaya devam edeceğiz.</p>
<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> DELRAHIM, M. (1 Haziran 2018). Remarks on Global Antitrust Enforcement at the Council on Foreign Relations. Erişim tarihi 25 Kasım 2018, <a href="https://www.justice.gov/opa/speech/assistant-attorney-general-makan-delrahim-delivers-remarks-global-antitrust-enforcement">https://www.justice.gov/opa/speech/assistant-attorney-general-makan-delrahim-delivers-remarks-global-antitrust-enforcement</a>.</p>
<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> MFP, Multilateral Framework on Procedures in Competition Law Investigation and Enforcement.</p>
<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> BARTZ, P. D., ANDERSON, D., JONES, S. N., SEMMES, J. C. (11 Haziran 2018). DOJ Launches Global Antitrust Enforcement Framework, Erişim tarihi 23 Kasım 2018, <a href="http://www.blplaw.com/expert-legal-insights/articles/doj-launches-global-antitrust-enforcement-framework#page=1">http://www.blplaw.com/expert-legal-insights/articles/doj-launches-global-antitrust-enforcement-framework#page=1</a>.</p>
<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> DELRAHIM, M. (1 Haziran 2018). Remarks on Global Antitrust Enforcement at the Council on Foreign Relations. Erişim tarihi 25 Kasım 2018, <a href="https://www.justice.gov/opa/speech/assistant-attorney-general-makan-delrahim-delivers-remarks-global-antitrust-enforcement">https://www.justice.gov/opa/speech/assistant-attorney-general-makan-delrahim-delivers-remarks-global-antitrust-enforcement</a>.</p>
<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> GRAHAM, V. (1 Haziran 2018). Justice Department Sets Goal for Global Antitrust Framework. Erişim tarihi 25 Kasım 2018, <a href="https://www.bna.com/justice-department-sets-n73014476179/">https://www.bna.com/justice-department-sets-n73014476179/</a>.</p>
<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> ACTON, M. (12 Kasım 2018). US global antitrust initiative runs into EU skepticism, but DOJ vows to push ahead. Erişim tarihi 23 Kasım 2018, <a href="https://mlexmarketinsight.com/insights-center/editors-picks/antitrust/cross-jurisdiction/us-global-antitrust-initiative-runs-into-eu-skepticism,-but-doj-vows-to-push-ahead">https://mlexmarketinsight.com/insights-center/editors-picks/antitrust/cross-jurisdiction/us-global-antitrust-initiative-runs-into-eu-skepticism,-but-doj-vows-to-push-ahead</a>.</p>
<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> A.g.e.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>A Critical Evaluation of the Turkish Competition Authority’s Decision for 13 International Banks</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/a-critical-evaluation-of-the-turkish-competition-authoritys.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/a-critical-evaluation-of-the-turkish-competition-authoritys.html</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Dec 2018 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>One of the interesting antitrust cases in Turkey in 2017 is the investigation of the Turkish Competition Authority (TCA) concerning 13 international banks, for their conducts in syndicated loan markets. Even though the…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/a-critical-evaluation-of-the-turkish-competition-authoritys-cover.jpg" alt=""></p>
<p><em>with <strong><a href="https://tr.linkedin.com/in/sahin-ardiyok-68764719">Şahin Ardıyok</a></strong> &amp; <a href="https://tr.linkedin.com/in/fırat-eğrilmez-2a875012b"><strong>Fırat Eğrilmez</strong></a>, originally published @Mondaq – </em></p>
<p>One of the interesting antitrust cases in Turkey in 2017 is the investigation of the Turkish Competition Authority (TCA) concerning 13 international banks, for their conducts in syndicated loan markets. Even though the TCA has given its decision at the end of 2017, the full decision<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a> published recently. In this brief article, we intend to assess the interesting points in the decision from a critical perspective.</p>
<h3>Background of the Case</h3>
<p>In April 2016, the TCA started an investigation about 13 international banks<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a> for their certain conducts in corporate loan markets. The authority started the investigation with respect to Article 4 of the Competition Act (equivalent of Article 101 of TFEU) based upon a leniency application made by one of the undertaking under scrutiny; Bank of Tokyo- Mitsubishi UFJ Turkey A.Ş. (BTMU). The TCA claims that the mentioned banks, which supply loans to corporations, have been regularly exchanging some sensitive information -including information on prices and other related conditions- in order to restrict the competition.</p>
<p>Among other undertakings subject to investigation, two international banks are found to be the parties of an anti-competitive &#8220;<em>agreement/concerted practice</em>&#8221; with BTMU separately, on the grounds that they have carried out distinct yet similar behaviors. The TCA concludes that the agreement/concerted practice between BTMU and those banks has enabled them to exchange information concerning prices, amount, maturity, or participation.</p>
<p>As a result, TCA decides to impose administrative fines to those three banks. However, BTMU, which have applied to the leniency program, was fully exempted from the imposed fine.</p>
<p>Although there are several grounds on which the decision could be elaborated, we will be focusing on five issues from a critical perspective.</p>
<h3>Nature of the Corporate Loans Subject to the Investigation</h3>
<p>When the full decision is assessed, one may argue that most of the corporate loans supplied by the investigated banks are multilateral loans, which are generally referred to as syndicated loans. In fact, &#8220;syndicated loan&#8221; points out to a general concept that label multilateral loans in which two or more lenders jointly agree to provide a loan to a borrower. In that sense, not only competition but also cooperation and information sharing are required to formalize an efficient syndication<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a>. This renders the investigation more complex than a regular investigation for bilateral loan transactions.</p>
<p>However, in general sense there is little guidance on how competition law may be applied to multilateral loans. Although the Loan Market Association (LMA) in United Kingdom published a notice on the application of competition law to syndicated loans<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a>, it provides little guidance on how banks should undertake their commercial activities during the course of the transactions that require exchange of information and cooperation, to avoid committing an infringement of competition law.</p>
<p>In that sense, the TCA&#8217;s decision might be considered as a significant example revealing how the practices of banks would be treated over the course of an investigation. Unfortunately, the decision provides no further guidance than the LMA&#8217;s notice.</p>
<h3>Relevant Market Definition</h3>
<p>Perhaps one of the most interesting part of the TCA&#8217;s decision is its assessment on market definition. In the full decision, it is surprising that the TCA do not consider the relevant market definition as necessary to evaluate the conducts of the banks. It is surprising because, market definition is the initial and indispensable part of a competition analysis, especially for the information exchange cases. On two axes -product and geography- it draws the boundaries for further phases of the competition analysis. From a methodological perspective, market definition can be considered as an instrument to reduce the complexity of market interaction<a id="_ftnref5" href="#_ftn5"><sup>[5]</sup></a>. Moreover, a proper market definition isolates the market in hand, in terms of its boundaries related with both products and geographical areas<a id="_ftnref6" href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a>.</p>
<p>On the contrary, the TCA argues that the market definition is not crucial for an investigation subject to Article 4 (equivalent of Article 101 of TFEU). However, market definition is required to make a proper assessment regarding the nature of information exchange, which per the Guidelines on Horizontal Cooperation Agreements of the TCA<a id="_ftnref7" href="#_ftn7"><sup>[7]</sup></a> (Guidelines) is a crucial element to determine whether information exchange is anti-competitive or not. While including its remarks on the relevant market and the characteristics of the market at stake, the TCA do not make an exact definition for the market and fails to assess the main characteristics of the market that are crucial for determining the anti-competitive nature of the information exchange, such as market transparency, degree of concentration in the market and complexity of the market. Additionally, the elements such as stagnancy of the market or similarity (symmetry) of the players in the market are not regarded as well, in contrast with the instructions on determining whether information exchange would result to a collusive outcome or not, which are framed in the Guidelines.</p>
<p>In fact, relevant market definition is not crucial for unproblematic merger cases. However, in case of an infringement decision, lack of a proper market definition calls forth problematic issues. For instance, the calculation of imposed fines is the immediate issue that may emerge. In the full decision, the TCA determines the amount of fines considering the investigated parties&#8217; turnover of corporate and commercial credits loans in Turkey. From this perspective, the relevant market may implicitly be considered as &#8220;<em>commercial and corporate loans in Turkey</em>&#8220;. However, given that the allegations predominantly concerns multilateral corporate (syndicated) loan transactions, such definition appear to be too wide in terms of product market definition, yet it is too narrow in terms of geographical coverage.</p>
<h3>An Enlarged Approach for the Implementation of the Leniency Program</h3>
<p>We would like to remind that the investigation launched, in the wake of the leniency application submitted by BTMU. In its decision, TCA decides that with the two other banks, BTMU have also infringed the competition law. However, because of its active role of disclosure of the infringement, TCA grants full immunity to BTMU.</p>
<p>In fact, this is the first time that the TCA has granted immunity without a proper cartel decision. Although the Competition Act<a id="_ftnref8" href="#_ftn8"><sup>[8]</sup></a> sets forth full or partial immunity for the undertakings that actively cooperate with the TCA in certain circumstances, secondary legislation<a id="_ftnref9" href="#_ftn9"><sup>[9]</sup></a> explicitly requires the applicant of leniency to reveal a &#8220;cartel&#8221; to benefit from the immunity. More concretely, per the secondary legislation the existence of a cartel agreement between the undertakings is the main condition to be deemed immune from an administrative fine.</p>
<p>To overcome this issue, the TCB rules that the investigated parties have infringed the competition law through an &#8220;<em>agreement/concerted practice</em>&#8220;. In doing so, the TCB solves the shortcoming stemming from the secondary legislation, since cartel definition made in the mentioned legislation includes agreements and concerted practices, but not information exchange. Through this approach, we understand that in the Turkish case law, anti-competitive information exchanges may also provide a basis for the leniency program.</p>
<h3>An Interesting Interpretation of the Effects Principle</h3>
<p>One of the key questions for the validity of domestic competition rules is whether substantial, direct, and foreseeable effects on the domestic market would suffice to justify the application of domestic competition law. This is generally known as &#8220;the effects principle&#8221;.</p>
<p>In its decision, TCA adopts an interesting interpretation of the effects principle. TCA assesses that if an undertaking in Turkey has a subsidiary in another country, any infringement claim related with this subsidiary has an effect in Turkey through the main undertaking. This is interesting because TCA -without looking at effect- automatically grants authorization itself to investigate the claims all over the world through the undertakings established in Turkey.</p>
<h3>Fruit of the Poisonous Tree</h3>
<p>Fruit of the poisonous tree is a legal metaphor that extends the exclusionary rule to make evidence inadmissible in court if it was derived from evidence that was illegally obtained<a id="_ftnref10" href="#_ftn10"><sup>[10]</sup></a>. The logic of the terminology is that if the source (the &#8220;tree&#8221;) of the evidence is tainted, then anything gained (the &#8220;fruit&#8221;) from it is tainted as well.</p>
<p>As it is seen in the full decision, some of the critical claims about the investigated parties were based on phone (voice) records. The defendants described those documents as a &#8220;poisonous tree&#8221; and the evidences obtained from those records as the &#8220;fruit of the poisonous tree&#8221;, pursuant to the applicable rules stipulated in the criminal and constitutional sources. However, the TCA mentions that Competition Act gives enough authorization to the TCA to use such evidences. It also insists that voice recording is a common application in the banking industry and thus the employees who are involved in the alleged conduct had consent for their conversation to be recorded. As a result, the TCA argues that the element of consent deems the usage of voice records lawful and it is legally convenient to use them as a means of proof regarding the conduct at stake, which was deemed as a violation of the Competition Act in the wake of the investigation.</p>
<hr />
<div id="_ftn1">
<p><sup><a id="_ftn1" href="#_ftnref1">[1]</a> Turkish Competition Board Decision, numbered 17-39/636-276 and dated 28.11.2017,</sup></p>
<p><sup><a href="http://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=b8a26358-485b-4af7-9d42-dc40652899fb">http://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=b8a26358-485b-4af7-9d42-dc40652899fb&gt; accessed May 2, 2018.</a></sup></p>
</div>
<div id="_ftn2">
<p><sup><a id="_ftn2" href="#_ftnref2">[2]</a> In the full decision the banks are listed as follows: Bank of Tokyo- Mitsubishi UFJ Turkey A.Ş. (BTMU), Citibank A.Ş. (CITI), Deutsche Bank A.Ş. (DB), HSBC Bank A.Ş. (HSBC), ING Bank A.Ş. (ING), JPMorgan Chase Bank İstanbul Branch (JP), Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş. (BOFA), Société Générale S.A. Paris Merkezi Fransa İstanbul Türkiye Merkez Şubesi (SG), Standard Chartered Yatırım Bankası Türk A.Ş. (SC), Sumitomo Mitsui Banking Corporation (SMBC), The Royal Bank of Scotland İstanbul Branch (RBS), Türk Ekonomi Bankası A.Ş. (TEB), and UBS AG (UBS).</sup></p>
</div>
<div id="_ftn3">
<p><sup><a id="_ftn3" href="#_ftnref3">[3]</a> There is an existing financial economics literature how the availability of information affect the structure of syndicated loans, <em>e.g.</em>SUFI, A. (2007). Information Asymmetry and Financing Arrangements: Evidence from Syndicated Loans, <em>Journal of Finance</em>, 62(2), s.629–668.</sup></p>
</div>
<div id="_ftn4">
<p><sup><a id="_ftn4" href="#_ftnref4">[4]</a> LMA (2014). Notice on the Application of Competition Law to Syndicated Loan Agreements, <a href="http://www.lma.eu.com/application/files/1514/6695/7414/Notice_on_the_Application_of_Competition_Law_to_Syndicated_Loan_Arrangements.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">http://www.lma.eu.com/application/files/1514/6695/7414/Notice_on_the_Application_of_Competition_Law_to_Syndicated_Loan_Arrangements.pdf&gt; accessed May 2, 2018.</a></sup></p>
</div>
<div id="_ftn5">
<p><sup><a id="_ftn5" href="#_ftnref5">[5]</a> HÜSCHELRATH, K. (2009). <em>Competition Policy Analysis: An Integrated Approach</em> (Vol. 41). Heidelberg: Physica-Verlag HD, Ch.2.</sup></p>
</div>
<p id="_ftn6"><sup><a id="_ftn6" href="#_ftnref6">[6]</a> GEROSKI, P. A. (1998). Thinking creatively about markets, <em>International Journal of Industrial Organization</em>, <em>16</em>(6), p.677-695.</sup></p>
<p id="_ftn7"><sup><a id="_ftn7" href="#_ftnref7">[7]</a> <a href="http://www.rekabet.gov.tr/Dosya/guidelines/7-pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Guidelines on Horizontal Cooperation Agreements</a>; &lt;<a href="http://www.rekabet.gov.tr/Dosya/guidelines/7-pdf">http://www.rekabet.gov.tr/Dosya/guidelines/7-pdf&gt; accessed May 2, 2018.</a></sup></p>
<p id="_ftn8"><a id="_ftn8" href="#_ftnref8">[8]</a> Act No. 4054 on the Protection of Competition, Article 16/d, &lt;<a href="http://www.rekabet.gov.tr/Dosya/geneldosya/kanuning.pdf">http://www.rekabet.gov.tr/Dosya/geneldosya/kanuning.pdf&gt; accessed May 2, 2018.</a></p>
<p id="_ftn9"><a id="_ftn9" href="#_ftnref9">[9]</a> Regulation on Active Cooperation for Detecting Cartels (Active Cooperation/Leniency Regulation), &lt;<a href="http://www.rekabet.gov.tr/Dosya/regulations/1-pdf">http://www.rekabet.gov.tr/Dosya/regulations/1-pdf&gt; accessed May 2, 2018.</a></p>
<p id="_ftn10"><a id="_ftn10" href="#_ftnref10">[10]</a> Cornell Law School, Legal Information Institute; &lt;<a href="https://www.law.cornell.edu/wex/fruit_of_the_poisonous_tree">https://www.law.cornell.edu/wex/fruit_of_the_poisonous_tree&gt; accessed May 2, 2018.</a></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Elektrik ve internetin birlikte satışı: Türkiye için bir fırsat, tedarikçiler için yeni bir gelir kaynağı</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/elektrik-ve-internetin-birlikte-satisi-turkiye-icin-bir-firs.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/elektrik-ve-internetin-birlikte-satisi-turkiye-icin-bir-firs.html</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Dec 2018 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>Şimdiye kadar Türkiye’de perakende elektrik pazarında arzu edilen düzeyde ne rekabetin ne de etkinlik artışının sağlandığını söylemek mümkün. Düzenleyici otorite EPDK’nın rekabetin sağlanmasına yönelik düzenlemelerine…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><a href="https://tr.linkedin.com/in/sahin-ardiyok-68764719">Şahin Ardıyok</a></strong> ile birlikte &#8211;</em></p>
<p>Şimdiye kadar Türkiye’de perakende elektrik pazarında arzu edilen düzeyde ne rekabetin ne de etkinlik artışının sağlandığını söylemek mümkün. Düzenleyici otorite EPDK’nın rekabetin sağlanmasına yönelik düzenlemelerine, Rekabet Kurumu’nun yerleşik şirketlere yönelik açtığı soruşturmalara rağmen, bugün geldiğimiz noktada serbest tüketici limiti çok düşük olmasına rağmen sınırlı sayıda perakende elektrik tedarikçisinin sınırlı sayıda serbest tüketiciye hizmet verdiğini görüyoruz. Ortaya çıkan bu sonucun birçok sebebi olabilir. Merak edenler bu konuya dair yeni yayınladığımız makaleye<a id="_ftnref1" href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> bakabilir. Fakat, biz bu yazıda perakende elektrik pazarına hareket getirebilecek bir imkânı -elektrik ve internet hizmetlerinin birlikte satılmasını- tartışacağız.</p>
<p><strong>Elektrik ve telekom şirketlerinin iş birliği</strong></p>
<p>Birkaç yıl önce, perakende elektrik pazarında alternatif tedarikçilerin faaliyet göstermesinin görece mümkün olduğu zamanlarda, Turkcell ve Türk Telekom gibi telekom şirketlerinin elektrik tedarik lisansları alarak perakende elektrik pazarına girmeye çalıştığını görmüştük. Ancak, perakende elektrik pazarındaki koşullar sebebiyle pek de varlık gösteremediklerine şahit olduk. Şu an ise sözü edilen telekom şirketlerinin, asıl işi elektrik tedarik etmek olan görevli tedarik şirketleri ile internet erişim hizmetlerinin pazarlanmasına aracılık etmeye yönelik iş birliklerine girdiğini görüyoruz.</p>
<p>Örneğin bu yılın başında CK Boğaziçi Elektrik’in Türk Telekom ile yaptığı işbirliğinin dikkatimizi çeken ilk örnek olduğunu söylemek mümkün<a id="_ftnref2" href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>. Söz konusu işbilirliğine göre CK Boğaziçi Elektrik’e ait müşteri hizmetleri merkezlerinde Türk Telekom’un internet ürünleri satılabilecek, serbest tüketici niteliğindeki tüketiciler elektrik ile birlikte internet hizmetlerini de bir paket olarak satın alabilecekler. Türk Telekom bu tür işbirliklerini sadece CK Boğaziçi Elektrik gibi yerleşik tedarikçilerle değil, Aksa gibi alternatif tedarikçiler ile de gerçekleştirdiğini de görüyoruz<a id="_ftnref3" href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a>.</p>
<p><strong>Türkiye için bir fırsat</strong></p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/elektrik-ve-internetin-birlikte-satisi-turkiye-icin-bir-firs-1.png" alt="" /></p>
<p>Esasında bu tür iş birliklerinin veya doğrudan paket satış uygulamalarının yaygınlaşması Türkiye’de internetin yayılımın arttırılması için de büyük bir fırsat gibi duruyor. Arz tarafında, hizmet bazlı rekabetin hayata geçirilemediği ve sadece altyapı sahibi internet servis sağlayıcıların ayakta kaldığı bir piyasada halen kat edilecek çok mesafe olduğu görünüyor<a id="_ftnref4" href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>.  Zira, OECD ülkeleri içerisinde Meksika’dan sonra, sabit internet penetrasyonu oranı<a id="_ftnref5" href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> açısından en geride yer alan ülke konumundayız<a id="_ftnref6" href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a>. Her hanede elektrik olmasına rağmen, hanelerin ancak %40’nın sabit internet bağlantısı var<a id="_ftnref7" href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a>. Teknik olarak hanelerin nerdeyse tümünün sabit internet erişimi imkânı varken bağlı olmamalarının birçok sebebi olabilir<a id="_ftnref8" href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a>. Ancak, bu hizmetin elektik ile birlikte avantajlı bir şekilde verilmesinin penetrasyon oranının olumlu yönde etkileyeceğini söylemek mümkündür.</p>
<p>Öte yandan asıl etkinin, bu tür uygulamaların perakende tedarikçiler tarafından serbest tüketicileri cezbetmek için kullanılmasıyla pazarda meydana gelebilecek canlanmayla ortaya çıkması mümkündür. Elektriğin homojen bir ürün olması, özellikle mesken ve küçük ticarethane gibi tüketim düzeyi düşük olan tüketicilerin serbest portföylere geçmesini zorlaştıran bir unsurdur. Daha açık bir ifadeyle, bulundukları düzenlenen tarifeler üzerinden sağlanan %5-6 gibi sınırlı fiyat indirimleri bu tür tüketicileri hareketlendirmeye yetmemektedir. Ancak, paket satışların sağladığı sadece fiyata dayalı olmayan avantajların bu ataleti yenebileceğinden bahsetmek mümkündür. Ayrıca, tüketicilerin iki (ve doğalgazın da katılımı ile üç) ihtiyacının tek bir noktadan karşılanabiliyor olması da işlem maliyetlerini düşürücü bir etkiye sahiptir.</p>
<p><strong>Elektrik tedarik şirketleri için yeni bir gelir kaynağı</strong></p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/elektrik-ve-internetin-birlikte-satisi-turkiye-icin-bir-firs-2.png" alt="" /></p>
<p>Elektrik tedarik şirketleri açısından ise -uygulayacakları iş modeline bağlı olarak- ilave bir gelir kaynağından veya daha çok aboneye sahip olmak yoluyla elde edilebilecek ilave bir kazançtan bahsetmek olasıdır. Görevli tedarik şirketleri için sabit bir marjın, serbest tüketicilere hizmet veren tedarik şirketleri için ise kısıtlı ve görece riskli bir kazanç döngüsünün olduğu bir pazarda bu tür uygulamaların gelirleri arttırma konusunda yardımı dokunacağını söylemek mümkündür.</p>
<p><strong>Düzenlemeler ve rekabet açısından olanaklı</strong></p>
<p>Ağır denebilecek regülasyonlara tabi olan iki sektörden bahsettiğimiz için, hemen akıllara tedarik şirketlerinin bu tür uygulamaları gerçekleştirmesinin önünde yasal engeller olup olmadığı gelebilir. Bu blogta daha önce yayınlanan yazıya atıfla şunu söylemek mümkün; alternatif tedarik şirketlerinin elektriği paket satışlara konu etmesine yönelik herhangi bir kısıtlama söz konusu değildir. Ancak, görevli tedarik şirketleri için konunun incelenmesi ve piyasada etkinlik yaratıp yaratmadığının değerlendirilmesi gerekebilir. Gerek görülmesi halinde de Rekabet Kurumu’na “bireysel muafiyet başvurusu” yapılabilir<a id="_ftnref9" href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a>.</p>
<p><strong>Diğer ülkelerdeki başarılı örnekler</strong></p>
<p>Peki diğer ülkelerde elektrik ile internet ürünlerinin paket olarak satıldığı uygulamalar var mıdır? Bu yazıyı hazırlarken yaptığımız kısa araştırmada, bu tür uygulamaların daha çok ABD, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde başarılı örnekleri olduğunu gördük.</p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/elektrik-ve-internetin-birlikte-satisi-turkiye-icin-bir-firs-3.png" alt="" /></p>
<p>Örneğin ABD’nin Kentucky eyaletinde, yerel yönetimlerin inisiyatif almasıyla ortaya çıkan ve esin kaynağı olabilecek bir uygulamadan bahsetmek mümkündür<a id="_ftnref10" href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a>. Bu uygulamada gerek fiyat gerekse kalitesi konusunda yerel halkın memnuniyetsizlik duyduğu internet hizmetlerinin yerel yönetimlerin inisiyatif almasıyla, telekomünikasyon firmaları ile de mücadele edilerek örnek gösterilebilecek seviyeye taşındığını görüyoruz.</p>
<p>Öte yandan yine ABD’de, özellikle akıllı ev sistemlerinin elektrik ve internetin birlikte satılması yönünde bir talep yarattığını görüyoruz<a id="_ftnref11" href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a>. Ülkedeki hanelerin yarısına yakınında bulunan akıllı ev sistemlerinin, nesnelerin interneti (IoT) teknolojilerindeki gelişmelere paralel olarak artış göstereceği ve bunun da elektrik ve internetin birlikte sunulması yönünde yeni ihtiyaçları doğurabileceği düşünülüyor.</p>
<p>Avusturalya ve Yeni Zelenda örneklerinde ise<a id="_ftnref12" href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a>, hali hazırdaki perakende elektrik şirketlerinin, bütçe dostu hesaplı internet hizmetlerini geniş kitlelere yaymak amacıyla paket satış yöntemini tercih ettiklerini görüyoruz. Tüketicilerin bilinç düzeyinin de bu sayede arttığı bir diğer not olarak düşülebilir.</p>


<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Köksal, E. &amp; Ardıyok, Ş. (2018). Regulatory and Market Disharmony in the Turkish Electricity Industry. <em>Utilities Policy</em>, 55, 90-98. <a href="https://doi.org/10.1016/j.jup.2018.10.001">https://doi.org/10.1016/j.jup.2018.10.001</a></p>
<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Anadolu Ajansı (2 Şubat 2018). CK Boğaziçi Elektrik ile Türk Telekom iş birliği. Erişim tarihi 18.10.2018, <a href="https://www.aa.com.tr/tr/sirkethaberleri/bilisim/ck-bogazici-elektrik-ile-turk-telekom-is-birligi/643466">https://www.aa.com.tr/tr/sirkethaberleri/bilisim/ck-bogazici-elektrik-ile-turk-telekom-is-birligi/643466</a>.</p>
<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Türk Telekom Aksa Kampanyası. Erişim tarihi 18.10.2018, <a href="https://kurumsal.turktelekom.com.tr/ozel-avantajlar/kampanyalar/sayfalar/aksa-kampanyasi.aspx">https://kurumsal.turktelekom.com.tr/ozel-avantajlar/kampanyalar/sayfalar/aksa-kampanyasi.aspx</a>.</p>
<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Köksal, E. &amp; Ardıyok, Ş. (2015). Reviewing regulatory policy for broadband in Turkey: The failure of service-based competition and the prospect of facility-based competition. C<em>ompetition and Regulation in Network Industries</em>, 16<em>(4), 354-377</em>. <a href="https://doi.org/10.1177/178359171501600403">https://doi.org/10.1177/178359171501600403</a></p>
<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Penetrasyon oranı: 100 kişi başına düşen internet bağlantısı.</p>
<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> OECD, Broadband Portal. Erişim tarihi 18.10.2018, <a href="http://www.oecd.org/sti/broadband/broadband-statistics/">http://www.oecd.org/sti/broadband/broadband-statistics/</a>.</p>
<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> TÜİK (2017). Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması. Erişim tarihi 18.10.2018, <a href="http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=24862">http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=24862</a>.</p>
<p><a id="_ftn8" href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> <em>Bknz</em>. Köksal, E. &amp; Anıl, B. (2015). The Determinants of Broadband Access and Usage in Turkey: Do Regions Matter? <em>Topics in Middle Eastern and African Economies, 17 (1), 114- 133</em>.  Erişim tarihi 18.10.2018, <a href="http://meea.sites.luc.edu/volume17/pdfs/Anil-Koksal.pdf">http://meea.sites.luc.edu/volume17/pdfs/Anil-Koksal.pdf</a>.</p>
<p><a id="_ftn9" href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Kıl, İ. F. (4 Ekim 2018). Perakende Elektrik Satışlarında Paket Satış Uygulamaları. Erişim tarihi 18.10.2018, <a href="http://www.rekabetregulasyon.com/perakende-elektrik-satislarinda-paket-satis-uygulamalari/">http://www.rekabetregulasyon.com/perakende-elektrik-satislarinda-paket-satis-uygulamalari/</a>.</p>
<p><a id="_ftn10" href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Wood, E. (June 25, 2018). Bundling broadband with electricity: A Kentucky pioneer’s story. The American Public Power Association. Erişim tarihi 18.10.2018, <a href="https://www.publicpower.org/periodical/article/bundling-broadband-with-electricity-kentucky-pioneers-story">https://www.publicpower.org/periodical/article/bundling-broadband-with-electricity-kentucky-pioneers-story</a>.</p>
<p><a id="_ftn11" href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Nhed, N. (November 28, 2017). US homeowners show interest in bundling smart home services. Smart Energy International. Erişim tarihi 18.10.2018, <a href="https://www.smart-energy.com/regional-news/north-america/energy-services-us-broadband/">https://www.smart-energy.com/regional-news/north-america/energy-services-us-broadband/</a>.</p>
<p><a id="_ftn12" href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Astbury, H. (March 9, 2018). The telcos doubling up as energy companies. Erişim tarihi 18.10.2018,  <a href="https://www.canstarblue.com.au/electricity/telco-energy-companies/">https://www.canstarblue.com.au/electricity/telco-energy-companies/</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>The Turkish Competition Authority Makes Important Changes in the Guidelines on Vertical Agreements</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/the-turkish-competition-authority-makes-important-changes-in.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/the-turkish-competition-authority-makes-important-changes-in.html</guid>
      <pubDate>Thu, 03 May 2018 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>We previously mentioned that certain changes were foreseen in relation to the Guidelines on Vertical Agreements and that Draft Guidelines on Vertical Agreements (Draft…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/the-turkish-competition-authority-makes-important-changes-in-cover.jpg" alt=""></p>
<p>with <em><a href="https://tr.linkedin.com/in/sahin-ardiyok-68764719">Şahin Ardıyok</a></em> &amp; <a href="https://www.linkedin.com/in/dilara-yesilyaprak-17089853"><em>Dilara Yeşilyaprak</em></a> &#8211; </p>



