<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
  <channel>
    <title>Emin Köksal</title>
    <link>https://eminkoksal.com/blog.html</link>
    <atom:link href="https://eminkoksal.com/feed.xml" rel="self" type="application/rss+xml"/>
    <description>Essays and working notes on AI in economic research, competition policy, and legal practice. Mostly English, sometimes Turkish.</description>
    <language>en</language>
    <lastBuildDate>Wed, 15 Jul 2026 12:00:00 GMT</lastBuildDate>
    <item>
      <title>Can AI read thirty years of case law?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/can-ai-read-thirty-years-of-case-law.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/can-ai-read-thirty-years-of-case-law.html</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>AI in Economic Research</category>
      <description>Our second AI-supported working paper is out. An AI model read all 9,995 published decisions of the Turkish Competition Board and extracted the 18,513 citations connecting them. Network analysis did the rest.</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Our second AI-supported working paper is out: <em>The Intellectual DNA of the Turkish Competition Board: Mapping Three Decades of Case Law Through Citation Networks</em>, written with Cansu Peker and Melih Üyer.</p>

<p>The setup is easy to state and was, until recently, impossible to do. An AI model read all 9,995 published decisions of the Turkish Competition Board — three decades of case law — and extracted the 18,513 citations connecting them. Network analysis did the rest.</p>

<figure>
<img src="https://eminkoksal.com/blog-media/intellectual-dna-network.jpg" alt="Citation network of the Turkish Competition Board's 9,995 published decisions — each dot a decision, each line a citation">
<figcaption>The Board's case law as a network: 9,995 decisions, 18,513 citations. Each dot is a decision; the closer to the center, the more connected.</figcaption>
</figure>

<p>Three findings stand out.</p>

<p><strong>Influence is scarce.</strong> The Board's most influential decision attracts just ten direct citations. In a body of nearly ten thousand decisions, no single landmark towers over the rest.</p>

<p><strong>Reliance on EU case law follows a U-curve.</strong> Dependence in the early years, autonomization in the middle period, re-engagement more recently.</p>

<p><strong>The canon forms fast.</strong> Doctrine-shifting decisions become the canon within three years. What predicts a decision's staying power is how fast it gets cited.</p>

<p>The paper continues what we started with the <a href="https://ssrn.com/abstract=5731282" target="_blank" rel="noopener noreferrer">quarter-century analysis</a> we published last November: treating a regulator's entire decision record as one dataset, and letting AI do the reading no team of humans could. This time the question was structural — how the Board's reasoning holds together across thirty years, which decisions everything else leans on, and where the doctrine shifts.</p>

<p>The full paper is on <a href="https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=7094258" target="_blank" rel="noopener noreferrer">SSRN</a>. Comments and feedback are very welcome.</p>
]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Yapay zeka destekli ilk akademik çalışmamız: 3.369 Rekabet Kurulu kararını inceledik!</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/yapay-zeka-ile-binlerce-rekabet-kurulu-kararini-inceledik.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/yapay-zeka-ile-binlerce-rekabet-kurulu-kararini-inceledik.html</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Jul 2025 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>AI in Economic Research</category>
      <description>Geçtiğimiz günlerde, Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku Merkezi’nde sunduğumuz ilk yapay zekâ destekli çalışmamızın YouTube kaydı yayınlandı. Bu çalışma, hem benim hem de bu çalışmaya katkıda bulunanlar için oldukça özel</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde, Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku Merkezi’nde sunduğumuz <strong>ilk yapay zekâ destekli çalışmamızın</strong> <a href="https://youtu.be/BF3CjRjpdJY?si=ls-utJ391l-VS-v5">YouTube kaydı</a> yayınlandı. Bu çalışma, hem benim hem de bu çalışmaya katkıda bulunanlar için oldukça özel ve çığır açıcı bir deneyim oldu.</p>



<figure><div>
<span><iframe src="https://www.youtube.com/embed/BF3CjRjpdJY?version=3&#038;rel=1&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;fs=1&#038;hl=en-US&#038;autohide=2&#038;wmode=transparent" allowfullscreen="true" sandbox="allow-scripts allow-same-origin allow-popups allow-presentation allow-popups-to-escape-sandbox"></iframe></span>
</div></figure>



<h3>Neden Bu Çalışmayı Yaptık?</h3>



<p>Rekabet Kurulu’nun 25 yılı aşkın süredir verdiği kararlar, Türkiye’de rekabet hukukunun temel taşlarını oluşturuyor. Bu kararları sistematik bir şekilde analiz etme fikri uzun süredir aklımdaydı. Kurumun şeffaflığı sayesinde, binlerce karar erişime açık. Ancak <strong>binlerce kararı elle incelemek ve etiketlemek</strong> neredeyse imkânsızdı — hem insan gücü hem de kaynak açısından.</p>



<p>Tam da bu noktada, son yıllarda hızla gelişen <strong>yapay zekâ araçları bu hayali gerçeğe dönüştürdü.</strong> Bu teknoloji, sadece otomasyon değil, aynı zamanda <strong>araştırmacıların kapasitesini katlayacak</strong> kadar güçlü bir yardımcıya dönüştü. Bu sayede, Kurul kararlarını tutarlı şekilde inceleyerek; iktisadi analiz seviyesi, ispat standardı ve rekabetin korunmasına katkı gibi eksenlerde hipotezlerimizi test edebildik. Hatta popülizm tartışmalarının kararlara nasıl yansıdığını bile anlamaya çalıştık.</p>



<h3>Nasıl Yaptık?</h3>



<p>Mart 2025 itibarıyla yayımlanmış <strong>3.369 adet &#8220;rekabet ihlali&#8221; kararını</strong> inceledik. Bu kararları üç temel ölçüte göre puanladık:</p>



<ul>
<li><strong>İktisadi analiz düzeyi</strong></li>



<li><strong>İspat standardı</strong></li>



<li><strong>Rekabetin korunmasına katkısı</strong></li>
</ul>



<p>Bu amaçla, detaylı bir <strong>codebook</strong> (değerlendirme kılavuzu) oluşturduk. Kılavuz sayesinde kararların delil-mantık ilişkisi, iktisadi analiz ve rekabetin korunmasına katkı düzeyleri nesnel biçimde değerlendirildi.</p>



<p>Analizleri, yüksek bağlam penceresine sahip <strong>Google Gemini modelleriyle</strong> yaptık. İlk etapta Gemini Pro, daha sonra Gemini 2.0 Flash kullandık. Diğer modeller (OpenAI, Anthropic) bu büyüklükteki metinleri değerlendirmekte yetersiz kaldığı için tek bir model ailesi ile değerlendirme yapabildik.</p>



<p>En dikkat çekici yöntemimiz: <strong>Yapay zekâya puanlama gerekçesini yazdırmak.</strong> Bu sayede, hem tutarlılığı artırdık hem de kararların puanlarını anlamlandırabildik. Ayrıca; karar türü, tarihi, taraflar, kurul üyeleri, raportör görüşü, oy birliği durumu, ceza varlığı gibi onlarca değişkeni de veri setimize dahil ettik.</p>



<h3>Bulgular</h3>



<p>İşte bazı dikkat çekici sonuçlar:</p>



<ul>
<li><strong>2009–2013 arasında ön araştırma kararlarında artış, ardından sert bir düşüş</strong> yaşanmış. 2012 tarihli bir tebliğin bu düşüşe yol açtığını gördük.</li>



<li><strong>2022 sonrası, uzlaşma ve taahhüt kararları ön araştırmaların yerini alıyor.</strong> Yeni mekanizmaların sahada etkili hale geldiğini gösteriyor.</li>



<li><strong>Soruşturma kararlarının %65’i cezayla sonuçlanmış.</strong> Bu oran, “Ceza çıkar mı?” sorusuna somut bir yanıt sunuyor.</li>



<li><strong>Karar kalitesinde zamanla artış gözlemledik.</strong> Özellikle 2016 sonrası puanlar yukarı yönlü bir eğilim gösteriyor. Kurumsal kapasite, insan kaynağı ve teknoloji yatırımlarının katkısı kısmen açıklayabiliyor.</li>



<li><strong>İspat standardındaki kırılmaları analiz ettiğimizde</strong>, üç dönemsel rejim tespit ettik:<br><strong>Kuruluş–2002</strong>, <strong>2002–2016</strong>, <strong>2016 sonrası.</strong> İlginç biçimde bu eşikler, Türkiye’deki önemli siyasi olaylarla örtüşüyor. Bu bir tesadüf de olabilir.</li>



<li><strong>Soruşturma kararları</strong>, ön araştırmalara göre tüm kalite kriterlerinde daha yüksek puan alıyor.</li>



<li><strong>Ceza verilen kararlar</strong>, analiz ve ispat standardı açısından daha güçlü.</li>



<li>Ancak <strong>oy birliğiyle alınan kararlar</strong>, farklı gerekçelerle alınanlara göre anlamlı bir fark göstermiyor.</li>



<li><strong>Uzlaşma kararlarının ispat standardı</strong>, soruşturma kararlarından yüksek çıkıyor. Bu, uzlaşmaların daha güçlü delillerle desteklendiği tezini güçlendiriyor.</li>
</ul>



<h3>Peki, Bundan Sonra?</h3>



<p>Bu proje bizim için bir başlangıç. Popülizm gibi bazı hipotezleri doğrulayamasak da, yapay zekâ sayesinde artık çok daha derin analizler yapabiliyoruz. Özellikle <strong>uzlaşma ve taahhüt mekanizmaları</strong>, yeni karar türleri, mevzuat değişiklikleri ve hatta <strong>WhatsApp gibi dijital delillerin</strong> karar süreçlerine etkisi gibi konuları incelemeyi sürdüreceğiz.</p>



<p>Yapay zekâ araçlarının, Türkiye’deki rekabet hukuku uygulamalarına yeni bir bakış açısı kazandırdığına inanıyoruz. </p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>New course: Generative AI for Economic Analysis &amp; Research</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/new-course-generative-ai-for-economic-research-analysis.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/new-course-generative-ai-for-economic-research-analysis.html</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jan 2025 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Teaching Notes</category>
      <description>I am delighted to announce an innovative new course that I’ll be teaching this Spring semester at Bahçeşehir University. After spending the past year and a half exploring and working with various generative AI tools, par</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>I am delighted to announce an innovative new course that I&#8217;ll be teaching this Spring semester at Bahçeşehir University. After spending the past year and a half exploring and working with various generative AI tools, particularly Large Language Models (LLMs), I am thrilled to bring this cutting-edge knowledge into the economics curriculum.</p>



<p>This course represents a significant step forward in preparing students for the evolving landscape of economic research and analysis. In an era where AI tools are rapidly transforming how we work, students will gain hands-on experience with technologies that are becoming essential in our field.</p>



<p>What excites me most about this course is its unique meta-learning approach. Students won&#8217;t just learn about AI – they&#8217;ll actively use AI tools to enhance their learning experience, including using AI to assist in developing Python programming skills. This practical, project-based approach will prepare them for a future where the ability to effectively leverage AI tools will be a crucial professional advantage.</p>



<p>Through hands-on projects and real-world applications, students will:</p>



<ul>
<li>Master web-based AI interfaces for economic analysis</li>



<li>Develop Python scripts to interact with AI APIs</li>



<li>Apply these tools to both micro and macroeconomic research</li>



<li>Learn to integrate AI capabilities with traditional economic methodologies</li>



<li>Build critical evaluation skills for AI applications in economics</li>
</ul>



<p>I&#8217;m particularly enthusiastic about guiding students through this transformative learning experience. The course is designed to equip them with practical skills that will enhance their capabilities as economists while maintaining the crucial elements of critical thinking and analytical rigor.</p>



<p>Looking forward to embarking on this exciting journey with our students this Spring semester!</p>



<div><object hidden data="https://koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2025/01/course-syllabus.pdf" type="application/pdf" aria-label="Embed of Course Syllabus."></object><a id="wp-block-file--media-c16ef9bb-c361-4b36-bcea-5b360fe381a8" href="https://koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2025/01/course-syllabus.pdf">Course Syllabus</a><a href="https://koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2025/01/course-syllabus.pdf" download aria-describedby="wp-block-file--media-c16ef9bb-c361-4b36-bcea-5b360fe381a8">Download</a></div>



<p>*<em>Note: I used generative AI tools to create the featured image and enhance the readability and flow of this text.</em></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>5G’de Son Vagon: Yapay Zeka Çağında Türkiye’nin Dijital Dönüşüm Sınavı</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/5gde-son-vagon-yapay-zeka-caginda-turkiyenin-dijital-donusum.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/5gde-son-vagon-yapay-zeka-caginda-turkiyenin-dijital-donusum.html</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jan 2025 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>Yapay zeka çağında, bu teknolojinin tam potansiyeline ulaşması için yüksek hızlı ve düşük gecikmeli iletişim altyapısı şart. Bu altyapının en kritik bileşenlerinden biri</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span>Şahin Ardıyok ile birlikte @RekabetRegulasyon.com</span></p>



<p>Yapay zeka çağında, bu teknolojinin tam potansiyeline ulaşması için yüksek hızlı ve düşük gecikmeli iletişim altyapısı şart. Bu altyapının en kritik bileşenlerinden biri de beşinci nesil mobil iletişim teknolojisi (5G). Dünya, bu teknolojiye hızla geçiş yaparken, Türkiye bu yarışta henüz yolun başında. Küresel 5G kullanıcı sayısı iki milyara ulaşmışken, ülkemizde ilk 5G sinyalinin 2026’da alınması planlanıyor. Bu gecikme, sadece telekomünikasyon alanında değil, yapay zeka ve ileri teknolojilerin yaygınlaşmasında da Türkiye’yi dezavantajlı konuma düşürebilir. Bu yazıda, Türkiye’nin geciken 5G yolculuğunu farklı yönleriyle ele alıyoruz.</p>



<p><strong>Türkiye’nin 5G Vizyonu ve Mevcut Durum</strong></p>



<p>2025 yılı itibarıyla Türkiye, 5G teknolojisine geçiş için somut adımlar atmaya başlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu’nun açıklamalarına göre, 5G ihalesinin 2025 yılında gerçekleştirilmesi ve ilk sinyalin 2026’da alınması planlanıyor<a id="_ftnref1" href="#_ftn1">[1]</a>. Şu anda ülke genelinde 34 lokasyonda 5G denemeleri sürdürülüyor<a id="_ftnref2" href="#_ftn2">[2]</a>. Bu deneme sürecinde elde edilen veriler, tam ölçekli uygulamaya geçiş için pilot çalışma niteliğinde bir rol oynuyor.</p>



<p>Türkiye’nin 5G vizyonunun merkezinde ise yerli teknoloji üretimi hedefi yatıyor. Bu kapsamda, yerli teknoloji geliştirme çabalarının koordine edilmesi amaçlanıyor. Türkiye’nin 5G teknolojisinde dışa bağımlılığını azaltmak ve küresel pazarda rekabet gücünü artırmak hedefleniyor. Bu hedef doğrultusunda, yerli üreticilerin desteklenmesi ve teknoloji transferinin sağlanması için çeşitli teşvik programlarının hayata geçirilmesi planlanıyor<a id="_ftnref3" href="#_ftn3">[3]</a>.</p>



<p><strong>Türkiye’nin 5G’ye Geçişinde Yaşanan Gecikmenin Nedenleri</strong></p>



<p>Türkiye’nin 5G teknolojisine geçiş sürecinde yaşanan gecikmenin başlıca nedenlerini incelediğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/5gde-son-vagon-yapay-zeka-caginda-turkiyenin-dijital-donusum-1.png" alt="" /></figure>



<p>Öncelikle, mevcut altyapının yetersizliği önemli bir engel teşkil ediyor. 5G teknolojisi, halihazırda kullanılan 4.5G’den çok daha gelişmiş ve karmaşık bir altyapı gerektiriyor. Yüksek hız ve düşük gecikme süresi gibi 5G’nin temel özelliklerini sağlayabilmek için yeni baz istasyonlarının kurulması, mevcut altyapının kapsamlı bir şekilde güncellenmesi ve bilhassa baz istasyonlarını ana şebeke ile irtibatlandıracak fiber optik altyapının bugünkünden çok daha hacimli hale getirilmesi gerekiyor.</p>