<p>We&nbsp;<a href="http://www.mondaq.com/turkey/x/637826/Antitrust+Competition/MFC+Practices+and+Online+Passive+Sale+Restrictions+are+on+the+Turkish+Competition+Authoritys+Radar" target="_blank" rel="noreferrer noopener">previously mentioned</a>&nbsp;that certain changes were foreseen in relation to the Guidelines on Vertical Agreements and that Draft Guidelines on Vertical Agreements (Draft Guidelines) was prepared in relation to the changes foreseen. The Turkish Competition Authority (TCA) held various meetings and collected opinions of various stakeholders in a span of two years in relation to the Draft Guidelines.&nbsp; Finally, changes to the Guidelines on Vertical Agreements were determined with publication of the New Guidelines on Vertical Agreements (New Guidelines) on 30.03.2018. So, what is new in the New Guidelines and how does it differ from the previous one?</p>



<h3>What&#8217;s new in the New Guidelines?</h3>



<p>The New Guidelines provide further guidance on consideration of internet sales as passive sales and sets forth certain hard-core restrictions (similar to the ones in the EU) relevant to online passive sale restrictions. The Guidelines highlight importance of refraining from unjust restriction or restriction by object of online sales via online platforms as well as distributors and underline that any restriction foreseen must be objective and reasonable.</p>



<p>This is particularly important, as the New Guidelines diverge from the heated debate in the EU stemming from the following provision &#8220;<em>For instance, where the distributor&#8217;s website is hosted by a third-party platform, the supplier may require that customers do not visit the distributor&#8217;s website through a site carrying the name or logo of the third-party platform&#8221;</em>. We would like to remind that the provision underpins the&nbsp;<em>CJEU&#8217;s Coty Decision</em><a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a><em>,</em>&nbsp;which favors the suppliers to restrict sales on third-party platforms on the purpose of protecting the luxury image of their products. The New Guidelines uphold that online passive sale restrictions concerning third party platforms imposed in accordance with certain agreed standards and conditions shall not restrict internet sales or price competition of the distributor by object.</p>



<p>Moving on, the New Guidelines restructure the provisions available for selective distribution based on the explanations adopted for online passive sale restrictions.</p>



<p>Finally, the New Guidelines provide guidance on assessment of most favored customer (MFC) practices within scope of vertical agreements and also notes how such practices may amount to resale price maintenance.</p>



<h3>How does the New Guidelines differ from the Draft Guidelines?</h3>



<p>When the New Guidelines are compared with the Draft Guidelines, the following is observed:</p>



<ul><li>Detailed explanation in relation to consideration of internet sales as passive sales, underlining importance of non-restriction of online sales via online platforms as well as distributors is adopted</li><li>More details on interpretation of MFC practices as vertical agreements are provided (i.e. guidance on market share analysis in relation to online platforms is provided)</li><li>Proposal to tailor application of non-compete clause provisions to agency agreements is not adopted</li><li>Online sales related amendments are reconciled with the selective distribution system provisions</li></ul>



<hr />



<p><sup><a id="_ftn1" href="#_ftnref1">[1]</a>&nbsp;CJEU, Case C-230/16 &#8211;&nbsp;<em>Coty Germany GmbH v Parfümerie Akzente GmbH</em>, 06.12.2017.</sup></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Dijital Pazarlarda İnovasyon ve Rekabet Politikası</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/dijital-pazarlarda-inovasyon-ve-rekabet-politikasi.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/dijital-pazarlarda-inovasyon-ve-rekabet-politikasi.html</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Mar 2018 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Teaching Notes</category>
      <description>Uzun zamandır planladığım ama açmayı sürekli ertelediğim bu dersi, bir zorunluluk sebebiyle nihayet bu dönem açabildim.  Google’in aldığı 2.7 milyar dolarlık rekor ceza sonrasına rastgelmesi de iyi bir zamanlama oldu.…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/dijital-pazarlarda-inovasyon-ve-rekabet-politikasi-1.png" alt="Innovation &amp;amp; Competition Policy in Digital Markets" />Uzun zamandır planladığım ama açmayı sürekli ertelediğim bu dersi, bir zorunluluk sebebiyle nihayet bu dönem açabildim.  Google&#8217;in aldığı 2.7 milyar dolarlık rekor ceza sonrasına rastgelmesi de iyi bir zamanlama oldu.</p>
<p>Bu ders, rekabet politikasının dijital ekonomiyi şekillendirmekteki rolü ve rekabet otoritelerinin inovasyona dayalı dijital pazarlardaki işlevini anlamaya yönelik. Özellikle dijital pazarlardaki &#8220;inovatif yıkıcılık&#8221; ile hali hazırdaki rekabet politikası araçlarının uyumlu olup olmadığını inceliyoruz. Bazı dijital pazarların evrimi ve gelişimini vaka çalışmaları üzerinden ele almaya çalışıyoruz.</p>
<p>Dersin İngilizce izlencesine buradan erişebilirsiniz: <a title="ECO4146-Syllabus" href="https://koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2018/03/eco4146-syllabus1.pdf">ECO4146-Syllabus</a></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Diverging Approaches for the Most Favoured-Customer Clauses: TCA’s Yemeksepeti.com Decision</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/diverging-approaches-in-for-the-most-favoured-customer-claus.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/diverging-approaches-in-for-the-most-favoured-customer-claus.html</guid>
      <pubDate>Sat, 16 Dec 2017 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>While new business models in the online world emerge at an unprecedented pace, interpretation of legal rules has lagged behind those innovations. In particular, interpretation of competition rules may be far from being…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/diverging-approaches-in-for-the-most-favoured-customer-claus-cover.jpg" alt=""></p>
<p>While new business models in the online world emerge at an unprecedented pace, interpretation of legal rules has lagged behind those innovations. In particular, interpretation of competition rules may be far from being a guide for the lawfulness of novel business models. On one hand, such an inadequacy leads to legal and business uncertainty, on the other hand it restricts the attorneys counselling clients contemplating the adoption of novel business models in the online world. The diverging approaches of competition authorities all around the world for most favoured-customer (MFC) clauses have been a recent example of this phenomenon.</p>



<p>Most of the competition proceedings concerning the MFC clauses in different countries closed with the commitments given by the investigated firms. Investigations concerning online travelling agencies in Italy, Sweden, France, and United Kingdom ended with commitments that abolish some types of MFC clauses. However, for a similar investigation, the German competition authority (Bundeskartellamt) has banned all types of MFC clauses with an infringement decision. Nevertheless, Bundeskartellamt approved the commitments of the investigated party and did not impose any fine.</p>



<p>MFC issues are not only restricted with online travel agencies, e-book sellers, and publishers have also been investigated on both sides of the Atlantic. In the United States, Apple and e-book publishers were investigated concerning the MFC clauses. While the court found that MFC is lawful, it concluded that Apple had facilitated a conspiracy for price fixing of the publishers through MFC clauses. In Europe, investigations for Amazon.com have taken place at both the Commission level and the national level, Germany. Recently both the Commission and Bundeskartellamt ended the investigations with the commitments about the MFC clauses.</p>



<p>In the meantime, an investigation started by the Turkish Competition Authority (TCA) concerning the MFC practices of Yemeksepeti.com, an online food-ordering platform, concluded with an infringement decision. Although the commitment of Yemeksepeti.com was welcomed by TCA, the decision also imposed a fine to the company. In that sense, TCA’s Yemeksepeti.com decision has contributed to the diverging approaches of the competition authorities for the evaluation of MFC practices. TCA has also reinforced its view by its recent Booking.com infringement decision.</p>



<p>In a recently published article we examine the legal and business uncertainty created by diverging approaches for MFC clauses. Since most of the investigations concerning the MFC clauses terminated with commitments, we have not had many opportunities to learn much about the analysis of the authorities. Moreover, disparity in the evaluation of MFC practices in infringement decisions has also increased these uncertainties. Therefore, we elaborate Yemeksepeti.com decision in order to exhibit the problematic considerations of the TCA for MFC practices.</p>



<p>The reference of the article is given below:</p>



<p>Köksal, E. &amp;&nbsp;Ardıyok, Ş. (2018). Diverging Approaches in Europe for the Most Favoured-Customer Clauses: How Turkish Competition Authority’s Decision for the Online Food Ordering Market Contributed.&nbsp;<em>Journal of European Competition Law &amp; Practice</em>, 9(2), 119-123.&nbsp;<a href="http://doi.org/10.1093/jeclap/lpx091">http://doi.org/10.1093/jeclap/lpx091</a><br></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Nedir bu (net neutrality) şebeke tarafsızlığı meselesi?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/netneutrality.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/netneutrality.html</guid>
      <pubDate>Fri, 15 Dec 2017 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>2005 yılından bu yana özelikle Amerika’da bir küllenip bir alevlenen “şebeke tarafsızlığı” (net neutrality) tartışması, dün Amerikan Federal İletişim Komisyonunun (FCC) aldığı bir kararla yeni bir evreye girdi. Dünya…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/netneutrality-1.png" alt="" />2005 yılından bu yana özelikle Amerika’da bir küllenip bir alevlenen “şebeke tarafsızlığı” (net neutrality) tartışması, dün Amerikan Federal İletişim Komisyonunun (FCC) aldığı bir kararla yeni bir evreye girdi. Dünya medyasında flaş haber olarak yer alan bu gelişmeye Türkiye medyasında neredeyse hiç yer verilmedi. Mahkeme kararı bile olmadan sitelere erişimin engellenebildiği bir ülkede “<em>bize ne bundan</em>” demiş olabilirler. Ancak tüm nimetleriyle hayatımızın birçok alanına nüfuz eden, alışverişten eğlenceye, eğitimden sağlığa giderek büyüyen bir bağımlılık haline dönüşen internetin geleceğini etkileyecek bir karardan bahsediyoruz. Gelin, temelinde iktisadi bir sorunu da barındıran bu tartışmayı biraz daha yakından inceleyelim.</p>
<p><strong><em>Şebeke tarafsızlığı da nedir?</em></strong></p>
<p>İnternet birçok ağı birbirine bağlayan büyük bir şebeke olarak tasvir edilebilir. Bu şebekenin tarafsız olması ise, şebeke içerisindeki verilerin ayrım gözetmeksizin, olabildiğince çabuk bir şekilde aktarılması prensibini gerektirir. Yani, internet servis sağlayıcısının taşıdığı her veriyi önceliklendirecek ya da geciktirecek bir muamele yapmadan, eşit bir şekilde iletmesi beklenir.</p>
<div></div>
<p>Ancak zamanla kullanılan uygulama ve içeriklerin artması, bunların veri gereksinimin birbirinden farklılaşması, servis sağlayıcılarda bu temel prensipten sapma güdüsü yarattı. Bazı servis sağlayıcılar karlarını azaltacak uygulamaları engelleyip yavaşlatırken, işbirliği içerisinde bulundukları içerik ve uygulamaları önceliklendirdiler. Örneğin bir internet servis sağlayıcı veri trafiğini olumsuz etkilediğini düşünerek bazı dosya paylaşım sitelerine erişimi engellerken, bir video paylaşım sitesiyle yaptığı anlaşma çerçevesinde o siteden gelen içeriği abonelerine daha hızlı ve öncelikli olarak aktardı. Bu ve benzeri eylemler yaygın bir şekilde görülmese de şebeke tarafsızlığı tartışmasının zaman zaman hararetlenmesine sebep oldu.</p>
<p><strong><em>Tartışma neden çıktı ve nasıl evrildi?</em></strong></p>
<p>2005 yılında FCC’nin internet servis sağlayıcılarının bazı yükümlülüklerini kaldırması, şebeke tarafsızlığı tartışmasına zemin hazırladı. Tartışmanın fitilini ateşleyen ise, ABD’nin en büyük servis sağlayıcılarından AT&amp;T’nin CEO’sunun bir <a href="http://www.bloomberg.com/bw/stories/2005-11-06/online-extra-at-sbc-its-all-about-scale-and-scope" target="_blank" rel="nofollow noopener">röportajında</a>, özellikle Google ve Yahoo gibi içerik sağlayıcıları kastederek, “<em>onların benim altyapımı bedava kullanmalarına izin vermeyeceğim</em>” söylemi oldu.</p>
<p>O yıllarda tartışmanın birbirinden keskin bir şekilde ayrılmış iki tarafı vardı: şebeke tarafsızlığını savunanlar ve bunu tamamıyla gereksiz bulanlar. Şebeke tarafsızlığını savunanlar, bu prensipten sapmanın yeni Google’ların, Facebook’ların, Youtube’ların ortaya çıkmasını engelleyeceğini; gereksiz bulanlar ise bu prensipte ısrar etmenin altyapı yatırımlarını ve bu alandaki teknolojik ilerlemeyi engelleyeceğini savunuyordu. Fakat zamanla bu keskin görüşlerinin yerini  daha sağduyulu yaklaşımlar aldı. Büyük oranda akademik çalışmalardan beslenen bu sağduyu iklimi, yasal içerik ve uygulamaları engellenmemesi, ancak makul bir şebeke yönetimi yapabilmesine işaret ediyordu.</p>
<p>Fakat her iki tarafın da haklı olabileceğine dair bu yaklaşım, işin yasal boyutunda pek bir yankı bulmadı. 2010 yılında, FCC tartışmaya nokta koymak adına servis sağlayıcılara şebeke tarafsızlığı yükümlülüğü getiren bir düzenleme yaptı. Fakat, servis sağlayıcıların itirazı sonucu bu düzenleme Amerikan mahkemelerince iptal edildi. Ancak tartışma çoktan Amerika dışına taşmıştı. Şebeke tarafsızlığını internet servis sağlayıcılar için yasal bir yükümlülük haline getiren ilk ülke 2011 yılında Şili oldu. Hollanda ve sonrasında da Litvanya onu takip etti.</p>
<p>FCC 2015 yılında – büyük oranda eski başkan Obama’nın etkisiyle- ikinci bir deneme daha yaptı. Üstelik bu sefer ki şebeke tarafsızlığı düzenlemesi sadece sabit internet erişimini değil, tartışmanın şimdiye kadar dışında tutulan mobil interneti de içine alıyordu. Yani artık mobil operatörler de bütün uygulama ve içeriklere eşit muamele edecek, mesaj ve konuşma gelirlerini azaltan WhatsApp ve Viber, Youtube gibi uygulamaları engelleyemeyecek/yavaşlatamayacak, kendi uygulamalarını önceliklendiremeyecekti. Ve başka iş modelleri ile ticaret hayatlarını sürdürmeye çalışacaklardı.</p>
<p><span><iframe src="https://www.youtube.com/embed/ehRorreIutg?version=3&#038;rel=1&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;fs=1&#038;hl=en-US&#038;autohide=2&#038;wmode=transparent" allowfullscreen="true" sandbox="allow-scripts allow-same-origin allow-popups allow-presentation allow-popups-to-escape-sandbox"></iframe></span></p>
<p>Derken Trump sahneye çıktı ve seçim kampanyasında da dile getirdiği üzere, şebeke tarafsızlığı düzenlemesinin karşısında olduğunu ve en kısa sürede kaldırılması için çalışacağını söyledi. Adım adım da bunu gerçekleştirdi ve 2015’teki düzenlemeyi yine FCC aracılığıyla rafa kaldırmayı başardı.</p>
<p>Yeri gelmişken belirtelim; Türkiye’de şebeke tarafsızlığı konusunda yasal bir düzenleme henüz yok. Ancak 2012 yılında TTNET’in bazı dosya paylaşım sitelerine erişimi yavaşlattığı/engellediği <a href="http://www.btk.gov.tr/mevzuat/kurul_kararlari/dosyalar/2012%20DK-59-19.pdf" target="_blank" rel="nofollow noopener">gerekçesi</a> ile BTK tarafından para cezasına çarptırıldığını biliyoruz.</p>
<p><strong><em>Peki şebeke tarafsızlığını yasalar ile korumak iyi bir şey mi?</em></strong></p>
<p>Tartışmanın 10-15 yıldır sürmesinden anlaşılacağı gibi bu sorunun kestirme bir cevabı yok. Ama gelin soruyu bildiğimiz bir örnekten yola çıkarak cevaplamaya çalışalım. Kargo firmalarının hizmetlerini çeşitlendirdiğini, standart düzeyde verilen hizmetlerin yanında, istenildiğinde bedelini ödenmek kaydıyla daha hızlı hizmetler verdiğini biliyoruz. Eğer acele bir gönderimiz varsa, bu tür hizmetlerin varlığından memnun olduğumuzu da söyleyebiliriz.</p>
<p>Peki, intenet üzerinden taşınan veri paketleri için de benzer bir sonuca varabilir miyiz? Yani e-posta vb. içerikler standart bir uygulamaya tabi tutulurken, video/ses/oyun gibi gecikmeye duyarlı uygulamalara öncelik sağlanması faydalı bir işleyiş sağlamaz mı? Sağladığı ekonomik değer açısından verilenin ayrıştırılması ve farklı hizmet kalitesi ile sunulmasının refah arttırıcı olduğu savunulabilir. Ancak burada iki önemli soru ortaya çıkıyor: (1) ayrımın neye göre yapılacağı, (2) nasıl bir rekabet ortamında yapılacağı.</p>
<p>İlk sorudan başlarsak, bahsettiğimiz türden bir ayrım bazı içerik ve uygulamalara daha üst seviyede hizmet kalitesi sağlarken, diğer içerik ve uygulamaların servis kalitesinin düşmesine sebep olabilir. Bant genişliğinin kıt bir kaynak olduğu düşünüldüğünde, bu kaçınılmaz bir durumdur.</p>
<p>Diğer yandan, ayrımının nasıl bir rekabet ortamında yapıldığı da çok önemli. Zira iktisat teorisi, rekabetin sınırlı olduğu piyasalarda uygulanacak ayrımcılığın toplumsal refahı her zaman iyi etkilemediğini söylüyor. Örneğin Türkiye gibi pek de rekabetçi olmayan bir internet servis sağlama pazarına sahipseniz, ağ tarafsızlığından sapılması pek de sağlıklı bir durum yaratmıyor.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>ECO4145 – Platform Economics</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/eco4145-platform-economics.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/eco4145-platform-economics.html</guid>
      <pubDate>Mon, 11 Sep 2017 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Teaching Notes</category>
      <description>“ECO4145 – Platform Economics” dersi nihayet açılıyor. Benim için yeni bir heyecan olan bu derse, son iki yıldır edindiğim bilgi ve deneyimin ölçülü bir şekilde yansıyacağını umuyorum. Temel kavram ve prensiplerin…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/eco4145-platform-economics-1.png" alt="Platform Economıcs" /></p>
<p>&#8220;ECO4145 &#8211; Platform Economics&#8221; dersi nihayet açılıyor. Benim için yeni bir heyecan olan bu derse, son iki yıldır edindiğim bilgi ve deneyimin ölçülü bir şekilde yansıyacağını umuyorum.</p>
<p>Temel kavram ve prensiplerin, başarı ve başarısızlık hikayelerinin hem teorik hem de pratik açıdan ele alınacağı bu dersin yükünün yarısı öğrencilerde. Zira, dersi alan her öğrenciden ya bir platform girişimi fikri ortaya koymasını ya da mevcut bir iş modelini ele almasını bekliyorum.</p>
<p>Dersin takip ettiği kitap dahil, kaynakların tamamı dijital. Meraklısı için dersin izlencesi burada: <a title="ECO4145-Syllabus" href="https://koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2020/07/eco4145-syllabus-2018.pdf">ECO4145-Syllabus</a></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>TMT Insights 2015 – The 10 Most Significant Developments In Turkey</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/tmt-insights-2015-the-10-most-significant-developments-in-tu.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/tmt-insights-2015-the-10-most-significant-developments-in-tu.html</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Oct 2016 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>The past year staged many developments in technology, media and telecommunications (TMT) in Turkey. Long-awaited personal data protection law was enacted and new regulations were adopted for the rapidly growing…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/tmt-insights-2015-the-10-most-significant-developments-in-tu-cover.jpg" alt=""></p>
<p>The past year staged many developments in technology, media and telecommunications (TMT) in Turkey. Long-awaited personal data protection law was enacted and new regulations were adopted for the rapidly growing e-commerce market. In addition to those developments, a significant progress has been achieved through a transition to a new generation mobile communication technology, named as 4.5G. This transition has not only accelerated the data transmission speed but also increased the consolidation in the telecommunications market. In addition to these developments, positive signals have emerged in digital TV broadcasting market and in electronic payments sector.</p>



<p>However, in two central areas &#8211; which have potential impacts on the development of competition in telecommunications – only a partial progress has been achieved. While new regulatory tools for the prevention of margin-squeeze have gained functionality, no significant move has been witnessed in mobile virtual network operators.</p>



<p>We are delighted to share the report, summarizing the developments in TMT in Turkey. We hope you enjoy reading our report titled as &#8220;TMT Insights 2015 – The 10 Most Significant Developments in Turkey&#8221;.</p>



<p>Download the copy of &#8220;TMT Insights 2015 – The 10 Most Significant Developments in Turkey&#8221; <a rel="noreferrer noopener" href="http://www.baseak.com/~/media/PDFs/Guides%20Reports%20and%20Whitepapers/BASEAK_Reports_TMT_Insights_2015.pdf" target="_blank">here</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>EU Commission Published Preliminary Report On The E-commerce Sector Inquiry</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/eu-commission-published-preliminary-report-on-the-e-commerce.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/eu-commission-published-preliminary-report-on-the-e-commerce.html</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Oct 2016 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>The European Commission started a sector inquiry into e-commerce on 6 May 2015 as a part of its Digital Single Market Strategy. On 15 September 2016 the Commission published a Preliminary Report (Report) which provides…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/eu-commission-published-preliminary-report-on-the-e-commerce-cover.jpg" alt=""></p>
<p>The European Commission started a sector inquiry into e-commerce on 6 May 2015 as a part of its Digital Single Market Strategy. On 15 September 2016 the Commission published a Preliminary Report (Report) which provides initial findings of the sector inquiry. During the launch of the Report, the EU Competition Commissionaire Margarethe Vestager mentioned the freedom of online sales strategies of the companies, and she emphasized the role of competition authorities to check whether those practices comply with competition laws. She also stated that companies should read the report when reviewing their distribution contracts.</p>



<p>The Report provides an overview of the main market trends recognized during the sector inquiry and identifies possible competition concerns. With the Report, the Commission wishes to trigger a facts-based exchange of views with stakeholders. In fact, stakeholders are invited to comment on the findings of the sector inquiry during the next two months.</p>



<p>During the inquiry, the Commission contacted more than 1800 companies operating in e-commerce of consumer goods and digital content, and it has reviewed approx. 8000 distribution contracts. The findings verify that e-commerce is an important drivers of price competition through price transparency and confirms that online sales increase consumer&#8217;s choice and their ability to find the best deals. As expected, the Report also identifies certain business practices that may limit competition.</p>



<p>Concerning online sales of consumer goods, the Report finds that while price is a key parameter of competition for retailers, product quality and brand image are key for manufacturers. Therefore, manufacturers adopt a number of business practices in order to better control the distribution of their products and the positioning of their brands. Selective distribution systems have been widely adopted by the manufacturers in order to distribute their sales only through pre-selected authorized sellers. In addition, the manufacturers have been increasingly selling their products through their own online channels. Moreover, manufacturers progressively use other contractual sales restrictions in their distribution agreements. The Report states that as follow up to the sector inquiry, it may become necessary for the Commission to examine certain clauses restricting online sales—in particular in selective distribution agreements—more closely.</p>



<p>On the other hand, resale price maintenance seems to be of the practices that manufacturers and retailers may use in response to the increased online price competition.</p>



<p>By observing a minimum retail price, both manufacturers and retailers may minimize the impact of price erosion, thus protecting both the level of the wholesale price the manufacturers can ask for the product and the profit margins retailers can expect.</p>



<p>Moreover, the Report also draws attention to increased price transparency through price monitoring software which may facilitate collusion between retailers.</p>



<p>Concerning the digital content, the Report states that the terms on which rights are made available to digital content providers are one of the most important drivers of competition. However, as the Report notes, online distribution of content and demand for online rights does not seem to have been changed the way in which right holders license their rights. The Report also detects that current copyright licensing agreements are complex and often exclusive.</p>



<p>Regarding to territorial contractual restrictions, the Report shows that a large majority of digital content providers are required by rights holders to restrict access to their online digital content services for users from other Member States by means of geo-blocking.</p>



<p>Finally, the Report indicates that the Commission will assess on a case-by-case basis, having regard to the characteristics of the specific product and geographic markets, whether certain licensing practices may restrict competition and whether enforcement is necessary in order to ensure effective competition.</p>



<p>The Final Report of the sector inquiry is expected to be published in the first quarter of 2017.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>AB Komisyonu’nun e-ticaret sektör araştırmasına dair ön raporu</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/e-ticaret.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/e-ticaret.html</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Oct 2016 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>AB Komisyonu,  Dijital Tek Pazar Stratejisi’nin bir parçası olarak başlattığı e-ticaret sektör araştırmasının başlangıç bulgularına dair Ön Raporu’nu açıkladı. Rapor, sektör araştırmasından elde edilen bilgiler ışığında…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/e-ticaret-cover.jpg" alt=""></p>
<p>AB Komisyonu,  Dijital Tek Pazar Stratejisi’nin bir parçası olarak başlattığı e-ticaret sektör araştırmasının başlangıç bulgularına dair Ön Raporu’nu açıkladı. Rapor, sektör araştırmasından elde edilen bilgiler ışığında hem pazarlardaki eğilimleri ortaya koyuyor hem de olası rekabet ihlali endişelerine dikkat çekiyor.</p>



<p>AB&nbsp;Komisyonu, 6 Mayıs 2015’te Dijital Tek Pazar Stratejisi’nin bir parçası olarak e-ticaret sektör araştırmasını başlatmıştı.&nbsp;<strong>15 Eylül 2016’da da bu sektör araştırmasının başlangıç bulgularına dair Ön Raporu’nu sundu.</strong>&nbsp;Raporun açıklandığı gün Komisyon’un Rekabet Temsilcisi Margrethe Vestager, yaptığı açıklamada bir yandan şirketlerin online satış stratejilerini belirleme özgürlüğü olduğunu söylerken, öte yandan da rekabet otoritelerinin bu stratejilerin rekabet hukukuna uygun olup olmadığını kontrol etmesi gerekliliğine işaret etti. Vestager ayrıca, şirketlerin dağıtım anlaşmalarını gözden geçirirken Raporu dikkate almalarını istedi.</p>



<div></div>



<p><strong>Rapor, sektör araştırmasından elde edilen bilgiler ışığında hem pazarlardaki eğilimleri ortaya koyuyor hem de olası rekabet ihlali endişelerine dikkat çekiyor.</strong>Komisyon, bu Rapor ile ortaya çıkarılan veriler temelinde paydaşlar ile bir görüş alışverişi ortamını da tetiklemeyi hedefliyor. Hali hazırda, paydaşlara rapordaki bulgulara dair görüşlerini belirtmek üzere iki ay gibi bir süre tanıyor.</p>



<p>Sektör araştırması süresince Komisyon, online tüketici ürünü ve dijital içerik pazarlarında faaliyet gösteren 1.800’den fazla şirket ile temasa geçip, 8.000’den fazla dağıtım sözleşmesini incelemiş. Bulgular e-ticaretin, özellikle yarattığı şeffaflık ile fiyat rekabetini güçlendirdiğini ve tüketicilerin seçeneklerini arttırıp kendileri için en iyi teklifleri bulmalarına yardımcı olduğunu ortaya koyuyor. Beklendiği gibi Rapor, rekabeti kısıtlama potansiyeli olan bazı uygulamaları da dikkat çekiyor.</p>



<p>Tüketici ürünlerinin online satışı konusunda, perakendeciler arasındaki rekabet için fiyatın temel parametre olduğu söylenirken, üreticiler açısından temel parametrelerin ürünün kalitesi ve marka imajı olduğu belirtiliyor. Bu sebeple üreticiler ürünlerinin dağıtımını ve markalarının konumunu kontrol edebilecekleri uygulamaları adapte etmeye çalışıyorlar. Satışların sadece izin verilen satıcılar tarafından satılması prensibine dayanan seçici dağıtım sistemleri ise, Rapor’da önemli bir yer tutuyor. Buna ek olarak, üreticilerin sözleşmeye dayalı diğer başka kısıtlamaları da artan bir şekilde dağıtım anlaşmalarına dahil ettiklerine dikkat çekiliyor. Rapor’daki önemli tespitlerden bir tanesi de, sektör araştırması çerçevesinde ortaya çıkan bulguları dikkate alarak, Komisyon’un dağıtım anlaşmalarındaki online satılışları&nbsp; kısıtlayan maddeleri daha yakından inceleme ihtiyacı duyacağı yönünde.</p>



<p><strong>Öte yandan Rapor, yeniden satış fiyatının tespiti uygulamasının hem üreticiler hem de perakendeciler açısından artan online fiyat rekabetinden korunmak için uygulanabildiğini ortaya koyuyor.</strong>&nbsp;Minimum satış fiyatını gözleyebilen üretici ve perakendeciler fiyat rekabetinin etkisini minimize edebiliyorlar. Böylelikle, üreticiler hem ürünleri için toptan satış fiyatını hem de &nbsp;perakendecilerin umduğu kar marjını koruyabiliyorlar. Bununla birlikte Rapor, çeşitli yazılımlar yoluyla fiyatlar konusundaki artan şeffaflığa da dikkat çekiyor ve bu durumun teşebbüslerin birlikte fiyat belirlemesini kolaylaştırdığını söylüyor.</p>



<p><strong>Dijital içerik açısından ise</strong>, içerik sağlayıcılar için olan hakların ve koşulların bu alandaki rekabetin temel itici gücü olduğu belirtiliyor. Fakat, Rapor’da da dile getirildiği üzere, online içeriğin dağıtımı konusundaki hakların lisanslama yoluyla kullanılabilmesi yönünde henüz kayda değer bir dönüşüm yaşanmış değil. Halihazırdaki fikri mülkiyet haklarına dair lisanslanma anlaşmalarının ise, oldukça karmaşık ve çoğunlukla dışlayıcı olduğu tespiti yapılıyor.</p>



<p>Sözleşmelerdeki &nbsp;coğrafi kısıtlamalar açısından ise, online dijital içerik sağlayıcıların çoğunluğunun diğer üye ülkelerden erişimi engelleyen “geo-blocking” uygulamalarını kullandıkları belirtiliyor.</p>



<p>Son olarak Rapor’a göre, lisanslamaya dair hangi uygulamaların rekabeti kısıtladığına karar verilmesi Komisyon’un söz konusu ürünlerin özelliklerini dikkate alarak olay bazında yapacağı incelemeler sonucunda netleşebilecek.</p>



<p>Komisyon’un Rapor’un nihai halini 2017’nin ilk çeyreğinde yayınlanması bekleniyor.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Mobil operatörlerin OTT’ler ile mücadelesinde şebeke tarafsızlığı ve rekabet hukuku</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/ott.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/ott.html</guid>
      <pubDate>Fri, 29 Jul 2016 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>Son yıllarda internet ile ilgili tartışmaların merkezinde bulunan şebeke tarafsızlığı konusu, mobil iletişim hizmetleri için kritik bir öneme sahip. Zira, bir çok mobil operatör kendi  sundukları hizmetlerinin ikamesi…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/ott-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Son yıllarda internet ile ilgili tartışmaların merkezinde bulunan şebeke tarafsızlığı konusu, mobil iletişim hizmetleri için kritik&nbsp;bir öneme sahip. Zira, bir çok mobil operatör&nbsp;kendi&nbsp; sundukları hizmetlerinin ikamesi haline gelen, Whatsapp, Skype, Viber gibi&nbsp;<em>over–the-top</em>&nbsp;(OTT) uygulamalarının, gelirleri üzerindeki etkisini çeşitli trafik yönetimi uygulamalarıyla azaltma eğiliminde. Yakın geçmişte, ABD ve AB’de yasallaşan şebeke tarafsızlığı düzenlemeleri, mobil operatörlerin&nbsp;şebekeleri üzerinden geçen trafiği yönetme kabiliyetlerini büyük ölçüde kısıtlasa da, rekabet hukuku ihlallerine dair riskleri &nbsp;ortadan kaldırmış değil.</p>



<div></div>



<p>Burada sadece kısa bir özetini sunacağımız bir&nbsp;<a href="https://koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2016/06/ottpaper.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">çalışmada</a>, mobil hizmetlerde şebeke tarafsızlığı ve trafik yönetimi uygulamalarını&nbsp; rekabet hukuku çerçevesinde ele aldık. Henüz Türkiye için somut bir şebeke tarafsızlığı düzenlemesi söz konusu olmasa da, yaptığımız çalışmada, ABD ve özellikle AB uygulamalarının takip edileceğini varsaydık. Mobil işletmecilerin tek taraflı veya içerik sağlayıcılar ile birlikte girişebilecekleri eylemleri, Rekabet Kanunu’nun 4. ve 6. maddeleri çerçevesinde değerlendirmeye çalıştık.</p>



<p><strong><em>Mobil işletmeciler ve OTT hizmet sağlayıcıları&nbsp;</em></strong></p>



<p>İnternetin yaygınlaşması, telekomünikasyon endüstrisini çok hızlı bir şekilde değiştirmiştir. Özellikle, mobil internetteki hızlı yaygınlaşma, o pazardaki tüm oyuncuların rollerinin yeniden tanımlanmasına ve buna bağlı olarak da, pazardaki oyuncuların iş modellerini gözden geçirmelerine sebep olmuştur. 3. ve 4. nesil iletişim teknolojilerine geçilmesi, akıllı telefonların kullanımının artması ve katma değerli hizmetlerin yaygınlaşması, mobil iletişimde değer zincirine farklı halkalar eklemiş, bazı halkaların da işlevini azaltmıştır. Bugün bu durumun en somut kanıtı, çoğunluğu “OTT” olarak nitelendirilen ve mesajlaşma, ses, vb. hizmetleri birçok farklı form ve teknoloji ile kullanıcılara sunan hizmet sağlayıcıların, mobil işletmecilerin mevcut iş modellerini tehdit ediyor olmasıdır.</p>



<p>OTT’ler, hem ülkenin hem de mobil iletişim endüstrisinin gelişmişlik düzeyine göre, mobil işletmecileri belli bir sırayı takip eden süreçler ile etkilemektedir. Örneğin geçtiğimiz yıllarda ABD, Japonya ve birçok Batı Avrupa ülkesinde ses gelirlerinde büyük düşüşler gerçekleşmiştir. Mesaj gelirleri ise, İtalya ve İspanya gibi güney Avrupa ülkelerinde azalmaya başlarken, İngiltere, Fransa ve ABD gibi ülkelerde mesaj gelirlerindeki azalış belli bir doygunluğa ulaşıp ivmesini yitirmiştir. Oysa, gelişmekte olan birçok ülkede penetrasyon oranlarının göreceli olarak düşük seviyelerde olması fakat artan bir trend izlemesi, bahsedilen gelir kalemlerinde hala artış olduğunu&nbsp;<a href="http://www.chetansharma.com/Operators_Dilemma_The_Fourth_Wave_Chetan_Sharma_Consulting.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">göstermektedir</a>.&nbsp;Bu noktada, şöyle bir tespit yapmak yerinde olur: Penetrasyon seviyesinin doygunluğa erişmesi ve daha çok veri taşıyabilen mobil teknolojilerinin yaygınlaşması ile birlikte, mobil işletmecilerin önce mesajlaşma hizmetlerinden, sonrasında ise ses hizmetlerinden elde ettikleri gelirlerde belirgin düşüşler yaşanmaktadır. &nbsp;Penetrasyon seviyesinin henüz doygunluktan uzak olduğu ülkelerde, bu süreç ötelenmiş gibi gözükse de, 4. nesil mobil teknolojilerin yaygınlaşmasının süreci hızlandırması muhtemeldir.</p>



<p><strong><em>Türkiye’deki durum</em></strong></p>



<p>Türkiye’deki mobil iletişim pazarına bakıldığında, mobil işletmecilerinin ses ve mesajlaşma hizmetlerini sağlama rolünün giderek azaldığını, mobil internet hizmetleri sağlama rolünün ise &nbsp;hızla ön plana çıktığını görmekteyiz. Zira, 2008 yılında gelirlerinin %80’ini ses, %1,26’sını veri hizmetlerinden elde edilen işletmeciler, 2015 yılı üçüncü çeyreği itibariyle bu gelirlerin %52’sini ses, %35’ini ise veri hizmetlerinden elde eder hale&nbsp;<a href="https://www.btk.gov.tr/File/?path=ROOT%2f1%2fDocuments%2fSayfalar%2fPazar_Verileri%2f2015-Q3_v1.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">gelmiştir</a>. 2008 ile 2015 arasında gelir yapısında yaşanan bu dramatik değişimin, önümüzdeki dönemde de 4. nesil mobil iletişim teknolojisine geçilmesi ve OTT hizmetlerinin yaygınlaşmasıyla devam etmesi beklenmektedir.</p>



<p>Yukardaki açıklamalar dikkate alındığında, hem Türkiye’de hem de diğer ülkelerdeki mobil işletmecilerinin yakın zamanda yeni iş modelleri geliştirmek zorunda kalacağı aşikardır. Söz konusu bu yeni iş modellerinin ise, rekabet hukuku sorunlarına yol açması ve yeni yasal düzenlemeler gerektirmesi muhtemeldir.</p>



<p>Gelişmiş ülkelere kıyasla Türkiye’nin yukarıda bahsettiğimiz süreçleri daha &nbsp;geriden takip etmesi, bizlere diğer ülkelerin deneyimlerden yararlanma fırsatı tanımaktadır. Burada özetini sunduğumuz çalışma, bahsedilen bu fırsatın değerlendirmesine katkı yapmak amacıyla kaleme alınmıştır. Çalışmada, diğer ülkelerin bilgi ve deneyimleri rekabet hukuku kuralları çerçevesinde ele alınmıştır. Bu dönüşümde kilit rol oynayan ve birbirleriyle ilintili iki mesele, şebeke tarafsızlığı ve trafik yönetimi, mobil hizmetlerin sunulduğu pazarın doğası dikkate alınarak, uygulamaya ışık tutacak bir şekilde incelenmiştir.</p>



<p><strong><em>Şebeke tarafsızlığı düzenlemelerine rağmen devam eden rekabet ihlali riskleri</em></strong></p>



<p>İşletmecilerin veri trafiğini yönetme kabiliyetlerinin kısıtlanmasını öngören şebeke tarafsızlığı düzenlemeleri, 2000’li yılların ortalarından itibaren hararetli bir şekilde tartışılmaktadır. Tartışmanın farklı taraflarının savunduğu fikirler keskin bir şekilde birbirinden ayrılsa da, 2015 yılında, küresel olarak iletişim endüstrisini etkileme kapasitesine sahip iki coğrafyada (ABD ve AB’de), mobil iletişimi de içine alan şebeke tarafsızlığına dair düzenlemeler yasallaşmıştır. Söz konusu öncül düzenlemeler, bir yandan şebeke işletmecilerinin engelleme veya yavaşlatma gibi dışlayıcı faaliyetlerini yasaklarken, diğer yandan da belirli ölçülerde veri trafiğini yönetmelerine imkan tanımaktadır. Bu özelliğiyle söz konusu öncül düzenlemeler, mobil işletmecilerin girişebileceği rekabete aykırı muhtemel eylemleri tamamen engelleyici bir niteliğe sahip değildir.</p>



<p>Çalışmada, işletmecilerin faaliyet gösterdiği pazarın çift taraflı olma özelliği de dikkate alınarak, mevcut şebeke tarafsızlığı kuralları ve mobil işletmecilerin uygulaması muhtemel trafik yönetimi faaliyetleri düşünülerek bir analiz yapılmaya çalışılmıştır. Her ne kadar henüz Türkiye’de şebeke tarafsızlığına dair açık bir düzenleme yoksa da, Türkiye’deki düzenleyici kurumun AB’deki uygulamaları izleyeceği öngörüsü dikkate alınmıştır. Analiz, (1) mobil işletmecilerinin olası tek taraflı rekabeti kısıtlayıcı faaliyetlerini ve (2) OTT hizmet sağlayıcıları ile girişebilecekleri dikey anlaşmaları dikkate alarak , Rekabet Kanunu’nun 4. ve 6. maddeleri çerçevesinde yapılmıştır. Analiz boyunca, mobil işletmecilerin belirlenen pazarlarda hangi iktisadi amaçlarla, nasıl etkiler yaratabileceği ortaya koyulmuştur.</p>



<p>Varılan sonuçlardan ilki, faaliyet gösterilen pazarın çift taraflı olması sebebiyle, mobil işletmecilerin tek taraflı eylemler (engelleme, zorlaştırma, ilave ücret talep etme vs.) yoluyla, kullanımı yaygın olan OTT’lerin faaliyetlerini zorlaştırılmasının mümkün olmadığı yönündedir. Ancak, tüm mobil işletmeciler beraber hareket ettiği takdirde bu gibi eylemlerin başarıya ulaşma ihtimali vardır. Fakat, teşebbüslerin ortak bir uzlaşı çerçevesinde bu gibi eylemlerde bulunması Rekabet Kanunu’nun 4. maddesinin ihlali anlamına gelecektir.</p>



<p>Çalışmada sunulan ikinci sonuç, yakın gelecekte, özellikle yüksek hizmet kalitesi gerektiren OTT hizmetleri bakımından, işletmeciler ile hizmet sağlayıcılar arasında önceliklendirme ve diğer bazı trafik yönetimi hizmetlerine ilişkin tedarik anlaşmaları akdedilmesine işaret etmektedir. Bu tür anlaşmalar, pazar gücüne sahip işletmeciler ve/veya OTT hizmet sağlayıcıları açısından rakiplerini dışlamak suretiyle kötüye kullanıma dair önemli riskler barındırmaktadır.</p>



<p>Çalışmanın tam metni için&nbsp;<a href="https://koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2016/06/ottpaper.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">buraya tıklayınız</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Avrupa’nın en zayıf internet pazarına sahip olmak bir kader midir?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/broadband.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/broadband.html</guid>
      <pubDate>Wed, 27 Jul 2016 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>Telekomünikasyon alanındaki serbestleşmenin üzerinden 10 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen, Türkiye’deki genişbant internet pazarı hala Avrupa’daki en düşük penetrasyon oranına ve görece en az rekabete sahip olan…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/broadband-1.jpg" alt="@ internet" />Telekomünikasyon alanındaki serbestleşmenin üzerinden 10 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen, Türkiye’deki genişbant internet pazarı hala Avrupa’daki en düşük penetrasyon oranına ve görece en az rekabete sahip olan pazar konumunda. <a href="https://tr.linkedin.com/in/sahin-ardiyok-68764719" target="_blank" rel="noopener">Şahin Ardıyok</a> ile birlikte yeni yayınladığımız bir makalede, genişbant internet pazarındaki bu zayıf performansı derinlemesine incelemeye çalıştık.</p>
<p><a href="https://pazarlardanhaberler.com/2016/07/26/avrupanin-en-zayif-internet-pazarina-sahip-olmak-bir-kader-midir/">Devamı PazarlardanHaberler.com&#8217;da</a></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Reviewing Regulatory Policy for Broadband in Turkey</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/reviewing-regulatory-policy-for-broadband-in-turkey.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/reviewing-regulatory-policy-for-broadband-in-turkey.html</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jun 2016 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>The authors specifically emphasize institutional limitations of promoting service-based competition. They</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/reviewing-regulatory-policy-for-broadband-in-turkey-cover.jpg" alt=""></p>
<p>More than ten years after the liberalization of the telecommunications industry, Turkey still has the least penetrated and the least competitive broadband market in Europe. In a recently published article&nbsp;<a href="https://tr.linkedin.com/in/sahin-ardiyok-68764719">Şahin Ardıyok</a>and&nbsp;<a href="https://tr.linkedin.com/in/eminkoksal">Emin Köksal</a>&nbsp;investigate this poor performance of the Turkish broadband market through a comprehensive analysis.</p>



<p>The authors specifically emphasize institutional limitations of promoting service-based competition. They discuss the compatibility of the regulatory policies and strategies based on service-based competition in Turkey. In particular, they analyze political, regulatory and institutional limitations to promote service-based competition through the implementation ladder of investment approach, which relies on offering a gradual level of access to the incumbent&#8217;s facility. According to them, almost a decade has passed with mere attempts to open incumbent&#8217;s infrastructure for the alternative internet service providers without a sound regulatory environment. They conclude that broadband policy to institute service-based competition has not only failed but also delayed facility-based competition.</p>



<p>However, as the authors point out, recent developments in the Turkish broadband market indicate an emerging facility-based competition through next generation access networks which relies on building entrant&#8217;s own network.&nbsp;&nbsp;<a href="https://tr.linkedin.com/in/sahin-ardiyok-68764719">Ardıyok</a>&nbsp;and&nbsp;<a href="https://tr.linkedin.com/in/eminkoksal">Köksal</a>&nbsp;deeply analyze the prospect of such a facility based competition mentioning its limits and potential. After a comprehensive analysis of market conditions and regulatory policies, the authors specifically indicate factors and policies that may stimulate facility-based.</p>



<p>The reference of the article is given below and the full-text is available at the following link:</p>



<p>Köksal, E., &amp; Ardıyok, S. (2015). Reviewing regulatory policy for broadband in Turkey: The failure of service-based competition and the prospect of facility-based competition.&nbsp;<em>Competition and Regulation in Network Industries</em>,&nbsp;<em>16</em>(4), 354–377. &nbsp;<a href="https://doi.org/10.1177/178359171501600403">https://doi.org/10.1177/178359171501600403</a><br></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’deki dijital uçurum ve “Sanayi 4.0” hayalimiz!</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/dijital-ucurum.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/dijital-ucurum.html</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Mar 2016 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>“Sanayi 4.0” devrimini nasıl karşılayacağımız ve  4.5G’ye geçiş, şu an ekonomi ve teknoloji gündemimizin başlıca konuları arasında. Hazırlanan raporlara, hükümet yetkililerinin açıklamalarına ve 4,5G ile ilgili…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/dijital-ucurum-cover.jpg" alt=""></p>
<p>“Sanayi 4.0” devrimini nasıl karşılayacağımız ve  4.5G’ye geçiş, şu an ekonomi ve teknoloji gündemimizin başlıca konuları arasında. Hazırlanan raporlara, hükümet yetkililerinin açıklamalarına ve 4,5G ile ilgili televizyon reklamlarına bakarsanız, uçuşa geçmeye hazırız. Fakat, durum pek öyle göründüğü gibi değil! İnternetin yayılımını arttırmadan, kullanımını yaygınlaştırmadan ne “Sanayi 4.0”a geçiş, ne de 4.5G reklamlarında gösterilen “mutluluk” mümkün. Zira, diğer ülkeler ile kıyasladığında memleketteki dijital entegrasyon oldukça düşük ve entegre olanlar ile olmayanlar arasında ciddi bir uçurum var. Yeni bitirdiğimiz bir <a href="http://dosya.marmara.edu.tr/ikf/iib-dergi/2016-1/makale1.pdf">araştırma</a>, hem çeşitli boyutlarıyla bu uçurumu ortaya koyuyor, hem de kapamak için bazı yollar öneriyor.</p>
<p><strong>Tek rakibimiz Portekizliler!</strong></p>
<p>İnterneti bizden daha fazla temel hak olarak gören çok az millet var. BBC’nin 2011 yılında 26 ülkede yaptırdığı bir <a href="http://www.bbc.com/turkce/haberler/%202010/03/100308_bbc_poll.shtml">araştırma</a>, katılımcıların yüzde 80’inin İnterneti temel bir hak olarak gördüğüne işaret ediyor. Bu araştırma, Türkiye’de internet erişimini kendileri için temel bir hak olarak görenlerin oranını da yüzde 91 olarak gösteriyor. Bu oranla, araştırmada yer alan diğer ülkeler arasında, Portekiz’den sonra ikinci sırada yer alıyoruz.</p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/dijital-ucurum-1.jpeg" alt="Sunum v5mart.003" /><strong>64. Hükümet programı adeta bir dijital devrime işaret ediyor!</strong></p>
<p>Milletimizin interneti temel bir hak olarak görmesinin tabi ki siyasi bir yansıması var. İnternet ve bilişim teknolojilerine verilen önem, hem hükümet programlarında,  hem de diğer bir çok strateji belgesinde yoğun bir şekilde vurgulanıyor. Örneğin seçim sonrası açıklanan <a href="http://www.basbakanlik.gov.tr/docs/Kurumsal%20Haberler/64.hukumet_programi.pdf">64. Hükümet Programı</a> adeta dijital bir devrime işaret ediyor. Ülkenin tüm meselelerine dair yapılacakları anlatan bu dokümanda, “internet”, “bilişim” ve “e-devlet” kelimeleri tarandığında, sadece nicelik olarak değil nitelik olarak da bu kelimelerin önemli bir yer tuttuğu görülüyor.</p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/dijital-ucurum-2.jpeg" alt="Sunum v5mart.004" /></p>
<p><strong>Gelişmiş dünyanın kat ettiği yolun yarısındayız!</strong></p>
<p>Gelin görün ki, temel bir hak olarak gördüğümüz ve hükümet programlarında sıkça anılan internetin yaygınlığı meselesinde, gelişmiş dünyanın kat ettiği yolun yarısındayız henüz. 2014 yılı sonu itibariyle baktığımızda, 100 kişi başına düşen internet bağlantısı olarak anılan penetrasyon oranında Türkiye, OECD ülkeleri içerisinde oldukça gerilerde yer alıyor. Sadece evlerimizde olan sabit internet bağlantısında değil, son yıllarda yaygınlığının artmasıyla övündüğümüz ve 4.5G’ye geçişle bizi mutluluktan uçuran mobil internet bağlantısında da durum aynı.</p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/dijital-ucurum-3.jpeg" alt="Sunum v5mart.006" /></p>
<p><strong>Peki internetin yayılımını nasıl arttıracağız?</strong></p>
<p>Harvard Üniversitesi Berkman İnternet ve Toplum Merkezi’nin gerçekleştirdiği geniş kapsamlı <a href="http://cyber.law.harvard.edu/sites/cyber.law.harvard.edu/files/Berkman_Center_Broadband_Final_Report_15Feb2010.pdf">araştırma</a>nın sonuçları, talep tarafındaki faktörlerin, internetin yayılımında daha etkili olduğuna işaret ediyor. Arz tarafında izlenen politikalardan ve düzenleyici kuralların etkisinin ise, oldukça sınırlı olduğunu ortaya koyuyor. Daha somut bir ifadeyle, bahsi geçen araştırma sosyoekonomik, demografik ve bölgesel faktörlerin internetin yayılımında asıl rolü oynadığına işaret ediyor. Literatürdeki birçok araştırma da bunu destekler nitelikte. Bizim yaptığımız araştırma da sosyoekonomik, demografik ve bölgesel faktörlerin Türkiye’de internetin yayılmasında  belirleyici olduğunu gösteriyor.</p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/dijital-ucurum-4.jpeg" alt="Sunum v5mart.007" /></p>
<p><strong>Türkiye’deki en kapsamlı veri setinden yararlandık</strong></p>
<p>Çalışmada kullandığımız veri seti, TÜİK’in 2014 yılı Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Anketine ait. TUİK’in her yıl yaptığı bu anketin amacı, hanehalklarının sahip olduğu bilgi – iletişim teknolojileri araçları ve bunların kullanımları hakkında bilgi edinmek. Oldukça geniş bir örnekleme sahip olan bu anket, Türkiye genelini temsil yeteneğine sahip. Dolayısıyla, sektördeki firmaların sadece büyükşehirlerde ve kısıtlı sayıda insanla, kendi amaçları doğrultusunda yaptırdıkları anketlerden oldukça farklı bir yapıya sahip.</p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/dijital-ucurum-5.jpeg" alt="Sunum v5mart.011" /></p>
<p><strong>İnternete erişimi olanlar ile olmayanlar arasında bir uçurum var!</strong></p>
<p>Çalışmanın ilk bulguları internet bağlantısı olanlar ile olmayanlar arasında hem gelir, hem de eğitim düzeyi açısından çok ciddi bir farklılığa işaret ediyor. Şöyle ki, internete bağlı hanelerin ortalama geliri ile bağlı olamayanların ortalama geliri arasında en az iki kat fark olduğu görülüyor.  Bununla birlikte, ortalama eğitim düzeyleri arasında ise gelirden çok daha keskin bir ayrım göze çarpıyor. İnternet erişimi olan bireylerin ortalama yüzde 15’i üniversite mezunu, erişimi olmayanlarda ise bu ortalama on binde 5 civarında. Yaş ve çalışma durumunda da çarpıcı farklılılar olduğu daikkat çekiyor. Özetle bu durum Türkiye’de bir dijital uçurumun varlığına işaret ediyor.</p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/dijital-ucurum-6.jpeg" alt="Sunum v5mart.016" /></p>
<p><strong>İnternet erişimini hanelerin/bireylerin hangi özellikleri belirliyor? </strong></p>
<p>Çalışmanın asıl odağını oluşturan bu soruya bulduğumuz cevap: hane geliri, çalışıyor olmak, lise veya üniversite mezunu olmak, genç olmak, ve erkek olmak, internete bağlanma olasılığını arttırıyor. Bu durum başka ülkeler için yapılmış çalışmaların sonuçlarını Türkiye için de doğrular nitelikte. Fakat bu çalışmalardan farklı olarak, hanede ilkokul çağında çocuğun olması da internete bağlanma açısından önemli bir belirleyici olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/dijital-ucurum-7.jpeg" alt="Sunum v5mart.021" /></p>
<p><strong>Peki, bu çalışmanın bulguları bize ne söylüyor?</strong></p>
<p>Öncelikle, ortaya koyduğumuz dijital uçurumun varlığı dikkate alınmalı. <strong>Bu uçurumu göz ardı edersek, Sanayi 4.0’ı, “Sanayi: 4, </strong><strong>Türkiye: 0” şeklinde okuma riskimiz oldukça yüksek.</strong> Bu riski bertaraf etmek için kaybedecek bir günümüz bile yok. Aksi halde, olacaklardan bizi 4.5G hızı bile kurtaramaz.</p>
<p>İkincisi, hanede ilkokul çağındaki çocuğun internete bağlanmayı daha olası hale getirmesi büyük bir fırsat. Zira, Türkiye’de ilkokul çağında bu kadar kalabalık bir nüfusu bir daha görmek mümkün olmayacak. Bu fırsatı kaçırmamak ve bu çağdaki çocukları dijital dünya ile tanıştırmak gerekiyor. Bunun için hala tam anlamıyla hayata geçmeyen Fatih Projesine hız verilmeli; gerekirse “Fatih 2.0” icat edilmeli.</p>
<p>Son olarak, kadının iş gücüne katılım oranı arttırılmadığı sürece, kadın-erkek arasında birçok alanda var olan uçurumun dijital anlamda da giderilemeyeceği gözüküyor. Başka birçok derde de çare olacak bu mesele de unutulmamalı!</p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/dijital-ucurum-8.jpeg" alt="Sunum v5mart.020" /></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Bazı şeyler paylaştıkça artar!</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/paylasim.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/paylasim.html</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Mar 2016 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>Geçtiğimiz hafta İngiltere’nin iletişim endüstrisini düzenlemekle görevli otoritesi OFCOM, ülkedeki  kablolu iletişim altyapısının alternatif operatörlerin de kendi fiber yatırımlarını yapacak şekilde…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/paylasim-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Geçtiğimiz hafta İngiltere’nin iletişim endüstrisini düzenlemekle görevli otoritesi OFCOM, ülkedeki  kablolu iletişim altyapısının alternatif operatörlerin de kendi fiber yatırımlarını yapacak şekilde paylaşılması yönünde görüş bildirdi.</p>



<p>Geçtiğimiz hafta İngiltere’nin iletişim endüstrisini düzenlemekle görevli otoritesi OFCOM’un hazırladığı “<a href="http://media.ofcom.org.uk/news/2016/digital-comms-review-feb16/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Dijital İletişimin Stratejik Değerlendirilmesi</a>” raporunun ilk sonuçları açıkladı.&nbsp;<strong>Raporda yer alan en çarpıcı görüş,</strong>&nbsp;ülkedeki &nbsp;kablolu iletişim altyapısının alternatif operatörlerin de kendi fiber yatırımlarını yapacak şekilde paylaşılması&nbsp;yönündeydi.</p>



<p>OFCOM, 2006 yılında British Telecom’un (BT) ile yaptığı bir anlaşma ile &nbsp;“Openreach” adında BT’nin iştiraki olan, fakat ayrı bir yönetime sahip&nbsp;bir girişimin hayata geçmesini sağladı. Bu tür&nbsp;bir girişimin kurulmasındaki amaç, ev ve işyerlerine ulaşan kablolu iletişim ağının bakım ve gelişimi işini tamamen Openreach’e vererek, BT’nin yanında, alternatif operatörlerin de son kullanıcılara etkin bir şekilde erişebilmesine imkan sağlamaktı. Böylelikle hizmet bazlı rekabetin gelişmesi amaçlanıyordu.</p>



<p>Bugün, Openreach’in, çoğu alternatif operatörlerden oluşan 500’ün üzerinde servis sağlayıcısı konumunda müşterisi var. Ancak alternatif operatörler bugün gelinen noktada, son kullanıcılara sundukları hizmetin kalitesini arttırmak konusunda ihtiyaçları olan altyapı yatırımlarının yeterince yapılmadığını&nbsp;<a href="http://www.theguardian.com/business/2016/feb/24/ofcom-review-to-decide-future-of-bt-openreach" target="_blank" rel="noreferrer noopener">iddia ediyorlar</a>. Bunu &nbsp;da&nbsp;&nbsp;Openreach’in, iştiraki olması sebebiyle, BT’den bağımsız bir yatırım stratejisinin olmamasına&nbsp;bağlıyorlar. Çözüm olarak da, Openreach’in BT’den tamamen&nbsp;ayrılmasını savunuyorlar.</p>



<p><strong>Geçtiğimiz hafta ilk sonuçları açıklanan rapora bakıldığında ise,</strong>&nbsp;Openreach’in BT’den olabildiğince bağımsız bir şekilde yatırım ve yönetim kararlarını alınmasına önemi bir vurgu yapılırken, herhangi bir ayrıştırmadan bahsedilmiyor. Ancak, alternatif operatörlerin Openreach’in sorumluluğundaki kablolu iletişim altyapısındaki kanalların alternatif operatörlerin kendi fiber yatırımlarını yapabilmelerini teşvik edecek şekilde paylaşılması ifade ediliyor. Bu durum, Openreach’in BT’den tamamen ayrılması yönünde beklentilere sahip alternatif operatörler için bir teselli ikramiyesi niteliğinde. Henüz sadece ilk sonuçları açıklanan ve tamamı açıklandığında daha da çok&nbsp;tartışma yaratacak bu rapor hakkındaki yorum hakkımızı&nbsp;saklı tutarak, biz yurda dönelim.</p>



<p>Bizde, Bilgi Teknolojileri ve İletişimi Kurumu’nun (BTK) 2011 yılında ilan ettiği eve/binaya kadar fiber erişimi yatırımlarının paylaşım zorunluluğunun dışında tutulmasına dair süreli düzenlemenin sonuna gelmek üzereyiz. BTK’nın yakın zamanda bu yatırımı yapmış olan&nbsp;işletmecilere nasıl bir paylaşım yükümlülüğü getireceğini merakla bekliyoruz.</p>



<p><strong>Sokaklardaki altyapının paylaşımı konusunda ise, 2012 yılı sonunda ilgili bakanlığın çıkardığı yasal düzenlemenin henüz meyvelerini verdiğini söylemek oldukça güç.</strong>&nbsp;Düzenlemenin ardından BTK’nın belirlediği usul ve esaslar, 2015 yılı Ağustos’unda alternatif operatörlerin geri bildirimleri çerçevesinde revize edilmesine rağmen henüz kayda değer bir alternatif operatör yatırımını göremedik. 4.5G’ye geçiş sürecinde daha da alevlencek &nbsp;paylaşım üzerine&nbsp;&nbsp;tartışmaları ise, hep birlikte izleyip göreceğiz.</p>