<p>İkinci olarak, frekans tahsisi konusundaki belirsizlikler süreci yavaşlatıyor. 5G hizmetinin verilebilmesi için gerekli frekans bantlarının operatörlere tahsis edilmesi süreci çeşitli nedenlerle uzadı. Bu konudaki belirsizlikler, operatörlerin 5G ağlarını kurma planlarını ertelemelerine neden oluyor. Kontrolü Varlık Fonu’nda olan operatörlerin (Türk Telekom ve Turkcell) resmi açıklamaları sınırlı kalsa da Vodafone, frekans ihale bedellerinin yatırım yapmaya da imkan sağlayacak makul seviyelerde tutulması gerektiğini savunuyor<a id="_ftnref4" href="#_ftn4">[4]</a>. Bu konuyla bağlantılı bir başka sorun ise, altyapının önemli bir kısmını oluşturan GSM 900 ve 1800 teknolojilerine ilişkin yetkilendirmelerin telekomünikasyon sektöründeki deregülasyon öncesi dönemde imtiyaz sözleşmeleri ile yapılmış olması ve o sözleşmelerde bulunan altyapının 2-3 yıl içinde devlete devrini öngören hükümler. Dahası GSM 900 ve GSM 1800 ile daha sonra frekans tahsisi yoluyla yetkilendirme yapılan 3G ve 4G altyapılarının birbirinden ayrıştırılması konusundaki hukuki zorlukların da çözüme kavuşturulması gerekecek.</p>



<p>Üçüncü önemli faktör ise maliyetlerin karşılanmasına yönelik belirsizlikler. 5G altyapısının kurulması ve işletilmesi operatörler için ciddi bir finansal yük oluşturuyor. Yeni baz istasyonları ve gelişmiş ağ ekipmanları için yapılması gereken büyük yatırımlar, hizmet fiyatlarına yansıyabililir. Bu durum da 5G teknolojisinin yaygınlaşmasını güçlü bir talep olmadığında yavaşlatabilir. Tabi imtiyaz sözleşmelerinin 2-3 yıl içinde sona erecek olması ve yukarıda bahsettiğimiz bir kısım altyapının devlete iadesine yönelik hükümler de finansman konusunda önemli belirsizlikleri oluşturuyor.</p>



<p>Son olarak, Türkiye’nin 5G teknolojisinde dışa bağımlılığı azaltma hedefi de süreci etkiliyor. Ülkemiz, 4.5G teknolojisinde olduğu gibi (%45 yerli katkı şartı) 5G teknolojisinde de yerli üretimi teşvik etmeyi amaçlıyor. Bu hedefe ulaşmak için yerli teknoloji geliştirme çalışmalarının tamamlanması gerekiyor.</p>



<p><strong>Diğer Ülkelerde 5G ve Gelecek Öngörüleri</strong></p>



<p>Türkiye henüz 5G yolculuğuna başlamasa da dünya genelinde 5G teknolojisi hızla yaygınlaşıyor. 2024 başında küresel 5G bağlantı sayısı 1,76 milyara ulaştı ve bu sayının 2028 yılına kadar 7,9 milyara çıkması bekleniyor<a id="_ftnref5" href="#_ftn5">[5]</a>. Kuzey Amerika, 5G penetrasyonunda önde gelen bölgeler arasında yer alıyor. Çin, 5G abone sayısı bakımından dünya lideri konumunda bulunuyor. Güney Kore, en iyi 5G bağlantısına sahip ülke olarak öne çıkıyor. ABD’nin ise 2026 yılına kadar yaklaşık 200 milyon 5G abonesini aktif etmeyi planladığı belirtiliyor.</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/5gde-son-vagon-yapay-zeka-caginda-turkiyenin-dijital-donusum-2.png" alt="" /></figure>



<p>5G’nin yaygınlaşmasıyla birlikte, mobil veri trafiği de hızla artıyor. Küresel mobil veri trafiğinin önümüzdeki yıllarda katlanarak artması bekleniyor<a id="_ftnref6" href="#_ftn6">[6]</a>. Bu artış, 5G’nin sunduğu yüksek hız ve kapasite sayesinde mümkün oluyor. 5G’nin kullanımı yaygınlaştıkça, hizmete giren bağımsız 5G ağı sayısındaki artış da hem tüketicilere hem de işletmelere yeni ve daha yüksek bağlantı kapasitesi gerektiren uygulamalardan yararlanma olanağı sağlıyor.</p>



<p>Çin’de gelişmiş 5G teknolojisi (5G-A) geliştiriliyor. Hücre iletişiminin kapasitesini yeni bir seviyeye taşıyan 5G-A, endüstriyel kontrolde etkinliği artırırken, iş akışlarına getirdiği esneklikle geleneksel sanayi kollarını “akıllı imalat” ile entegre ediyor<a id="_ftnref7" href="#_ftn7">[7]</a>.</p>



<p><strong>5G’nin Teknik Özellikleri ve Dönüştürücü Etkisi</strong></p>



<p>5G teknolojisi, geleneksel mobil iletişimin çok ötesinde imkanlar sunuyor. 4G’ye kıyasla en az on kat daha yüksek hız (1000+ Mbps), elli kat daha düşük gecikme süresi (1 milisaniyenin altında) ve kilometrekare başına bin kat daha fazla cihaz bağlantı kapasitesi sağlıyor<a id="_ftnref8" href="#_ftn8">[8]</a>. Bu teknik üstünlükler, birçok yeni nesil uygulamayı mümkün kılıyor.</p>



<p>Özellikle düşük gecikme süresi, gerçek zamanlı uygulamalar için dönüştürücü fırsatlar sunuyor. Uzaktan ameliyat gibi hassas tıbbi işlemlerden, otonom araçların anlık karar verme mekanizmalarına kadar çeşitli kritik uygulamalar, 5G’nin sağladığı ultra düşük gecikme süresiyle mümkün hale geliyor. Yüksek bağlantı kapasitesi ise, akıllı şehir uygulamalarının yaygınlaşmasını ve Nesnelerin İnterneti (IoT) ekosisteminin genişlemesini destekliyor.</p>



<p>5G’nin sağladığı bu teknik üstünlükler, yapay zeka uygulamalarının da yaygınlaşmasına ve performansının artmasına önemli katkılar sunuyor. Özellikle düşük gecikme süresi ve yüksek bağlantı kapasitesi, yapay zeka modellerinin gerçek zamanlı veri işlemesini ve anlık tepki vermesini mümkün kılıyor. Örneğin, akıllı şehirlerdeki trafik yönetim sistemlerinde yapay zeka algoritmaları, 5G sayesinde gerçek zamanlı veri analizi yapabiliyor ve trafik akışını optimize edebiliyor. Ayrıca, 5G altyapısı üzerinden çalışan uç bilişim (edge computing) sistemleri, yapay zeka uygulamalarının daha verimli çalışmasını sağlıyor. Bu da özellikle otonom araçlar, akıllı fabrikalar ve artırılmış gerçeklik uygulamaları gibi alanlarda yapay zekanın potansiyelini en üst düzeye çıkarıyor.</p>



<p><strong>Türkiye’de 5G’ye Geçişin Olası Etkileri ve Ertelemenin Maliyeti</strong></p>



<p>5G teknolojisinin diğer ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’de ekonomiye, topluma ve teknolojiye birçok olumlu etkisi olması bekleniyor<a id="_ftnref9" href="#_ftn9">[9]</a>. 5G teknolojisinin yaygınlaşması, Türkiye ekonomisinde kapsamlı bir dönüşümü tetikleyecek potansiyele sahip. Dijital ekonominin güçlenmesi, yeni iş modellerinin ortaya çıkması ve geleneksel sektörlerin modernizasyonu beklenen etkiler arasında. Özellikle tarım, sağlık ve eğitim sektörlerinde verimlilik artışı ve hizmet kalitesinde iyileşme öngörülüyor.</p>



<p>5G’ye geçişin ertelenmesinin ise Türkiye ekonomisi için ciddi maliyetleri olacağı bekleniyor. Yapılan hesaplamalara göre, 5G teknolojisinin bir yıl gecikmesi bile ülke ekonomisinde, 2022 rakamlarıyla 120 milyar TL’lik (9 milyar USD) bir gelir kaybına neden olabilir<a id="_ftnref10" href="#_ftn10">[10]</a>. Bu kayıp, 5G’nin teknolojik döngüsünde elde edilmesi beklenen toplam ekonomik aktivitenin yaklaşık %12’sine denk geliyor. Ancak maliyet sadece finansal kayıplarla sınırlı değil; gecikme aynı zamanda Türkiye’nin küresel rekabet gücünü zayıflatabilir, yabancı yatırımları azaltabilir ve özellikle sanal sağlık hizmetleri, yapay zeka uygulamları vb. alanlarda kullanıcı deneyimini olumsuz etkileyebilir.</p>



<p><strong>Sonuç ve Öneriler</strong></p>



<p>5G teknolojisi, Türkiye için yalnızca bir telekomünikasyon altyapısı değil, aynı zamanda dijital dönüşümün ve ekonomik kalkınmanın kritik bir bileşeni olarak değerlendirilmelidir. Başarılı bir geçiş süreci için kamu kurumları, özel sektör ve akademinin koordineli çalışması elzemdir. Artık 4.5G’ye yatırım yapmak yerine, küresel eğilimleri takip ederek doğrudan 5G teknolojisine odaklanmak, Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğunda izlemesi gereken öncelikli strateji olmalıdır.</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/5gde-son-vagon-yapay-zeka-caginda-turkiyenin-dijital-donusum-3.png" alt="" /></figure>



<p>Somut bir öneri olarak, Türkiye’nin 5G yolculuğunda başarıya ulaşması için aşağıdaki beş temel alanda acil adım atılması gereklidir:</p>



<ol>
<li>Kamu ve özel sektör işbirliğiyle kapsamlı bir altyapı yatırım planı oluşturulmalı ve bu plan kararlılıkla uygulanmalı.</li>



<li>Frekans bantlarının tahsisi sürecinde şeffaflık ve rekabet gözetilmeli, spektrum kaynakları yatırımları teşvik edecek şekilde dağıtılmalı.</li>



<li>Mevcut imtiyaz sözleşmelerinin sona ermesi ve inşa edilen altyapının devlete devri konusundaki belirsizlikler, öngörülebilirliği sağlamak üzere şimdiden giderilmeli.</li>



<li>Yerli teknoloji geliştirme konusunda gerçekçi ve dengeli bir yaklaşım benimsenmeli. Yerli üretim ve Ar-Ge çalışmaları desteklenirken, altyapı yatırımlarında yerli ve ithal bileşenler arasında optimal denge gözetilmeli.</li>



<li>5G teknolojisinin faydaları ve kullanım alanları konusunda toplumsal farkındalık yaratılmalı, böylece yeni teknolojinin benimsenmesi kolaylaştırılmalı.</li>
</ol>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1">[1]</a>&nbsp;Cumhurbaşkanı Erdoğan 5G için tarih verdi! – DonanımHaber,&nbsp;<a href="https://www.donanimhaber.com/cumhurbaskani-erdogan-5g-icin-tarih-verdi--186206">https://www.donanimhaber.com/cumhurbaskani-erdogan-5g-icin-tarih-verdi–186206</a></p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2">[2]</a>&nbsp;5G için ihale edilecek frekanslar açıklandı – DonanımHaber,&nbsp;<a href="https://www.donanimhaber.com/5g-icin-ihale-edilecek-frekanslar-aciklandi--185392">https://www.donanimhaber.com/5g-icin-ihale-edilecek-frekanslar-aciklandi–185392</a></p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3">[3]</a>&nbsp;A.G.E.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4">[4]</a>&nbsp;Vodafone’dan 2025’te yatırımlara devam mesajı,&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/isdunyasi/bilisim/vodafonedan-2025te-yatirimlara-devam-mesaji-/692426">https://www.aa.com.tr/tr/isdunyasi/bilisim/vodafonedan-2025te-yatirimlara-devam-mesaji-/692426</a></p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5">[5]</a>&nbsp;Global 5G Connections Surge to 1.76 Billion, 66 Percent Growth Year over Year as North America Leads Charge, &nbsp;<a href="https://www.5gamericas.org/global-5g-connections-surge-to-1-76-billion-66-percent-growth-year-over-year-as-north-america-leads-charge/">https://www.5gamericas.org/global-5g-connections-surge-to-1-76-billion-66-percent-growth-year-over-year-as-north-america-leads-charge/</a></p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6">[6]</a>&nbsp;5G kullanımı artıyor, küresel mobil veri trafiği altı yıl içinde üçe katlanacak,&nbsp;<a href="https://www.bthaber.com/5g-kullanimi-artiyor-kuresel-mobil-veri-trafigi-alti-yil-icinde-uce-katlanacak/">https://www.bthaber.com/5g-kullanimi-artiyor-kuresel-mobil-veri-trafigi-alti-yil-icinde-uce-katlanacak/</a></p>



<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7">[7]</a>&nbsp;Çin’de gelişmiş 5G ağ teknolojisi, sanayi üretiminin çehresini değiştiriyor,&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/dunya/cinde-gelismis-5g-ag-teknolojisi-sanayi-uretiminin-cehresini-degistiriyor/3058448">https://www.aa.com.tr/tr/dunya/cinde-gelismis-5g-ag-teknolojisi-sanayi-uretiminin-cehresini-degistiriyor/3058448</a></p>



<p><a id="_ftn8" href="#_ftnref8">[8]</a>&nbsp;5G Nedir? – 5G Teknolojisine Ayrıntılı Bakış – AWS, accessed January 21, 2025,&nbsp;<a href="https://aws.amazon.com/tr/what-is/5g/">https://aws.amazon.com/tr/what-is/5g/</a></p>



<p><a id="_ftn9" href="#_ftnref9">[9]</a>&nbsp;Deloitte. “Yeni Nesil Bağlantının Gücü: 5G Teknolojisinin Türkiye Için Ekonomik ve Sosyal Faydaları,” 2022.&nbsp;<a href="https://www.deloitte.com/tr/tr/Industries/tmt/analysis/deloitte-vodafone-5g-etki-analizi.html">https://www.deloitte.com/tr/tr/Industries/tmt/analysis/deloitte-vodafone-5g-etki-analizi.html</a>.</p>



<p><a id="_ftn10" href="#_ftnref10">[10]</a>&nbsp;A.G.E.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>New Book: The Economics and Regulation of Digitalisation – The Case of Türkiye</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/new-book-announcement-the-economics-and-regulation-of-digita.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/new-book-announcement-the-economics-and-regulation-of-digita.html</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Oct 2024 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>I’m pleased to announce the publication of our new edited volume “The Economics and Regulation of Digitalisation: The Case of Türkiye” (Routledge, 2024), which I co-edited with Muzaffer Eroğlu and Matthias Finger. As an</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>I&#8217;m pleased to announce the publication of our new edited volume &#8220;The Economics and Regulation of Digitalisation: The Case of Türkiye&#8221; (Routledge, 2024), which I co-edited with Muzaffer Eroğlu and Matthias Finger.</p>



<p>As an economist focusing on digital markets and regulation, I have been observing Türkiye&#8217;s digital transformation with concern. Despite having a Western legal framework and significant potential, Türkiye&#8217;s digitalization performance has not met expectations in many areas. Our book critically examines these challenges and opportunities, analyzing how Türkiye combines EU-inspired legislation with distinctly Turkish regulatory solutions.</p>



<p>Along with my co-editors, I contributed to the opening chapter, where we establish the theoretical framework for understanding the co-evolution of technology and institutions in the digital age. Additionally, I co-authored a chapter introducing the &#8220;Türkiye Digital Society Index&#8221; (TDSI), which provides a comprehensive metric for assessing the digitalization of Turkish society.</p>



<p>The book brings together 14 chapters by leading experts, covering crucial aspects of digitalization:</p>



<ul>
<li>Infrastructure development and policy evolution</li>



<li>E-commerce and digital platform dynamics</li>



<li>ICT adoption patterns across industries</li>



<li>Constitutional framework and e-government services</li>



<li>Privacy, competition, and platform regulation</li>



<li>FinTech, cryptocurrency, and social media governance</li>
</ul>



<p>I hope this comprehensive analysis will serve as a valuable resource for academics, policymakers, and practitioners working on digital transformation and regulatory frameworks. The insights offered in this volume may help both Türkiye and comparable emerging economies in developing better policies and regulations for their digital future.</p>