<p>Bizde, sokaklardaki altyapının paylaşımı konusunda 2012 yılı sonunda ilgili bakanlığın çıkardığı yasal düzenlemenin henüz meyvelerini verdiğini söylemek oldukça güç.&nbsp;4.5G&#8217;ye geçiş sürecinde daha da alevlenecek &nbsp;paylaşım üzerine&nbsp;&nbsp;tartışmaları ise, hep birlikte izleyip göreceğiz.<a href="http://wp.me/pXiNc-2de">T</a></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Tavan fiyat uygulamaları neden Don Kişot’luktur?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/et-fiyatlari.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/et-fiyatlari.html</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Feb 2016 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Economics &amp; Public Policy</category>
      <description>Belki hatırlarsınız, bundan iki yıl kadar önce uçak biletlerine tavan fiyat koyulmuştu. Dönemin ulaştırma bakanı bir toplantı sonrasında, sektör temsilcilerini de yanına alarak, yurtiçi uçak bileti fiyatların 300 TL’yi…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/et-fiyatlari-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Belki hatırlarsınız, bundan iki yıl kadar önce uçak biletlerine tavan fiyat koyulmuştu. Dönemin ulaştırma bakanı bir toplantı sonrasında, sektör temsilcilerini de yanına alarak, yurtiçi uçak bileti fiyatların 300 TL’yi geçmeyeceğini, bir basın toplantısı ile&nbsp;<a href="http://www.hurriyet.com.tr/ucak-biletinde-tavan-fiyat-belli-oldu-25258019">açıklamıştı</a>.&nbsp;<a href="http://www.dunya.com/ekonomi/ekonomi-diger/kirmizi-ete-tavan-fiyat-getirildi-289963h.htm">Benzer bir açıklama</a>, geçtiğimiz hafta &nbsp;tarım, gıda ve hayvancılık bakanının kırmızı et sektörü temsilcileri ile yaptığı toplantı sonrasında geldi. Kırmızı et mamullerine tavan fiyat koyuldu.</p>



<p>Öncelikle bir konuya açıklık getirelim, bu tür tavan fiyat uygulamalarının herhangi bir cezai yaptırımı bulunmuyor. Yani, belirtilen fiyatların üzerinde satış yapanlar için verebileceğiniz yasal bir ceza söz konusu değil. Dolayısıyla gerek bilet fiyatları, gerekse et fiyatları için getirilen kısıtlamalar aslında gönüllülük esasına dayanan sözlerden ibaret.</p>



<p><strong><em>Uçak biletlerindeki tavan fiyat uygulamasını hatırlayalım</em></strong></p>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/et-fiyatlari-1.png" alt="ucak_bilet" /></figure></div>



<p>Yurtiçi talebin nispeten düşük olduğu Kasım – Aralık (2013) aylarında açıklanan uçak biletleri için tavan fiyat, talebin yüksek olduğu yaz aylarına gelindiğinde, havayolu firmalarının unuttuğu bir söz halini aldı. Bakanlığın tavanı revize etmesi de işe yaramadı ve başta Türk Hava Yolları olmak üzere, firmalar tavan uygulamasına&nbsp;<a href="http://www.hurriyet.com.tr/yurt-ici-ucuslarda-fiyatlar-400-tl-yi-asti-26342910">uymadılar</a>. Bunun üzerine Ulaştırma Bakanlığı da Mayıs 2015’te bilet fiyatlarına artık karışmayacağını&nbsp;<a href="http://www.milliyet.com.tr/ucak-biletinde-tavan-fiyat-kalkti-/ekonomi/detay/1876276/default.htm">belirtti</a>.</p>



<p>Peki, bu işin sonunda ne öğrendik? İlk öğrendiğimiz şey bakanlığın sektör temsilcilerini karşısına alıp, bu fiyatların üzerine çıkmayın demesinin hiçbir etkisi olmadığı. İkincisi ise, söz konusu piyasaların dinamiklerini bir kenara bırakıp sadece ortaya çıkan sonucu değiştirmeye çalışmanın hiçbir işe yaramadığı.</p>



<p><strong><em>Gelelim kırmızı ete getirilen tavan fiyat uygulamasına</em></strong></p>



<p>Kırmızı ete getirilen tavan fiyat, bilet fiyatlarına getirilene çok benziyor. Her iki uygulama da sektör temsilcilerinin verdikleri sözlere dayanıyor. Sebepten çok, sonuca odaklanıyor. Yalnız bu sefer ki fark, sektör temsilcilerinin tavan fiyata riayet etmemeleri durumunda hükümetin et ithalatını serbestleştirebileceğine dair&nbsp;<a href="http://www.dunya.com/politika/hukumet/celik-ette-tavan-fiyat-kararina-uyulacak-290394h.htm">açıklamaları</a>. Şu an oldukça sınırlı olan kırmızı et ithalatının gevşetilmesinin fiyatları hızlıca aşağı düşüreceğinden endişe eden sektördeki etkili oyuncular tavan fiyat uygulamasına uyulması için azami çaba sarf edeceklerdir. Bu ne kadar etki yaratacak, önümüzdeki günlerde göreceğiz.</p>



<p><strong><em>Peki, bu tavan fiyat tutmazsa biz nasıl daha ucuza et yiyebileceğiz?</em></strong></p>



<p>Bu sorunun tek bir cevabı var: rekabeti arttırarak. Pazarda oluşan fiyatlar, arz ve talep koşullarının ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Eğer bu fiyatların yüksek olduğunu ve düşmesi gerektiğini düşünüyorsanız pazarın dinamiklerine bakıp, bunun nasıl mümkün olabileceği dair çaba sarf etmeniz gerekir. Etin daha fazla üretilip, pazara sunulmasını engelleyen şey nedir? sorusuna somut bir cevap bulunması&nbsp;gerekir.</p>



<p>Eğer gazetelerde yazdığı gibi et, üreticilerden düşük fiyatlara satın alınıp, tüketicilere yüksek fiyattan sunuluyorsa, aradaki bu tedarik süreci çok iyi analiz edilmelidir. Eğer tedarik kısmındaki rekabet eksikliği böyle bir sonuca sebep oluyor ise, rekabetin önündeki engeller nelerdir tek tek ortaya konulmalıdır. Söz konusu tedarik pazarlarına giriş engelleri varsa, kamu otoriteleri engellerinin kaldırılması konusunda tedbir almalıdır. Aksi halde, fiyat mekanizması bir sinyal olmaktan çıkar, et üreticileri için düşük, tüketiciler için yüksek fiyatlar sürmeye devam eder ve biz bu meseleyi daha çok konuşuruz.</p>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/et-fiyatlari-2.jpg" alt="quixote_molinos" /></figure></div>



<p>Özetle piyasa dinamiklerini bir kenara bırakıp sadece ortaya çıkan sonuçlarla ilgilenmek, hastalığı bir kenara bırakıp semptomları gidermeye uğraşmaktır. Bu, Don Kişot’un yel değirmenleri ile savaşması gibi iyi niyetli ama nafile bir çabadır. Kırmızı et meselesinde gerçekten sonuca ulaşılmak isteniyorsa, ilk olarak şu soruya cevap aranarak&nbsp;başlanabilir: “<strong><em>Tavan fiyat uygulamasıyla etin perakende fiyatında&nbsp;10 TL’ye yakın bir&nbsp;düşüş yaşanacak, acaba aradaki bu farka kim ne kadar katlanacak?</em></strong>”</p>



<p>Bir komediye dönen ekmek fiyatları ise, daha uzun&nbsp; bir yazıyı hak ediyor. O zamana kadar beklemek istemiyorsanız bu&nbsp;<a href="http://dai.ly/x28z9y6">videoyu izleyip</a>, yorumsuz bilgi sahibi olabilirsiniz.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Mobilde ağ tarafsızlığını 2016’da çok konuşacağız</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/mobilde.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/mobilde.html</guid>
      <pubDate>Sun, 10 Jan 2016 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>Yine bir şebeke tarafsızlığı (net neutrality) meselesi ile karşınızdayız. Mesele, çoğunlukla olduğu gibi, bu sefer de Amerika’dan. Birkaç gün önce Wall Street Journal’in teknoloji sayfasında yer alan bir haber, Amerikan…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/mobilde-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Yine bir şebeke tarafsızlığı (net neutrality) meselesi ile karşınızdayız. Mesele, çoğunlukla olduğu gibi, bu sefer de Amerika’dan. Birkaç gün önce Wall Street Journal’in teknoloji sayfasında yer alan bir&nbsp;<a href="http://www.wsj.com/articles/youtube-says-t-mobile-is-throttling-its-video-traffic-1450821730">haber</a>, Amerikan mobil iletişim pazarındaki oyunculardan biri olan T-Mobile’in Binge On hizmeti ile, Youtube’u&nbsp;dezavantajlı konuma düşüren &nbsp;bir eylem içerisinde olduğunu&nbsp;öne sürdü.</p>



<p>Daha birkaç yıl önce, Amerika’nın ikinci büyük mobil operatörü &nbsp;AT&amp;T tarafından devralınması konuşulan T-Mobile, bu devralmanın onaylanma<strong>ma</strong>sı ardından pazarda daha kalıcı olabilmek için atağa geçmiş ve ses getiren promosyon kampanyalarına imza atmıştı. Faaliyet &nbsp;gösterdiği&nbsp;pazarda küçüklere yer olmadığını bilen T-Mobile, abone sayısını kitlesel bir biçimde arttırmak için ailelere özgü kampanyalar yapmış; hatta dolaşım (roaming) ücretlerini de sıfırlayan diğer başka kampanyalar ile de bunu pekiştirmeye çalışmıştı.</p>



<p>T-Mobile, bu girişimlerine bir yenisini ekleyerek Kasım ayında abonelerine yeni bir hizmet daha sunmaya başladı. “<a href="http://www.cnet.com/news/t-mobiles-video-free-for-all-everything-you-need-to-know-about-binge-on-faq/">Binge On</a>” adı verilen bu hizmet, birçok video şebeke/sitesinde yer alan içeriği&nbsp;herhangi bir veri ücretlendirmesi ve sınırı olmadan izlemeye&nbsp;olanak veriyor. Tüm videolar &nbsp;DVD kalitesine yakın olan 480p çözünürlükte sunuluyor. Bu hizmete, henüz Türkiye’den erişemediğimiz HBO, Netflix, ESPN, Hulu gibi şebekelerde yer alan filmler diziler ve şov programları da dahil. Fakat bu hizmette internetteki en zengin video içeriğine sahip &nbsp;Youtube yok! Açıklamalardan anladığımız kadarıyla Youtube, T-Mobile’in bu hizmeti için sağlayıcı olmak üzere imza atmamış.</p>



<p>Bu meselede, Youtube iki konudan rahatsız ve T-Mobile ile bir mücadeleye girmek üzere. İlki, rekabet halinde olduğu&nbsp;diğer video paylaşım sitelerine göre veri kullanım ücretlendirilmesi açısından dezavantajlı bir pozisyona düşmesi. İkincisi ise, T-Mobile’in videoları 480p &nbsp;çözünürlükte yayınlayarak içerik&nbsp;&nbsp;kalitesini kısıtlaması. &nbsp;Zira, mobil araçların desteklediği ve Youtube’un sunduğu içeriğin çözünürlüğü bu kalitenin oldukça üzerinde.</p>



<p>Youtube’un bu&nbsp;bahsettiğimiz rahatsızlıkları &nbsp;Amerikan Federal İletişim Komisyonu’nun da gözünden kaçmamış olmalı ki, olay basına yansımadan önce (16 Aralık’ta) T-Mobile’a Binge On hizmeti&nbsp; ile ilgili bir soru formu &nbsp;göndererek bir ay içinde cevaplamasını&nbsp;<a href="http://fortune.com/2015/12/23/youtube-t-mobile-video-throttling/">istemiş</a>. &nbsp;Görünen o ki, Amerikalı mobil işletmecileri, şebeke tarafsızlığı konusunda hareketli bir 2016 bekliyor.</p>