<p>The book is now available for pre-order through <a href="https://www.routledge.com/The-Economics-and-Regulation-of-Digitalisation-The-Case-of-Turkiye/Erolu-Finger-Koksal/p/book/9781032692333?_gl=1*1b55hva*_gcl_au*MTc5MjU5NTkxMi4xNzI5NDk2NzM2*_ga*OTc2NjQzNTc2LjE3Mjk0OTY3MzY.*_ga_0HYE8YG0M6*MTcyOTcwNzE2OC4yLjEuMTcyOTcwNzk5Ny42MC4wLjA.">Routledge</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Fiyatlandırma Algoritmaları – Nasıl çalışır? Ne zaman endişe yaratır? Nasıl ele alınmalıdır?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/fiyatlandirma-algoritmalari-nasil-calisir-ne-zaman-endise-ya.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/fiyatlandirma-algoritmalari-nasil-calisir-ne-zaman-endise-ya.html</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jul 2024 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Fiyatlandırma algoritmaları son yıllarda rekabet otoritelerinin[1] ve uluslararası kuruluşların[2] ilgi alanında yer alıyor. Geçtiniz aylarda Rekabet Kurumu da otomatik fiyatlandırma mekanizması uygulayan üç büyük e-tica</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fiyatlandırma algoritmaları son yıllarda rekabet otoritelerinin<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a> ve uluslararası kuruluşların<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a> ilgi alanında yer alıyor. Geçtiniz aylarda Rekabet Kurumu da otomatik fiyatlandırma mekanizması uygulayan üç büyük e-ticaret platformu hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdu.<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a> Böylelikle, sadece diğer ülkelerde değil, Türkiye’de de 2024 yılında fiyatlandırma algoritmaları rekabet hukuku tartışmalarının odağında yer alacağa benziyor. Bizler de tartışmaya hem hukuki hem de iktisadi açıdan katkıda bulunmak amacıyla Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku Seminerlerinde bir sunum yaptık.</p>



<figure><div>
<span><iframe src="https://www.youtube.com/embed/_BWiE69mIEw?version=3&#038;rel=1&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;fs=1&#038;hl=en-US&#038;autohide=2&#038;wmode=transparent" allowfullscreen="true" sandbox="allow-scripts allow-same-origin allow-popups allow-presentation allow-popups-to-escape-sandbox"></iframe></span>
</div></figure>



<p>Sunumda somut bir şekilde şu üç soruya cevaplar aradık: Fiyatlandırma algoritması nedir, nasıl çalışır? Hangi durumlarda danışıklık (anlaşma) açısından endişe potansiyeli taşıyabilir? Algoritmalara dair endişeler incelenirken, mevcut rekabet hukuku yaklaşımında bir değişime ihtiyaç var mıdır?</p>



<p>Sunumun ilk bölümünde – her ne kadar çeşitliliği ve işlevselliği açısından zor olsa da – rekabet hukuku bakımından yaratabileceği endişelerin farkını ortaya koymak amacıyla fiyatlandırma algoritmalarını iki temel kategoride inceledik. Yeni gelişen literatüre<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a> de dayanarak bunları, (1) “kurala bağlı algoritmalar” ve (2) “öğrenen algoritmalar” olarak ikiye ayırdık. Daha iyi anlaşılması için de gerçek hayattan örneklerle pekiştirdik.  Literatürde<a id="_ftnref5" href="#_ftn5"><sup>[5]</sup></a> veya rekabet otoritelerinin raporlarında<a id="_ftnref6" href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a> yapıldı gibi danışıklık türüne (sonuca) göre değil, algoritmaların tipine (kökene) göre bir ayrım yapılmasının rekabet hukuku endişelerini daha iyi anlamamıza yardımcı olduğunu gördük.</p>



<p>İkinci bölümde, algoritmalar konusunda en kritik kaygının fiyatlamaya dair danışıklık (anlaşma) olduğundan hareketle, algoritmaların danışıklıkta ilave bir rolü olup olmadığını ele aldık. Oyun teorisi üzerinden basit ve anlaşılır bir şekilde, danışıklığın kurulmasında ve sürdürülmesinde farklı türdeki algoritmaların olası etkilerini ortaya koymayı amaçladık. Yeni gelişen literatürü de dikkate alan bulgularımız, kurala bağlı algoritmalar ile öğrenen algoritmaların danışıklık için farklı etkileri olabileceğini gösterdi.</p>



<p>Üçüncü bölümde ise algoritmalara dair endişeleri incelerken, mevcut rekabet hukuku anlayışında bir değişime ihtiyaç olup olmadığını sorguladık. İlk iki bölümdeki çıkarımlarımız çerçevesinde, kurala bağlı algoritmalar açısından mevcut rekabet hukuku yaklaşımının korunması – anlaşmanın varlığının aranması, irade uyuşması vb. – gerektiği sonucuna ulaştık. Öğrenen algoritmalar için ise hem danışıklığın kurulması hem de sürdürülmesi bakımından mevcut rekabet hukuku anlayışının bir revizyona ihtiyacı olabileceğini gördük. Bu konuda yeni yapılan deneysel çalışmalara da değinerek, tartışmanın önümüzdeki süreçte rekabet otoritelerinin takınacağı tavır ile şekilleneceğine dikkat çektik.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;Bkz. Bundeskartellamt and Autorité de la Concurrence, “Algorithms and Competition,” 2019; CMA, “Algorithms: How They Can Reduce Competition and Harm Consumers,” 2021.</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;OECD, “Algorithms and Collusion: Competition Policy in the Digital Age,” 2017.</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;Rekabet Kurumu duyurusu. Erişim tarihi 01.12.2023,&nbsp;<a href="https://www.rekabet.gov.tr/tr/Guncel/d-market-elektronik-hizmetler-ve-ticaret-2166a359be83ee118eca00505685da39">https://www.rekabet.gov.tr/tr/Guncel/d-market-elektronik-hizmetler-ve-ticaret-2166a359be83ee118eca00505685da39</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4"><sup>[4]</sup></a>&nbsp;Bkz. Lea Bernhardt and Ralf Dewenter, “Collusion by Code or Algorithmic Collusion? When Pricing Algorithms Take Over,”&nbsp;<em>European Competition Journal</em>&nbsp;16, no. 2–3 (2020): 312–42; Emilio Calvano et al., “Algorithmic Pricing What Implications for Competition Policy?,”&nbsp;<em>Review of Industrial Organization</em>&nbsp;55, no. 1 (2019): 155–71.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5"><sup>[5]</sup></a>&nbsp;Bkz. Ezrachi, Ariel and Maurice E. Stucke, “Artificial Intelligence &amp; Collusion: When Computers Inhibit Competition,”&nbsp;<em>University of Illinois Law Review</em>&nbsp;2017, no. 5 (2017): 1775–1810.</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6"><sup>[6]</sup></a>&nbsp;Bkz. CMA, “Pricing Algorithms Economic Working Paper on the Use of Algorithms to Facilitate Collusion and Personalised Pricing,” 2018.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Rekabet Hukuku Uygulamalarında Popülizm – İyi mi, kötü mü?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/rekabet-hukuku-uygulamalarinda-populizm-iyi-mi-kotu-mu.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/rekabet-hukuku-uygulamalarinda-populizm-iyi-mi-kotu-mu.html</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jul 2024 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>‘Popülizm’ sözcüğünün Türkçedeki karşılığını TDK, ‘halkçılık’ olarak veriyor ve ‘halkın duygu ve düşüncelerini okşayan davranış ve tutum’ olarak tanımlıyor[1]. Siyaset bi</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şahin Ardıyok ile birlikte @RekabetRegulasyon.com</p>



<p>‘<em>Popülizm</em>’ sözcüğünün Türkçedeki karşılığını TDK, ‘<em>halkçılık</em>’ olarak veriyor ve ‘<em>halkın duygu ve düşüncelerini okşayan davranış ve tutum</em>’ olarak tanımlıyor<a id="_ftnref1" href="#_ftn1">[1]</a>. Siyaset biliminde ise popülizm, halkın sorunlarını çözme iddiasındaki siyasi aktörlerin, bu sorunların kaynağı olarak gördükleri geleneksel kurumlara karşı halkı harekete geçirme çabası olarak nitelendiriliyor<a id="_ftnref2" href="#_ftn2">[2]</a>. Popülizm, her ne kadar siyasi bir olgu gibi algılansa da iktisadi bileşenlere de sahip. İktisadi popülizm, toplum çıkarları adına mevcut iktisadi düzenin değiştirilmesini talep ederken, siyasi popülizm siyasi sistemi ve kurumları hedef alıyor. İktisadi popülizm, siyasi popülizme zemin hazırlarken, siyasi popülizm de iktisadi popülizmin önünü açabiliyor<a id="_ftnref3" href="#_ftn3">[3]</a>.</p>



<p>Günümüzde hem siyasi hem de iktisadi yaşamda kendini gösteren popülizmi<a id="_ftnref4" href="#_ftn4">[4]</a>, rekabet hukuku uygulamalarında da görmek mümkün. Popülizmin siyasi ve iktisadi yükselişiyle beraber, rekabet hukuku alanında ‘<em>popülist antitröst’</em>&nbsp;olarak adlandırılan – her ne kadar taraftarları kendilerini bu şeklide nitelendirmese de – yeni bir eğilimin ortaya çıktığını görebiliyoruz. Amerika’da hem kurumsal düzeyde hem de uygulamada kendini gösteren bu akımın savunucuları, mevcut rekabet hukuku anlayışına meydan okurken<a id="_ftnref5" href="#_ftn5">[5]</a>, Avrupa’da da farklı ülkelerde farklı şekillerde rekabet hukuku uygulamalarında popülizmin ortaya çıktığına şahit oluyoruz<a id="_ftnref6" href="#_ftn6">[6]</a>.</p>



<p>Bu gelişmeleri düşünürken insanın aklına tabi ki ‘Türkiye’deki rekabet hukuku uygulamalarında popülizm var mı?’ sorusu geliyor. Bu kısa yazıda, bu soruya kesin bir cevap vermek mümkün olmasa da bazı gözlemleri ortaya koymak mümkün olacak. Dilerseniz, öncelikle popülist antitröstün ne demek olduğu ile başlayalım. Sonrasında, iyisiyle kötüsüyle popülist antitröst hakkındaki değerlendirmelere değinip, son yıllarda Türkiye’deki rekabet hukuku uygulamalarına bir göz atalım.</p>



<p><strong><em>Popülist antitröst nedir?</em></strong></p>



<p>Popülist antitröst, en basit haliyle popülizmin rekabet hukukuna yansıması olarak ifade dilebilir. Diğer popülizm türleriyle bağlantılı olarak, rekabet hukuku uygulamalarında popülizm, mevcut rekabet hukuku anlayışının yetersiz olduğunu ve daha geniş bir kamu yararı perspektifinin benimsenmesi gerektiğini savunan bir eğilime işaret etmektedir.</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/rekabet-hukuku-uygulamalarinda-populizm-iyi-mi-kotu-mu-1.png" alt="" /></figure>



<p>Amerika’daki Neo Brandeisyen (<em>Neo Bradesien</em>) akımı, bu eğilimin somutlaşmış bir hali olarak görmek mümkündür<a id="_ftnref7" href="#_ftn7">[7]</a>. Bu akımın savunucuları, rekabet hukukunun sadece fiyatlar, çıktı ve ürün kalitesi gibi ekonomik faktörlere odaklanmasının yeterli olmadığını, bunun yerine daha geniş bir kamu yararı perspektifinin benimsenmesi gerektiğini savunmaktadır. Onlara göre, rekabet hukuku, yalnızca tüketici refahını değil, aynı zamanda gelir eşitsizliğini azaltma, çalışanların ücretlerini artırma ve küçük işletmelerin rekabet gücünü koruma gibi daha geniş toplumsal hedefleri de gözetmelidir<a id="_ftnref8" href="#_ftn8">[8]</a>.</p>



<h2>İyisiyle kötüsüyle popülist antitröst</h2>



<p>Pek tabi ki popülist antitröst uygulamaları, piyasalardaki rekabeti artırabilir ve tüketici refahını iyileştirebilir. Rekabet hukukunun daha geniş bir toplumsal rol üstlenmesi, çalışan haklarını, küçük işletmeleri ve ekonomik eşitliği korumaya yardımcı olabilir. Ancak, bu genişlemenin, belirsizliğe yol açmadan ve rekabet otoritelerinin günlük siyasete alet olmasına izin vermeden yapılması çok önemlidir.</p>



<p>Örneğin, büyük teknoloji şirketlerinin davranışsal veya yapısal tedbirlerle düzenlenmesi, daha küçük rakiplerin piyasaya girmesini kolaylaştırırken tüketicilere daha fazla seçenek sunabilir. Ancak, bu tür müdahalelerin dikkatli bir şekilde yapılması ve olası olumsuz sonuçların da göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Aksi halde belirsiz, siyasi motivasyonlu ve iktisadi analizlerden kopuk bir yaklaşım ile karşı karşıya kalabiliriz.</p>



<p>Eğer rekabet hukukuna daha geniş bir toplumsal rol yüklenerek başarı elde edilecekse, bu ancak rekabet otoritelerinin bağımsızlığını, uzmanlığını ve hesap verebilirliğini koruyarak mümkün olabilecektir.&nbsp; Aksi halde, rekabet hukuku uygulamalarında objektif (iktisadi veya hukuki uzmanlığa, kanıt standardına dayanan) analizlerden kaçınarak siyasi çıkarların yönlendirdiği bir anlayış ve uygulama ortaya çıkacaktır. Dileseniz bu tehlikeye daha yakından bakalım.</p>



<h2>‘Kötü’ popülist antitröst</h2>



<p>Rekabet hukuku uygulamalarında popülizmin ölçüsü kaçırıldığında aşağıdaki gibi eğilimler ortaya çıkabilir:</p>



<ul>
<li><em>Objektif analizlerden kaçınma</em>: Rekabet hukuku uygulamalarında popülizmle karşımıza çıkacak temel sorunlardan biri, objektif analizlerden kaçınılarak politik çıkarlara odaklanılmasıdır. Daha somut olarak belirtmek gerekirse, iktisadi analiz ve hukuki prensipler yerine siyasi söylemlere ve kamuoyunun genel algısına dayanarak rekabet hukuku uygulamalarının şekillenmesidir. Örneğin, ABD ve AB’deki söylemlerde olduğu gibi büyük teknoloji şirketlerinin sadece “büyük” oldukları için kötü olduğu ve parçalanmaları gerektiği yönündeki argümanlar, bu anlayışın bir yansımasıdır. Bu tür yaklaşımlar, piyasa gerçeklerini ve ekonomik analizleri göz ardı ederek, daha çok duygusal ve ideolojik temellere dayanır<a id="_ftnref9" href="#_ftn9">[9]</a>.</li>



<li><em>Uzmanlara/uzmanlığa şüpheyle yaklaşma</em>: Popülizmin dozunun kaçırılması, uzman görüşlerine ve bağımsız düzenleyici kurumlara şüpheyle yaklaşılması sonucunu doğurabilir. Otoritelerin kararlarında, seçilmiş siyasi liderlerin belirlediği politikalarla uyumlu olacak şekilde uzmanların etkilerinin sınırlandırılması yönünde bir eğilim ortaya çıkabilir. Bu durum, Wright’ın belirttiği gibi, siyasi süreçlerin rekabet hukuku kararlarına daha fazla etki etmesine yol açabilir<a id="_ftnref10" href="#_ftn10">[10]</a>. Böylelikle, rekabet hukuku uygulamalarının siyasallaşmasına ve uzmanlık gerektiren konularda bilimsellikten uzaklaşmasına yol açabilir.</li>



<li><em>Toplumun çıkarlarını koruma motivasyonun iktisadi etkinliğin önüne geçmesi</em>: Popülist antitröst, genellikle toplumun geniş kesimlerinin (çalışanlar, küçük işletmeler, çiftçiler vb.) çıkarlarını koruma motivasyonuyla ortaya çıkar. Bu nedenle, temel tüketim ürünleri kartellerinin olağanüstü bir şekilde cezalandırılması, işgücü piyasasında çalışanlar lehine yeni yaklaşımlar benimsenmesi ve büyük teknoloji şirketlerine karşı sert bir tutum takınılması söz konusu olabilir<a id="_ftnref11" href="#_ftn11">[11]</a>. Bu tür uygulamalar, rekabet hukukunun ekonomik etkinliği artırma amacından uzaklaşarak, daha çok toplumsal ve siyasi hedeflere hizmet etmesine neden olur.</li>



<li><em>Otoritelerin bağımsızlığın zayıflaması ve düzenlemelerin siyasi çıkarlar doğrultusunda şekillenmesi</em>: Popülizm, rekabet hukuku uygulamalarına kurumsal düzeyde de yansıyabilir. Örneğin, popülist hükümetler, Bernatt’ın ileri sürdüğü gibi, rekabet otoritelerinin bağımsızlığını zayıflatarak veya rekabet hukuku kurallarını kendi siyasi çıkarlarına uygun şekilde değiştirerek piyasa dinamiklerini etkileyebilirler<a id="_ftnref12" href="#_ftn12">[12]</a>. Bu durum, rekabetin azalmasına, tüketici refahının düşmesine ve ekonomik eşitsizliklerin daha da derinleşmesine zemin hazırlar.</li>
</ul>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/rekabet-hukuku-uygulamalarinda-populizm-iyi-mi-kotu-mu-2.png" alt="" /></figure>



<h2>Türkiye’ye bakalım …</h2>



<p>İktisadi ve siyasi popülizmin birbirini besleyen ve destekleyen iki olgu olduğundan yazının başında bahsetmiştik. Ekonomik sıkıntılar, siyasi popülizmin yükselişine zemin hazırlarken, siyasi popülizm de iktisadi popülizmi tetikleyebilir<a id="_ftnref13" href="#_ftn13">[13]</a>. Örneğin, ekonomik krizler ve gelir eşitsizliğindeki artış, halkın mevcut siyasi ve iktisadi sisteme olan güvenini sarsarak popülist hareketlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Aynı şekilde, siyasi popülistler, iktidara geldiklerinde ekonomi politikaları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmak ister ve bu da ekonomik popülizmin güçlenmesine yol açabilir.</p>



<p>Türkiye’nin 2018’de başlayan ve gittikçe derinleşen bir ekonomik kriz içerisinde olduğu artık herkesin malumu. Bu durumun siyasi sonuçları da ortaya çıkıyor ve popülist politikalara yer açılıyor. Bu kısa yazıda, rekabet hukuku uygulamalarının bu durumdan etkilenip etkilenmediğine dair sistematik kanıtlar sunmak zor olsa da tek tek gözlemlerden bahsetmek mümkün.</p>



<p>Örneğin enflasyonun – özelikle de gıda enflasyonun – ivme kazandığı bir dönemde zincir marketlere açılan soruşturmanın Rekabet Kurumu tarihinde ilklere sahne olması bir tesadüf mü? Hatırlatırsak, bahsi geçen soruşturmanın sözlü savunması 17 saat sürmüş, normalde iki hafta sonra çıkması beklenen kısa karar da aynı gün çıkmış<a id="_ftnref14" href="#_ftn14">[14]</a>, gerekçeli karar kamuoyu için hazırlanan bir animasyon videonun<a id="_ftnref15" href="#_ftn15">[15]</a>ardından yayınlanmıştı.</p>



<p>Benzer şekilde, tüketici enflasyonun hız kazandığı son dönemde art arda yeniden satış fiyatının tespitine yönelik soruşturmaların açılması, küçük işletme olarak nitelendirilebilecek yeniden satıcıların internet satışlarının kısıtlanmasına karşı sert bir tutum benimsenmesi, daha önce rekabet hukukuna pek de konu olmayan işgücü pazarların Rekabet Kurumunun odağında olması, diğer örnekler olarak sayılabilir. Ayrıca, Kurumun bu uygulamalarını bir iletişim stratejisi ile medya ile paylaşması da daha önceki yıllarda eşine pek de rastlanmayan bir gözlem olarak not edilebilir.</p>



<p>Pek tabi ki Rekabet Kurumunun bu uygulamaları, piyasalardaki rekabeti artırıp ve tüketici refahını iyileştirebilir. Kurumun fiilen daha geniş bir toplumsal rol üstlenmesi, çalışan haklarını ve küçük işletmeleri korumaya yardımcı olabilir. Bir başka değişle, rekabet hukuku uygulamalarının popülistleşmesi, toplumsal refahı attırabilir. Ancak, yukarda da belirttiğimiz gibi, bu tür eğilimler iktisadi ve hukuki nesnellikten uzaklaştığı ölçüde belirsizliğe ve keyfiyete yol açma potansiyeline sahiptir. Bu tehlikeyi sınırlamak ise Kurumun bağımsızlığını, uzmanlığını ve hesap verebilirliğini koruyarak ve en önemlisi yargısal denetimin etkinliğini artırarak mümkün olabilecektir.</p>



<h2>Popülist antitröst Türkiye bağlamında yeni bir akademik araştırma konusu</h2>



<p>Yaptığımız değerlendirmeler, popülist antitröstün Türkiye’deki yansımalarının ilgi çekici bir araştırma konusu olduğunu ortaya koyuyor. Bu konudaki tarafsız incelemelerin, tekil olaylara odaklanmak yerine, hem kavramsal düzeyde (örneğin kararlar) hem de siyasi söylemler üzerinden yapılacak kapsamlı analizlerle daha sağlıklı sonuçlar vereceğine inanıyoruz. Bu tür çalışmaların Türk rekabet hukukunun gelişimine önemli katkılar sunacağını umuyoruz. Biz de bu alana akademik katkı sunacak bir dizi çalışma başlatıyoruz. Diğer araştırmacı ve uygulamacıların görüşlerini duymak için de sabırsızlanıyoruz.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1">[1]</a>&nbsp;Türk Dil Kurumu Sözlükleri,&nbsp;<a href="https://sozluk.gov.tr/?ara=pop%C3%BClizm">https://sozluk.gov.tr/?ara=pop%C3%BClizm</a>.</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2">[2]</a>&nbsp;Bkz. Jan-Werner Müller,&nbsp;<em>What Is Populism?</em>&nbsp;(Philadelphia: University of Pennsylvania Press, 2016); Maciej Bernatt,&nbsp;<em>Populism and Antitrust: The Illiberal Influence of Populist Government on the Competition Law System</em>, 1st ed. (Cambridge University Press, 2022), <a href="https://doi.org/10.1017/9781108609548" rel="nofollow">https://doi.org/10.1017/9781108609548</a>.</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3">[3]</a>&nbsp;Bkz. Aurelien Portuese, “Beyond Antitrust Populism: Towards Robust Antitrust,”&nbsp;<em>Economic Affairs</em>&nbsp;40, no. 2 (June 2020): 237–58, <a href="https://doi.org/10.1111/ecaf.12401" rel="nofollow">https://doi.org/10.1111/ecaf.12401</a>.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4">[4]</a>&nbsp;Nitelikli ama kısa makaleler için bkz. ProMarket sitesinde popülizm konulu güncel makaleler,&nbsp;<a href="https://www.promarket.org/tag/populism/">https://www.promarket.org/tag/populism/</a>.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5">[5]</a>&nbsp;Leon B Greenfield, Perry A Lange, and Nicole Callan, “Antitrust Populism and the Consumer Welfare Standard: What Are We Actually Debating?,”&nbsp;<em>Antitrust Law Journal</em>&nbsp;83, no. 2 (2020): 393–428.</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6">[6]</a>&nbsp;Bkz. Bernatt,&nbsp;<em>Populism and Antitrust</em>.</p>



<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7">[7]</a>&nbsp;Bkz. Emin Köksal ve Aslı Ak, “Yeni E-Ticaret Kanunundaki Neo Brandeisyen İzler,”&nbsp;<em>Uygulamalı Rekabet Hukuku Seminerleri 2023</em>, ed. Kerem Cem Sanlı, Dilan Alma, and Deniz Tanlı (On İki Levha, 2024), 381–410.</p>



<p><a id="_ftn8" href="#_ftnref8">[8]</a>&nbsp;Bkz. Carl Shapiro, “Antitrust in a Time of Populism,”&nbsp;<em>International Journal of Industrial Organization</em>&nbsp;61 (November 2018): 714–48, <a href="https://doi.org/10.1016/j.ijindorg.2018.01.001" rel="nofollow">https://doi.org/10.1016/j.ijindorg.2018.01.001</a>.</p>



<p><a id="_ftn9" href="#_ftnref9">[9]</a>&nbsp;Bkz. Wright, Joshua D. and Portuese, Aurrelien, “Antitrust Populism: Towards a Taxonomy,”&nbsp;<em>Stanford Journal of Law</em>&nbsp;21, no. 1 (2020).</p>



<p><a id="_ftn10" href="#_ftnref10">[10]</a>&nbsp;Wright, Joshua D. and Portuese, Aurrelien.</p>



<p><a id="_ftn11" href="#_ftnref11">[11]</a>&nbsp;Bkz. Carl Shapiro, “Antitrust: What Went Wrong and How to Fix It,”&nbsp;<em>Antitrust</em>&nbsp;35, no. 3 (2021): 33–45.</p>



<p><a id="_ftn12" href="#_ftnref12">[12]</a>&nbsp;Bkz. Bernatt,&nbsp;<em>Populism and Antitrust</em>.</p>



<p><a id="_ftn13" href="#_ftnref13">[13]</a>&nbsp;Bkz. Bernatt.</p>



<p><a id="_ftn14" href="#_ftnref14">[14]</a>&nbsp;Bkz. Emin Köksal and Şahin Ardıyok, “Turkish Competition Authority’s First Hub-and-Spoke Cartel Decision,”&nbsp;<em>Journal of European Competition Law &amp; Practice</em>&nbsp;13, no. 8 (December 31, 2022): 566–70, <a href="https://doi.org/10.1093/jeclap/lpac045" rel="nofollow">https://doi.org/10.1093/jeclap/lpac045</a>.</p>



<p><a id="_ftn15" href="#_ftnref15">[15]</a>&nbsp;Rekabet Kurumu,&nbsp;<em>Topla-Dağıt (Hub-and-Spoke) Karteli nasıl oluşur?</em>,&nbsp;<a href="https://youtu.be/9U1cI-ciNOo?si=tuW008VJZdWARm6l">https://youtu.be/9U1cI-ciNOo?si=tuW008VJZdWARm6l</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Depremin Felakete Dönüşüp Dönüşmemesi bir Hukuk ve İktisat Sorunudur!</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/depremin-felakete-donusup-donusmemesi-bir-hukuk-ve-iktisat-s.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/depremin-felakete-donusup-donusmemesi-bir-hukuk-ve-iktisat-s.html</guid>
      <pubDate>Tue, 19 Mar 2024 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Law &amp; Economics</category>
      <description>6 Şubat Depreminin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. Bu kadar büyük bir felaketin yaralarını sarmak için kısa, bir daha bu boyutta bir felaketle karşılaşmamak adın</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em>Barış Yüksel ile birlikte @RekabetRegulasyon.com —</em></p>



<p>6 Şubat Depreminin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. Bu kadar büyük bir felaketin yaralarını sarmak için kısa, bir daha bu boyutta bir felaketle karşılaşmamak adına harekete geçmek için uzun bir süre. Herkesin üzerine düşeni yapması, böyle bir felaketin bir daha tekrarlanmaması için en akılcı yol. Bizler de birer hukukçu ve iktisatçı olarak, üstümüze düşeni biraz olsun yerine getirmek için bu yazıyı kaleme aldık.</p>



<p>Bu kısa yazıda, yapı inşa sürecine dair tedbirlerin uygulanması aşamasındaki dinamiği ve olası sorunları hukuk ve iktisat (<em>law and economics</em>) perspektifinden, basit bir teorik çerçeve ortaya koyarak incelemeye çalıştık. Bunu yaparken öncelikle sorumluluk ve tedbir tasarımını haksız fiil kapsamında inceledik. Ardından, tedbirlerin uygulanmasındaki zorluğu, bilgi asimetrisi kapsamında inceleyip çözüm önerileri sunmaya çalıştık.</p>



<p><strong><em>Depremde ortaya çıkan zararlar için hukuki çerçeve</em></strong></p>



<p>Deprem ve benzeri afetler sebebiyle ortaya çıkan zararların minimize edilmesi için özel hukuk (haksız fiil) ve kamu hukuku (idare hukuku<a id="_ftnref1" href="#_ftn1">[1]</a>) aynı amaca hizmet eden tamamlayıcı nitelikte araçlar olarak görülmeli ve buna göre bir sorumluluk sistemi tasarlanmalıdır. Zira, zarar minimizasyonu için yapıyı inşa ederken gösterilmesi gereken özen ve alınması gereken tedbir düzeyinin doğru belirlenmesi şarttır ve tüm yasal çerçevenin bu amaca hizmet edecek şekilde kurgulanması gerekir.</p>



<p>Her ne kadar Türk hukukunda haksız fiil hukukunun temel amacının, ‘zarar görenin zararının telafisi’ olduğu kabul edilse de iktisadi açıdan bakıldığında haksız fiil hukukunun temel işlevi, ‘iktisadi etkinliğin sağlanması’ olarak tanımlanmaktadır. Bu kapsamda, hukuk ve iktisat disiplini açısından haksız fiil hukukunun temel işlevinin kasıt olmadan oluşan zararların toplumsal maliyetini asgari düzeye indirmek olduğunu belirtmek gerekir. Bu hususun daha iyi incelenebilmesi için, haksız fiillerin sebep olduğu toplumsal maliyetlerin neler olabileceği konusunda şu şekilde bir ayrım yapmak faydalı olacaktır:</p>



<p>(1) Oluşan zararların doğrudan maliyeti,</p>



<p>(2) Zarar oluşmasını engellemek veya oluşacak zararı asgariye indirmek için gösterilen özenin ve alınan önleyici tedbirlerin maliyeti,</p>



<p>(3) Oluşan zararın telafi edilmesi için tarafların ve toplumun katlandığı maliyetler (yapı denetimi, zarar tespiti, yargılama maliyetleri vb. idari maliyetler)&nbsp;<a id="_ftnref2" href="#_ftn2">[2]</a>.</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/depremin-felakete-donusup-donusmemesi-bir-hukuk-ve-iktisat-s-1.png" alt="" /></figure>



<p>Bu teorik ayrımın yapılmasının temel sebebi, deprem gibi afetler sonucunda oluşabilecek zararların ve bunların doğurabileceği maliyetlerin tespit edilerek asgari düzeye indirilebilmesi için haksız fiil hukuku kapsamında kimin/kimlerin hukuken sorumlu tutulması gerektiğinin en etkin şekilde tespit edilebilmesini sağlamaktır. Bu noktada haksız fiil sorumluluğu bakımından, ‘kusura dayanan sorumluluk’ ve ‘kusursuz sorumluluk’ halleri önem kazanmaktadır.</p>



<p>Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) md. 49’da düzenlenen kusura dayanan haksız fiil sorumluluğun söz konusu olabilmesi, yani kişinin kusurundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için, kendisinden beklenen özenli davranışı sergilememiş olması gerekir. Eğer kişi özenli davranmışsa, kendi fiili zarara sebep olsa bile sorumluluk doğmayacak ve zarara, zarar gören kişi katlanacaktır.</p>



<p>Kusursuz sorumluluk hallerinde ise kişinin özenli davranıp davranmadığı (örneğin zararı azaltmak için tüm tedbirleri alıp almadığı vb.) önem teşkil etmez. Zarara sebep olmanın bizzat kendisi, sorumluluk doğması için yeterli unsurdur. Türk hukukunda kural olarak kusurlu sorumluluk kabul edilmişse de TBK’da, özel kanunlarda ve bazı Yargıtay kararlarında kusursuz sorumluluğun kabul edilmiş olduğu hükümler mevcuttur. Öğretide kusursuz sorumluluk hallerinin “tehlike esası” ve “hakimiyet (kontrol) ve yararlanma esası” olmak üzere iki temel esasa dayandığı belirtilmektedir. Bu hallerde kişi, gerekli tedbirleri aldığını ve gerekli özeni gösterdiğini ispat etse dahi sorumluluktan kurtulamaz.</p>



<p><strong><em>Yapı inşasında sorumluluk türü ve dağılımı</em></strong></p>



<p>Yapıların inşasına ve deprem gibi afetler sonucunda oluşabilecek zararlardan yüklenicilerin kusursuz sorumlu tutulmasının etkin bir sonuç doğurmayacağını söyleyebiliriz. Bu durum yapı inşa etmenin anormal düzeyde tehlikeli bir aktivite olmamasından kaynaklanmaktadır. Aynı zamanda tedbir alınmasından bağımsız olarak, yüklenicilerin oluşacak zararlardan sorumlu tutulması yüklenici olmanın maliyetinin arttırdığı için daha az sayıda yükleniciye ve bu alanda çok yüksek maliyetlerin ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Bu da yapı inşa etmenin toplumsal maliyetini arttıracaktır. Bu anlamda yapı inşası için kusursuz sorumluluk gibi bir tasarımın toplumsal olarak etkin bir sorumluluk türü olmadığı açıktır.</p>