<p>Bizde de, 4.5G ile birlikte bu tür tartışmaların yaşanması muhtemel. OTT’lerin,&nbsp;SMS gelirleri üzerinde yaratığı baskı, ses hizmetleri üzerinde de etkisini göstermeye başlayınca, operatörlerin veri trafiğini yönetme motivasyonu artacak ve mobil şebeke tarafsızlığına dair tartışmaların ortaya çıkışı pek de vakit alamayacak gibi görünüyor.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Yerli otomobil projesine dair sorular</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/yerlioto.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/yerlioto.html</guid>
      <pubDate>Sun, 18 Oct 2015 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Economics &amp; Public Policy</category>
      <description>Uzun süredir hazırlıkları devam eden yerli otomobil projesi geçtiğimiz hafta tanıtıldı. Bir prototip ile karşılaşacağımızı umarken, henüz markası olamayan ama trafiğe çıkmaya hazır bir otomobil ile karşılaştık. Hal…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/yerlioto-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Uzun süredir hazırlıkları devam eden yerli otomobil projesi geçtiğimiz hafta tanıtıldı. Bir prototip ile karşılaşacağımızı umarken, henüz markası olamayan ama trafiğe çıkmaya hazır bir otomobil ile karşılaştık. Hal böyle olunca, projenin kapsamından, ortaya çıkan ürünün niteliğine ve onun ne kadar “yerli” olduğuna dair birçok soru işareti oluştu. Sonrasında yapılan her açıklama ise yeni soruların ortaya çıkmasına sebep oldu.</p>
<p><strong><br />
Proje ve sunulan “prototip” ile ilgili benim aklıma gelen sorular şunlar:</strong></p>
<ul>
<li>Tanıtılan otomobil bir prototip mi? Zira tanıtım videosunda <a href="http://www.trthaber.com/haber/ekonomi/yerli-otomobil-vatandaslardan-tam-not-aldi-209334.html">trafikte diğer araçlar ile birlikte seyreden</a> tam bir otomobil gördük.</li>
<li>Proje kim(ler) tarafından finanse ediliyor? Ne kadarını devlet destekliyor? Şimdiye kadar kim ne kadar harcadı? Proje için bir fayda-maliyet analizi yapıldı mı?</li>
<li>Otomobilin elektrikli olacağı söyleniyor. Mevcut şasi ve karoser elektrikli otomobil için uygun mu? Zira pek çok <a href="http://www.sabah.com.tr/ekonomi/2014/01/27/renault-elektrikli-aracin-fisini-cekti">başarısız örnek</a> var. Bunlardan farkı ne olacak?</li>
<li>SAAB’a ait bir platformunun fikri mülkiyet haklarının satın alındığı söyleniyor. Bu şekilde geliştirilecek bir otomobilin 80’li-90’lı yıllarda Fiat lisansı ile üretilen kuş (Doğan, Şahin, Kartal, Serçe) serisinden farkı ne olacak?</li>
</ul>
<p>Eminim sizlerin aklına başka sorular da geliyordur. Fakat, şimdiye kadar yapılan açıklamalar bu soruları cevaplamamıza yetmiyor. Verilen bilgilerin kıtlığı ise, başka soruları akla getiriyor. Benim görüşüm, bu projenin bir komplo teorisi ile sonlandırılacağı şeklinde.  Ama gelin biz cevapları olmayan sorulara değil de, üzerinde düşünebileceğimiz sorulara kafa yoralım. En azından bu konuda …</p>
<p><strong>Yerli otomobil neden ve nasıl ulusal bir gurur meselesi haline geldi?</strong></p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/yerlioto-1.jpg" alt="anadol" />Otomobil geçtiğimiz yüzyıldaki toplumsal devinime katkıda bulunmuş önemli bir icattır. Özellikle Henry Ford’un üretimde yeni bir tekniği, bant sistemini kullanması ve bunun yaygınlaşması ile otomobil orta sınıfın sahip olabileceği bir ürün haline geldi. Fakat, farklı modelleri ile, sahipleri için bir statü sembolü olmayı sürdürdü. Gelişmekte olan ülkelerde ise, özellikle 1960-80 arası uygulanan ithal ikameci politikalarla yerli otomobil üretimi ulusal bir gurur meselesi haline geldi.</p>
<p>Uluslararası rekabetten yalıtılmış bu dönemi iyi değerlendiren Güney Kore gibi ülkeler, bugün dünya pazarında Hyundai-Kia gibi markalar ile söz sahibi oldu. Bu dönemde Türkiye de otomotiv sanayi konusunda çok şey öğrendi. Fakat bunu dünya pazarında söz sahibi olacak bir markaya dönüştüremedi. Belki bugün ihracatımızın en büyük kalemlerinden birinin otomotiv olmasını da bu dönemdeki gelişmelere borçluyuz. Fakat bu durum yarattığımız markaları bugün kendi yollarımızda görmeye yetmedi. Üretimine 1966 yılında başlanan Anadol ile olan sevdamız 1984’te bitti. Bundan sonraki süreçte ise, aşağı yukarı her iktidar yerli otomobil konusunda vaadler sundu; sunmaya da devam ediyor.</p>
<p><strong>Nasıl bir maceraya atılmak istiyoruz?</strong></p>
<p>Günümüzde gelişmiş ülkelerde her iki kişiden biri otomobil sahibi. Gelişmekte olan ülkelerde ise otomobil sahipliği göreli olarak düşük düzeylerde. Örneğin Türkiye’de <a href="http://tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=13510">her sekiz kişiden birinin</a>, Çin’de ise <a href="http://www.economist.com/printedition/2013-04-20">her 20 kişiden birinin</a> otomobili var. Otomotiv firmaları hem maliyet avantajları hem de doymamış pazarları sebebiyle üretimlerini bu ülkelerde yoğunlaştırıyorlar.</p>
<p>Otomobil imalatının karlı bir iş olduğu kadar zorlu bir iş olduğunu ise küresel otomotiv piyasasına bakınca anlıyorsunuz. Bu sektördeki bir firmayı ayakta tutan şey araştırma ve geliştirme (ARGE). Yani birkaç yılda bir yeni bir model çıkartmaz ve bu modellerinizi size özgü yenilikler ile donatamazsanız tüketiciler sizi unutuyor. Bu yeniliklerin sürdürülebilir olması ise firmanızın üretim kapasitesi ve ürün çeşitliliği ile yakından ilgili. Bu endüstrilerde üretim miktarınızın artışı ile birim maliyetlerin azaldığı <em>ölçek ekonomileri</em> söz konusu. Ayrıca, üretim bandınızın ve yeniliklerin maliyetlerini düşüren ürün çeşitlendirmesine dayalı <em>kapsam ekonomileri</em> de var. Bu iki etkinin somut kanıtlarını, küçük ölçekli firmaların zora girmesi ve bazılarının büyük ölçekli firmalar tarafından satın alınması olarak gözlemliyoruz. Böylelikle büyük ölçekli firmalar marka ve model portföylerini zenginleştirip hem ölçek hem de kapsam ekonomilerinin nimetlerinden faydalanıyor.</p>
<p><strong>Bu şartlarda yerli otomobil üretmek ne kadar mantıklı?</strong></p>
<p>Otomobil geçtiğimiz yüzyılın bir ürünüydü. Şartlar geçtiğimiz yüzyılda yeni bir markanın olgunlaşıp gelişmesine elverişli bir ortam sağlayabiliyordu. Bugünün küreselleşmiş ekonomilerinde, sizin dünya ile rekabet edebilecek otomobilleri üretiminizi bekleyecek tüketicileri bulmanız çok zor.</p>
<p>Otomobil sahipliğine bakarak Türkiye’nin henüz otomobile doymadığını (yollar yetmese de!) söyleyebiliriz. Peki, yerli bir markanın doyuracağını söyleyebilir miyiz? Buna evet diyebilmek için, en küçüğü yılda iki milyon otomobil üreten firmalar ile  bu markanın yarışabiliyor olması gerekir. Oysa Türkiye’de yılda <a href="http://tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=18762">600 bin yeni otomobil</a> oldukça rekabetçi bir ortamda satılıyor. Ulusal gurur ve onun yarattığı psikoloji ile bu otomobilleri satın alanların 100 bini bu yerli markayı almaya razı olsa, bir o kadar da ihraç etsek, toplam kapasite ancak 200 binlere erişir. Ölçek ve kapsam ekonomilerinin böylesine etkili olduğu bir endüstride, birkaç model ve 200 bin kapasite ile fiyat ve kalitede rekabet edebilmek açıkçası hoş ama kısa bir rüya olur. Zira, öğrenme süreçleri ve ölçek problemleri nedeniyle üretimine yeni başladığınız bir otomobili mevcut firmalar kadar avantajlı fiyatlara üretemezsiniz. Bu durum, uluslararası rekabetten yalıtılmış 60’lı-70’li yıllarda yaşamadığımız için de, ürününüze ticari başarı şansı tanımaz. Yani, yerli bir otomobili yapabilirsiniz ama satamazsınız!</p>
<p><strong>Otomobil olmuyorsa, yerli olan başka ne üretebiliriz?</strong></p>
<p>Bu sorunun cevabı için ilk adım, yerli üretim için harcayacağımız kaynakların alternatif kullanımlarını dikkate almak olacaktır. Yani, yerli otomobil için kullandığımız kaynakları  başka bir girişimde kullansak daha çok fayda sağlayabilir miyiz?   Bugün Türkiye’nin enerji ithalatı bir yandan ekonomideki kırılganlığı arttırırken diğer yandan da  bizi bazı ülkelere bağımlı kılıyor. Petrol ve doğalgaz fakiri bir ülke olabiliriz. Fakat Avrupa’nın <a href="http://www.deloitte.com/assets/Dcom-Turkey/Local%20Assets/Documents/turkey_tr_enerji_yenilenebilirdegunesligunler_010812.pdf">en fazla güneş gören</a> ülkesiyiz. Acaba bu özelliğimizi sadece turist çekmek için değil de, yerli güneş enerjisi sistemleri geliştirmek için de kullanamaz mıyız? Böyle bir projenin olası toplumsal faydası yerli otomobil üretmekten daha mı azdır? Bunun gibi soruları sormadığımız sürece, sonu komple teorileri ile biten projelerden kendimizi kurtaramayız.</p>
<p>Konu ile ilgili iki yazı daha</p>
<p><a href="https://koksalemin.wpcomstaging.com/2014/05/03/iste-turkiyenin-aradigi-adam/">İşte Türkiye’ni aradığı adam!</a></p>
<p><a href="https://koksalemin.wpcomstaging.com/2014/10/04/teknoloji_ortagelir/">Teknoloji bizi orta gelir tuzağından kurtarabilir mi?</a></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Avrupa Google’a neden “dur” dedi?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/google.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/google.html</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2015 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Birisi size iyi bildiğiniz ve hakkında yazılar yazdığınız bir konuda sorular sorsa, ona ne önerirsiniz? Herhalde kendi yazdıklarınız önereceklerinizin başında gelir. Bu konuda da sizi kimse suçlayamaz. Fakat geçtiğimiz…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/google-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Birisi size iyi bildiğiniz ve hakkında yazılar yazdığınız bir konuda sorular sorsa, ona ne önerirsiniz? Herhalde kendi yazdıklarınız önereceklerinizin başında gelir. Bu konuda da sizi kimse suçlayamaz. Fakat geçtiğimiz hafta Avrupa Komisyonu Google’ı, arama sonuçlarında kendi hizmetlerini ön plana çıkarmakla suçladı ve hakkında bir rekabet soruşturması başlattı.</p>
<p><strong><em>İlk Google’a bakarım…</em></strong></p>
<p>Aklınıza takılan bir soru, merak ettiğiniz bir ürünün özellikleri ya da  gitmek istediğiniz bir şehiri tanımak için ilk ne yaparsınız? Siz de benim gibi Google’a bakarım diyorsanız, normalsiniz demektir. Zira, Avrupa’da her 10 aramadan 9’u Google arama motoru üzerinden yapılıyor. Google işini iyi yaptığı sürece de bu hiç değişmeyecek gibi görünüyor.</p>
<p>Google’ın bu başarısının sırrı, kullanıcıların girdiği arama kriterlerine uyan ve onların ihtiyaçlarına cevap veren sonuçları ortaya koyması. İnternetin ilk çağlarındaki (90’lardaki) arama motorlarını belki hatırlarsınız. AltaVista, Excite, Yahoo benim ilk aklıma gelenler. Bu arama motorları internet üzerindeki sayfaları kategorileştirerek, ya da içinde geçen kelimeleri tarayarak endeksliyordu. Arama yaptığınızda da, bu bilgilere dayalı bir mantık ile sonuçlar karşınıza geliyordu. Ancak karşınıza çıkanlar çoğu zaman aradığınız şeyler olmuyordu. O yıllarda, Google’ın kurucuları, Brin ve Page bunu fark edip daha etkin bir arama yöntemi üzerinde çalışmaya başladılar. Çok geçmeden ortaya koydukları bir algoritmayla da, kullanıcıların aradıkları kriterlere uyan ve onların ihtiyaçlarını karşılayan Google’ı icat ettiler. Biraz abartılı bir ifade ile, interneti bir bilgi çöplüğü olmaktan kurtardılar.</p>
<p><strong><em>Peki, İnterneti bir bilgi çöplüğünü olmaktan kurtaran Google’ı neden suçluyorlar?</em></strong></p>
<p>2000’li yıllardan başlayarak Google şirketi sadece arama işine değil, interneti ilgilendiren bir çok alana yatırım yaptı. İnternet dünyasında başarı vaat eden YouTube gibi girişimleri satın aldı ve geliştirdi. Yeni iş ve çalışma modelleriyle GoogleMaps ve GMail gibi vazgeçilmez ürünler yarattı. Kendi kendine gidebilen otomobiller geliştirdi. Son yıllarda ise, internet ile pek de ilgisi olmayan robot ve termometre geliştiren şirketlere yatırım yaptı. Hatta bu girişimlerin bir kısmı, “<em>Google hayatımızı ele geçirecek!</em>” tarzından komplo teorilerini doğurdu. Özetle kısa bir sürede Google, alışverişten eğlenceye, iletişimden otomotive bir çok alana nüfuz eden bir platforma dönüştü.</p>
<p>İşte bu noktada Avrupa, Google’a “dur” dedi. Çünkü, hayatın pek çok alanında hızla belirleyici bir konuma gelen Google’ın, kontrol edilmesi gereken bir ekonomik güç olduğuna kanaat getirdi. Avrupa Komisyonu’un geçtiğimiz hafta Google hakkında ortaya attığı iddia, Google’ın internet arama hizmetlerinde kendi hizmetlerini kayırıp, onları öncelikli olarak listelediği konusunda idi. Yani, Google’da arama yaparken, harita yazınca GoogleMaps’in, eposta yazınca GMail’in, video yazınca YouTube’un ilk sırada listeleniyor olmasını Komisyon sakıncalı buldu. Komisyonun iddiasının merkezini oluşturan somut suçlama ise, herhangi bir tüketici ürünü arandığında, Google’in fiyat karşılaştırması yapan GoogleShopping hizmeti ile ilgili sonuçları ilk sıralarda listeliyor olması. Komisyon, Google’in bu uygulamasıyla tüketicileri yanılttığını iddia ediyor. Zira GoogleShopping sitesindeki fiyat karşılaştırması, ürünlerini burada sergilemek isteyen satıcıların Google’a ödediği parayı dikkate alan bir tarzda yapılıyor.  Fakat fiyat karşılaştırması yapacak kadar motivasyon sahibi bir alıcının, önüne çıkan ilk linke tıklayıp da yanılacağını varsaymak biraz hayal gücü istiyor.</p>
<p><strong><em>Komisyon Google’ı durdurabilecek mi?</em></strong></p>
<p>Soruşturma bir yıl gibi bir sürede sonuçlanıp, Google da 660 milyon dolara varan bir cezaya çarptırılabilir. Ama itiraz aşamaları ile birlikte sürecin nihayete ermesi yıllar alabilir. Peki Komisyon’un bu girişimi Avrupalı tüketicileri Google’ın sömürüsünden kurtarabilir mi? İşte burası kuşkulu.  Komisyonun dijital işlerinden sorumlu üyesinin <a href="http://www.economist.com/news/business-and-finance/21648606-google">belirttiği gibi</a>, Avrupa, Google benzeri platformlara sahip değil. Ve gitgide artan bir şekilde, bu platformlar Avrupa hizmetler sektöründeki ağırlıklarını arttırıyor. Anlayacağınız, Avrupa’nın bir kuyruk acısı var ve yarattıkları katma değeri yeni yetme Amerikalı dijital platformlar ile paylaşmak istemiyorlar. Bu noktadan bakınca Komisyon’un amacının,  Avrupalı platformların ortaya çıkmasına ortam sağlamak olduğu düşünülebilir. Fakat, bunun ne kadar başarılı olacağı oldukça kuşkulu. Artık yeni bir yazının konusu olabilecek bu tartışmaya girmeden, aklıma gelen bir soruyu sizinle paylaşmak istiyorum. Bizde de bir “<a href="http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/13064694.asp">yerli arama motoru</a>” projesi vardı. Ne oldu acaba?</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>İnternette Tarafsızlık İyi midir?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/fcc.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/fcc.html</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Feb 2015 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>2005 yılından bu yana özelikle Amerika’da bir küllenip bir alevlenen “ağ tarafsızlığı” (net neutrality) tartışması, geçtiğimiz hafta Amerikan Federal İletişim Komisyonunun (FCC) aldığı bir kararla yeni bir evreye girdi.…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/fcc-cover.jpg" alt=""></p>
<p>2005 yılından bu yana özelikle Amerika’da bir küllenip bir alevlenen “ağ tarafsızlığı” (net neutrality) tartışması, geçtiğimiz hafta Amerikan Federal İletişim Komisyonunun (FCC) aldığı bir kararla yeni bir evreye girdi. Dünya medyasında flaş haber olarak yer alan bu gelişmeye Türkiye medyasında neredeyse hiç yer verilmedi. Mahkeme kararı olmadan sitelere erişimin engellenebildiği bir ülkede “<em>bize ne bundan</em>” demiş olabilirler. Ancak tüm nimetleriyle hayatımızın birçok alanına nüfuz eden, alışverişten eğlenceye, eğitimden sağlığa giderek büyüyen bir bağımlılık haline dönüşen internetin geleceğini etkileyecek bir karardan bahsediyoruz.  Gelin, temelinde iktisadi bir sorunu da barındıran bu tartışmayı biraz daha yakından inceleyelim.</p>
<p><strong><em>Ağ tarafsızlığı da nedir?</em></strong></p>
<p>İnternet birçok ağı birbirine bağlayan büyük bir ağ olarak tasvir edilebilir. Bu ağın tarafsız olması ise, ağ içerisindeki verilerin ayrım gözetmeksizin, olabildiğince çabuk bir şekilde aktarılması prensibini gerektirir. Yani, internet servis sağlayıcısının taşıdığı her veriyi önceliklendirecek ya da geciktirecek bir muamele yapmadan, eşit bir şekilde iletmesi beklenir.</p>
<p>Ancak zamanla kullanılan uygulama ve içeriklerin artması, bunların veri gereksinimin birbirinden farklılaşması, servis sağlayıcılarda bu temel prensipten sapma güdüsü yarattı.Bazı servis sağlayıcılar karlarını azaltacak uygulamaları engelleyip yavaşlatırken, işbirliği içerisinde bulundukları içerik ve uygulamaları önceliklendirdiler. Örneğin bir internet servis sağlayıcı veri trafiğini olumsuz etkilediğini düşünerek bazı dosya paylaşım sitelerine erişimi engellerken, bir video paylaşım sitesiyle yaptığı anlaşma çevesinde o siteden gelen içeriği abonelerine daha hızlı ve öncelikli olarak aktardı. Bu ve benzeri eylemler yaygın bir şekilde görülmese de ağ tarafsızlığı tartışmasının zaman zaman hararetlenmesine sebep oldu.</p>
<p><strong><em>Tartışma neden çıktı ve nasıl evrildi?</em></strong></p>
<p>2005 yılında FCC’nin internet servis sağlayıcılarının bazı yükümlülüklerini kaldırması, ağ tarafsızlığı tartışmasına zemin hazırladı. Tartışmanın fitilini ateşleyen ise, ABD’nin en büyük servis sağlayıcılarından AT&amp;T’nin CEO’sunun bir <a href="http://www.bloomberg.com/bw/stories/2005-11-06/online-extra-at-sbc-its-all-about-scale-and-scope">röportajında</a>, özellikle Google ve Yahoo gibi içerik sağlayıcıları kastederek, “<em>onların benim altyapımı bedava kullanmalarına izin vermeyeceğim</em>” söylemi oldu.</p>
<p>O yıllarda tartışmanın birbirinden keskin bir şekilde ayrılmış iki tarafı vardı: ağ tarafsızlığını savunanlar ve bunu tamamıyla gereksiz bulanlar. Ağ tarafsızlığını savunanlar, bu prensipten sapmanın yeni Google’ların, Facebook’ların, Youtube’ların ortaya çıkmasını engelleyeceğini; gereksiz bulanlar ise bu prensipte ısrar etmenin altyapı yatırımlarını ve bu alandaki teknolojik ilerlemeyi engelleyeceğini savunuyordu. Fakat zamanla bu keskin görüşlerinin yerini  daha sağduyulu yaklaşımlar aldı. Büyük oranda akademik çalışmalardan beslenen bu sağduyu iklimi, yasal içerik ve uygulamaları engellenmemesi, ancak makul bir ağ yönetimi yapabilmesine işaret ediyordu.</p>
<p>Fakat her iki tarafın da haklı olabileceğine dair bu yaklaşım, işin yasal boyutunda pek bir yankı bulmadı. 2010 yılında, FCC tartışmaya nokta koymak adına servis sağlayıcılara ağ tarafasızlığı yükümlülüğü getiren bir düzenleme yaptı. Fakat, servis sağlayıcıların itirazı sonucu bu düzenleme Amerikan mahkemelerince iptal edildi. Ancak tartışma çoktan Amerika dışına taşmıştı. Ağ tarafsızlığını internet servis sağlayıcılar için yasal bir yükümlülük haline getiren ilk ülke 2011 yılında Şili oldu. Hollanda ve sonrasında da Litvanya onu takip etti.</p>
<p>FCC geçtiğimiz hafta ikinci bir deneme daha yaptı. Üstelik bu sefer ki düzenleme sadece sabit internet erişimini değil, tartışmanın şimdiye kadar dışında tutulan mobil interneti de içine alıyor. Yani artık mobil operatörler de bütün uygulama ve içeriklere eşit muamele edecek, mesaj ve konuşma gelirlerini azaltan WhatsApp ve Viber gibi uygulamaları engelleyemeyecek, kendi uygulamalarını önceliklendiremeyecekler. Ve başka iş modelleri ile ticaret hayatlarını sürdürmeye çalışacaklar.</p>
<p>Yeri gelmişken belirtelim; Türkiye’de ağ tarafsızlığı konusunda yasal bir düzenleme henüz yok. Ancak 2012 yılında TTNET’in bazı dosya paylaşım sitelerine erişimi yavaşlattığı/engellediği <a href="http://www.btk.gov.tr/mevzuat/kurul_kararlari/dosyalar/2012%20DK-59-19.pdf">gerekçesi</a> ile BTK tarafından para cezasına çarptırıldığını biliyoruz.</p>
<p><strong><em>Peki ağ tarafsızlığını yasalar ile korumak iyi bir şey mi?</em></strong></p>
<p>Tartışmanın on yıldır sürmesinden anlaşılacağı gibi bu sorunun kestirme bir cevabı yok. Ama gelin soruyu bildiğimiz bir örnekten yola çıkarak cevaplamaya çalışalım. Kargo firmalarının hizmetlerini çeşitlendirdiğini, standart düzeyde verilen hizmetlerin yanında, istenildiğinde bedelini ödenmek kaydıyla daha hızlı hizmetler verdiğini biliyoruz. Eğer acele bir gönderimiz varsa, bu tür hizmetlerin varlığından memnun olduğumuzu da söyleyebiliriz.  Peki, intenet üzerinden taşınan veri paketleri için de benzer bir sonuca varabilir miyiz? Yani e-posta vb. içerikler standart bir uygulamaya tabi tutulurken, video/ses/oyun gibi gecikmeye duyarlı uygulamalara öncelik sağlanması faydalı bir işleyiş sağlamaz mı? Sağladığı ekonomik değer açısından verilenin ayrıştırılması ve farklı hizmet kalitesi ile sunulmasının refah arttırıcı olduğu savunulabilir. Ancak burada iki önemli soru ortaya çıkıyor: (1) ayrımın neye göre yapılacağı, (2) nasıl bir rekabet ortamında yapılacağı.</p>
<p>İlk sorudan başlarsak,  bahsettiğimiz türden bir ayrım bazı içerik ve uygulamalara daha üst seviyede hizmet kalitesi sağlarken, diğer içerik ve uygulamaların servis kalitesinin düşmesine sebep olabilir. Bant genişliğinin kıt bir kaynak olduğu düşünüldüğünde, bu kaçınılmaz bir durumdur. Diğer yandan, ayrımının nasıl bir rekabet ortamında yapıldığı da çok önemli. Zira iktisat teorisi, rekabetin sınırlı olduğu piyasalarda uygulanacak ayrımcılığın toplumsal refahı her zaman iyi etkilemediğini söylüyor. Örneğin Türkiye gibi pek de rekabetçi olmayan bir internet servis sağlama pazarına sahipseniz, ağ tarafsızlığından sapılması pek de sağlıklı bir durum yaratmıyor.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Ağ Tarafsızlığı (Net Neutrality) Tartışması Nereye Gidiyor?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/ag-tarafsizligi-net-neutrality-tartismasi-nereye-gidiyor.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/ag-tarafsizligi-net-neutrality-tartismasi-nereye-gidiyor.html</guid>
      <pubDate>Sat, 24 Jan 2015 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>İnternet tüm nimetleriyle hayatımızın her alanına nüfuz etmeye devam ediyor. Alışverişten eğlenceye, eğitimden sağlığa, giderek büyüyen bu bağımlılık internet servis sağlayıcılarının rolünü de giderek arttırıyor. Bu…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/ag-tarafsizligi-net-neutrality-tartismasi-nereye-gidiyor-cover.jpg" alt=""></p>
<p>İnternet tüm nimetleriyle hayatımızın her alanına nüfuz etmeye devam ediyor. Alışverişten eğlenceye, eğitimden sağlığa, giderek büyüyen bu bağımlılık internet servis sağlayıcılarının rolünü de giderek arttırıyor. Bu nedenle de birçok kesim servis sağlayıcıların nasıl davranması gerektiği konusunda mesai harcıyor. Geçtiğimiz aylarda ABD başkanı Obama’nın da dahil olduğu internetin geleceği ile ilgili bu tartışma “<strong><em>ağ tarafsızlığı</em>” (<em>net neutrality</em>)</strong> olarak biliniyor. Ve şimdiye kadar sadece sabit interneti kapsayan bu tartışmanın mobil interneti de içine alacağı görülüyor.</p>
<p><strong><em>Bu tartışma nereden çıkmıştı?</em></strong></p>
<p>2005 yılında Amerikan Federal İletişim Komisyonu’nun (FCC) internet servis sağlayıcılarının bazı yükümlülüklerini kaldırması, ağ tarafsızlığı tartışmasına zemin hazırladı. Tartışmanın fitilini ateşleyen ise, ABD’nin en büyük servis sağlayıcılarından AT&amp;T’nin CEO’sunun bir <a href="http://www.businessweek.com/stories/2005-11-06/online-extra-at-sbc-its-all-about-scale-and-scope" target="_blank" rel="noopener noreferrer">röportajında</a> özellikle Google ve Yahoo gibi içerik sağlayıcıları kastederek,  “<em>onların benim altyapımı bedava kullanmalarına izin vermeyeceğim</em>” söylemi oldu.</p>
<p>İnternet aslında birçok ağı birbirine bağlayan büyük bir ağ olarak tasvir edilebilir. Bu ağın tarafsız olması ise, ağ içerisindeki verilerin ayrım gözetmeksizin olabildiğince çabuk bir şekilde aktarılması prensibini gerektirir. Yani, servis sağlayıcının taşıdığı veriyi önceliklendirecek ya da geciktirecek bir muamele yapmadan iletmesi beklenir. Ancak zamanla, kullanılan uygulama/içeriklerin artması ve bunların veri gereksinimin birbirinden farklılaşması, servis sağlayıcılarda bu temel prensipten sapma güdüsü yarattı. Bazı servis sağlayıcılar karlarını azaltacak uygulamaları engelleyip yavaşlatırken, işbirliği içerisinde bulundukları içerik ve uygulamaları da önceliklendirdiler. Bu tür eylemler yaygın bir şekilde görülmese de tartışmanın zaman zaman daha da hararetlenip canlı kalmasına sebep oldu.</p>
<p><strong><em>On yılda bu tartışma nasıl evrildi?</em></strong></p>
<p>On yıl önce ilk alevlendiğinde bu tartışmanın birbirinden keskin bir şekilde ayrılmış iki tarafı vardı: ağ tarafsızlığını savunanlar ve bunu tamamıyla gereksiz bulanlar. Tartışma zaman içinde internet fanatikleri, politikacılar ve akademisyenlerden giderek büyüyen bir ilgi gördü. Ancak yine de, kamuoyu önünde yapılan beyanların bir kısmı pek de gerçeği yansıtmayan duygusal dürtüler şeklinde oldu.  Temelde, ağ tarafsızlığını savunanlar, bu prensipten sapmanın yeni Google’ların, Facebook’ların, Youtube’ların ortaya çıkmasını engelleyeceğini; gereksiz bulanlar ise bu prensipte ısrar etmenin altyapı yatırımlarını ve bu alandaki teknolojik ilerlemeyi engelleyeceğini savundu.</p>
<p>Fakat zamanla sağduyu ve üçüncü bir yolun bulunabileceği düşüncesi tartışmaya hâkim oldu. Akademik çalışmaların katkısının da yadsınamayacağı bu olgunlaşma süreci, FCC’nin 2010 yılında yaptığı bir düzenleme ile somutlaştı. Buna göre servis sağlayıcılar, yasal içerik ve uygulamaları engelleyemeyecek fakat makul bir ağ yönetimi yapabilecekti. <strong>Yani, servis sağlayıcıların değeri yok eden eylemlerine yasak getirilirken, değer yaratabilecek bazı iş modellerini uygulamalarına izin verildi.</strong></p>
<p>AB’de ise 2009’daki ek düzenlemeler ile yasal olarak, ağ tarafsızlığından yana bir tavır koyuldu. Fakat uygulamada ortaya çıkan durumun biraz tartışmalı bir hal aldığını da belirtmek lazım. Türkiye’de ise ağ tarafsızlığı konusunda yasal bir düzenleme olamamasına rağmen Bilgi Teknolojileri ve İletişimi Kurulunun 2012 yılında TTNET aleyhine aldığı kararın kurulun bu konuya bakışını yansıttığı söylenebilir. Bu kararla kurul, TTNET’in bazı dosya paylaşım ve video sitelerine erişimi yavaşlattığı/engellediği gerekçesi ile para cezasına <a href="http://www.btk.gov.tr/mevzuat/kurul_kararlari/dosyalar/2012%20DK-59-19.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">hükmetmişti</a>.</p>
<p><strong><em>Tartışma ne durumda?</em></strong></p>
<p>Geçtiğimiz aylarda ağ tarafsızlığı tartışmasına iki yeni olay damgasını vurdu. İlki, Obama’nın, başkanlıktan ayrılmadan önce kalıcı bir miras bırakma motivasyonundan olsa gerek, FCC’yi bu konuda ağ tarafsızlığından yana yeni bir düzenleme yapmaya çağırmasıydı. Tabii ki dünyanın en güçlü adamının bu çağrısı bazı çevrelerde sevinçle karşılanırken, bazı çevrelerde de rahatsızlık uyandırdı. Örneğin AT&amp;T’nin yeni CEO’su böylesine karmaşık bir ortamda yeni yatırımlar yapmayacaklarını açıkladı. Fakat başta da söylediğimiz gibi,  kamuoyu önünde bu konuda yapılan çıkışlar genelde duyguların hakim olduğu, aklın ise daha sonra devreye girdiği tartışmalar oluyor. Nitekim gerek Beyaz Saray’dan yapılan açıklamalar, gerekse AT&amp;T gelen sonraki açıklamalar, daha sağduyulu ve yumuşak açıklamalar oldu.</p>
<p>Tartışmaya son dönemde damgasını vuran ikinci şey ise, ağ tarafsızlığı düzenlemelerinden büyük ölçüde muaf olan mobil servis sağlayıcıların da sabit servis sağlayıcılar ile benzer yükümlülüklere maruz kalacak <a href="http://www.nytimes.com/2014/09/16/technology/fcc-revisits-net-neutrality-exemption-for-mobile-broadband.html?_r=1" target="_blank" rel="noopener noreferrer">olmaları</a>. Mobil internet hizmetlerinin iş ve günlük hayatın bu kadar içine girdiği günümüzde, bu durumun tartışmaya yeni bir boyut kazandırdığını söyleyebiliriz.</p>
<p><strong><em>Peki, ne olacak?</em></strong></p>
<p>Teknoloji konusunda öngörüde bulunmak oldukça zor. Konu internetin geleceği olunca bu zorluk bir kat daha artıyor. Fakat en azından bu tartışmada, son on yılda, genelde sağduyu kazandı. Sivil toplum örgütlerinin, internet ekonomisinden para kazanan şirketlerin, akademisyenlerin, mahkemelerin ve hatta politikacıların katkısıyla düzenleyiciler, sert ve keskin düzenlemelerden büyük oranda kaçındı. Çok taraflı bu ortam bozulmadıkça da internet gibi altın yumurtalayan bir tavuğun kesilmesini beklemiyoruz.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Nobel ödülü Jean Tirole’e çok yakıştı!</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/tirole.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/tirole.html</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Jan 2015 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Bu yılki Nobel Ekonomi ödülüne iktisatçı olmayanların şimdiye kadar adını pek de duymadığı Fransız iktisatçı Jean Tirole layık görüldü. Tirole, Stiglitz veya Krugman gibi yakın geçmişte bu ödülü alan iktisatçılar kadar…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/tirole-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Bu yılki Nobel Ekonomi ödülüne iktisatçı olmayanların şimdiye kadar adını pek de duymadığı Fransız iktisatçı Jean Tirole layık görüldü. Tirole, Stiglitz veya Krugman gibi yakın geçmişte bu ödülü alan iktisatçılar kadar göz önünde olan birisi değil. Genel okuyucunun okuyabileceği popüler bir kitabı da yok. Aksine, kalınlıkları ile insanı korkutan, entelektüel derinliği ile de zihinleri yoran kitapları var.</p>
<p>Nobel komitesi Tirole’ü, “<em>piyasa gücü ve regülasyon</em>” alanındaki çalışmalarından dolayı ödüle layık gördü. Tirole’ün diğer çalışmalarını bir yana bırakıp sadece bu alandaki çalışmalarını dikkate alsanız bile, bunu bir yazıda özetlemek pek de mümkün olmaz. Bu nedenle bu yazıda ödülün verildiği alana sadık kalarak, Tirole’ün çalışmalarının sadece bir kısmının yarattığı yeni bakış açısını anlatmaya çalışacağım.</p>
<p><strong><em>Piyasa gücü ne demek? Regülasyon neden gerekli?</em></strong></p>
<p><em>Piyasa gücü</em>, bir firmanın sattığı ürün veya hizmetin fiyatını yükseltebilme gücünü ifade eder. Elbette her firma kendi ürününün fiyatını belirleyebilir. Ama piyasa gücü olan bir firma, bunu müşterilerini kaybetme korkusu olmadan yapar. Bu da genelde satılan şeyin kolay kolay vazgeçilemeyecek bir ürün veya hizmet olması durumunda söz konusudur. Bu tür piyasalara devletin müdahale edip, toplum refahı için bu firmanın piyasa gücünü dizginlemesi gerekir. Bu amaçla da, temel çerçevesi yasalar ile çizilen, adına <em>regülasyon</em> denilen düzenlemeler yapılır.</p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/tirole-1.png" alt="marketpower" />Örneğin elektrik ve telekomünikasyon gibi altyapı endüstrileri, piyasa gücüne sahip firmaların varlığı sebebiyle regülasyona tabi endüstrilerdir. Bu endüstrilerin bazı kısımlarında rekabetçi denebilecek bir piyasa yapısı varken, bazı kısımlarına mutlak piyasa gücüne sahip tekeller hakimdir. Bu tür endüstrilerin iyi işleyebilmesi için devlet, düzenleyici kurumlar yoluyla devreye girerek bu firmaların fiyatlarını düzenlemeye çalışır. Fakat bu sanıldığından çok daha zor bir iştir. Tirole’ün çalışmaları da bu zor işin üstesinden nasıl gelinebileceği üzerinedir.</p>
<p><strong><em>Regülasyon neden zor bir iştir?</em></strong></p>
<p>Piyasa gücüne sahip bir firma, rekabet baskısı altında olmadığı için hem kısa hem de uzun vadede toplum refahına pek de katkı sağlamaz. Kısa vadede, fiyatlarını yüksek tutarak kendisi aşırı kar ederken, tüketiciler mağdur olur. Uzun vadede ise, sunduğu ürününün kalitesini arttırmak veya maliyetini düşürmek için herhangi bir yatırım girişiminde bulunmaz.</p>
<p>Böyle bir tablo karşısında regülasyon işini zor kılan, düzenleyici kurumun elinde kullanabileceği mükemmel araçların olmamasıdır. Örneğin düzenleyici kurum, aşırı kar elde edilmesini engellemek için firmanın maliyetine makul bir kar ekleyerek satılan ürün için bir fiyat belirleyebilir. Kısa vadede işe yarar görünen bu çözüm, uzun vadede firmanın maliyetlerini kısma konusunda herhangi bir yatırım yapmasını özendirmez. Zira firma maliyetlerini ne kadar kısarsa kıssın karı aynı kalacaktır. Firmayı maliyetlerini kısmaya yönlendirmek için düzenleyici kurum başka bir fiyat belirleme yöntemi kullanabilir. Örneğin satılan ürün için sabit bir tavan fiyat belirlenmesi, firmayı maliyetlerini kısmaya özendirebilir. Ancak bu sefer de, maliyetini başarılı bir biçim de azaltan firma için aşırı kar söz konusu olacaktır. Bu da regülasyonun toplum refahına katkı yapma hedefi ile çelişen bir durumdur.</p>
<p><strong><em>Peki, Tirole bu zor işi kolaylaştırdı mı?</em></strong></p>
<p>Tirole’ün bu alana katkısından bahsederken iki şeyi açıklığa kavuşturmakta fayda var. Öncelikle, Tirole regülasyon işini kolaylaştıran ve firmaların piyasa gücünü dizginleyen sihirli bir reçete sunmamıştır.  Regülasyonun nasıl daha etkili olabileceğine dair bir bakış açısı ortaya koymuştur. Bunu da tek başına değil, 2004 yılında hayatını kaybeden J. J. Laffont ile birlikte yapmıştır.</p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/tirole-2.jpg" alt="freakonomicscom" />Tirole’e göre regülasyon ile ilgili temel sorun, devletin düzenlemeye çalıştığı firma ve onun faaliyet gösterdiği endüstri hakkındaki bilgi eksikliğinden kaynaklanır. Bu sorunu daha vahim hale getiren ise, firmanın devlete kıyasla hem endüstri hem de kendisi hakkında daha çok bilgiye sahip olmasıdır. Bu sorun literatürde <em>asimetrik bilgi problemi</em> olarak adlandırılır. Zamanla enerji, telekomünikasyon gibi endüstrilere özgü düzenleyici kurumların (bizdeki EPDK, BTK gibi) kurulması bu endüstrilerin nasıl işlediğine dair bilgi asimetrisini azaltmıştır. Ancak firmanın maliyetleri ve benzeri konularda kendine sakladığı stratejik bilgiler sebebiyle asimetrik bilgi sorunu devam etmektedir.</p>
<p>Bir oyun teorisi ustası olan Tirole, devam eden bu sorunu aşmak için regülasyonu, düzenleyici kurum ile firma arasında oyuna çeviren bir yaklaşım sunmuştur. Bu oyun içerisinde akıllıca tasarlanmış mekanizmalar sayesinde firmanın kendisine sakladığı bilgilerin açığa çıkması amaçlanmaktadır. Örneğin bu yaklaşım ile, firmaya birden fazla fiyatlama yöntemi sunularak, firmanın sakladığı bilgilerin firmanın kendi seçimi ile açığa çıkması sağlanabilecektir. Açığa çıkan bu bilgiler de daha etkili bir regülasyon için kullanılabilecektir. Mekanizma ne kadar akllıca tasarlanırsa açığa çıkan bilgiler ve regülasyonun etkinliği de o kadar artacaktır.</p>
<p><strong><em>Özetlersek…</em></strong></p>
<p>Jean Tirole regülasyonun sadece bir hesaplama işi olmadığını, asimetrik bilginin regülasyon ile ulaşılmak istenilen hedefler üzerinde etkili olduğunu gördü. Görmekle de yetinmeyip, bu asimetrinin nasıl azaltılabileceği konusunda yeni bir düşünce şeklinin oluşmasına katkıda bulundu. Zorla güzellik olmayacağını kavrayıp, akıllı mekanizmalar tasarlayarak firmaların toplum çıkarına hizmet edebileceklerini gösterdi. Bu ve bu yazıda bahsedemediğim diğer önemli katkıları nedeniyle Jean Tirole’e Nobel çok yakıştı.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Yeni Yıl Hedefleri, Davranışsal İktisat ve Türkiye</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/yeniyil.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/yeniyil.html</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Jan 2015 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Economics &amp; Public Policy</category>
      <description>Her yeni yılda şimdiye kadar gerçekleştirilmemiş hedeflerin gerçekleştirileceğine dair sözler veririz. Bunlar genelde kendi kendimize verdiğimiz sözlerdir: bu yıl ayda en az bir kitap okuyacağım, düzenli spor yapacağım…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/yeniyil-cover.jpg" alt=""></p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/yeniyil-1.jpg" alt="rules" />Her yeni yılda şimdiye kadar gerçekleştirilmemiş hedeflerin gerçekleştirileceğine dair sözler veririz. Bunlar genelde kendi kendimize verdiğimiz sözlerdir: <em>bu yıl ayda en az bir kitap okuyacağım, düzenli spor yapacağım, en az 5 kilo vereceğim, sigarayı bırakacağım</em>, vs. Nedense bunları gerçekleştirmek pek kısmet(!) olmaz, zaten sonrasında pek hatırlayanı da kalmaz. Peki, bu bir kader midir? Yoksa kurtulmak için ümit var mıdır?</p>
<p><strong><em>Davranışsal iktisat ve kendini kontrol edememe problemi</em></strong></p>
<p>Sorunu çözmek için iyi bir tespit yapmak şart. Sorunu görüp de görmezlikten gelmek ise bir başka sorunun habercisi. Örneğin ana akım iktisat literatürünün böyle bir problemi var. Bu literatüre göre insanlar rasyoneldir, verdikleri kararlar ve sözler de bu rasyonalitenin yansımasıdır. İstedikleri ve ellerinde olan bir şeyi yapmamaları söz konusu değildir. Rasyonel bireyin kendini kontrol edememe gibi bir problemi yoktur.</p>
<p>Ana akım iktisadın rasyonalite varsayımını sistematik bir şeklide eleştirerek ilerleyen davranışsal iktisat ise, bunun pek de öyle olmadığını birçok deney ve genelleştirilmiş örnekler ile ortaya koyuyor. Ve kendini kontrol edememe problemini, <em>yapabileceğinizi bilip de yapmadığınız bir davranış biçimi</em> olarak tanımlıyor.</p>
<p>Kendini kontrol edememe probleminin temel de iki sebebi var. İlki, zamanı algılayışımız ile ilgili tutarsızlık. Ne kadar çabuk geçip gittiğine hayret ettiğimiz eski yılın aksine, yeni yılı çok uzun bir süre olarak algılarız: 365 gün, 52 hafta veya 12 ay. Bu da, koyduğumuz hedefi her zaman gerçekleştirebilecek, zamanın olacağına inanıp kendimizi avutmamızı sağlar.</p>
<p>İkinci temel sebep ise, kendinizi tanımamakla ilgilidir. Bu da, genelde gerçekçi olmayan hedeflerin konulmasına sebep olur. Tatlı yiyeceklere bayılan birinin yılbaşı gecesi tatlıyı fazla kaçırdıktan sonra yeni yılda tatlı yemeyeceğine dair yeminler etmesi, ancak kendini tanımaması ve tatlıya olan düşkünlüğünü inkâr etmesi ile açıklanabilir.</p>
<p><strong><em>Peki, bu bir kader midir?</em></strong></p>
<p>Kendimizi kontrol edememe probleminiz olsa bile alacağımız bazı önlemler ve yapacağımız bazı eylemler bu durumu bir kader olmaktan çıkarabilir. Nasıl mı?  Kendimizi kontrol edememe durumunda alacağımız zevkten çok, karşılaşacağımız maliyetli bir durum yaratarak bunun üstesinden gelebiliriz. Alkol ve sigara bağımlılığının tedavisinde kullanılan bazı ilaçların, alkol ve sigara ile kullanılması durumunda zevkten çok acı verdiğini hatta hayati riske neden olabileceğini birçoğumuz duymuştur. Ancak kendinize acı vermek her durumda mümkün olmadığı gibi pek de hoş karşılanmayabilir. Fakat hedeflerin sizin için önemli insanlar ile paylaşılması veya bir topluluk içinde birçok insanın şahit olacağı şekilde söz ya da taahhütlere dönüşmesi, sizi çevrenize karşı mahcup olma maliyeti ile karşı karşıya bırakacaktır. Bu maliyet ne kadar yüksekse sizin üzerinizdeki sözleri gerçekleştirme baskısı da o kadar etkili hale gelecektir.</p>
<p><strong><em>Şirketlerin kendini kontrol edememe problemi yok mu?</em></strong></p>
<p>Şirketler, kar amacı gütmeleri ve içinde bulundukları rekabet ortamı sebebiyle rasyonellik varsayımına daha uygun birimlerdir. Aldıkları kararlar ve gerçekleştirdikleri uygulamalar rasyonel olmak zorundadır. Bireyler için bahsettiğimiz zaman algısındaki tutarsızlık, kendini tanımama gibi durumlar,  bulundukları rekabet ortamı sebebiyle onlara piyasada kalma şansı tanımaz.</p>
<p>Şirket kararlarının birden çok insan tarafından alınmış olması, kararların getirisi ve uygulanabilirliğinin rasyonel olma olasılığını arttırır. Alınan rasyonel kararların maliyetleri olduğu sürece de, kendini kontrol edememe probleminin yaşanması daha az olasıdır. Diğer taraftan, şirket içinde tasarlanmış ödül/ceza ve hesap verme mekanizmaları da çalışanların ve yöneticilerin hedefleri gerçekleştirmek için daha çok çaba sarf etmelerine yardımcı olur.</p>
<p><strong><em>Türkiye’nin 2023 hedeflerini bu bilgiler ışığında değerlendirirsek… </em></strong></p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/yeniyil-2.jpg" alt="turkiye-hazir-hedef-2023" />Türkiye’nin hükümet(ler)  tarafından ortaya koyulmuş hedeflerini de bu kapsamda değerlendirmemiz eğitici bir egzersiz olabilir. Hedef deyince de, cumhuriyetin 100. yılı için koyulan hedefler ilk aklımıza gelenler oluyor.</p>
<p>Bu hedeflerin başlıcaları, dünyanın 10 büyük ekonomisinden biri olmak (şimdi 19. sıradayız), kişi başına geliri 25 bin dolara çıkarmak  (şu an 10 bin dolar civarında), 500 milyar dolarlık ihracat yapmak ( şu an 150 milyar dolar civarında), büyüme oranını ortalama yüzde 7 seviyesine çekmek (son 12 yılın ortalaması yüzde 4,5 civarında), genişbant internet abone sayısını 30 milyona çıkarmak (şu an 7 milyon civarında).</p>
<p>Bu hedeflerin hepsinin iyi hedefler olduğu konusunda tartışmaya gerek yok. Ancak bu hedeflerin gerçekçi olup olmadığı ve eğer gerçekleştirilemez ise ne olacağı konusu  tartışmaya değer bir konu. Bu hedeflerin kolektif bir aklın ürünü olduğunu ve gerçekleştirilemez ise hesap verileceğini beklemek biraz saflık olur. Bunu Türkiye’ye özgü haklı/haksız birçok gerekçe ile anlatmak mümkün. Ben oralara girmeyeceğim.</p>
<p>Ama böyle bir hedef belirleme biçiminin, yazının başında belirtilen, bireylerin “<em>şimdiye kadar gerçekleştirilmemiş hedeflerin gerçekleştirileceğine dair sözler</em>” vermesinden pek bir farkı olmadığını söylemek lazım. <em><strong>Yani, 2023’e kadar her yıl mucizeler bekleyerek geçecek, fakat sonunda bir yaptırım olmadığı için de bu mucize hiç bir zaman gerçekleşmeyecek</strong></em>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Teknoloji bizi orta gelir tuzağından kurtarabilir mi?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/teknoloji_ortagelir.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/teknoloji_ortagelir.html</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Oct 2014 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Economics &amp; Public Policy</category>
      <description>Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Wall Street Journal’daki  analiz yazısında orta gelir tuzağından kurtulmamız için neler yapılması gerektiğini ve bunların hükümet politikaları ile paralelliğini anlattı. Mehmet Şimşek…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/teknoloji_ortagelir-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Wall Street Journal’daki  <a href="http://www.wsj.com.tr/articles/SB10362228127429084907704580187441829600832">analiz yazısında</a> orta gelir tuzağından kurtulmamız için neler yapılması gerektiğini ve bunların hükümet politikaları ile paralelliğini anlattı. Mehmet Şimşek, yüksek gelirli bir ülke olabilmek için yüksek katma değerli ürün ve hizmetler üretmemiz gerektiğini söylüyor. Bunun da yaratacağımız yenilikçi teknolojiler ile mümkün olabileceğini savunuyor. Katılmamak mümkün değil. Ancak bunun şimdiye kadar yapılmaya çalışıldığı gibi, <strong>sadece</strong> devlet destekli projeler ile olamayacağını söylemek lazım. Bu yazı, yenilikçi teknolojilerin girişimci ve yatırımcıların desteğini almadan, herhangi bir katma değer yaratamayacağı üzerine.</p>
<p><strong>Öncelikle dilimizden düşürmediğimiz şu “teknoloji” ne demek, bir bakalım.</strong></p>
<p>Teknoloji sözcüğünün günlük dilde ve hatta bilimsel literatürde faklı kullanımları var. Brain Arthur’un “<a href="http://www.amazon.com/The-Nature-Technology-What-Evolves/dp/B005UVRIHC">Teknolojinin Doğası</a>” adlı kitabı bu konuyu merak edenlere iyi bir okuma önerisi olabilir. Kabaca teknolojinin ne olduğunu tanımlamaya çalışırsak, bilimsel bilgi ve prensiplerin ürün ve hizmetlere uygulanması olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/teknoloji_ortagelir-1.jpg" alt="heritage_1928_rouge_model_a_575x426" />Derslerde teknolojiden ve onun insan hayatına yansımasından bahsederken kullandığım örnek, otomobil imalatında çığır açan Henry Ford ile ilgili. Henry Ford, Adam Smith’ten beri bahsedilen <em>iş bölümü</em> ve <em>uzmanlaşma</em> prensiplerini, geçtiğimiz yüzyılın başında otomobil üretimine uygulayarak otomobilin kitleselleşmesini sağladı. Kayan bir üretim bandı etrafında çalışanlarının ne iş yapacağını organize eden Ford, onların uzmanlaşmasını sağlayarak verimliliklerini arttırdı. Bu sayede, bir efsane haline gelen <em>Model T</em>’den milyonlarca üretti ve sattı.</p>
<p>Bu örneği bu yazıda da kullanmamın iki sebebi var. İlki, bilimsel bilginin bir üründe nasıl vücut bulduğunu çok çarpıcı bir şekilde göstermesi. İkincisi ise, Henry Ford’un bilimsel bilgiyi ticari bir başarı elde edecek şekilde o ürüne yansıtmayı başarmış olması. Zira otomobil üretiminde bant sistemini ilk kullanan Henry Ford <a href="http://books.google.com.tr/books?id=HQdTa9ZXlVAC&amp;pg=PA29&amp;dq=Ransom+Olds+and+assembly+line&amp;hl=en#v=onepage&amp;q&amp;f=false">değildi</a>.  Ancak iş bölümü ve uzmanlaşmayı bir sistem etrafında mükemmelleştirip, elde ettiği verimliliği ticari bir başarıya dönüştüren oydu.</p>
<p><strong>Teknolojiyi ticarileştirmeden zenginlik ve katma değer yaratamazsınız!</strong></p>
<p><a href="https://acikekonomi.files.wordpress.com/2014/10/365615.jpg"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/teknoloji_ortagelir-2.jpg" alt="365615" /></a>Yenilikçi teknoloji barındıran bir ürün ya da hizmeti meydana getirmek, yüksek katma değer yaratma işinin önemli bir kısmıdır. Ancak bu ürünü üretebilir olmanız, zenginleşmeniz için yeterli değildir. Onu rakip ürünler ile rekabet edebilecek bir ticari başarıya dönüştürmeniz gerekir. Somut bir örnek üzerinde konuşalım. Geçtiğimiz hafta İstanbul Üniversitesi öğrenci ve hocalarının emekleri ile tasarlanıp TÜBİTAK’tan destek alan elektrikli bir araç, <a href="http://www.radikal.com.tr/otomotiv/75_tlye_5_bin_kilometre_gidecek-1214687"><em>Yerel-T1</em></a>Türkiye turuna çıktı.  Tek şarj ile 500 km gidebilen bu araç, uğradığı şehirlerde yüksek teknolojili bir araç olarak sunuldu. Çevreyle dost, karbon emisyonu olmayan bu aracın yaygınlaşmasının hepimizin soluduğu havanın kalitesine katkısı bence tartışmasız. Tartışmalı olan, bu aracı yaygınlaştıracak cesur girişimcilerin ve yatırımcıların bulunabilmesi.  Zira yenilikçi bir teknolojiyi barındırıyor olsa da, otomobil gibi bir ürünün kitlesel üretimi olmadan ticari başarı elde etmesi <a href="http://pazarlardanhaberler.com/2013/05/27/yerli-otomobil-sevdamiz/">mümkün değil</a>.</p>
<p><em><a href="https://acikekonomi.files.wordpress.com/2014/10/tesla-assembly-line.jpg"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/teknoloji_ortagelir-3.jpg" alt="tesla-assembly-line" /></a>Yerel-T1</em> ile benzer(!) özelliklere sahip fakat daha fazla konfor ve güvenlik sunan başka bir elektrikli araç, iki yıldır Amerika ve Avrupa yollarında. Adı <a href="http://acikekonomi.com/2014/05/03/iste-turkiyenin-aradigi-adam/"><em>Tesla-ModelS</em></a>.  Şu ana kadar 100 binden fazla satılan bu araç, rakiplerinden daha ileri bir teknolojiyi barındırdığı için çok gözde; ve sahip olmak için sırada bekleyen insanlar var. <em>Tesla</em>’nın yaratıcısı <a href="http://acikekonomi.com/2014/05/03/iste-turkiyenin-aradigi-adam/"><em>Elon Musk</em></a> otomotiv sektöründe hayatta kalmanın kitlesel üretimden geçtiğini bildiğinden, farklı sınıflarda <a href="http://www.teslamotors.com/sites/default/files/blog_attachments/gigafactory.pdf">yüzbinlerce <em>Tesla</em>üretebilecek yatırımlar</a> için ortaklar arıyor. Yani yeni bir teknolojinin ürünle bütünleşmesi kadar, bu ürünün ticari başarı elde edebilmesi için de çaba harcıyor.</p>
<p><strong>Hep başkaları üretecek biz de tüketecek miyiz?</strong></p>
<p>Bugün Türkiye dâhil, gelişmekte olan birçok ülke ilaç, silah, otomotiv, elektronik ve uzay/havacılık alanında gelişmiş ülkelerin takipçisi konumunda. Yani gelişmiş ekonomiler yüksek teknolojili ürünler üretirken, bizim gibi ülkeler orta ve düşük yoğunluklu teknolojiler içeren ürün ve hizmetler üretebiliyor. Bu da orta gelir grubundan çıkılmasını zorlaştırıyor.</p>
<p>Hamaset edebiyatının bu durum için önerdiği çözüm, ileri teknoloji barındıran ürünleri gerekirse devlet desteğiyle ama yerli kaynaklar ile üretmek. Bu kulağa hoş gelen ancak içi boş olan bir söylem. İki nedenden dolayı. Öncelikle, öğrenme süreçleri ve ölçek problemleri nedeniyle aynı ürünleri ileri ülkeler kadar avantajlı fiyatlara üretemezsiniz. Bu durum, uluslararası rekabetten yalıtılmış 60’lı-70’li yıllarda yaşamadığımız için de, ürününüze ticari başarı şansı tanımaz.</p>
<p><a href="https://acikekonomi.files.wordpress.com/2014/10/unnamed.jpg"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/teknoloji_ortagelir-4.jpg" alt="unnamed" /></a>İkincisi, yerli üretim için harcadığınız kaynakların alternatif kullanımlarını dikkate almadığınızda orta gelir tuzağından kurtulmanız daha da zor olacaktır. Bu konuda güncel bir  <a href="http://borgenproject.org/price-indias-mission-mars/">tartışma</a>, dünyanın en kötü beslenen çocuklarına sahip Hindistan’ın, Mars yörüngesine bir uzay aracı göndermesi üzerine yapılıyor. Sahip olduğunuz kaynakları gelecek nesilleri daha iyi yetiştirmekte mi,  yoksa bir uzay aracı yapmakta mı kullanırsınız? Hangisi orta gelir tuzağından kurtulmanıza daha çok yardımcı olur?</p>
<p><strong>Peki, çıkar yol ne?</strong></p>
<p>Orta gelir tuzağından çıkmak için ileri teknoloji içeren ürün ve hizmetler üretip yarattığımız katma değeri yükseltmemiz şart. Fakat bunu <strong><em>başarmak için o teknolojiyi üretecek bilimsel bilgiye, o bilgiyi ürüne entegre edecek mühendisliğe, ve o ürünü ticari başarıya dönüştürecek girişimci ve yatırımcılara ihtiyacımız var</em></strong>. Bu zinciri kuramayan bir politika veya reformun başarı şansı olamaz. <strong><em>Sadece</em></strong> devlet destekli projeler ise, kestirme bir yoldan ziyade çıkmaz bir sokağa işaret eder.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Uzaktan Eğitim Treni Kalkıyor! Bakacak mıyız, binecek miyiz?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/uzaktanegitim.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/uzaktanegitim.html</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Jul 2014 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Economics &amp; Public Policy</category>
      <description>Geçtiğimiz hafta The Economist dergisinin kapak konusu yükseköğrenimde ‘yaratıcı bir yıkım’a yol açacağı savunulan uzaktan eğitimdi. Türkiye’de çoğu öğretim üyesinin dudak büktüğü ve ilk bakışta akla TRT ekranlarındaki…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/uzaktanegitim-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Geçtiğimiz hafta <em>The Economist</em> dergisinin kapak konusu yükseköğrenimde <em>‘yaratıcı bir yıkım</em>’a yol açacağı savunulan uzaktan eğitimdi. Türkiye’de çoğu öğretim üyesinin dudak büktüğü ve ilk bakışta akla TRT ekranlarındaki <em>Açık Öğretim</em> yayınlarını getiren bu sistem, internetin gelişimi ile artık çok sofistike bir hal almış durumda.</p>
<p>Uzaktan eğitim programlarında ders veren ve bu alanda kısa bir süre de yöneticilik yapmış biri olarak, önce <em>The Economist</em>’in <a href="http://www.economist.com/news/leaders/21605906-cost-crisis-changing-labour-markets-and-new-technology-will-turn-old-institution-its">kapak makalesinde</a>ki bir kaç önemli noktayı vurgulayıp, sonra da bu konudaki öngörülerimi paylaşmak istiyorum.</p>
<p><strong><em>Tren kalkıyor…</em></strong></p>
<p><em>The Economist</em>’in yükseköğrenimde uzaktan eğitim sistemlerine doğru bir kayış olacağı öngörüsü, temelde, mevcut yüz-yüze eğitim sisteminin maliyetinin arttığı argümanına dayanıyor. Dergi, 20. yüzyılın başından bu yana birçok ürün ve hizmetin üretim maliyeti hızla düşerken, yükseköğrenimin bunların dışında kaldığını savunuyor. Hatta Aristo’dan bu yana aynı eğitim teknolojisinin kullanıldığı belirtiliyor:  bir sınıf, öğrenciler ve ders anlatan bir hoca!</p>
<p>İkinci argüman, teknolojik ilerlemenin birçok işkolunda otomasyonun yolunu açması ile ilgili. Daha önce sanayi çalışanları için bir tehdit olan otomasyon, artık hizmet sektörü çalışanlarını da işlerinden ediyor. Çağrı merkezlerini bir düşünün. Çok yakın bir geçmişte emek-yoğun bir teknoloji kullanılan bu iş kolunda, şimdilerde nerdeyse tamamen otomasyona geçilmiş durumda. Makalede bahsedilen Oxford Üniversitesi’nin bir çalışması durumu çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Bu çalışmaya göre şu anki işlerin/mesleklerin % 47’si önümüzdeki 10-20 yıl içinde yok olacak. Bu tehdit insanların emek piyasasında kalabilmeleri için kendilerini sürekli yeni bilgi ve beceriler ile donatmasını gerektiriyor.</p>
<p>Derginin ortaya koyduğu üçüncü argüman ise yukarıda bahsedilen iki etkinin, değişimi hangi yolla yaratacağı üzerine. Makalede bilgi iletişim teknolojilerindeki ilerlemenin, eğitimin maliyetini düşüren ve insanların kendilerine yeni beceriler katabileceği eğitim modellerinin ortaya çıkmasına ortam sağladığı savunuluyor. 2008 yılında başlayan <em>Kitlesel Açık Çevrimiçi Ders</em> (Massive Open Online Course) girişimlerinin başarılı örneklerinden olan <a href="http://www.khanacademy.org.tr/">KhanAcademy</a> ve <a href="https://www.coursera.org/">Coursera</a>‘dan da bu çerçevede bahsediliyor.</p>
<p><strong><em>Peki, </em></strong><strong><em>Türkiye’de ne durumdayız?</em></strong></p>
<p>Türkiye’de birçok üniversitenin uzaktan eğitim merkezi var. Çoğunda yüksek lisans düzeyinde çevrimiçi dersler veriliyor. Bu konuda YÖK düzenlemeleri gereği sıkı sayılabilecek kurallar var. Örneğin, bir uzaktan eğitim programına yılda en fazla 50 öğrenci kabul edebiliyorsunuz. Bu düzenlemelerin tartışıldığı toplantılara katılmış biri olarak başta bu kuralları çok sıkı bulsam da, bazı kurumların hiç yatırım yapmadan bu sistemi kötüye kullandıklarından haberdar olunca, bu kuralların gerekliliğine ikna oldum. Fakat düzenlemelerin denetleme işlevinin yanında, sistemin önünü açması ve eğitimin kalitesi konusunda saydamlığı sağlaması ile ilgili düşüncelerim hiç değişmedi.</p>
<p>Size Türkiye’deki uzaktan eğitim istatistiklerinde de bahsetmek isterdim. Maalesef! Bu tür verilere ne YÖK istatistiklerinde, ne de bir başka kurumun sitesinde rastlayamadım.</p>
<p><strong><em>Treni yakalayabilirsek…</em></strong></p>
<p>Uzaktan eğitim yöntemlerini kullanarak geniş kitlelere ihtiyaç duydukları alanlarda eğitim vermek olanaklı hale gelebilir. Türkiye’de nüfusun 2/3’ü 40 yaşın altında.<a href="http://www.turkstat.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=13425">*</a>  Yani uzaktan eğitim yoluyla yükseköğrenim veya kısa eğitim programlarından, yüz-yüze eğitime göre daha az zaman ve parasal maliyetle yararlanabilecek potansiyel bir kitle söz konusu. Teknolojinin otomasyonu mümkün kıldığı işkollarında artık çalışamayacak kitlelerin bir kısmı, bu yolla kendilerine gerekli yeni nitelik ve becerileri katma şansı bulacaktır.</p>
<p>Diğer yandan, üniversitelerimiz arasındaki kalite farklılıkları malum. Bu farklılıkların kayda değer bir kısmı öğretim üyelerden kaynaklanıyor. Yani, <em>iyi hoca</em> kaliteli bir ders yürütüyor ve öğrencilerini daha iyi yetiştiriyor. Uzaktan eğitimin kitlesel hale gelebilmesi, en azında bazı derslerin bu <em>iyi hocalar</em> tarafından geniş kitlelere anlatılabilmesini sağlayabilir. Belki bu sayede yükseköğrenimde eşitsizlik biraz olsun giderilebilir.</p>
<p>Uzaktan eğitim, bu işi başarılı bir şekilde yapan üniversitelerin sunum alanlarını ulusal ve belki de uluslararası alanda genişletebilmeleri için de bir fırsattır. Başta katlanılması gereken yüksek sabit maliyetler, öğrenci sayısının artması ile öğrenci başına maliyetleri hızla aşağı çekecektir. <em>Ölçek ekonomisi</em> dediğimiz bu etki, uzaktan eğitimin temel ekonomik dinamiğini oluşturuyor. <em>Ölçek ekonomisi</em>nden faydalanmak isteyen kurumlar yaptıkları yatırımlar ve eğitim verecekleri kitlenin büyüklüğü arasında bir denge tutturmak zorundalar. Bu da ancak hitap ettikleri kitle ve coğrafi bölgenin genişlemesiyle mümkün olabilir.</p>
<p>Uzaktan eğitim, ayrıca mevcut yüz-yüze sistemin kalite ve niteliğinin artması açısından da bir fırsattır. İki sistemin bir arada kullanıldığı <em>hibrit</em> bir eğitim modeli ile yüzü-yüze eğitimin artılarından vazgeçmeden, uzaktan eğitimin sağlayacağı katkılardan da yararlanılabilir.</p>
<p><strong><em>Treni kaçırmamız da olası …</em></strong></p>
<p>Malumunuz uzaktan eğitim internet aracılığı ile yapılıyor. Fakat internet erişimi konusunda modern dünyanın oldukça gerisinde yer alıyoruz. Her 100 kişiye düşen sabit internet bağlantısı OECD ülkelerinde ortalama 26 iken, bizde son iki yıldır 10 civarında ve artmıyor. Bölgesel açıdan bakıldığında doğu ve batı arasında çarpıcı bir fark var.<a href="http://acikekonomi.com/2013/12/22/internet-erisimi-ve-kullanimindaki-bolgesel-farkliliklar/">*</a>  Erişebilenlerin bağlantı kalitesi ise tartışmalı. Her iki sanal dersten birinde <em>kopma</em> yaşayan biri olarak, bu durumun ne kadar şevk kırıcı olduğunu belirtmeliyim. İnternet erişimi ve kalitesi modern ülkeler seviyesine yaklaşmadıkça uzaktan eğitim trenini yakalayacağımızı düşünmek biraz saflık olur.</p>
<p>Yükseköğrenim bütün bir eğitim sisteminin önemli bir parçası. Yükseköğrenimde eğitim almak isteyen öğrenciler diğer seviyelerden geçerek bu seviyeye geliyorlar. Yani, bir değer zincirinin halkalarından bahsediyoruz. Uzaktan eğitim acaba bu değer zincirine uygun bir halka mı? Altyapı açısından homojen olmayan bir öğrenci kitlesine eğitim vermek bizim vakıf üniversitelerinde yaşadığımız bir durum. Ancak yüz-yüze eğitim modelinde bu durumun üstesinden gelmek için geliştirilen yöntemler uzaktan eğitim modelinde de kullanılabilir mi? Kullanılsa işe yarar mı? İyi düşünüp uygun teknikler geliştirmek, treni yakalamak için şart!</p>
<p>Son olarak, kimilerinin zannettiği gibi uzaktan eğitim, yüz-yüze bir derste anlattıklarınızı kamera karşısına geçip aktardığınız bir öğretim modeli değildir! Derse ait içeriğin farklı bir şekilde tasarlanıp üretilmesi ve kullanılması gerekir. Sadece teknolojiye değil, içeriği aktaracak hocaya ve hazırlayan ekibe de yatırım yapılması gerekir. İnsan sermayesine yatırımı içermeyen bir girişim <em>Açık Öğretim</em>’in kötü bir versiyonu olabilir ancak.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>İşte Türkiye’nin aradığı adam!</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/iste-turkiyenin-aradigi-adam.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/iste-turkiyenin-aradigi-adam.html</guid>
      <pubDate>Sat, 03 May 2014 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Economics &amp; Public Policy</category>
      <description>Son aylarda vaktimin kayda değer bir kısmını bir adam hakkında yazılmış makaleleri okuyarak ve kendisi ile yapılmış röportajları izleyerek harcıyor; bir yandan da içimden “İşte Türkiye’nin aradığı adam!” diye…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://acikekonomi.files.wordpress.com/2014/05/elon-musk-time-100.jpg"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/iste-turkiyenin-aradigi-adam-1.jpg" alt="elon-musk-time-100" /></a>Son aylarda vaktimin kayda değer bir kısmını bir adam hakkında yazılmış makaleleri okuyarak ve kendisi ile yapılmış <a href="http://www.bloomberg.com/video/elon-musk-profiled-bloomberg-risk-takers-_saQce11QCGWrZ9UuCMNBw.html">röportajları</a> izleyerek harcıyor; bir yandan da içimden “İşte Türkiye’nin aradığı adam!” diye geçiriyorum. Zira bu adam çoğu Türkiye vatandaşının gönlüden geçen üç şeyi aynı anda yapıyor. “Yerli” elektrikli otomobil üretiyor, enerjide dışa bağımlılığı azaltıyor, uzay ve havacılık konusunda devrim niteliğinde yenilikler yaratıyor.</p>
<p><strong><em>Bindiğiniz otomobilleri unutun!</em></strong></p>
<p>Adı Elon Musk. Otomotiv endüstrisinde köklü bir değişimin habercisi olan elektrikli otomobil <em>Tesla</em>’nın yaratıcısı. Bu otomobil geçtiğimiz yüzyılın başında Henry Ford’un seri üretim teknolojisini kullanarak ürettiği <em>Ford T-Model</em> gibi bu endüstriyi değiştireceğe benziyor. Zaten bundan esinlenmiş olmalı ki Elon Musk ürettiği otomobilin modelini “<em>Model S</em>” olarak isimlendiriyor.</p>
<p><em>Tesla</em>, öyle saatte en fazla 50 km yapabilen, 1 saatlik bir seyahat sonunda da pili biten cılız bir elektrikli taşıt değil. Aklınıza gelebilecek birçok ünlü model ve markaya performans ve konfor açısından <a href="http://youtu.be/vvHTN0Yi1t4">fark atan</a>, tam şarj ile 500 km’nin üzerinde yol alabilen ve sadece 20 dakikada yarı şarja erişebilen bir otomobil.  Fiyatı ise sahip olduğu donanım ve özellikler düşünüldüğünde kendi sınıfındaki otomobillerden pek de fazla değil. Amerika’nın birçok eyaletinde 64 bin dolardan satılıyor. <em>Tesla Motors</em> ayrıca bu araçlar için kendi istasyonlarında ömür boyu bedava şarj imkânı sunuyor. Anlayacağınız benzin masrafı yoktu, elektrik masrafı da yok! Elon Musk, bu otomobil ile elde ettiği gelir ve deneyimi ise, geniş kitlelere satılabilecek ekonomik modeller geliştirmekte kullanıyor.</p>
<p>Böyle bir otomobilin ortaya çıkışı birçok kimseyi sevindirip heyecanlandırsa da, bazı çevreler bu otomobilden korkuyor. Bunların başında Amerikalı otomobil üreticileri ve satıcıları geliyor. Üreticiler bu teknolojinin kendilerini piyasadan sileceğini düşünüp korkuyor. Satıcılar ise, <em>Tesla</em>’nın tüketiciye doğrudan satış modeli sebebiyle oldukça kaygılı. Zira, <em>Tesla Motors</em>otomobillerini daha avantajlı fiyatlar ile tüketicilere sunmak için aracısız bir satış modelini tercih ediyor.<a href="https://acikekonomi.files.wordpress.com/2014/05/tesla-model-s-red.jpg"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/iste-turkiyenin-aradigi-adam-2.jpg" alt="tesla-model-s-red" /></a></p>
<p>Biraz daha öngörülü olup da bu devrime yenilmek istemeyenler ise <em>Tesla Motors</em>’un ürettiği mükemmel pillerden kendi araçlarında kullanmak üzere anlaşmalar yapıyor. Mercedes bunlardan ilki. İşbirlikleri sadece otomotiv endüstrisinden gelmiyor. Apple bilişim, Google ise sürücüsüz otomobil donanımı sunmak için <em>Tesla Motors</em>ile konuşuyor.</p>
<p><strong><em>“Yaratıcı bir yıkım”</em></strong></p>
<p>Buna benzer değişim ve dönüşüm süreçlerini ünlü iktisatçı Joseph A. Schumpeter, <em><a href="http://www.amazon.com/Capitalism-Socialism-Democracy-Joseph-Schumpeter/dp/1169832121">Sosyalizm, Kapitalizm ve Demokrasi</a></em> (1947) adlı eserinde “yaratıcı yıkım” süreci olarak nitelendiriyor. Schumpeter bu sürecin kapitalizmin evrilmesinin temel öğelerinden biri olduğunu vurguluyor. Kabaca özetlersek, kar amacı güden girişimciler yeni ürün ve teknolojileri ortaya çıkarır, bunlar mevcut ürün ve teknolojilerin (sundukları avantajlar sebebiyle) yerini alır. Toplumun sahip olduğu kaynaklar bu yolla kaybeden sektörlerden daha karlı sektörlere yönelir. Sonuçta, ortaya çıkan yeniliklerin kazananları ve kaybedenleri olur. Fakat toplamda bu “yaratıcı yıkım” süreci toplumların zenginleşmesini sağlar.</p>
<p><strong><em>Güneşin rakip tanımaz enerjisi</em></strong></p>
<p><a href="https://acikekonomi.files.wordpress.com/2014/05/ota-city-solar-power-japan.jpg"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/iste-turkiyenin-aradigi-adam-3.jpg" alt="ota-city-solar-power-japan" /></a>Elon Musk’un diğer girişimlerinde de Schumpeter’in “yaratıcı yıkım” sürecinden bahsetmek mümkün. Kurucularından biri olduğu <em>SolarCity</em> adlı şirket ev ve işyerlerinin çatısına güneş panelleri koyuyor. Bu kez, yenilik kullanılan panellerde değil, finansman yönteminde. Güneş panellerinin bakım masrafları neredeyse sıfır. Fakat ilk kurulumu oldukça maliyetli. <em>SolarCity</em> bu panelleri ev ve iş yerlerine mevcut enerji faturalarını aşmayacak bir ödeme planı ile sunuyor. Bir nevi mortgage yani.</p>
<p>Tabi bu iş modelinin de tehdit ettiği bir kesim var. O da, şu an ev ve iş yerlerine elektrik sağlayan şirketler. Bu şirketler öncelikle ev ve işyerlerine artık daha az elektrik satabilecekleri için rahatsızlar. Onları daha çok kaygılandıran ise, bu paneller ile üretilen fakat kullanılmayan elektriğin şebekeye satılması gibi yeni bir iş modelinin yasal girişimlerinin sonuçlanmak üzere olması.</p>
<p><strong><em><a href="https://acikekonomi.files.wordpress.com/2014/05/spacex.jpg"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/iste-turkiyenin-aradigi-adam-4.jpg" alt="spacex" /></a>Uzaya gitmenin en ucuz yolu</em></strong></p>
<p>Elon Musk’un uzay ve havacılık konusundaki yenilikleri ise yine, çığır açar nitelikte. Kurucusu olduğu <em>SpaceX</em> şirketi <strong>yeniden kullanılabilir</strong> roketler ile mevcut teknolojilerden çok daha ucuza uzaya uydu ve kargo taşıyor. Pek yakında da insan taşıyacak. Bu girişimin kaybedeni ise şimdiden belli: NASA’nın mekik programı. Kaybedenler kulübüne katılacak sıradaki adaylar ise, uzaya kargo taşıyabilme beceresine sahip birkaç ülkedeki devlet tekelleri gibi görünüyor.</p>
<p><strong>Peki ama </strong><strong>bu adam neden Türkiye’de olamıyor? </strong></p>
<p>Aslında Elon Musk’un yaşamı ve deneyimleri bu sorunun cevabını da veriyor.</p>
<p><a href="https://acikekonomi.files.wordpress.com/2014/05/sonsuz-enerji_223675.jpg"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/iste-turkiyenin-aradigi-adam-5.jpg" alt="sonsuz-enerji_223675" /></a>Bu tür çığır açıcı yeniliklerin ortaya çıkması için “eğitim şart!” Zira Elon Musk bir <a href="http://www.ted.com/talks/elon_musk_the_mind_behind_tesla_spacex_solarcity">röportajında</a> ortaya koyduğu tüm yeniliklerin arkasında aldığı fizik eğitiminin yattığını ifade ediyor. Türkiye’deki fizik eğitiminin kalitesi ve literatüre yaptığı katkı konusunda bir bilgim yok. Fakat Türkiye’de fizik gibi temel bilimler okumanın cazibesinin pek de yüksek olmadığını üniversite tercihlerinden biliyoruz. Bu disiplinin geleceğinin pek de parlak olmadığını ise, CERN’de yapılan deneylere Türk hükümetinin desteğini kesmesinden ve bu sebeple Türkiyeli bilim insanlarının evreni keşfedecek bu deneylere sadece <em>gözlemci</em> olarak katılabilecek olmasından anlıyoruz.  Ayrıca, “<a href="http://www.radikal.com.tr/politika/yigit_bulut_basbakanin_telekineziyle_oldurulecegini_soylemedim-1161673">telekinezi</a>”  gibi fizik-ötesi yaklaşımların, “<a href="http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/5481745.asp">Erke Dönergeç</a>” gibi fizik kurallarını altüst eden buluşların(!) devlet katında itibar gördüğü bir ülkede, fiziğe ne hacet!</p>
<p>Bu tür yeniliklerin hayata geçebilmesi için tabi ki kaynak (finansman) da şart! Ama tek başına o da yeterli olmuyor. Bu kaynakları yeniliklere yöneltecek bir ekosistemin olması gerekiyor. Schumpeter’in “yaratıcı yıkım” sürecini anlatırken bahsettiğimiz, kaynakların karlı sektörlere kayması argümanını Türkiye için düşününce, benim aklıma inşaat sektörü ve “yıkım” kelimesinden olsa gerek, deprem geliyor! Doğal olarak, kaynakların aktığı bu sektörün depreme dayanıklı teknolojiler yaratmasını bekliyorsunuz. Maalesef, başta kamu binaları olmak üzere, 1500 yıl önce inşa edilmiş Roma/Bizans yapılarından pek de ileri olduğumuzu söylemek mümkün değil.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>“Günah işleme özgürlüğü”nün hukuk ve iktisadı</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/gunah-isleme-ozgurlugunun-hukuk-ve-iktisadi.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/gunah-isleme-ozgurlugunun-hukuk-ve-iktisadi.html</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Mar 2014 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Law &amp; Economics</category>
      <description>Geçtiğimiz hafta bir milletvekilinin “günah işleme özgürlüğü” hakkında yaptığı felsefi(!) yorum, bana Hukuk ve İktisat literatüründeki rasyonel ama “ahlaksız” bir insanın suç işlemeye nasıl karar verdiğini anlatan…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz hafta bir milletvekilinin <a href="https://www.cumhuriyet.com.tr/video/akpli-metin-kulunkun-yolsuzluk-savunmasi-gunah-isleme-ozgurlugune-mudahale-47635">“günah işleme özgürlüğü” hakkında yaptığı felsefi(!) yorum</a>, bana Hukuk ve İktisat literatüründeki rasyonel ama “ahlaksız” bir insanın suç işlemeye nasıl karar verdiğini anlatan modeli hatırlattı.</p>