<p>Oysa, yapı inşası için kusurlu sorumluluk uygulaması – kusursuz sorumluluk ile karşılaştırıldığında – toplumsal olarak daha az maliyetli bir sorumluluk türüdür.&nbsp; Bu tasarımda yükleniciler, almaları gerek tedbir ve göstermeleri gereken özen konusunda sorumlu tutulmaktadır.</p>



<p><strong><em>Yapı inşasında tedbir düzeyi ve denetimin zamanlaması</em></strong></p>



<p>Peki, kusurlu sorumluluk tasarımında alınması gereken tedbirlerin alınıp alınmadığına dair tespit ve denetim ne zaman yapılmalı, yüklenici bu tedbirlerin yeterli düzeyde olup olmadığından ne zaman sorumlu tutulmalıdır? Daha somut bir ifadeyle, deprem olduktan sonra mahkemeler kanalıyla ardıl (<em>ex-post</em>) bir şekilde, gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığına ilişkin tespitlerin yapılması yeterli midir? Yoksa, öncül (<em>ex-ante</em>) düzenlemeler yoluyla, zarar oluşmadan yüklenicilerin bu tedbirlerin alması sağlanacak ve almadıkları durumda sorumlu tutulacakları bir tasarım mı daha uygundur? Önemle vurgulamak gerekir ki, haksız fiil hukuku ancak ardıl müdahale aracı teşkil edebilecek, öncül müdahale için ise etkin bir idare hukuku uygulamasına ihtiyaç duyulacaktır (regülasyon, denetim ve yaptırım).</p>



<p>Burada, konuya iktisadi etkinlik perspektifinden baktığımızda, deprem gibi geniş bir kitleyi etkileyecek zararların oluşması durumunda yalnızca mahkemeler kanalıyla ardıl bir şekilde, gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığına ilişkin tespitlerin yapılmasının oluşturacağı maliyetin devasa olacağı ve bundan beklenen faydaların elde edilemeyeceği açıktır. Oysa, etkin öncül regülasyonların hayata geçirilmesi halinde, ardıl sorumluluk uygulamasının ortaya çıkaracağı devasa maliyet ve iş yükü ciddi derecede azalabilecektir. İki sistemin tamamlayıcı biçimde kurgulanması halinde toplumsal açıdan daha az maliyetli ve etkin bir çözüm ortaya çıkacaktır. Halihazırda, Türkiye dahil birçok ülkede düzenlemelerin bu tasarıma uygun şekillendiği görülmektedir.</p>



<p>Tedbir düzeyinin – konumuz itibariyle yüklenicinin yapıyı inşa ederken alması gereken tedbir ve göstermesi gereken özenin – ne olması gerektiği bir mühendislik problemi gibi görünse de toplumsal maliyetleri dikkate alan bir tedbir düzeyin belirlenmesi gerekir. Daha ayrıntılı bakarsak, kullanılacak malzemenin standardı ve yapılacak uygulamanın şekli başlı başına bir mühendislik problemi olmakla birlikte, yapı faaliyetlerinin sürdürülebilmesi için bir yandan sağlamlık/dayanıklılık sağlanırken diğer yandan da bunun iktisadi açıdan uygulanabilir (<em>feasible</em>), yani karlı olması gerekecektir.&nbsp;</p>



<p>Yapının daha sağlam ve depreme daha dayanıklı olması, bu kapsamdaki standartların daha yüksek belirlenmesini gerektirirken, diğer yandan gerekli olandan daha yüksek malzeme ve uygulama standartları ekonomik maliyetlerin artmasına sebep olacaktır. Bu da iki türlü bir etki yaratacaktır. Öncelikle, bu alandaki maliyetlerin artması yüklenicilerin karını azalttığı için daha az yapı arzı söz konusu olacaktır. Diğer taraftan ise bu standartlara dair, öncül denetimlerden kaçınmaya dair motivasyonu arttırıcı bir etki yaratacaktır. Özelikle bu ikinci etkinin ağır basması durumunda, tedbir düzeyinin sağlanıp sağlanmamasından da öte, denetim ile ilgili ciddi sorunlar ortaya çıkacaktır.</p>



<p>Türkiye’de yukarıda sunduğumuz teorik çerçeve etrafında şekillenmiş bir sorumluluk tasarımının ve deprem kuşağında yer alan bir ülke için uygun malzeme ve uygulama standartlarının seçildiğini biliyoruz. Peki, uygun bir sorumluluk tasarımı ve olması gerektiği gibi bir tedbir düzeyi belirlenmişse biz bunu neden uygulayamıyoruz? Biz bu sorunun yapı inşasına ve ortaya çıkan ürüne (binaya) dair asimetrik bilgi sorunlarından kaynaklandığını düşünüyoruz. Takip eden bölümde bu konuya değineceğiz.</p>



<p><strong><em>Yapı inşasındaki bilgi asimetrisi sorunu ve uygulamadaki aksaklıklar</em></strong></p>



<p>Yapı inşası hem süreç hem de ortaya çıkan ürün açısından asimetrik bilgi sorunun olduğu bir özelliğe sahiptir. Daha somut bir ifadeye, binanın depreme dayanıklı bir niteliğe sahip olup olmadığı ve yüklenicinin uygun malzeme kullanıp inşa aşamasını uygun filleri sergileyip sergilemediğine dair belirsizlikler söz konusudur.</p>



<p>Asimetrik bilgi sorunu ürünün nitelikleri ya da ürüne dair fiiller konusunda, taraflar arasındaki bilgi farlılığından kaynaklanmaktadır. Örneğin, ikinci el bir araç satın alma işlemi tipik bir bilgi asimetrisi problemini de içinde barındırır. Araç her ne kadar çok yeni ve parlak görünse de saklı niteliklere sahip olabilir. Aracın gerçekten göründüğü gibi mi yoksa bir müddet kullandıktan sonra görülebilecek kusurları olup olmaması bu saklı niteliklere dair bilgi asimetrisine işaret eder. Bu süreç, ters seçim (<em>adverse selection</em>) olarak ifade edilen bir sürecin yaşanmasına sebep olur. Örneğin, gerçekten iyi niteliklere sahip otomobillerin ikinci el pazarda fakat kötü niteliklere sahip araçlar ile benzer fiyatlara satılacağı düşüncesi, bu iyi kullanılmış araçların aleyhine bir seçim sürecine sebep olur. Bu belirsizlik sebebiyle de çoğu zaman fiyatlamanın ve alışverişlerin etkin bir düzeyde yapılması mümkün olmaz<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a>, örneğin iyi nitelikte kullanılmış araç arzı azalır.</p>



<p>Asimetrik bilgi sadece saklı niteliklerden değil, saklı fiiller sebebiyle de ortaya çıkabilir. Sigorta satın alan bireylerin sigorta kapsamında yer alan hasarları önlemek için yeterince çaba sarf etmemesi bu durumun en tipik örneğidir. Bu tür durumlarda sigorta şirketi, sigorta ettirenin yeterince çaba sarf edip etmediğini gözlemleyemediğinden ortaya çıkan hasarı karşılamak durumundadır. Etik açıdan da problemli olan bu tür eylemlerin yol açtığı sorunlara bu sebeple ahlaki riziko (<em>moral hazard</em>) denilmektedir<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a>.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Binalar, asimetrik bilgi açısından hem saklı fiillere hem de bu filler sonucu oluşan saklı niteliklere konu olması dolayısıyla daha karmaşık bir duruma işaret etmektedir. Daha somut bir ifadeyle, yüklenicinin uygun malzeme kullanması ve doğru uygulamayı yapması, binanın niteliklerini de belirlemektedir. Birbirlerine bağlı bu asimetrik bilgi sorunlarının çözümüne dair öneriler için ilgili literatüre bakarak fikir yürütmek mantıklı olacaktır.</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/depremin-felakete-donusup-donusmemesi-bir-hukuk-ve-iktisat-s-2.png" alt="" /></figure>



<p><strong><em>Bilgi asimetrisi sorununa ve uygulamadaki aksaklıklara olası çözümler</em></strong></p>



<p>İlgili literatürde saklı niteliklere dair asimetrik bilgi probleminin çözümüne ilişkin temel uygulamalar sinyal mekanizması olarak sunulmuştur<a id="_ftnref5" href="#_ftn5"><sup>[5]</sup></a>. Sinyal mekanizması taraflardan daha çok bilgi sahibi olanın saklı nitelikler konusunda bilgi verici çabalarını kapsarken, izleme ise taraflarda daha az bilgi sahibi olanın bazı aksiyonlar ile saklı nitelikleri ortaya çıkarması çabası olarak açıklanabilir. Sinyal mekanizması için tipik örnek, işe girişte adayların nitelikleri konusunda sahip oldukları diploma, sertifika, vb. araçları işverene nitelikleri konusunda sinyal olarak kullanmasıdır.</p>



<p>Binaların depreme dayanıklılık konusunda saklı niteliklerinin ortaya çıkarılması alıcılar açısından asimetrik bilgi sorununu ortadan kaldırarak, onların güvenli binalar/konutlara sahip olmasını sağlayabilir. Örneğin, binaların sağlamlığına veya depreme dayanaklılığına dair sertifikalandırma bir sinyal mekanizması olarak bu amaca uygun olabilir. Bu türden bir mekanizma, alıcıları depreme dayanıklı binalar ile buluşturmanın ötesinde, yüklenicilerin bu sertifikalara uygun yapılar inşa etme konusunda da motive edecektir. Daha somut bir ifade ile böyle bir sinyal/sertifika mekanizması yüklenicilerinde uygun malzemeler kullanmaya ve doğru uygulamaları yapmaya yöneltecektir. Şu an Türkiye’de binaların enerji verimliliği sertifikalarına göre konut kredileri faizlendiriliyor. Benzer bir mekanizma DASK ve yine konut kredisi mekanizması açısında zorunlu kılınabilir. Böylelikle sertifikalandırmada hayata geçirilebilir.</p>



<p>Yüklenicilerin yapım aşamasında uygun malzeme kullanımı doğru uygulamayı yapıp yapmamasının daha önce saklı fiillere ilişkin bir asimetrik bilgi sorunu olduğunu söylemiştik. Buna dair literatürde yerleşmiş bir çözüm önerisi olmasa da özellikle sağlık sektöründe, katkı payı ödemesinin (<em>co-payment</em>) ardıl saklı fiiller dolayısıyla ortaya çıkan ahlaki riziko sorununun çözümüne yardımcı olduğunu biliyoruz<a id="_ftnref6" href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a>. Sağlık sigortası sahipleri teminat kapsamı içerisindeki imkanlarının aşırı kullanılmasını önlemek için katkı payı ödemesi yoluyla – örneğin ayakta tedavi için %20 katkı payı ödemlerini sağlayarak – oluşabilecek ahlaki rizikoyu sınırlamaya çalışılmaktadır.</p>



<p>Benzer bir yöntemin yüklenicilerin uygun malzeme ve doğru uygulama konusundaki saklı fiillerini yönlendirmekte kullanılabileceğinden bahsedebiliriz. Fakat, yukardaki örnekten farklı olarak çözümün, öncül fiilleri sınırlamak amacıyla kullanılabilmesi için başka bir tasarımdan söz edilmelidir. Bu da yüklenicilerin maliyetine öncesinde katlanabileceği ya da bunu taahhüt edeceği bir çözümü gerektirmektedir. Bu konuda aklımıza gelen bir öneri, yükleniciler için bir depozito fonu kurgulamak olabilir. Örneğin yükleniciler girişecekleri faaliyetin ölçeğine göre bu fona depozito taahhüt edip (teminat mektubu gibi) ya da ödeyip, inşa aşamasında yapılan denetim sürecine uyuma göre bu fonun kısıtlanması ya da serbest bırakılması mümkün olabilir.</p>



<p><strong><em>Özetle</em></strong></p>



<p>Her ne kadar deprem bir doğa olayı olsa da doğacak zararların boyutunun neredeyse tamamen binaların inşası sürecine dahil olan paydaşların davranışlarına bağlı olduğu bir gerçektir. Nitekim aynı şiddette bir depremin, bazı ülkelerde hiçbir kayıp verilmeksizin atlatılırken, diğer bazı ülkelerde hesaplanamayacak kadar büyük zararlara yol açmasının başka bir izahı yoktur. Dolayısıyla paydaşların davranışlarına yön veren hukuk kuralları, depremlerin toplumsal sonuçları üzerinde doğrudan etkilidir. Bu sebeple, bina inşa süreçlerine dahil olan paydaşların davranışlarını şekillendirmeye yönelik kurallar belirlenirken bir yandan zararın azaltılması, diğer yandan da bunun iktisadi açıdan uygulanabilir olması gerekmektedir. Bu nedenle, depremin bir felakete dönüşüp dönüşmemesi bir hukuk ve iktisat sorunudur.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1">[1]</a>&nbsp;Yazımızda ceza hukuku boyutu bilinçli olarak kapsam dışında bırakılmaktadır. Ceza hukukunun amacının da etkinliği sağlamak olduğu kabul edilecek olursa, haksız fiile benzer değerlendirmeler bu alanda da geçerli olabilir. Öte yandan ceza hukukunun “cezalandırma ve kamu vicdanını tatmin etme” gibi amaçları olduğu kabul edilirse, yazımızda esas ele aldığımız zarar minimizasyonu bakımından ancak dolaylı etkiler doğurabilecektir.</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2">[2]</a>&nbsp;Bkz. Cooter, R., &amp; Ulen, T. S. (2012).&nbsp;<em>Law and Economics</em>, Addison-Wesley, 6 baskı. 6-7 bölümler. Açık erişim,&nbsp;<a href="https://lawcat.berkeley.edu/record/1127400/files/CompleteText.pdf?ln=en">https://lawcat.berkeley.edu/record/1127400/files/CompleteText.pdf?ln=en</a>.</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3">[3]</a>&nbsp;Bkz. Akerlof, G. A. (1970). The Market for “Lemons”: Quality Uncertainty and the Market Mechanism.&nbsp;<em>The Quarterly Journal of Economics</em>,&nbsp;<em>84</em>(3), 488-500.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4">[4]</a>&nbsp;Bkz. Holmström, B. (1979). Moral Hazard and Observability.&nbsp;<em>The Bell Journal of Economics</em>,&nbsp;<em>10</em>(1), 74-91.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5">[5]</a>&nbsp;Bkz. Spence, M. (2002). Signaling in Retrospect and the Informational Structure of Markets.&nbsp;<em>American Economic Review</em>,&nbsp;<em>92</em>(3), 434-459.</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6">[6]</a>&nbsp;Bkz. Arrow, K. J. (1963). Uncertainty and the Welfare Economics of Medical Care.&nbsp;<em>American Economic Review</em>,&nbsp;<em>53</em>, 941-973.</p>



<p>Ayrıca Bkz. Pauly, M. V. (1968). The Economics of Moral Hazard: Comment.&nbsp;<em>The American Economic Review</em>,&nbsp;<em>58</em>(3), 531-537.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Law And Economics Of Turkish Rent Controls – A Quick Experiment On Unintended Consequences</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/law-and-economics-of-turkish-rent-controls-an-experiment-on.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/law-and-economics-of-turkish-rent-controls-an-experiment-on.html</guid>
      <pubDate>Thu, 07 Mar 2024 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Law &amp; Economics</category>
      <description>Two years ago, Turkey introduced a 25 percent annual limit on housing rent hikes[1]. This popular regulation was introduced when inflation was increasing, the economy was not going wel</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>w/ Melih Uyer, published @Mondaq —  </p>



<p>Two years ago, Turkey introduced a 25 percent annual limit on housing rent hikes<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a>. This popular regulation was introduced when inflation was increasing, the economy was not going well, and real estate investments stagnated. Moreover, during the last two years, supply and demand shocks have occurred subsequently. Demand for housing has increased due to irregular immigrants, and an earthquake disaster destroyed thousands of residences. Thus, the regulation quickly becomes a problem rather than a solution. In this short article, first, we elaborate on the economics of rent controls. Then, we discuss the regulation in Turkey and some of its unintended consequences. Finally, we put our recommendations.</p>



<p><strong><em>Basic economics of rent control</em></strong></p>



<p>The goal of setting price limitations is often to protect consumers from high costs while also ensuring that necessary goods and services remain affordable. However, price controls can have various effects on market outcomes, and their impact in the short run would be different than in the long run. When the subject matter is rent control things can be worse, as one economist called rent control “The best way to destroy a city, other than bombing”<sup>&nbsp;<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a></sup>.</p>



<p>Under normal circumstances, in the short run, the supply of housing units is fixed, and the demand (number of people searching for housing) is stable. Therefore, when the government imposes a rent control regulation, due to the inelasticity of both the demand and supply side, the initial adverse effect remains limited. However, the long-run story is very different. Both supply and demand become responsive. Especially, landlords respond to low rents by not building new housing and directing their money to more fertile investments. Thus, the supply cannot meet the demand, and this results in a large shortage of housing in the long run.&nbsp;</p>



<p>As depicted above, the adverse effects of rent control are less apparent to the general population because these effects occur over many years. However, things have moved fast motion in Turkey.</p>



<p><strong><em>Rent control regulation in Turkey and its effects</em></strong></p>



<p>In 2022, when inflation increased rapidly (more than 60 percent), the parliament introduced a regulation that put a 25 percent annual limit on housing rent hikes. The regulation aimed to get the rental prices under control. Even though the lawmakers were aware of the difficulty of carrying out this objective according to economic factors during the inflationary time, they did not hesitate to enact a very protective legislation.&nbsp;</p>



<p>Before the regulation, the rent increase rate in Turkey was determined according to the twelve-month average of the consumer price index. When the regulation was enacted, the 25 percent increase began to serve as a binding price ceiling which provided immediate relief to existing tenants by protecting them from sudden and significant hikes in rental prices. Therefore, this can make housing affordable for existing tenants. The regulation, which initially entered into force for one year, was extended for another year in 2023. However, the legal disputes have increased significantly with the extension of the regulation.&nbsp;</p>



<p>The reason for this is the conflict of interest between the landlords and the tenants. Due to the regulation, landlords resort to the option of evicting existing tenants as soon as they cannot realize a rent hike at the rate of inflation. Despite the mandatory nature of the regulation, many landlords calculate the hike in the rental price by taking well above 25 percent. For these reasons, &#8220;eviction&#8221; and &#8220;rent determination&#8221; cases have increased significantly in the courts. In response to this explosion in the number of disputes, mandatory mediation has been introduced in rental disputes as of September 2023<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a>. As a result, the regulation has caused a serious burden on the courts in terms of its consequences and has adversely affected the tenant-landlord relationship within the society.</p>





<p>However, there are at least two additional factors that should be considered for the Turkish case that made things worse and moved the adverse effects fast motion. First, due to the political instability in the region (Syria, Iraq, Afghanistan), Turkey has attracted millions of irregular refugees who have increased the housing demand significantly. Second, on February 6<sup>th,</sup>&nbsp;2023, the eastern part of Turkey experienced a destructive earthquake that affected ten cities. Besides thousands of lives lost, the earthquake increased the demand for housing in other cities and decreased the supply of rental housing stock. Those two shocks have brought forward adverse effects.&nbsp;</p>



<p><strong><em>Is the regulation a solution?</em></strong></p>



<p>Limiting the rate of rent hikes has not brought a solution as seen fast motion in the Turkish case. In contrast, the regulation has increased the social and economic burden of the problem. However, when rent control is eliminated and the housing market is left to the forces of competition, there is hope to find a solution. In other words, the solution can be achieved by market forces: supply and demand. If the government wants to direct the market forces, it can only be achieved by designing the right incentive schemes rather than directly regulating rents.</p>



<p>On the demand side, directing the demand with comprehensive macro-level policies could be effective. For instance, a policy that aims to deal with the purchase of a house in a way that directly meets the need for shelter rather than being an investment tool should be effective. Thus, the funds could be used effectively and demand for rental houses would decrease.&nbsp;</p>



<p>On the supply side, the amount of rental housing should be increased by arranging a tax policy to incentivize the landlords to increase the supply of rental housing. In that sense, implementing even higher tax rates for properties that are vacant or not fully utilized could be effective. This encourages property owners to put their properties into productive use, such as making them available for rent.&nbsp;&nbsp;As an example of the implementation of progressive tax rates with higher rates for vacant or underutilized properties, Canada introduced the Empty Homes Tax (EHT) for Vancouver in 2018. The EHT was introduced as a measure to address housing affordability and encourage the use of vacant or underutilized properties for rental purposes. The outcome of the policy is deemed positive. 52 percent of properties declared deemed or determined vacant in 2021 were converted to occupied in 2022<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a>.</p>



<p>As seen, policymakers should reach the desired goal by protecting the balances in the rental house market with carefully designed incentive mechanisms rather than directly controlling the price.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;Entered into force in the Official Gazette dated 11 June 2022 by being added as a provisional article to the Turkish Code of Obligations.</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;Mankiw, N., &amp; Taylor, M. (2014).&nbsp;<em>Economics</em>&nbsp;(3rd ed.). Cengage Learning EMEA, p.189.<em></em></p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;According to law on Amendments to the law of Bankruptcy and Enforcement and Some Other Laws published in the Official Gazette dated 05.04.2023.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4"><sup>[4]</sup></a>&nbsp;2022 Empty Homes Tax Annual Report. Accessed on 27.02.2023, <a href="https://vancouver.ca/files/cov/vancouver-2022-empty-homes-tax-annual-report.pdf" rel="nofollow">https://vancouver.ca/files/cov/vancouver-2022-empty-homes-tax-annual-report.pdf</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Unfair Price Assessment Board – Should be for emergency use only!</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/unfair-price-assessment-board-should-be-for-emergency-use-on.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/unfair-price-assessment-board-should-be-for-emergency-use-on.html</guid>
      <pubDate>Fri, 23 Feb 2024 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Law &amp; Economics</category>
      <description>During the COVID-19 pandemic, the Turkish government established the Unfair Price Assessment Board (“Board”). The Board’s primary aim is to investigate and fine unreasonable price increases and stockpiling practices that</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>During the COVID-19 pandemic, the Turkish government established the Unfair Price Assessment Board (“Board”). The Board&#8217;s primary aim is to investigate and fine unreasonable price increases and stockpiling practices that distort market conditions during emergencies<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a>. However, two years after the COVID-19 pandemic, the Board is still active and has fined hundreds of firms which are claimed to apply unfair prices. In this short article, first, we will elaborate on the recent activities of the Board and try to explain why such a tool is preferred by the government. Then, we discuss whether the Board is necessary while an active competition authority exists. Finally, we examine the unintended consequences of the Board’s activities on the market economy.</p>



<p><strong><em>Foundation of the Board and its recent decisions</em></strong></p>



<p>The Board was founded in the early days of the COVID-19 pandemic by the Regulation on Unfair Price Assessment Board (“Regulation”)<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;to deal with the supply and demand shocks in markets. The Regulation provides that the Board would operate in cases of emergency, disaster, or economic fluctuation. The application&#8217;s scope effectively covers all manufacturers, suppliers, and retail businesses. Accordingly, market players are required to refrain from increasing their prices excessively or unreasonably. They are also prohibited from activities that disrupt the free competition in the market and restrict the consumers&#8217; access to goods by limiting the output.</p>



<p>However, two years after the COVID-19 pandemic the Board has actively monitored the markets and fined hundreds of firms that were claimed to violate the Regulation. In 2023, the Board fined about 700 firms in various sectors, including automotive, greengrocery, FMCG, etc.<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a>. Moreover, the Minister of Trade has constantly warned the firms to avoid any unfair price increases that are not parallel to their cost increases, by emphasizing the stability of the exchange rate and the decline in inflation rate<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a>.</p>



<p>The Board’s decisions are not public, and the Regulation does not cite explicitly how an unfair price is defined. However, the general sense of perception implies that the Board evaluates any short-term price increase as unfair pricing unless it is not explained by a corresponding increase in production costs. Even such that a percentage price increase exceeds the percentage cost increase may be evaluated as unfair pricing. This indicates a hard tie between price and cost that limits the profit margin of the firms.</p>



<p><strong><em>The Board’s anti-inflationary role</em></strong></p>



<p>Although there is no emergency, the main reason why the Board is so active seems to be the chronic high inflation in the Turkish economy in recent years. During the pandemic, to stimulate the demand and investments the central banks almost all over the world cut the interest rates. Turkey followed the same pattern. However, after the pandemic, due to increasing inflationary pressures, the central banks have begun to increase the interest rates gradually. However, the Turkish government has followed an unorthodox policy by keeping the interest rates low and applying a loose monetary policy to sustain the demand growth in the economy.</p>



<p>As robustly put by the economic theory, inflation is a monetary phenomenon<a id="_ftnref5" href="#_ftn5"><sup>[5]</sup></a>. And, as one of the fundamental principles of economics suggests “<em>prices rise when the government prints too much money</em>”<a id="_ftnref6" href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a>. Therefore, after some time the inflation got out of control and the Turkish lira depreciated against the foreign currencies, which triggered another inflationary pressure. The response of the Turkish government was consolidating its unorthodox policy by suppressing the foreign exchange currency and blaming the market players as the scapegoat for increasing prices. From this perspective, the role of the Board may be seen as micromanagement of prices for disinflation.</p>



<p><strong><em>A complement or a substitute for competition policy</em></strong></p>



<p>In a modern market economy, if the price of a product is rising because of a conspiracy (<em>e.g.</em>&nbsp;price fixing) or an exploitative behavior (<em>e.g.</em>&nbsp;excessive pricing), this is an antitrust problem. And there are appropriate institutions, such as competition authorities, to deal with these issues. After an investigation, based on well-defined principles, a competition authority can fine the firms and even take some structural measures to overcome the problem. In such an examination, the competition authority rigorously investigates whether a firm or a group of firms increases the prices above competitive levels. Compared to competition authorities’ decisions, the Board’s decisions are quick but archaic responses to price increases. In case of emergencies, a quick response to price hikes may calm panic behaviors. However, it should be kept in mind that it would come with high error costs.&nbsp;</p>



<p>The Turkish Constitution dated 1982 founded the legal framework of the market economy based on the freedom of contract, the property rights, and the freedom of enterprise. At the same time, Article 167 of the Constitution obliges the government to prevent cartelization and monopolization in the economy. Therefore, the Antitrust Act was enacted in 1994 and the Turkish Competition Authority (“TCA”) was established in 1997 to ensure competition in the markets. Currently, with a quarter century of experience, the TCA is one of the most active authorities in the world. It has been aggressively investigating pricing behaviors –&nbsp;<em>e.g.</em>&nbsp;resale price maintenance, hub-and-spoke cartels, concerted practices, etc. – in various industries during and after the COVID-19 pandemic. if the price of a product is rising because of an antitrust problem, the TCA is the right address, and the antitrust act is the appropriate legal framework. Therefore, the use of the Regulation should be restricted to emergencies only. Thus, the Regulation is neither a substitute nor a complement to a competition policy. In contrast, any misusage would have untended consequences both in the short run and long run.</p>



<p><strong><em>Unintended consequences of misusage</em></strong></p>



<p>Price is a signal both for consumers and producers. When the price of a product increases, it informs the economic units that the product is in short supply. It rewards consumers who buy less and producers who produce more. In a modern market economy, these signals ensure the efficient use of resources<a id="_ftnref7" href="#_ftn7"><sup>[7]</sup></a>. Any suppression of price changes distorts these signals, and the economic units cannot adjust their demand and supply. This is the short-run effect. In the long run, distortion of price signals has more detrimental effects such as lack of investment, miss adjustment of technological change, decrease in the number of firms in the market, and lack of competition. All of those permanently create short supply, causing higher inflation and loss of welfare in the long run.</p>



<p>Above mentioned potential consequences have special importance for Turkey, as an emerging country. Distorting price signals or limiting profit margins may mislead the incentives in the economy leading to a lack of enough foreign investment, slow adjustment of technological change, and enormous social costs due to confining in the middle-income trap.&nbsp;</p>



<p>The centrally planned economy experience in the second half of the 20th century showed that pricing decisions should be left to the market participants unless there is a permanent market failure. The right price is not an issue of calculation but an outcome of competition. If the aim is disinflation, not the price of the products, but the price of the money itself should be influenced by appropriate macroeconomic policies.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;See, Köksal, E. and Canbeyli, A. (2021). “The Lesser Evil? Assessment Of the Turkish Unfair Pricing Assessment Board”. Available at&nbsp;<a href="https://www.mondaq.com/turkey/antitrust-eu-competition-/1043612/the-lesser-evil-assessment-of-the-turkish-unfair-pricing-assessment-board">https://www.mondaq.com/turkey/antitrust-eu-competition-/1043612/the-lesser-evil-assessment-of-the-turkish-unfair-pricing-assessment-board</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;Official Gazette dated 28 May 2020 and numbered 31138.</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;See, News on Republic of Türkiye Ministry of Trade Website.&nbsp;Available at&nbsp;<a href="https://ticaret.gov.tr/haberler/tarifeye-aykiri-ekmek-satisi-yapan-isletmelere-9-4-milyon-lira-ceza-kesildi">https://ticaret.gov.tr/haberler/tarifeye-aykiri-ekmek-satisi-yapan-isletmelere-9-4-milyon-lira-ceza-kesildi</a>, and&nbsp;<a href="https://ticaret.gov.tr/haberler/haksiz-fiyat-degerlendirme-kurulu-yilin-ilk-yarisinda-152-8-milyon-lira-ceza-kesti">https://ticaret.gov.tr/haberler/haksiz-fiyat-degerlendirme-kurulu-yilin-ilk-yarisinda-152-8-milyon-lira-ceza-kesti</a>.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4"><sup>[4]</sup></a>&nbsp;See, News on Republic of Türkiye Ministry of Trade Website.&nbsp;Available at&nbsp;<a href="https://ticaret.gov.tr/haberler/ticaret-bakani-omer-bolat-is-dunyasi-ile-istisare-toplantisinda">https://ticaret.gov.tr/haberler/ticaret-bakani-omer-bolat-is-dunyasi-ile-istisare-toplantisinda</a>.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5"><sup>[5]</sup></a>&nbsp;See,&nbsp;Salin,&nbsp;P. &#8220;Inflation, a monetary phenomenon.&#8221;&nbsp;<em>The International Monetary System and the Theory of Monetary Systems</em>. Edward Elgar Publishing, 2016. 112-119.</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6"><sup>[6]</sup></a>&nbsp;Mankiw, N. G.&nbsp;<em>Principles of&nbsp;</em><em>E</em><em>conomics</em>.&nbsp;3E.&nbsp;Cengage Learning, 2014. 11-12.</p>



<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7"><sup>[7]</sup></a>&nbsp;See, Tim Harford’s recent FT column in respose to a question “What if inflation was made illegal? Could we legislate that no prices could ever rise?”.&nbsp;Available at&nbsp;<a href="https://www.ft.com/content/d39468ca-fd56-43d0-ab41-43e64d83af10">https://www.ft.com/content/d39468ca-fd56-43d0-ab41-43e64d83af10</a>.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye Dijital Toplum Endeksi (TDTE)</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2.html</guid>
      <pubDate>Fri, 23 Feb 2024 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>20 yılı aşkın bir süredir internetle tanışıklığı olan Türkiye toplumunun dijitalleşmedeki ilerlemesini nasıl ölçebiliriz? İnternete bağlanma, internet kullanımı ve e-devlet gibi dijital kamu hizmetlerini</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em>@BounDijital.net</em></p>



<p><span lang="TR">20 yılı aşkın bir süredir internetle tanışıklığı olan Türkiye toplumunun dijitalleşmedeki ilerlemesini nasıl ölçebiliriz? İnternete bağlanma, internet kullanımı ve e-devlet gibi dijital kamu hizmetlerinin kullanımında nereden nereye geldik? Dijitalleşme performansında cinsiyet ve yaş grupları açısından farklılık var mı? Coğrafi bölgeler itibariyle dijitalleşme konusunda eşitsizlik söz konusu mu? Covid-19 salgını sürecinde dijitalleşme ne kadar arttı?</span></p>