<div><figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2021/09/beccaria.png?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/gunah-isleme-ozgurlugunun-hukuk-ve-iktisadi-1.png" alt="" /></a><figcaption><em>Suç ve Ceza Üzerine</em>, Cesare Beccaria (1764)</figcaption></figure></div>



<p>İtalyan düşünür Cesare Beccaria,&nbsp;<a href="http://www.constitution.org/cb/crim_pun.htm"><em>Suç ve Ceza Üzerine</em></a>&nbsp;(1764) adlı eserinde “<em>Bir suçun gerçek ölçüsü, topluma verdiği zarardır</em>” diyor. Biz de Hukuk ve İktisat dersinin suç ve ceza ile ilgili kısmına bu sözle başlıyoruz. Sonrasında, suçun topluma verdiği zararın nasıl minimize edilebileceği gibi soyut bir problemi somutlaştırmaya gayret ediyoruz.</p>



<p>Bir suçun cezası ne olmalı kısmında, farklı cezalandırma yöntemleri ve onların maliyeti üzerine tartışıyoruz. Hapishanelerin inşasının ve işletilmesinin ne kadar pahalı olduğunu da birçok hukuk öğrencisi bu vesile ile düşünüyor.&nbsp;</p>



<p>Ardından, aynı suçun farklı ülkelerde farklı şekillerde cezalandırıldığını konuşuyoruz. Günümüzde bu farklılıkların yakınsamaya başladığından bahsediyoruz. “Töre” cinayetlerinde uygulanan ceza indiriminin kaldırılmasıyla, aynı suçun artık daha şiddetli cezalandırılması en favori tartışma konumuz.</p>



<p>Derken sıra iktisatla daha çok ilgisi olduğunu düşündüğüm bir soruya geliyor: bir suçu nasıl önleriz?&nbsp;</p>



<p>Cezanın aslında iki ayrı işlevi var: birincisi topluma verdiği zarar sebebiyle suçlunun kamu vicdanını rahatlatacak şekilde cezalandırılması; ikincisi ise suçun önlenmesi, yani caydırıcılık. Genel bir ifadeyle ceza hukuku, caydırabildiği suçları caydırıp, caydırmadıklarını da cezalandırmayı amaçlayan bir sistem.&nbsp;</p>



<p>Biz bu kısımda daha çok tasarlanarak gerçekleştirilen, hırsızlık, soygun, yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma gibi suçların nasıl caydırılabileceği üzerinde tartışıyoruz.</p>



<p>Birçok yakışıklı ve güzel oyuncunun rol alması sebebiyle,&nbsp;&nbsp;<a href="http://www.imdb.com/title/tt0240772/?ref_=ttmd_md_nm">Ocean’s Eleven</a>&nbsp;filmini hatırlatıyorum öğrencilere. Filmde Ocean ve 11 arkadaşı LasVegas’taki üç kumarhaneyi aynı anda soymayı planlıyor. Yapılan planı hatırlatınca öğrencilerin dikkati oyunculardan, planın ne kadar akıllıca tasarlandığına kayıyor. Sonrasında, akıl dolu planı yapan bu insanların yakalandıklarında karşılaşacakları olası cezayı düşünüp düşünmedikleri geliyor akla. Genel kanı, düşündükleri ve hatta bir muhasebe yaptıkları doğrultusunda. Zaten filmin afişindeki “<em>Are you in or out?</em>” ibaresi de bunu doğruluyor.</p>



<div><figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2021/09/oceans11.jpeg?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/gunah-isleme-ozgurlugunun-hukuk-ve-iktisadi-2.jpeg" alt="" /></a><figcaption>Ocean&#8217;s Eleven (2001)</figcaption></figure></div>



<p>Sonunda da buradan yola çıkarak, rasyonel ama&nbsp;&nbsp;“ahlaksız” bir insanın suç işlemeye nasıl karar verdiğini şu şeklide ortaya koyuyoruz:</p>



<p><em>Rasyonel ama “ahlaksız” bir insan, suç sonrası elde edeceği kazancın o suçun olası cezasından daha çok olması durumunda o suçu işlemeye karar verir. Yani, bir muhasebe yapar.</em></p>



<p>Tespitin daha iyi anlaşılması için de, “söz meclisten dışarı” diyerek şu öğreneği veriyoruz:</p>



<p>Sınava hiç çalışmamış bir öğrencinin, o sınavdan sıfır almaya razı olmak ile yaratıcı kopya çekme yöntemlerinden birsini denemek arasında nasıl karar verdiğini düşünelim. Normalde bir öğrencinin kopya çektiğinin kanıtlanması, onun en az bir yarıyıl okuldan uzaklaştırılmasını gerektirir. Ancak öğrencinin geçmiş tecrübeleri, yakalanma olasılığının çok düşük olduğu, yakalansa bile hocanın yalnızca sıfır vererek olayı kapattığı doğrultusunda olsun. Sizce bu durumda kopya çekmek “şeytana uyan” bir öğrenci için rasyonel bir hal almaz mı?</p>



<p>Örneği okul duvarlarının dışına taşıyalım:</p>



<p>Yolsuzluk yapmak, ihaleye fesat karıştırmak gibi girişimler belli bir organizasyonu gerektiren, bilinçli olarak işlenen suçlardır. Topluma verdikleri zarar sebebiyle de, kanıtlandıkları takdirde ağır cezaları gerektirirler. Ancak bir suçun kanıtlanıp cezasının uygulanabilmesi için birçok sürecin birbirini takip etmesi gerekir:</p>



<p>Yani,&nbsp;&nbsp;iddianın ortaya çıkması, savcının kolluk kuvvetleri ile olayı soruşturması,&nbsp;&nbsp;gerekli ise dava sürecinin başlaması, kişi suçlu ise de cezanın verilmesi ve onanması &#8230;</p>



<p>Bahsedilen süreçlerinin birinde ya da birkaçında yaşanacak aksama, sonucu etkileyecektir. Örneğin olayın hiç ortaya çıkmaması, ortaya çıksa dahi yeterince soruşturulmaması, mahkemelerin etki altında olması, olası cezanın şiddetini azaltacak ya da sıfırlayacaktır. Sonuç olarak, rasyonel ama “ahlaksız” bir insan için hırsızlık, soygun veya yolsuzluk yapmak, rasyonel bir davranış haline gelecektir. Bu yöndeki bir algı ise, başka birçok rasyonel ahlaksızı bu tür suçları işlemeye itecektir.</p>



<p>Başlığa dönersek, insanların ahlaklarını veya günah ile ilgili algılarını sorgulayamayız. Fakat insanların ahlaksızlıklarını topluma zarar verecek somut fiillere dönüştürmelerini engelleyebiliriz. Bu da ancak doğru şekilde tasarlanmış ve gerektiği gibi işleyen bir sistem ile mümkün olabilir. Varlığı zenginlik ve refah, yokluğu ise fakirlik ve acı yaratan bu sisteme biz “hukuk” diyoruz.&nbsp;</p>



<p>Meraklısına iki güzel okuma önerim var:</p>



<p>Becker, Gary S., Crime and Punishment: An Economic Approach, 76 J. POL. ECON. 169 (1968). (<a href="http://www.soms.ethz.ch/sociology_course/becker1968">pdf</a>)</p>



<p>Posner, Richard A., An Economic Theory of the Criminal Law, 85 COLUM. L. REV. 1193 (1985). (<a href="http://chicagounbound.uchicago.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=2827&amp;context=journal_articles">pdf</a>)</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>İnternet erişimi ve kullanımındaki bölgesel farklılıklar</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/internet-erisimi-ve-kullanimindaki-bolgesel-farkliliklar.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/internet-erisimi-ve-kullanimindaki-bolgesel-farkliliklar.html</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Dec 2013 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>BBC’nin 2010 yılında 26 ülkede yaptırdığı bir araştırmanın en çarpıcı sonucu, ankete katılanların yüzde 80’inin interneti temel bir hak olarak görmesiydi. Daha da çarpıcı olanı, Türkiye’de internet erişimini kendileri…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/internet-erisimi-ve-kullanimindaki-bolgesel-farkliliklar-cover.jpg" alt=""></p>
<p>BBC’nin 2010 yılında 26 ülkede yaptırdığı bir <a href="http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/03/100308_bbc_poll.shtml" target="_blank" rel="noopener noreferrer">araştırmanın</a> en çarpıcı sonucu, ankete katılanların yüzde 80’inin interneti temel bir hak olarak görmesiydi. Daha da çarpıcı olanı, Türkiye’de internet erişimini kendileri için temel bir hak olarak görenlerin oranının yüzde 91 olmasıydı. Bu oran Avrupa’da sadece Portekiz’de daha yüksekti.</p>
<p>Gelin görün ki, temel bir hak olarak gördüğümüz internet erişiminde modern dünyanın oldukça gerisinde yer alıyoruz. Her 100 kişiye düşen <i>sabit internet</i> bağlantısı OECD ülkelerinde ortalama 26 iken, bizde son iki yıldır 10’lar civarında ve artmıyor. Bölgesel açıdan bakıldığında doğu ve batı arasında çarpıcı bir fark var. Mobil interneti bu hesaba dahil ettiğimizde, bir iyileşme var gibi gözükse de, hem OECD ortalamasının (%62)  ancak yarısına erişebildiğimizi, hem de mobil veri kullanımının sabit internettekinin sadece yüzde 4’üne ulaşabildiğini belirtelim.</p>
<p><b><i>İnternete bağlanmanın belirleyicileri neler?</i></b></p>
<p>Türkiye’de internete bağlanmanın belirleyicilerinin neler olduğunu merak ettik ve TUİK’in <a href="http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=10880" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Anketi</a>’ni kullanarak bu soruya bir cevap aramaya çalıştık. İlk bakışta, internete bağlanmanın temel belirleyicilerinin, internet sağlayıcıları arası rekabet ve sunulan hizmetin fiyatı ve kalitesi olduğu düşünülebilir. Ancak, Harvard Üniversitesi Berkman Merkezinin yaptığı geniş kapsamlı bir <a href="https://cyber.law.harvard.edu/pubrelease/broadband/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">araştırma</a>, dünyada internete bağlanmanın asıl belirleyicilerinin demografik, sosyoekonomik ve coğrafyaya bağlı faktörler olduğunu ortaya koyuyor. Yani, rekabetin gelişmesi (ve buna bağlı olarak fiyat ve kalitenin iyileşmesi), sanıldığı gibi en etkili veya tek başına belirleyici faktör değil. Türkiye için yaptığımız çalışmanın sonuçları bu bulguları destekliyor. TUİK’ten elde ettiğimiz verilerle yaptığımız analizlerde eğitimli, genç, çalışıyor olmanın, sabit veya mobil telefon aboneliğine sahip olmanın, internete bağlanma olasılığını arttırdığını gördük. Daha yaşlı, çalışmıyor olmanın, kalabalık hane içinde yaşamanın ise (beklenebileceği gibi) bu olasılığı azalttığını gördük. Bir de, tabii ki kadın-erkek eşitsizliğini: kadın olmak (erkeklere göre) internete bağlanma olasılığını azaltıyor.</p>
<p>Bunlar beklediğimiz sonuçlardı. Bir de, özellikle merak ettiklerimiz vardı. Öncelikle, elimizdeki sosyoekonomik ve demografik değişkenler ile kontrol etmemize rağmen, Türkiye’nin doğu bölgelerinde yaşamanın, batı ve orta bölgelere nazaran internet erişimine sahip olma olasılığını düşürdüğünü gördük. Yani birçok konudaki bölgesel eşitsizliğin, maalesef internet erişiminde de varlığını doğruladık.</p>
<div id="attachment_102"><img title="İnternet erişimi sahibi olmanın belirleyicileri" src="https://eminkoksal.com/blog-media/internet-erisimi-ve-kullanimindaki-bolgesel-farkliliklar-1.jpg" alt="Emin-internet1" aria-describedby="caption-attachment-102" /></p>
<p id="caption-attachment-102">İnternet erişimi sahibi olmanın belirleyicileri</p>
</div>
<p>Bizi teselli eden bilgi ise, hanede ilköğretim çağında çocuğun bulunmasının internete bağlanma olasılığını arttırdığını görmek oldu. Bu oldukça değerli bir bilgi. Zira hükümetin ilk ve orta öğretimde sınıfları, öğrencileri ve öğretmenleri bilgi teknolojileri ile donatmayı planladığı <a href="http://fatihprojesi.meb.gov.tr/tr/icerikincele.php?id=6" target="_blank" rel="noopener noreferrer">FATİH</a> adında bir projesi var. Böyle bir projenin hayata geçirilmesinin yaratacağı etkileşim ile internete bağlamanın tetiklenebileceğini düşünüp avunduk.</p>
<p><b><i>Peki, sayıları az da olsa internete bağlananlar interneti ne amaçla kullanıyorlar?</i></b></p>
<p>İnternetin kullanımı ile ilgili sonuçlar yine ilgili literatürü destekler nitelikte. Eğitimli, genç, erkek olmanın internet aktivitelerini kullanma olasılığını arttırdığını gördük. Ayrıca, çalışıyor olmanın sesli/görüntülü sohbet, oyun/müzik/film indirme gibi zaman alıcı aktivitelerin kullanım olasılığını, çalışmayanlara göre azalttığı bulduğumuz başka bir şey.</p>
<p>Çalışmanın literatüre asıl katkısı ise, internet aktivitelerinin sınıflandırılması ve bu sınıflandırmanın bölgeler arasında sergilediği farklılıklar. Konvansiyonel internet aktiviteleri olarak nitelendirebilecek, e-posta, gazete/haber okuma, sosyal medya gibi aktiviteler bölgeler arası farklılıklar göstermiyor, ya da batı ve orta bölgelere nazaran doğu bölgelerde kullanım olasılıkları daha yüksek. Fakat ileri aktiviteler olarak nitelendirebileceğimiz, bilgi arama, seyahat planı yapma, e-devlet, e-ticaret ve e-bankacılık gibi aktivitelerin, doğuya nazaran batı veya orta bölgelerde kullanım olasılığının arttığını gördük.  Bunun yanında eğlence amaçlı veya vakit geçirici aktiviteler olarak nitelendirilebilecek sesli/görüntülü görüşme, oyun oynama gibi aktivitelerin batı ve orta bölgelere nazaran, doğuda kullanım olasılığının yüksek olduğunu gördük. Bu bulguların sofistike bir özetini aşağıdaki tabloda görmeniz mümkün. Yalnız, bu tabloyu yorumlarken eğitim, yaş, cinsiyet, çalışma durumu, hanehalkı büyüklüğü gibi değişkenlerle de kontrol edildiğini hatırlamanızda fayda var.</p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/internet-erisimi-ve-kullanimindaki-bolgesel-farkliliklar-2.jpg" alt="Emin-internet2" /></p>
<p><b><i> </i></b><b><i>Neler yapılabilir?</i></b></p>
<p>Yukarıda sıralanan bulgular, doğu-batı düzlemindeki bölgesel eşitsizliğin internete bağlanma ve internetin kullanımı konusunda da varlığına işaret ediyor. Bu eşitsizliğin giderilmesi ya da azaltılması için neler yapılmalı sorusunu cevaplamaya bizim çalışmamızın açıklama gücünün yetmeyeceğini hemen söyleyelim. Fakat birkaç öneri sunmaktan da geri durmayalım:</p>
<p>Öncelikle, bölgeler arası gelir farklılığı ve internet servis sağlayıcılarının bölgesel fiyat ayrımcılığı yapmadığı mevcut durumda, doğu bölgelerde internete bağlanmanın göreli olarak daha pahalı olduğu tespitini yapabiliriz. Düzenleyici otoritenin (yani, BTK’nın) servis sağlayıcıların bölgesel fiyat farklılaştırması yapmasını teşvik edecek düzenlemeleri yapmasının, internete bağlanma konusundaki eşitsizliğin azalmasına yardımcı olabileceğini savunabiliriz.</p>
<p>Kullanım konusundaki bölgesel farlılıkların ise nereden kaynaklandığını ortaya çıkaracak yeni araştırmalara ihtiyaç var. Bu araştırmaların verileri ışığında bölgeye özel internet kullanımını teşvik edecek eğitimlerin verilmesi ve e-devlet hizmetlerinin sağlanması bizim aklımıza gelenler.</p>
<p>Sizlerin de aklına gelen çözüm önerilerini ve yorumlarınızı bekleriz. Çalışmanın tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz:</p>
<ul>
<li>Köksal, E. &amp; Anıl, B. (2015). The Determinants of Broadband Access and Usage in Turkey: Do Regions Matter? <em>Topics in Middle Eastern and African Economies, 17 (1), 114- 133</em>. <a href="http://www.luc.edu/orgs/meea/volume17/pdfs/Anil-Koksal.pdf">(PDF)</a></li>
</ul>
<p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Dikkat edelim de tavana çarpmayalım!</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/dikkat-edelim-de-tavana-carpmayalim.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/dikkat-edelim-de-tavana-carpmayalim.html</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Dec 2013 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Economics &amp; Public Policy</category>
      <description>Ulaştırma Bakanının Eylül ayındaki açıklamalarının ardından, uçak biletleri için tavan fiyat uygulamasının fiilen başladığını, yine bakanın kendi açıklaması ile bu hafta öğrendik. Fiilen diyorum, zira açıklamadan ortada…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/dikkat-edelim-de-tavana-carpmayalim-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Ulaştırma Bakanının Eylül ayındaki açıklamalarının ardından, uçak biletleri için tavan fiyat uygulamasının fiilen başladığını, yine bakanın kendi açıklaması ile bu hafta öğrendik. Fiilen diyorum, zira <a href="http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/25258019.asp" target="_blank" rel="noopener noreferrer">açıklamadan</a> ortada bir düzenlemenin olmadığını ve uygulamanın “gönüllük” esasına dayandığını anlıyoruz.  Sayın bakan, açıklamasında 299 TL’nin üzerinde fiyatla bilet satan havayolu şirketinin kendisine e-posta yoluyla bildirmesini de isteyerek bu “gönüllük” esasını sağlamlaştırıyor. Ayrıca 300 TL’nin üzerindeki biletlerin toplam bilet satışının sadece yüzde 1,5’u olduğunu yine bu açıklama sayesinde öğreniyoruz.</p>
<p>İlk açıklandığında bu tavan fiyat uygulamasına pek anlam verememiştim. Bu son gelişmenin tuhaflığı ise kafamı iyice karıştırdı. Hatta beni biraz korkuttu.</p>
<p><b><i>Nedir bu tavan fiyat uygulaması?</i></b></p>
<p>İktisada giriş derslerinde tavan fiyat uygulamaları serbest piyasa dengesi konusunun hemen ardından, piyasada dengesizliğe sebep olan uygulamalardan biri olarak anlatılır.Tavan olarak belirlenen fiyatın piyasa denge fiyatının altında olması talep fazlasına yol açar. Bu durumun kaçınılmaz sonucu olarak kuyruklar ve çoğu zaman da karaborsa oluşur. 1970’lerdeki petrol şokunun petrolün denge fiyatını hızla yukarı çekmesi, fakat tavan fiyat uygulaması ile nihai tüketicilere bu artışın yansıtılamamasının sebep olduğu ekonomik ve toplumsal etkileryine bu derslerde sık kullanılan çarpıcı örneklerdendir. O yıllarda Türkiye’de şeker, un, yağ gibi temel gıda maddeleri için de uygulanan tavan fiyat uygulamasının zamanın Türk filmlerinin birçok <a href="http://youtu.be/fdOxDn6a2QE" target="_blank" rel="noopener noreferrer">sahnesinde</a> yer aldığını da belki hatırlarsınız.</p>
<p>Tavan fiyat uygulamasını bugün de günlük hayatımızın birçok alanında görüyoruz. Örneğin, enerji fiyatlarının neredeyse tamamı tavan fiyat regülasyonuna bağlı olarak belirleniyor: evinizdeki elektrikten aracınıza koyduğunuz benzine kadar. Telekomünikasyon hizmetlerinde de benzer fiyat regülasyonları var. Amaç pazarın bazı segmentlerinde (elektrikte dağıtım, telekomünikasyonda erişim) piyasa gücüne, hatta tekel gücüne sahip olan firmaların tüketici refahı üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak ve bu hizmetlerin sürdürülebilirliğini sağlamak. Özellikle bu endüstrilerdeki serbestleşme ile birlikte fiyat regülasyonları çok daha gerekli ve önemli bir hale geldi ve regülasyonları yapacak ve denetleyecek (EPDK ve BTK gibi) uzmanlaşmış kurumlar  oluşturuldu.</p>
<p><b><i>Havayolu taşımacılığında tavan fiyat mı?</i></b></p>
<p>Havayolu taşımacılığı da Türkiye’de 2000’li yıllarda serbestleşen endüstrilerden biri. Bu serbestleme ile birlikte endüstrideki firma sayısı ve rekabet arttı. Hatta iç hat havayolu taşımacılığının otobüs firmaları ile rekabet eder hale geldiğini gördük. Havayolu firmaları kullandıkları esnek/dinamik fiyatlama sistemi ile, talebi ve mevcut arzı (koltuk sayısını) dikkate alarak zamana bağlı bir optimizasyon ile fiyatlarını belirlerler.  Yani biletinizi erkenden ve talebin az olduğu bir dönemde uçmak için alırsanız otobüs biletlerini aratmayacak fiyatlar ile karşılaşabilirsiniz. Ancak, yaz aylarında bir Cuma günü Bodrum’a uçmaya kalkarsanız, aynı esnek fiyatlama sistemi karşınıza 450-TL gibi cebinizi yakacak bir sürpriz çıkartabilir.</p>
<p>Şimdi fiilen uygulamaya koyulan “gönüllü” tavan fiyat uygulaması sayesinde yaşayacağınız en kötü sürprizin 299 TL’lik bir sürpriz olacağından emin olabilirsiniz. Tabi ki 299 TL ödemeye hazır diğer insanlardan önce davranırsanız. Tavan fiyat uygulamasın ilk etkisi bu olacaktır: talep fazlası. Bu durum da muhtemelen fiyat dışı tayınlama (rationing) uygulamalarının artmasına sebep olacaktır.</p>
<p><a href="https://acikekonomi.files.wordpress.com/2013/12/waterbed.png"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/dikkat-edelim-de-tavana-carpmayalim-1.png" alt="waterbed" /></a>İkinci muhtemel etki, gelir yönetimi yapan firmaların 299 TL’lik tavanın gelirlerinde herhangi bir azalışa sebep olmasını önlemek için <i>erken rezervasyon ve promosyon için ayırdıkları koltuk sayılarını bu gelir kaybını telafi edecek şeklide azaltmaları</i> şeklinde olacaktır. Yani <i>ucuz biletlerin sayısı azalacaktır</i>. İktisat literatüründe bu ve benzeri olguları açıklamak için “su yatağı etkisi” (waterbed effect) kavramı kullanılıyor. Benzetme malum: içi su dolu bir yatağın bir tarafına baskı uyguladığınız zaman diğer tarafı şişmeye başlıyor.</p>
<p>Üçüncü muhtemel etki ise, anlaşıldığı kadarıyla uygulamanın dışında tutulan “business” sınıfa ayrılacak koltuk sayısının arttırılması şeklinde olabilir. Yani, özellikle talebin yoğun olduğu dönemlerde, ekonomi sınıfına ayrılan koltuk sayısı azalabilir. Sonuç olarak, tüketicileri koruyalım derken, eksik bir düzenleme ile bunun tam tersi bir sonuç ortaya çıkabilir.</p>
<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/dikkat-edelim-de-tavana-carpmayalim-2.jpg" alt="Checkin6_zps0a23e7d7" /></p>
<p><b><i>Eksik rekabet piyasalarında tavan fiyat uygulaması ateş ile barut gibidir!</i></b></p>
<p>Yukarıda saydıklarımız öngörülebilen ve ilk anda birçok insanın aklına gelebilecek muhtemel etkiler. Bir de eksik rekabet koşullarında tavan fiyat uygulamasının ilk anda görülmeyen riskleri var.İlerlemeden hemen belirtelim: Her ne kadar havayolu taşımacılığında rekabetten bahsetsek de, bu eksik bir rekabettir. Oligopol piyasa yapısının sergilendiği bu endüstride firmalar her zaman rekabet etmeye gönüllü olmayabilir. Hatta anlaşarak rekabetçi fiyatların çok üzerinde fiyatlar belirleyebilirler. Yakın dönemde rekabet otoritelerince tespit edilen ve cezalandırılan <a href="http://www.economist.com/node/9600155" target="_blank" rel="noopener noreferrer">örneklere</a> rastlamak mümkün.</p>
<p>Bazı <a href="http://www.amazon.com/Industrial-Market-Structure-Economic-Performance/dp/0395357144" target="_blank" rel="noopener noreferrer">iktisatçılar</a> tavan fiyat uygulamasının özellikle oligopol piyasa yapılarında rekabeti azalttığı ve zımni anlaşmaların (tacit collusion) oluşmasına katkıda bulunduğunu savunuyor: Uygulamanın az sayıda firmanın, aralarında bir anlaşma olmadan, ama birlikte, yüksek fiyat belirlemesini kolaylaştırdığını iddia ediyor. Bir başka deyişle, daha çok gelir elde etmek isteyen firmalar rekabet yasaları gereği aralarında anlaşma yapamamalarına rağmen, <i>tavan fiyatı üzerinde anlaşabilecekleri bir çekim noktası olarak görüyorlar</i>. Önceleri pek de etkisi olmayan tavan fiyat giderek firmalar tarafından benimsenen ve uygulanan bir fiyat oluyor.</p>
<p>Farklı ülkelerde farklı endüstriler üzerine yapılmış çalışmalar sayesinde yukarıda anlatılanların ampirik kanıtlarına rastlamak mümkün. Örneğin <a href="http://www.aeaweb.org/articles.php?doi=10.1257/000282803322655509" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Knittel ve Stango (2003)</a>, Amerika için önceleri bağlayıcı olmayan fiyat (faiz) tavanlarının kredi kartları piyasasında zımni anlaşmalarda önemli rol oynadığını gösteriyor ve fiyat regülasyonlarının hayal kırıklığı yaratan etkisini ortaya koyuyor. (Bu durum size <a href="http://www.rekabet.gov.tr/File/?path=ROOT%2fDocuments%2fGerek%C3%A7eli+Kurul+Karar%C4%B1%2f13-13-198-100.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tanıdık</a> geliyor olabilir!)</p>
<p>Diğer bir kanıt ise Tayvan’dan. <a href="http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1002/agr.20107/abstract" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Ma (2007)</a>, ülkede un için koyulan tavan fiyatın, un üretici ve satıcılarını fiyatları rekabetçi seviyenin çok üzerinde belirlemeye sevk ettiğini ve sonrasında istisnasız hepsinin tavan fiyat düzeyinde bir fiyatlama yaptığını gösteriyor.</p>
<p><b><i>Sözün özü…</i></b></p>
<p>Bir iktisatçı olarak rekabetin henüz yeni yeni filizlendiği bir endüstride ne maliyet, ne hizmet sürdürülebilirliği, ne de tüketici refahı ile alakası olan bir uygulamanın, fiilen de olsa tatbik edilmesini anlamakta zorlanıyorum. Belki de anlamak için politikacı olmak gerekiyordur.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Arabuluculuk Yasası: Coase’nin Türkiye’ye Mirası</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/arabuluculuk-yasasi-coasenin-turkiyeye-mirasi.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/arabuluculuk-yasasi-coasenin-turkiyeye-mirasi.html</guid>
      <pubDate>Thu, 26 Sep 2013 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Law &amp; Economics</category>
      <description>Ünlü iktisatçı Ronald H. Coase geçtiğimiz Pazartesi 102 yaşında yaşamını yitirdi. Coase’nin adı ana akım iktisat literatüründe sıkça geçse de kendisinin temsil ettiği anlayışın yansımasını daha çok Hukuk &amp; İktisat…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/arabuluculuk-yasasi-coasenin-turkiyeye-mirasi-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Ünlü iktisatçı Ronald H. Coase geçtiğimiz Pazartesi 102 yaşında yaşamını yitirdi. Coase’nin adı ana akım iktisat literatüründe sıkça geçse de kendisinin temsil ettiği anlayışın yansımasını daha çok Hukuk &amp; İktisat literatüründe gördük. Türkiye’deki yansıması ise, bana göre,  Haziran ayında yürürlüğe giren Arabuluculuk Yasasında. Bu yazıyla hem Coase’yi analım hem de yeni tanıştığımız Arabuluculuk Yasası ne diyor, bir bakalım.</p>
<p><b><i>Coase ne diyordu?</i></b></p>
<p>Coase’nin diğer alanlardaki katkılarını bir kenara bırakır ve sadece konumuz özelinde düşünürsek söylemek istediği şey kabaca şöyle:</p>
<p><i>Bir sorun karşısında tarafları birbirleri ile konuşmaktan alıkoyan maliyetler/engeller söz konusu değilse, taraflar kendilerini memnun eden ve en az maliyetli olan çözüme ulaşabilirler.<a href="http://www.amazon.com/Law-Economics-Edition-Pearson-Series/dp/0132540657/ref=sr_1_1?ie=UTF8&amp;qid=1378390885&amp;sr=8-1&amp;keywords=cooter+and+ulen+law+and+economics+6th+ed.+2012+prentice+hall">*</a></i></p>
<p>Örneğin, boşanmaya karar vermiş bir çiftin ya da yollarını ayırmaya karar vermiş ortakların birbirleriyle konuşarak bir uzlaşıya varması, hem ucuz hem de tarafları memnun eden bir sonuç doğuracaktır. Peki, tarafları birbirleri ile konuşmaktan alıkoyan bir takım maliyetler/engeller söz konusu ise… Örneğin, dostane bir durum değil de, içinde aldatma ve ihanet olan bir mesele ile karşı karşıya isek ne olacak? Yine Coase’nin öğretilerinden yola çıkarak verilebilecek cevap şu şekilde:</p>
<p><i>Tarafları anlaşma yapmaktan alıkoyacak kadar yüksek maliyetler/engeller söz konusu ise, ortaya çıkacak çözümün tarafları memnun etme düzeyi ve doğuracağı maliyet, ilgili hukuk kurallarının nasıl düzenlendiğine bağlıdır.<a href="http://www.amazon.com/Law-Economics-Edition-Pearson-Series/dp/0132540657/ref=sr_1_1?ie=UTF8&amp;qid=1378390885&amp;sr=8-1&amp;keywords=cooter+and+ulen+law+and+economics+6th+ed.+2012+prentice+hall">*</a> </i></p>
<p><b><i>Arabuluculuk Yasası ne diyor?</i></b></p>
<p>Arabuluculuk Yasa Tasarısı 2011 sonbaharında çok tartışıldı. İstanbul Barosu avukatlarının İstanbul’da yapılan uluslararası bir arabuluculuk çalıştayını, toplantı salonuna girerek (!) <a href="http://www.istanbulbarosu.org.tr/detail.asp?CatID=1&amp;SubCatID=1&amp;ID=6415">kırmızı kartlar ile protesto etmesi</a> akıllarda kalan karelerden bir tanesi. Baro bu protesto ile tasarıya <a href="http://www.istanbulbarosu.org.tr/images/haberler/ARABULUCULUKBASINACIKLAMASI.pdf">kökten ve ilkesel olarak karşı</a> olduğunu söylüyordu. Fakat sonrasında tasarıya sadece avukatların arabulucu olabileceğine dair  madde eklenince, yasaya “<a href="http://www.istanbulbarosu.org.tr/Detail.asp?CatID=1&amp;SubCatID=1&amp;ID=8412">kendini bu alanda yetiştirmek isteyen avukatlara bir kariyer imkanı</a>” olarak bakmaya başladı. Tasarı bu haliyle Haziran 2012’de <a href="http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/06/20120622-1.htm">yasallaştı</a> ve geçtiğimiz Haziran’da da yürürlüğe girdi.</p>
<p>Bahsettiğimiz bu mücadeleyi bir kenara bırakırsak, yasanın özü Coase’nin söylediklerinin bir aynası aslında. Bu yasa ile taraflar özel hukuk uyuşmazlıklarını Adalet Bakanlığı siciline kaydedilmiş arabulucular eşliğinde halletme imkanına kavuşmuş oldular. Tarafların isteğine bağlı bu işleyiş, dava açılmadan ya da davanın görülmesi sırasında olabilecek. Yok, eğer taraflar anlaşma yoluna gitmeyeceklerse de bildiğimiz dava süreçleri işleyecek ve adaletin kestiği parmak acımayacak!</p>
<p>Bir başka değişle, bu yasanın pratikteki yararı tarafların memnun/razı olabileceği durumların hızlı bir şekilde ortaya çıkması için yasal bir platform sağlaması aslında. Ayrıca, her hâkimin bilmem kaç dosyaya bakmak zorunda olduğu adalet sisteminindeki yükün azaltılmasına katkıda bulunacağı da pek şüphe götürmez.</p>
<p>Aslında kişisel bir faydası daha var: Benim gibi Hukuk &amp; İktisat dersi anlatıyorsanız öğrenciler artık “Bu hoca nerede yaşıyor?” demeyecek. Dersin büyük bir kısmının dayandığı Coase’nin teoremi için göstereceğiniz yerel ve kurumsal örnekleriniz olacak.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Bankacılık ve finansta regülasyon</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/bankacilik-ve-finansta-regulasyon.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/bankacilik-ve-finansta-regulasyon.html</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jul 2013 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Economics &amp; Public Policy</category>
      <description>Rekabet Kurulunun bankalar hakkında verdiği önemli kararın gerekçesi geçtiğimiz hafta açıklandı. Hazır gündem bankalar iken, ben de bankacılık ve finans endüstrisi için regülasyonun neden gerekli olduğunu kısaca…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/bankacilik-ve-finansta-regulasyon-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Rekabet Kurulunun bankalar hakkında verdiği önemli kararın gerekçesi geçtiğimiz hafta açıklandı. Hazır gündem bankalar iken, ben de bankacılık ve finans endüstrisi için regülasyonun neden gerekli olduğunu kısaca hatırlatmak istedim.</p>
<p><em><strong>Regülasyonsuz yapamayan endüstriler</strong></em><b><i></i></b></p>
<p>Kaba bir benzetme ile herhangi bir piyasanın işleyişi biyolojik evrimin işlemesi ile özdeşleştirilebilir. Doğadaki evrim nasıl çeşitli yaşam formlarını ortaya çıkarıyorsa, iktisadi evrim de insan hayatını kolaylaştıran ve ona değer katan ürün ve hizmetleri ortaya çıkartır. Bu evrim sürecinin gerçekleşmesindeki temel motivasyon hayatta kalmaktır. İlkinde canlıların, ikincisinde ise girişimlerin hayatta kalma motivasyonu söz konusudur.</p>
<p>Diğer endüstrilerde olduğu gibi finans endüstrisinde de ayakta kalmak ürün ve hizmetlerden elde edilen kâra bağlıdır. İmalat sanayide faaliyet gösteren bir firma pazarda yeni bir ürüne ihtiyaç duyulduğunu algıladığında nasıl bu ihtiyacı karşılayacak bir ürün geliştiriyorsa, benzer şekilde finansal kurumlar da kâr elde etmek için kendilerinin ve müşterilerinin ihtiyaçlarını karşılayacak ürün ve hizmetler geliştirir.</p>
<p>Ancak, birçok endüstri için doğru işleyen bu sistem, bazı endüstriler için beklenen sonuçları vermeyebilir. Ekonominin bütünü açısından bakıldığında finans endüstrisindeki yeni enstrümanlar ve yatırım araçları her zaman refah arttırıcı bir etkiye sahip olmayabilir. Bu durum aslında bu endüstrilerde kalıcı bazı aksaklıkların olduğuna ve regülasyonun gerekliliğine işaret eder.</p>
<p><em><strong>Bankacılık ve finans endüstrisi neden regüle edilmelidir?</strong></em><b><i></i></b></p>
<p>Bankacılık ve finans sisteminde asimetrik bilgi ve buna bağlı makro risklerin varlığı sebebiyle regülasyon gereklidir.</p>
<p>Örneğin finansal kurumlar yüksek getirilerinden dolayı riskli varlıklara yatırım yapmayı ya da riskli yatırım araçlarını kullanmayı uygun bulabilirler. Fakat bu getirilerin gerçekleşmemesi bu finansal kurumları iflasa sürükleyecektir. Aynı zamanda bu kurumlara para yatıran veya kredi veren, fakat parasının nerede değerlendirildiğini tam olarak bilmeyenleri de kayba uğratacaktır.</p>
<p>Bu aksaklık sadece söz konusu finansal kurumu ve müşterilerini ilgilendiriyormuş gibi gözükebilir. Zira regüle edilen diğer endüstrilerde (iletişim, havayolu taşımacılığı gb.) başarısız firmaların elenmesi çok ciddi sorunlara yol açmaz. Oysa taşıdığı makro riskler sebebiyle, finansal kurumlar için aynı şeyi söyleyemeyiz. 2008’de başlayan ve hala tüm dünyanın içinden çıkmaya çabaladığı finansal kriz bunun somut bir kanıtıdır.</p>
<p><strong><em>Regülatörlerin elinde ne var?</em></strong><b><i></i></b></p>
<p>Bankacılık endüstrisi ile ilgili regülasyonları temel de ikiye ayırabiliriz:</p>
<ul>
<li>Bankaların bireysel olarak batmasını ve bunun maliyetini sınırlamaya, ayrıca mevduat sahiplerini korumayı amaçlayan mikro ölçekli regülasyonlar (örneğin mevduat sigorta fonları)</li>
<li>Bankacılık sistemini bütünsel olarak korumayı ve sistematik banka krizlerinin maliyetini ve ortaya çıkma sıklığını düşürmeyi amaçlayan makro ölçekli regülasyonlar (örneğin BASEL I, II, III)</li>
</ul>
<p>Küresel düzeyde bankacılık sisteminin düzenlemesine dair kuralların ilki (BASEL I) 1988 yılında 30 sayfalık bir doküman olarak ortaya kondu. 2004 yılında revize edilen yeni düzenlemeler (BASEL II) ise, 350 sayfalık daha kapsamlı bir yapı sunuyordu. Bu revize düzenleme ile sermaye gerekliliklerinin yanında denetleme süreçlerinin iyileştirilmesi ve piyasa disiplinin devreye sokulması amaçlanıyordu. Çok da başarılı olmadığı ve yetersiz kaldığı 2008 krizi ile anlaşıldı.</p>
<p>2010 yılında üzerinde uzlaşılan BASEL III ise, karmaşıklığı ve girift yapısı ile aklı başında iktisatçıların halen yoğun ateşi altında. Mesela İngiltere Merkez Bankasından A. Haldane “<a href="http://www.bankofengland.co.uk/publications/Pages/speeches/2012/596.aspx">Köpek ve Frizbi</a>” adlı makalesinde BASEL III’teki karmaşık düzenlemeleri, bir köpeğe fizik eğitimi vererek frizbi yakalatma çabasına benzetiyor. Zaten karmaşık olan finans siteminin karmaşık bir sistem ile regüle edilemeyeceğini de, <i>ateşin ateş ile söndürülemeyeceği</i>ni ifade ederek anlatıyor.</p>
<p>Daha öncesinde benzer eleştiriler  <a href="http://www.amazon.com/Why-There-Many-Banking-Crises/dp/0691131465/ref=sr_1_3?s=books&amp;ie=UTF8&amp;qid=1374741576&amp;sr=1-3&amp;keywords=rochet+banking">J.-C. Rochet</a>’den de gelmişti. Rochet temel meselenin regülasyon değil denetleme olduğunu ve denetleyicilerin düzeltici tedbirleri zamanında almaları gerektiğini şu sözler ile açıklıyor: “Canlı (açık) bir banka ölü (kapalı) bir bankadan daha değerlidir.”</p>
<p><strong><em>Regülasyonun yanında rekabet de ister miyiz?</em></strong><b><i></i></b></p>
<p>Bankacılık ve finans endüstrisinin, regülasyonun piyasa disiplini ile harmanlanmasından fayda sağlayacak endüstrilerin başında geldiğini söyleyebiliriz. Bu yaklaşım aslında BAZEL’lerde de yer alıyor fakat nedense hep regülasyonun gölgesinde kalıyor.</p>
<p>Oysa, basitleştirilmiş regülasyon kuralları ve politikalar ile piyasa disiplini ön plana çıkartılabilir. BASEL III’ün işaret ettiğinin aksine, daha az karmaşık ve anlaşılır bilgilerin ifşa edilmesi piyasa disiplinin yaratılmasına yardımcı olabilir. Böylelikle, <a href="http://www.amazon.com/Why-There-Many-Banking-Crises/dp/0691131465/ref=sr_1_3?s=books&amp;ie=UTF8&amp;qid=1374741576&amp;sr=1-3&amp;keywords=rochet+banking">J.-C. Rochet</a>’nin söylediği gibi, gereğinden fazla risk taşıyan bankalar, düzenleyicilere gerek kalmadan piyasa tarafından cezalandırılacaktır. Bu süreç, ayrıca, düzenleyicilerin kullanabileceği bir takım bilgilerin de açığa çıkmasını sağlayıp denetimi de etkinleştirecektir.</p>
<p>Ancak piyasa disiplinin hâkim kılınmasının da bazı tehlikeler doğurduğunu unutmamak gerekir. Özellikle kriz dönemlerinde piyasa değerlerinin temellerden sapabileceğini hatırlamamız gerekir. Burada piyasa disiplininin önemli bir parça<a name="_GoBack"></a>sı olan reyting ajanslarına büyük rol düşüyor. Ancak, onlarında güveninirliği 2008 krizi ile birlikte daha da sorgulanır hale geldi.</p>
<p>Son olarak,  piyasa disiplinin ancak ve ancak devlet müdahalesinin öngörülmediği takdirde çalışabileceğini de söylemeyi unutmayalım. Özellikle batık bankaların devletler tarafından sahiplenildiği bir durumda bu piyasa disiplinin işlemesini beklemek saflık olur.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Yerli Otomobil Sevdamız</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/yerli-otomobil-sevdamiz.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/yerli-otomobil-sevdamiz.html</guid>
      <pubDate>Mon, 27 May 2013 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Economics &amp; Public Policy</category>
      <description>Birkaç sayı önce The Economist1 dergisi hazırladığı bir rapor ile hem otomotiv sektörünün geleceğine ışık tutmaya çalışmış hem de küresel otomotiv pazarını incelemişti. Raporu okurken tabi ki aklıma 1950’lerden beri bir…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/yerli-otomobil-sevdamiz-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Birkaç sayı önce <i>The Economist</i><b><sup>1</sup></b> dergisi hazırladığı bir rapor ile hem otomotiv sektörünün geleceğine ışık tutmaya çalışmış hem de küresel otomotiv pazarını incelemişti. Raporu okurken tabi ki aklıma 1950’lerden beri bir küllenip bir alevlenen yerli otomobil sevdamız geldi.</p>
<p>Son üç yıldır hükümet yetkilileri tarafından zaman zaman gündeme getirilen yerli otomobil üretimi için <i>yiğit</i> arayışı, geçtiğimiz hafta ekonomi bakanının açıklaması ile yeni bir evreye girdi: <i>yiğit,</i> <i>babayiğit</i> oldu. Sonrasında ise, devletin altın hisse ile desteklemesinden alım garantisine kadar geniş bir yelpazede,<i> yiğit</i>’in nasıl <i>babayiğit</i> olacağına dair iş modelleri ortaya atıldı. Hatta sektörde faaliyet gösteren bir firmanın <i>yiğit</i> olduğunu ve bazı şartlarda da <i>babayiğit</i> olabileceğini duyduk.</p>