<p><span lang="TR">Yukardaki sorulara cevaplar bulmak amacıyla Türkiye Dijital Toplum Endeksi’ni (TDTE) tasarladık. Geniş kapsamlı bir&nbsp;<a href="https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=4214587">çalışmanın</a>&nbsp;bir bölümünü oluşturan TDTE, bildiğimiz kadarıyla toplumun dijitalleşme performansını ölçen Türkiye’deki en kapsamlı gösterge niteliğinde. Farklı boyutlarıyla toplumdaki dijitalleşmenin seyrini görebildiğimiz bu endeks sayesinde, demografik ve bölgesel eşitsizlikleri de ortaya koyabiliyoruz. Dilerseniz konuya TDTE’nin neyi, nasıl ölçtüğü ile başlayalım.&nbsp;</span></p>



<h4><span lang="TR">TDTE neyi, nasıl ölçüyor?</span></h4>



<p><span lang="TR">TDTE’yi toplumdaki dijitalleşme oranını ölmeyi amaçlayan bir gösterge olarak tasarladık. Bu gösterge temel olarak, toplumun ne kadarının internete bağlandığı ve ne kadarının dijital faaliyetlerde bulunduğunun bileşkesinden oluşan bir oranı ifade ediyor. Şekil 1’de gösterildiği gibi, üç temel alanda 17 değişkenle, toplumun dijitalleşme performansını yüksek temsil düzeyi olan veriye dayalı bir analiz ile sunuyor.</span><i></i></p>



<figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2024/02/image.png?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2-1.png" alt="" /></a><figcaption><strong><em>Şekil 1</em></strong><em>: TDTE’nin temel alanları ve katkı oranları</em></figcaption></figure>



<p><span lang="TR">TDTE’nin temel veri kaynağını TÜİK’in&nbsp;<a href="https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Hanehalki-Bilisim-Teknolojileri-(BT)-Kullanim-Arastirmasi-2021-37437">Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması</a>&nbsp;(HBTKA) oluşturuyor.&nbsp;&nbsp;2004 yılından buyana her yıl (2006 yılı hariç) yapılan araştırmanın amacı, hanelerin ve bireylerin sahip olduğu bilgi iletişim teknolojileri ve bunların kullanımı hakkında bilgi edinmek. Her yıl Nisan ayında gerçekleştirilen araştırma, örneklem itibariyle Türkiye genelini temsil etmesinin yanında, 2011 yılından beri de bölgesel açıdan temsil yeteneğine sahip. Yıldan yıla değişiklik göstermekle birlikte, Türkiye genelinde her yıl on bini aşkın hane ve 30 bine yakın bireyle gerçekleştirilen araştırma, Türkiye’de temsil kabiliyeti en yüksek, kapsamı ve yapıldığı yıllar açısından da en geniş veri kaynağı niteliğinde.</span></p>



<h4><span lang="TR">2004 – 2021 arasında Türkiye’nin dijitalleşme performansı</span></h4>



<p><span lang="TR">Türkiye toplumunun 2004-2021 arasında dijitalleşme yolunda kat ettiği mesafeyi, Şekil 2’de TDTE’nin yıllar itibariyle seyrinden görebilirsiniz. Bu seyre daha yakından baktığımızda, kabaca üç dönemin varlığından bahsedebiliriz. 2004 yılından 2013 yılına kadar olan ilk on yıllık süreçte dijitalleşmedeki artışın, 2014 yılı itibariyle daha da hızlanarak 2019 yılına dek devam ettiğini görüyoruz. 2020 yılındaki duraklamanın ardından ise Covid-19 salgını sürecinde tekrar artışa geçtiğine şahit oluyoruz.&nbsp;</span><span lang="TR">Bu noktada, temel veri kaynağımız HBTKA’nın her yılın Mart ayına kadar olan verileri yansıttığını belirterek, salgının dijitalleşme üzerindeki etkisinin ancak 2021 yılındaki değerlere bakılarak anlaşılabileceğini hatırlatmak isteriz.</span><i></i></p>



<figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2024/02/tdte.jpg?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2-2.jpg" alt="" /></a><figcaption><a><strong><em>Şekil </em></strong></a><strong><em>2</em></strong><em>: Yılar itibariyle TDTE (2004-2021)</em></figcaption></figure>


<p><p align="center"><i><span lang="TR"></span></i></p></p>


<p><span lang="TR">TDTE’nin üç temel alanını oluşturan (1) internet bağlanma, (2) internet kullanımı ve (3) dijital kamu hizmetlerinin kullanımının endekse olan katkısı ise Şekil 3’te görülebilir. Her bir temel alanın endekse katkısının – 2020 yılında dijital kamu hizmetlerinin kullanımı hariç – yıllar itibariyle arttığını görebiliyoruz.</span></p>



<figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2024/02/image-1.png?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2-3.png" alt="" /></a><figcaption><strong><em>Şekil 3</em></strong><em>: Yıllar itibariyle temel alanların endekse katkısı</em></figcaption></figure>



<p><span lang="TR">Şekil 3’e yakından baktığımızda, 2019 ve 2020 yıllarında birbirlerine yakın olan endeks değerlerinin, 2021’de kayda değer şekilde arttığını görebiliyoruz. Her bir temel alandaki artışın, TDTE değerlerini de yukarı çektiğini, geçmiş yıllarda nadir görülen bir şekilde endeks değerinin 5 puandan fazla arttığını gözlemliyoruz. Bu durum, toplumun Covid19 salgını sürecinde (Mart 2020 – Mart 2021 arasında) yüksek bir dijitalleşme performansı sergilediğine işaret ediyor.&nbsp;</span></p>



<h4><b><span lang="TR">İnternet kullanımındaki değişim: e-ticaret, internet bankacılığı ve sosyal medya</span></b></h4>



<p><span lang="TR">TDTE’yi oluşturan üç temel alandan internet kullanımına dair endeks seviyelerini Şekil 4’te sunduk. İnternet üzerinden yapılan çeşitli faaliyetleri kategorileştirdiğimiz bu grafikte, her bir kategorinin yıllar içinde endekse katkısının artarak devam ettiğini görüyoruz.</span><i></i></p>



<figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2024/02/image-2.png?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2-4.png" alt="" /></a><figcaption><a><strong><em>Şekil </em></strong></a><strong><em>4</em></strong><em>: İnternet kullanımının gelişimi</em></figcaption></figure>


<p><p align="center"><i><span lang="TR"></span></i></p><span></span><span></span><span></span></p>


<p><span lang="TR">Daha ayrıntılı baktığımızdaysa, bireylerin e-ticaret faaliyetinin ılımlı fakat istikrarlı bir artış izlediğini görüyoruz. Her ne kadar Türkiye’deki perakende e-ticaret hacminin bu ılımlı artıştan daha hızlı büyüdüğü akla gelse de endeksteki değişkenin internet üzerinden yapılan alışverişin hacmine değil, alışveriş yapan bireylerin sayısındaki artışa bağlı olduğunu belirtelim.</span></p>



<p><span lang="TR">İnternet bankacılığı (e-banka) kullanımının da e-ticaret gibi istikralı bir şekilde artarak endekse katkı sağladığını görüyoruz. Gerek mobil uygulamalarla erişilebilirliğinin artması gerek internet bankacılığı yoluyla yapılabilen işlemlerin çeşitlenmesinin bu alana katkı sağladığını söylemek mümkün.</span></p>



<p><span lang="TR">Sosyal medya kullanımı yine endekse artarak katkıda bulunan bir diğer kategori. Bu kategori oluşturulurken, 2012 öncesinde – henüz bugünkü sosyal medya platformları yokken – kullanıcıların etkileşimde bulunduğu sohbet odaları,&nbsp;<i>MSN</i>&nbsp;vb. sosyalleşme uygulamalarının kullanımının dikkate alındığı belirtelim.&nbsp;</span></p>



<p><span lang="TR">Covid-19 sürecinde internet kullanımındaki gelişime baktığımızda en büyük artışın e-ticaret ve internet bankacılığında gerçekleştiğini görüyoruz. Hem bankacılılık işlemlerinin hem de alışverişin çevrimdışı olarak da gerçekleştirilen faaliyetler olduğu düşünüldüğünde, bu artışın toplumun dijitalleşmesindeki katkısının önemli olduğunu düşünüyoruz. Diğer faaliyetler açısından baktığımızda ise haberleşme alanındaki artışın kalan diğer faaliyetlere göre Covid-19 sürecinde daha çok arttığı göze çarpıyor.</span></p>



<h4><b><span lang="TR">Cinsiyet ve yaş gruplarına göre dijitalleşme performansları</span></b></h4>



<p><span lang="TR">Türkiye’de birçok alanda var olan eşitsizliğin dijitalleşme performansı açısında da karşımıza çıkması muhtemeldi. Nitekim, endeksi demografik değişkenlere (cinsiyet, yaş, eğitim, vb.) göre ayrı ayrı hesapladığımızda Türkiye genelinde dijital eşitsizliğin olduğunu ortaya koyduk.</span></p>



<p><span lang="TR">Bu alandaki bulgularımıza cinsiyet ve yaş grupları açısından kısaca değinebiliriz. Şekil 5-A’da 2004 yılında erkeklerin kadınlardan daha yüksek bir dijitalleşme seviyesi ile başladığını ve zaman içinde farkın açıldığını görüyoruz. Şekil 5-B’de yaş gruplarına göre endekslere baktığımızda, 16-29 ve 30-49 yaş aralığındaki iki grubun benzer şekilde ilerlediği, ancak 50-74 yaş grubunun diğer yaş gruplana göre oldukça zayıf bir performans gösterdiğine şahit oluyoruz.</span></p>



<figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2024/02/image-7.png?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2-5.png" alt="" /></a><figcaption><strong><em>Şekil 5</em></strong><em>: (<strong>A</strong>) Cinsiyete göre endeksler (2004-2021)</em></figcaption></figure>



<figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2024/02/image-8.png?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2-6.png" alt="" /></a><figcaption><strong><em>Şekil 5</em></strong><em>: <strong>B</strong>) yaş gruplarına göre endeksler (2004-2021)</em></figcaption></figure>



<h4><b><span lang="TR">Dijitalleşmede bölgesel eşitsizlikler</span></b></h4>



<p><span lang="TR">Sadece demografik açıdan değil,&nbsp;&nbsp;bölgesel açıdan da dijital eşitsizlik olabileceği beklediğimiz bir durumdu. TTDE’nin tasarımının 2011 ve sonrası için bölge bazında ayrı ayrı endeks değeri oluşturmamıza imkân sağladığını belirtmiştik. Bu sayede 12 istatistiki bölge bazında dijitalleşme performansını değerlendirmemiz mümkün olabildi.</span></p>



<p><span lang="TR">Bu değerlendirmede, başta İstanbul bölgesi olmak üzere batı ve kıyı bölgelerin, 2011-2021 arasında endekste en hızlı yükseliş gösteren bölgeler olduğunu gördük. Bu bölgeler aynı zamanda Türkiye’nin genelinden (TDTE’den) daha yüksek bir dijitalleşme performansına işaret ediyor. Öte yandan, orta ve doğu bölgelerin dijitalleşmeye görece daha düşük seviyelerden başlayıp daha az ilerleme kaydettiğini de tespit ettik. Şekil-6’da 2021 itibariyle bölgesel açıdan gelinen noktayı görmek mümkün.</span></p>



<figure><a href="https://i0.wp.com/koksalemin.wpcomstaging.com/wp-content/uploads/2024/02/image-9.png?ssl=1"><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/turkiye-dijital-toplum-endeksi-tdte-2-7.png" alt="" /></a><figcaption><strong><em>Şekil 6</em></strong><em>: 2021 yılı bölgesel endeks değerleri</em></figcaption></figure>



<p><span lang="TR">Şekil 6, bize dijitalleşmede kadın-erkek, yaşlı-genç arasında olan eşitsizliğin doğu-batı arasında da var olduğunu gösteriyor. Bu tür eşitsizlikleri tespit etmek ve gidermek için neler yapılabileceğine dair&nbsp;</span><span lang="TR"><a href="https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/17835917221143060">araştırmalarımız</a></span><span lang="TR">&nbsp;devam ediyor. Ancak, dijitalleşmede görece en geride olan bölgelerin 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen deprem felaketinden en çok etkilenen bölgeler olması bizi bu eşitsizliğin daha artacağı konusunda endişelendiriyor.</span></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Çimento Sektörü İçin Alternatif Bir Coğrafi Pazar Tanımı Yöntemi: Hotelling Modeli</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/cimento-sektoru-icin-alternatif-bir-cografi-pazar-tanimi-yon.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/cimento-sektoru-icin-alternatif-bir-cografi-pazar-tanimi-yon.html</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Oct 2023 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Çimentonun homojen bir ürün olması ve sektörün oligopolistik yapısı nedeniyle, rekabet otoriteleri çimento sektörünü yakından izliyor ve sık sık da incelemeler başlatıyo</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em>Mehmet Salan ile birlikte @RekabetRegulasyon.com —</em></p>



<p>Çimentonun homojen bir ürün olması ve sektörün oligopolistik yapısı nedeniyle, rekabet otoriteleri çimento sektörünü yakından izliyor ve sık sık da incelemeler başlatıyor.  Bu incelemelerin çoğu yatay nitelikte bölge paylaşımı veya fiyat anlaşmaları iddialarına dayalı olduğundan, genelde deliler üzerinden hukuki değerlendirmelerin yapıldığını görüyoruz. İktisadi analizlerinse daha çok uyumlu eylem iddiaları ön plana çıktığında kullanıldığına şahit oluyoruz. Oysa, iddialar bölge paylaşımı veya fiyat anlaşmalarına dair de olsa, sağlıklı bir inceleme yapılabilmesi için iktisadi analizlere hala büyük rol düşüyor. Bu yazıda, çimento sektörü özelindeki incelemelerde ilgili coğrafi pazar tanımı yapılırken kullanılabilecek sanayi iktisadı literatüründeki <a href="https://doi.org/10.2307/2224214"><em>Hotelling</em></a>modeline dayalı alternatif bir yöntem öneriyoruz.</p>



<p><strong><em>İlgili Pazar tanımı ve çimento sektörü incelemeleri için coğrafi pazar tanımının önemi</em></strong></p>



<p>İlgili pazar tanımı ile bir rekabet incelemesinin sonraki safhaları için iki eksende – ürün ve coğrafya – pazarın sınırları belirlenmektedir. Metodolojik açıdan pazar tanımı, pazardaki etkileşimin karmaşıklığını azaltan bir araç̧ olarak düşünülebilir. Bir başka ifadeyle, doğru bir pazar tanımı, incelenen pazarı ürün ve coğrafi sınırlar açısından uygun bir şekilde izole etmektedir. Fakat, dar bir pazar tanımı rekabetçi baskı uygulayan ürün ve coğrafyaları ihmal ederken, geniş̧ bir pazar tanımı da rekabete aykırı davranışların doğru bir şekilde belirlenmesini engellemektedir. Bu çerçevede ilgili pazarın tanımlanması sadece benzer nitelikteki ürünlerin gruplandırılması ve belli bir coğrafyadaki piyasa etkileşiminin değerlendirilmesinden ibaret değildir. İlgili pazarın tanımlanması esasen, birbirleri üzerinde rekabetçi baskı yaratan ürünlerin ve coğrafi alanların tespit edilmesine dair bir süreçtir.</p>



<p>Çimentonun görece düşük değeri ve yüksek ağırlığı, taşıma maliyetlerini fiyatlar üzerinde belirleyici hale getirip tüketim alanını sınırlayarak, bölgesel pazar tanımı yapılmasını gerekli kılmaktadır. Ancak bu tanımlamanın belli bir metodoloji etrafında ve tutarlılık gözeterek yapılması şarttır. Aksi halde, rekabetçi baskı yaratmayan rakiplerin dahil edilmesi veya rekabetçi baskı yaratan rakiplerin göz ardı edilmesi gibi durumlar yaşanabilecektir. Bu da inceleme sonucu alınacak karar için&nbsp;<a href="https://www.concurrences.com/en/dictionary/error-costs-108946">Tip-I veya Tip II hata</a>&nbsp;riskini arttıran bir etkiye sahip olacaktır.</p>



<p><strong><em>Çimento sektörü incelemelerinde kullanılan pazar tanımı yöntemleri</em></strong></p>