<p><b><i>Neden yerli otomobil sevdası?</i></b></p>
<p>Sevda bu. Mantıklı bir sebep bulmak zor. Ama yine de bazı saptamalar yapmak yerinde olur. Otomobil geçtiğimiz yüzyıldaki toplumsal devinime katkıda bulunmuş önemli bir icattır. Özellikle Henry Ford’un üretimde yeni bir tekniği, bant sistemini kullanması ve bunun yaygınlaşması ile otomobil orta sınıfın sahip olabileceği bir ürün haline geldi. Fakat, farklı modelleri ile otomobil, sahipleri için bir statü sembolü olmayı sürdürdü. Gelişmekte olan ülkelerde ise, özellikle 1960-80 arası uygulanan ithal ikameci politikalarla yerli otomobil üretimi ulusal bir gurur meselesi haline geldi.</p>
<p>Uluslararası rekabetten yalıtılmış bu dönemi iyi değerlendiren G. Kore gibi ülkeler, bugün dünya pazarında Hyundai-Kia gibi markalar ile söz sahibi oldu. Bu dönemde Türkiye de otomotiv sanayi konusunda çok şey öğrendi. Fakat bunu dünya pazarında söz sahibi olacak bir markaya dönüştüremedi. Belki bugün ihracatımızın en büyük kalemlerinden birinin otomotiv olmasını da bu dönemdeki gelişmelere borçluyuz. Fakat bu durum yarattığımız markaları bugün kendi yollarımızda görmeye yetmedi. Üretimine 1966 yılında başlanan Anadol ile olan sevdamız da 1984’te bitti.</p>
<p><b><i>Yerli otomobil sevdası bir kara sevda mı?</i></b></p>
<p>Bu soruyu bugün soruyorsak cevabı <i>evet</i>! Nedeni basit. Otomobil geçtiğimiz yüzyılın bir ürünüydü. Şartlar geçtiğimiz yüzyılda yeni bir markanın olgunlaşıp gelişmesine elverişli bir ortam sağlayabiliyordu. Bugünün küreselleşmiş ekonomilerinde, sizin otomobil üretimini öğrenmenizi bekleyecek tüketicileri bulmanız çok zor.</p>
<p>Günümüzde gelişmiş ülkelerde her iki kişiden biri otomobil sahibi. Gelişmekte olan ülkelerde ise otomobil sahipliği göreli olarak düşük düzeylerde. Örneğin Türkiye’de her sekiz kişiden birinin<b><sup>2</sup></b>, Çin’de ise her 20 kişiden birinin otomobili var. Otomotiv firmaları hem maliyet avantajları hem de doymamış pazarları sebebiyle üretimlerini bu ülkelerde yoğunlaştırıyorlar.</p>
<p>Otomobil imalatının karlı bir iş olduğu kadar zorlu bir iş olduğunu ise küresel otomotiv piyasasına bakınca anlıyorsunuz. Bu sektördeki bir firmayı ayakta tutan şey araştırma ve geliştirme (ARGE). Yani birkaç yılda bir yeni bir model çıkartmaz ve bu modellerinizi size özgü yenilikler ile donatamazsanız tüketiciler sizi unutuyor. Bu yeniliklerin sürdürülebilir olması ise firmanızın üretim kapasitesi ve ürün çeşitliliği ile yakından ilgili. Bu endüstrilerde üretim miktarınızın artışı ile birim maliyetlerinizin azaldığı <i>ölçek ekonomileri</i> söz konusu. Ayrıca, üretim bandınızın ve yeniliklerin maliyetlerini düşüren ürün çeşitlendirmesine dayalı <i>kapsam ekonomileri</i> var. Bu iki etkinin somut kanıtlarını, küçük ölçekli firmaların zora girmesi ve bazılarının büyük ölçekli firmalar tarafından satın alınması olarak gözlemliyoruz. Böylelikle büyük ölçekli firmalar marka ve model portföylerini zenginleştirip hem ölçek hem de kapsam ekonomilerinin nimetlerinden faydalanıyor.</p>
<p>Yukarıda anlatılanlara bakarak öncelikle Türkiye’nin henüz otomobile doymadığını (yollar yetmese de!) söyleyebiliriz. Peki, yerli bir <i>babayiğit</i>’in doyuracağını söyleyebilir miyiz? Buna evet diyebilmek için, en küçüğü yılda iki milyon otomobil üreten firmalar ile  bu <i>babayiğit</i>’in güreşebiliyor olması gerekir. Oysa Türkiye’de yılda 500 bin yeni <strong>otomobil</strong> oldukça rekabetçi bir ortamda satılıyor<b><sup>2</sup></b>. Ulusal gurur ve onun yarattığı psikoloji ile bu otomobilleri satın alanların 100 bini yerli otomobil alamaya razı olsa, bir o kadar da ihraç etsek, toplam kapasite ancak 200 binlere erişir. Ölçek ve kapsam ekonomilerinin böylesine etkili olduğu bir endüstride, birkaç model ve 200 bin kapasite ile fiyat ve kalitede rekabet edebilmek açıkçası hoş ama kısa bir rüya olur.</p>
<p><b><i>Bu sevdayı nasıl unuturuz?</i></b></p>
<p>Tabi ki yeni bir tutku ile. Ya da bir iktisatçı değişiyle, kaynakları daha etkin kullanacağımız bir başka sevda ile. Örneğin incinen gururumuzu birazcık tamir edebilecek, cari açığın düşürülmesine katkıda bulunabilecek yerli ve yenilenebilir enerji üretimi buna aday olabilir. Avrupa’nın en uzun güneşlenme süresine sahip olan Türkiye için güneş enerjisine dayalı bir sanayi daha aydınlık bir sevda olabilir<b><sup>3</sup></b>. Tabi hem politikacılarımız hem de bizler için çatısında güneş kolektörü olan bir ev statü sembolü haline geldiğinde.</p>
<p><b><sup>1</sup></b><i><a href="http://www.economist.com/printedition/2013-04-20">The Economist, 20 Nisan 2013 </a></i></p>
<p><b><sup>2</sup></b><i><a href="http://tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=13510">TÜİK, Motorlu Kara Taşıtları, Mart 2013</a></i></p>
<p><b><sup>3</sup></b><i><a href="http://www.deloitte.com/assets/Dcom-Turkey/Local%20Assets/Documents/turkey_tr_enerji_yenilenebilirdegunesligunler_010812.pdf">Deloitte, Yenilenebilir enerjide güneşli günler, Ağustos 2012</a></i></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Rekabet sanal dünyadaki hızımızı arttırıyor!</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/rekabet-sanal-dunyadaki-hizimizi-arttiriyor.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/rekabet-sanal-dunyadaki-hizimizi-arttiriyor.html</guid>
      <pubDate>Wed, 01 May 2013 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>Nedir bu Google Fiber? Google Fiber şimdilik sadece Amerika’nın 500 bin nüfuslu Kansas City şehrinde sunulan ultra hızlı internet erişimi. Ultra hızlının anlamı da şu: saniyede bir gigabit. Yani yüksek çözünürlüklü bir…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/rekabet-sanal-dunyadaki-hizimizi-arttiriyor-cover.jpg" alt=""></p>
<p><b>Nedir bu Google Fiber?</b></p>
<p>Google Fiber şimdilik sadece Amerika’nın 500 bin nüfuslu Kansas City şehrinde sunulan ultra hızlı internet erişimi. Ultra hızlının anlamı da şu: saniyede bir <b><i>gigabit</i></b>. Yani yüksek çözünürlüklü bir sinema filmini saniyeler içinde indirebileceğiniz bir hız. Türkiye’de olsa, adil kullanım kotanızı<b>*</b> bir günde doldurabileceğiniz bir hız. Aslında bu hizmet hâlihazırda var olan fakat bizim gibi kullanıcıların bedelini ödemekte zorlanacağı bir erişim hızıydı. Google bunu mütevazı bir ailenin erişebileceği bir fiyata, ayda 70 dolara sunuyor.</p>
<p><b>Google bunu niye yapıyor?</b></p>
<p>Asıl anlatmak istediğim hikâye ise şimdi başlıyor. Google, Kansas City’den sonra yaklaşık bir milyon nüfusa sahip Austin kentinde de bu hizmeti vermeye başlayacağını açıkladı. Ve bu açıklama <b><i>gigabit</i></b> rekabetini tetikledi. ABD’deki hatırı sayılır operatörlerden AT&amp;T de, Google’ın işini elinden almasından korkmuş olacak ki,  Austin’de <b><i>gigabit</i></b> hızında hizmet vermeye başlayacağını açıkladı. Yani Austinliler yaşadı.</p>
<p>Ama bu durumdan sadece Austinlilerin kazançlı çıkacağını düşünüyorsanız yanılıyor olabilirsiniz. Çünkü bu işlerden anlayanlar, Google’ın altyapı sağlayıcılığı gibi şu an sunduğu hizmetlere göre daha az kârlı bir işi ABD çapında yapmasını beklemiyor. Fakat bu rekabetin hem Google’ın mevcut hizmetlerinin, hem de bu hıza uygun yeni hizmetlerinin tüketimini arttıracağı kesin. Hatta böyle bir rekabet yakın bir gelecekte hayata geçmese bile, Google Kansas ve Austin’i geleceğin interneti için laboratuvar olarak kullanacak. Sanal dünyada gigabit hızına sahip kullanıcıların davranışlarını inceleyecek.</p>
<p><b>Bizde ne var?</b></p>
<p>Austin’den sonra Google’ın ajandasında tabi ki İstanbul yok. Fakat benzer bir rekabetin Türkiye’deki fiber pazarında yaşandığını söyleyebiliriz. Şu aralar medyadaki reklamlardan ülkemizde <b><i>gigabit</i></b> hızında olmasa da <b><i>ışık hızında internet <sup>#</sup></i></b> rekabetinin başladığını görmüş ya da duymuşsunuzdur.</p>
<p>Aslında <b><i>ışık hızında internet</i></b> rekabetinin altında da yukarıdakine benzer bir hikâye yatıyor. 90’lı yıllarda, internetin garip kuş sesleri çıkarttığı dönemde, hayatımıza giren Superonline (artık Turkcell-Superonline) son 3-4 yıldır bireysel kullanıcılara fiber internet hizmeti veriyor. Altyapısının genişlemesiyle abone sayısı hızla artan Superonline’a cevap ise “Ben Türkiye’nin lider internet sağlayıcısıyım!” diyen TTnet’ten geldi. Şu an fiberde rekabet oldukça kızışmış durumda. Zira üç yıl önce 70 bin olan fiber abonelerinin sayısı bugün 700 bin civarında ve bir milyona koşuyor. İki operatörden birinin kapsama alanındaysanız ADSL’den daha ucuz tarifelerin çekim alanına siz de kapılabilirsiniz.</p>
<p>Tekrar hatırlatalım, bütün bu gelişmelerin altında rekabet yatıyor. O da pazarda satılmıyor. Cesur girişimciler ve daha da önemlisi, uygun bir iklim gerektiriyor.</p>
<p><b>*</b><i>Adil kullanım kotası limitsiz paketlerin gizli limitidir. Altyapı yetersizliğini tüm kullanıcıların aynı kalitede hizmet alabilmesi bahanesi ile birleştiren 50GB veya 100GB’lık kısıtlamadır.</i></p>
<p><b><i><sup>#</sup></i> </b><i>Şu an saniyede 20 megabit, 50 megabit, 100 megabit ve paranız varsa 1000 megabitlik hızlarda paketler satışta.</i></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Çok-Taraflı Pazarlar</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/iki-tarafli-piyasalar.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/iki-tarafli-piyasalar.html</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Apr 2013 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>Günlük hayatımızı çevreleyen çok-taraflı pazarlar (multi-sided markets) hem farklı iş modellerini hem de düzenleyiciler açısından farklı bir bakış açısını gerektiriyor. Hangi piyasalar çok-taraflıdır? En basit örneği…</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/iki-tarafli-piyasalar-cover.jpg" alt=""></p>
<p>Günlük hayatımızı çevreleyen çok-taraflı pazarlar (multi-sided markets) hem farklı iş modellerini hem de düzenleyiciler açısından farklı bir bakış açısını gerektiriyor.</p>
<p><b>Hangi piyasalar çok-taraflıdır?</b></p>
<p>En basit örneği ile başlayalım; gazete ve dergiler. Herhalde sizler de onlarca sayfadan oluşan bir gazete veya derginin sadece okuyucudan alınan para ile finanse edildiğini düşünmüyor, bir diğer gelir kaynağının da reklam verenler olduğunu tahmin ediyorsunuzdur. Bu haliyle yayıncılık piyasası bir tarafta okuyucuların, diğer tarafta reklam verenlerin ve tam ortada da yayıncının yer aldığı çok-taraflı bir piyasadır. Bu piyasada reklamlar okuyucuların pek umurunda olmasa da, reklam verenler daha çok okuyucusu olan gazeteye daha yüksek fiyatlar ile reklam vermeye razı olurlar. Fakat bu durum o gazetenin fiyatını arttırmaz, hatta bedava bile dağıtılmasına sebep olabilir. Temel iş modelinin reklam gelirlerine dayandığı birçok internet mecrasını da bu kapsamda değerlendirirsek günlük hayatımızın ne kadar çok iki-taraflı piyasa ile çevrili olduğunu fark edebiliriz.</p>
<p>Bir diğer örnek bankaların oluşturduğu, dünyanın başka bir ülkesinde eşine rastlamadığım, kredi kartı platformları: Bonus, Axxes, Advantage, gibi. Burada da, piyasanın bir tarafında bu platformlara üye kart sahipleri, diğer tarafında ise üye iş yerleri yer alıyor. Yukarıdaki örnekten farklı olarak, burada hem kart sahipleri hem de üye iş yerleri birbirlerini daha çok umursuyorlar. Müşteriler sunulan fırsatları, mağazalar da müşterileri kaçırmamak için bu platformların birçoğuna ya da hepsine birden üye oluyorlar. İnanmazsanız, cüzdanınıza bakın!</p>
<p><b>Peki, çok-taraflı piyasalarda kimler kazanıyor, kimler kaybediyor?</b></p>
<p>Konuya iktisat gözlükleri ile bakıldığında, bu soruya kesin bir cevap verilemeyeceği sizi şaşırtmayacaktır. Ama diğer piyasalarda olduğu gibi,  platformlar arasında rekabetin varlığından pazarın her iki tarafının da faydalanacağını söyleyebiliriz. Yani rekabet baskısı, platformlara her iki taraftaki üyelerine şirin gözükebilmek amacıyla daha avantajlı fiyatlar sunmaya zorlayacaktır.</p>
<p>Ancak yine de, bu tür piyasalarda, fiyatlamanın çok da adil olmadığını söylemek gerekir. Aranızda piyasanın zaten adil bir mekanizma olmadığını söyleyenleri duyar gibiyim. Ama söylemek istediğim başka; şöyle anlatayım: Örneğin, bir video-müzik kanalı ünlü bir şarkıcının klibini yayınlamak için para vermeye razıyken, henüz ünlü olmayan bir şarkıcının klibini yayınlamak için para ister. Bunun sebebi, piyasanın diğer tarafındaki izleyicilerin ünlülüleri daha fazla önemseyip, ünlü olmayanları daha az önemsemesidir. Benzer şekilde, yeni açılacak bir alışveriş merkezinin ünlü bir markaya daha avantajlı teklifler sunup, daha az bilinen markalara bu avantajı sağlamaması da  aynı şekilde açıklanabilir. Çoğaltılabilecek bu örneklerin hepsinin altında iki-taraflı piyasalara özgü fiyatlama mekanizması yatar.</p>
<p><b>Çok-taraflı piyasalara müdahale edilirse ne olur?</b></p>
<p>Bu tür bir fiyatlama sisteminin toplum tarafından arzu edilmediği düşünülüp müdahale edilirse işler karmaşık bir hal alabilir. Rekabet otoritelerinin dolaylı, ya da düzenleyici otoritelerin doğrudan müdahalesi ile kaş yapalım derken göz çıkarılabilir*. İlgili literatürde “su yatağı etkisi” olarak adlandırılan olay bunun tipik bir örneğidir. Bu etki pazarın bir tarafındaki fiyatlara uygulanacak baskının diğer taraftaki fiyatlarda şişkinliğe sebep olabileceğine işaret eder. Bu durum da düzenleyicilerin çok-taraflı piyasaların sürprizlerine hazırlıklı olmasını gerektirir.</p>
<p>*Meraklısına önerilen bir makale: <a href="http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S030859611100245X">Genakos, C., &amp; Valletti, T. (2012). Regulating prices in two-sided markets: The waterbed experience in mobile telephony. Telecommunications Policy, 36(5), 360–368</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
  </channel>
</rss>