<p>Gerek Rekabet Kurulu gerekse Avrupa Komisyonu karalarına bakıldığında mesafe testinin ilgili coğrafi pazarın tanımlanmasında standart olarak kullanıldığını görüyoruz. “250 km testi” olarak da bilinen bu testte, teşebbüsün tesisinin bulunduğu alanın kuş uçuşu 250 km’lik yarıçaptaki dairesel alan, rekabetçi baskı yaratılabilecek coğrafi pazar olarak kabul edilmektedir. Mesafe testi, genelde Avrupa Komisyonu kararlarında standart olarak kullanılan 150 km ve/veya 250 km yarı çaplı alanda teşebbüslerin geçmiş satışlarının sırasıyla %70 ve %90’ını gerçekleştirildiği tahminine&nbsp;<a href="https://ec.europa.eu/competition/mergers/cases/decisions/m7009_20140605_20682_3836837_EN.pdf">dayanmaktadır</a>. Bu değerlendirmede satışların %70’inin ve %90’ının yapıldığı sınır (<em>range</em>) değerlerin dışında, ortanca (<em>median</em>) ve ortalama (<em>average</em>) değerlerine de bakılmakta, bu değerler gerçek yol değerlerine göre de&nbsp;<a href="https://ec.europa.eu/competition/mergers/cases/decisions/m7878_3994_7.pdf">düzeltilmektedir</a>.</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/cimento-sektoru-icin-alternatif-bir-cografi-pazar-tanimi-yon-1.png" alt="" /></figure>



<p>Rekabet Kurumu’nun çimento sektörü ile neredeyse kuruluşundan bu yana devam eden mesaisi, kendi yöntemlerini de ortaya koymaya fırsat tanımıştır. Rekabet Kurulu’nun 2007 ve 2009 yılındaki çimento sektörüne yönelik kararlarında geliştirdiği “%10 testi” bunlardan biridir. Bu testte çimento satışlarının il bazında ayrıştırılarak, bir teşebbüsün o ile yaptığı satışların tüketim içerisindeki payının en az %10’unu oluşturması durumunda satış yapılan il ilgili coğrafi pazara dahil edilmektedir. Bu testte %10’luk satışın rekabetçi baskı yaratabilecek bir eşik pazar payı olduğu varsayımından hareket edilmektedir.</p>



<p><strong><em>Biz ne öneriyoruz?</em></strong></p>



<p>Türkiye gibi genel ekonomik durum kadar üretim ve taşıma maliyetlerinin de çok hızlı değiştiği başka bir ülke göstermek pek de mümkün değil. İnşaat sektörünün ekonomideki belirleyici rolü de düşünüldüğünde, 250 km gibi sabit eşiklerin ve %10 gibi sabit oranların çimento sektörüne yönelik incelemelerde işlevsiz kalabileceği ve Tip I ya da Tip II hata riskini artıracağını düşünüyoruz. Bu sebeple daha genel ve esnek bir yönetimin kullanılmasını öneriyoruz.</p>



<p>Teşebbüslerin birbirleri üzerinde yaratabileceği rekabetçi baskıyı teorik temelleri de olan somut bir model üzerinden analiz etmek amacıyla, sanayi iktisadı ders kitaplarında da standart olarak sunulan&nbsp;<a href="https://doi.org/10.2307/2224214"><em>Hotelling</em></a>konum modelinden faydalanılabileceğini savunuyoruz. Bu model –&nbsp;<a href="https://doi.org/10.1080/09672567.2019.1626460">çok farklı uygulamaları</a>&nbsp;olsa da – temel olarak, farklı konumlardaki satıcıların müşterileri için ulaştırma maliyetlerinin söz konusu olduğu mekânsal bir fiyat rekabeti ortamını tarif etmektedir. Bu açıdan, çimento sektöründeki incelemelerde ilgili coğrafi pazar tanımı için kullanılmaya çok uygundur.</p>



<p>Şekil 1’de hipotetik olarak sunulan bir örnek çerçevesinde&nbsp;<em>Hotelling</em>modeline göre, iki çimento teşebbüsünün (A Çimento ve B Çimento) üretim tesisleri ve temsili yerleşim yerleri (X, Y ve Z şehirleri) konumlandırılmıştır. Başlangıç olarak, 250 km ekonomik olarak karlı olabilecek azami mesafe olarak kabul edilip, müşterilerin çimentoya verdikleri değere göre oluşan fiyata göre de karlılık göstergeleri (marjlar) ifade edilmiştir. Örnek olarak, üretim maliyetlerinin benzer olduğu ve ürünün taşınmasıyla maliyetlerin arttığı bir durumda, X Şehri için A Çimento’nun ve B Çimento’nun temsili marjları gösterilmiştir. Bu çerçevede 250 km’lik mesafe içinde bulunan X, Y ve Z şehirleri, her iki teşebbüsün de birbirleri üzerinde – marjları ölçüsünde – rekabetçi baskı uygulayabildiği aynı ilgili coğrafi pazar içerisinde değerlendirilebilecektir.</p>



<p><strong>Şekil 1</strong>&nbsp;–&nbsp;<em>Hotelling</em>&nbsp;konum modeline uyarlanmış bir örnek</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/cimento-sektoru-icin-alternatif-bir-cografi-pazar-tanimi-yon-2.png" alt="" /></figure>



<p>Fakat, Türkiye gibi ham madde ve enerji konusunda büyük oranda dışa bağımlı ve sık sık döviz kuru şoku yaşayan bir ülkede, durağan başlangıç koşullarına göre bir analiz yapılması isabetli olmayacaktır. Özellikle enerji fiyatlarının çimento için gerek üretim gerekse taşıma maliyetleri içindeki payı düşünüldüğünde, teşebbüslerin hitap ettiği coğrafi alanların daralması beklenecektir. Şekil 2’de görselleştirmeye çalıştığımız böyle bir durumda, teşebbüsler için ekonomik olarak karlı olabilecek azami mesafeler kısalarak ve coğrafi pazar tanımı değişmek durumunda kalacaktır. Buna göre, X ve Y şehirleri sadece A Çimento için tanımlanacak ilgili coğrafi pazarda kalırken, Z şehri ise B Çimento için tanımlanacak ilgili coğrafi pazarda yer alacaktır. Bu da A Çimento ve B Çimento için birbirleri üzerinde rekabetçi baskı kuracak ortak bir coğrafi pazar olmadığına işaret edecektir.</p>



<p><strong>Şekil 2</strong>&nbsp;– Maliyet artışlarının&nbsp;<em>Hotelling</em>&nbsp;konum modeline göre uyarlanması</p>



<figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/cimento-sektoru-icin-alternatif-bir-cografi-pazar-tanimi-yon-3.png" alt="" /></figure>



<p><strong><em>Hotelling modeline dayalı bir yöntemin potansiyeli</em></strong></p>



<p>İlgili coğrafi pazar tanımlamalarında rekabet otoritelerinin, maliyet artışlarından bağımsız bir şekilde sabit mesafe testlerini kullanmasının, Türkiye gibi değişken ekonomik koşullara sahip bir ülkede çok da geçerli olmadığını söyleyebiliriz. Peki&nbsp;<em>Hotelling</em>&nbsp;modeline dayalı bir yöntem bu değişken ekonomik koşulları dikkate alan bir analiz sunabilir mi? Bizce, evet! Hatta, sadece değişen maliyetlere değil, deprem sonrası yeniden yapılanma ile çimentoya olan ihtiyacın (grafikler de ifade edilen haliyle “Müşteri için ürünün değeri”) değişeceği bir ekonomik ortamda bu modeli baz alan bir pazar tanımı anlayışının daha isabetli sonuçlar doğuracağını düşünüyoruz.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Kaldıraç (leverage) teorisi dijital pazarlar için yeniden yorumlanıyor</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/kaldirac-leverage-teorisi-dijital-pazarlar-icin-yeniden-yoru.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/kaldirac-leverage-teorisi-dijital-pazarlar-icin-yeniden-yoru.html</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Feb 2023 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>Dijital pazarların şekillenmesinde, çoğu platform niteliğindeki şirketlerin tüketicilerin farklı ihtiyaçlarına o pazarlara girerek karşılık vermesi büyük rol oynuyor. Öz</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em>Aysu Tanoğlu ile birlikte @RekabetRegulasyon.com — </em></p>



<p>Dijital pazarların şekillenmesinde, çoğu platform niteliğindeki şirketlerin tüketicilerin farklı ihtiyaçlarına o pazarlara girerek karşılık vermesi büyük rol oynuyor. Özellikle, sahip oldukları veri, teknoloji ve finansal avantajların sağladığı rekabetçi üstünlük sayesinde yeni girdikleri bu pazarlarda hızlıca ilerleyebiliyorlar. Böylelikle, aynı tüketicilerin farklı ihtiyaçlarını tek bir uygulama veya bağlantılı uygulamalar ile karşılayıp, Süper Uygulama (<em>Super App</em>) olma yolunda ilerliyorlar. Diğer ülkelerde yaygın örneklerine rastladığımız bu tür iş modellerinin Türkiye’de de yaygınlaştığını görmek mümkün. Örneğin, Getir uygulaması üzerinden market ve yemek siparişi verirken aynı zamanda taksi çağırıp araç kiralayabiliyorsunuz. Benzer şekilde Trendyol uygulamasıyla, bir yandan yeni giysiler satın alıp kullanılmış giysilerinizi satabilirken diğer yandan yemek siparişi verebiliyorsunuz.&nbsp;</p>



<p>Peki, tüketicilere büyük kolaylık sağladığı düşünülen ve hızla yaygınlaşan bu tür iş modelleri rekabet hukuku ve iktisadı açısından ne ifade ediyor? Dinamik bir işleyişe sahip çok taraflı dijital pazarlarda otoritelerin/mahkemelerin dikkat etmesi gerekenler neler? Kaldıraç (<em>leverage</em>) teorisi ile ilişkilendirilebilecek bu soruları, sanayi iktisadı literatüründeki son gelişmeler ışığında değerlendiriyoruz.</p>



<p><strong><em>Geleneksel kaldıraç teorisi ve Chicago okulu eleştirisi</em></strong></p>



<p>Kaldıraç teorisi, bir piyasada pazar gücü sahibi teşebbüsün tamamlayıcı nitelikteki bir diğer pazarda hakimiyet sağlama motivasyonu üzerine kuruludur. Söz konusu teşebbüs, birinci pazardaki gücünü kaldıraç gibi kullanarak ikinci pazarda rekabetçi dengenin üzerinde kar elde etmeye odaklanır. Nitekim, Rekabet Kurumunun Terimler Sözlüğünde de kaldıraç etkisinin “<em>bir pazardaki gücün diğer bir pazara aktarılması</em>” şeklinde tanımlandığını ve “<em>bir pazarda hâkim durumda olan bir teşebbüsün bu gücünü başka bir pazarda kötüye kullanması</em>” şeklinde bir zarar teorisi ile ilişkilendirildiğini görüyoruz<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a>.</p>



<p>Geleneksel kaldıraç teorisi, ürün bağlama gibi yöntemlerle tamamlayıcı ürün pazarlarındaki rekabetin kısıtlanabileceğini öngörse de özellikle&nbsp;<em>Chicago</em>&nbsp;okulu tarafından eleştirildiğini biliyoruz. Kaldıraç teorisinde bahsi geçen tekelci kar elde etme motivasyonuna dayalı bu zarar teorisi, Posner<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;ve Bork<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;gibi yazarlar tarafından sunulan eleştirilerde genelde, tamamlayıcı nitelikteki ürünlerin nihayetinde (tüketiciler için) tek bir ürün olduğu ve tek bir tekelci kardan bahsedilebileceği şeklinde karşı çıkılmıştı. Bu savunma temelde bir pazarda tekel olan teşebbüsün, tamamlayıcı nitelikteki pazarı rakip teşebbüslere kapatmadan bu tekelci rantı elde edebileceği argümanına dayanıyordu. Böylelikle&nbsp;<em>Chicago</em>&nbsp;okulu, bir tekelin pazar gücünü başka bir pazarda kullanabileceğine teoride karşı çıkmasa da söz konusu tekelin bunu yapmak için ilave bir kar motivasyonu olmadığı vurgusu yapıyordu.&nbsp;&nbsp;Tek tekelci kar (<em>single monopoly profit</em>) olarak adlandırılan bu argüman, özellikle Amerika’da uzun süre yerleşik bir uygulama olarak süre geldi<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a>.</p>



<p><strong><em>Peki, kaldıraç teorisi hala aynı şekilde mi yorumlanıyor?</em></strong></p>



<p>Yukarda bahsettiğimiz temelde ürün bağlamayı odağına alan kaldıraç teorisi ve tek tekelci kar&nbsp;&nbsp;&nbsp;argümanının, 2000’li yıllarda&nbsp;<em>Microsoft</em>&nbsp;soruşturmaları ve davaları, yakın geçmişte ise Avrupa’daki&nbsp;<em>Google</em>&nbsp;soruşturmaları ile yeniden yorumlanmak üzere tetiklendiğini söyleyebiliriz. Burada yeniden yorumlanmaya ilişkin temel motivasyonun dijital pazarların görece riskli Ar-Ge yatırımları ve inovasyon gibi dinamik süreçleri içermesi sebebiyle tetiklenmiş olduğu görülüyor. Özellikle 2000’li yılların başında hem ABD’de hem de AB’deki&nbsp;<em>Microsoft</em>&nbsp;davaları/soruşturmaları geleneksel kaldıraç teorisinin dinamik pazarlarda farklı sonuçlara işaret edebileceğine,&nbsp;<em>Chicago</em>&nbsp;ekolünün ifade ettiği gibi etkinlik arttırıcı olamayabileceğine ve bazen de rekabeti kısıtlayabileceğine dair işaretler sunuyordu<a id="_ftnref5" href="#_ftn5"><sup>[5]</sup></a>.</p>



<p><img src="https://koksalemin.wpcomstaging.com/7552c457-ca90-408f-a56b-226daddcf9cf"></p>



<p>Nitekim daha yakın geçmişe geldiğimizde, çok taraflı pazarlarda bu yeniden yorumlamanın kaçınılmaz olduğu ortaya çıktı. Her ne kadar, Komisyonunun ve Genel Mahkemenin&nbsp;<a href="https://www.rekabetregulasyon.com/kendini-kayiran-aglamaz-avrupa-birligi-genel-mahkemesinin-google-shopping-karari-i/"><em>Google Shopping&nbsp;</em>kararı</a>,&nbsp;hukuksal açıdan bu konuda bir kapı aralasa da ortaya koyulan zarar teorisine ilişkin iktisadi çerçeve henüz yeni yeni ortaya çıkıyor. Bu konuda yapılan çalışmalar artık&nbsp;<em>Chicago</em>&nbsp;okulunun tek tekel karı argümanını teorik olarak da çürütecek yeni bir çerçeve ortaya çıkartıyor.</p>



<p>Örneğin, 7 yıl süren&nbsp;<em>Google Shopping</em>&nbsp;soruşturması boyunca sürekli olarak yenileyip geliştirdikleri teorik çerçeve ile Iacobucci ve Ducci<a id="_ftnref6" href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a>, çift taraflı bir pazarda pazar gücü sahibi bir teşebbüsün, tüketicileri aynı fakat satıcıları farklı olan bir başka çift taraflı pazardaki ürünü bağlamaya dair ilave karlar elde edebileceğini gösterdiler. Böylelikle, çift taraflı pazar koşullarının&nbsp;<em>Chicago</em>okunun tek tekel karı argümanın geçerli olamayabileceğini ortaya koydular. Böylelikle hem genel olarak hem de Google özelinde, çift-taraflı bir pazarın bir diğeri ile ürün bağlama şeklinde ilişkilendirilmesinin olası rekabeti kısıtlayıcı etkilerine dair sağlam bir çerçeve sundular.</p>



<p>Öte yandan, çok taraflı pazarların yapısı ve işleyişi yanında bu pazarlardaki sıfır-fiyat (<em>zero-pricing</em>) – örneğin tüketicilerden ücret alınmaması – gibi uygulamaların da kaldıraç teorisinin yeniden yorumlanması ihtiyacına katkı sunduğunu belirtmek gerekir. Geçtiğimiz yıllarda – Amerikan Yüksek Mahkemesi kararlarında sıkça atıf yapılan bir dergi olan –&nbsp;<em>American Economic Journal</em>’da yayınlanan bir makale, son dönemlerde dijital pazarlardaki rekabet soruşturmalarından ve bu pazarlarda uygulanan sıfır-fiyat uygulamasından yola çıkarak uygulanabilecek yeni bir kaldıraç teorisi geliştirdi<a id="_ftnref7" href="#_ftn7"><sup>[7]</sup></a>. Yazarların, yukarda bahsettiğimiz&nbsp;<em>Microsoft</em>&nbsp;ve&nbsp;<em>Google Shopping</em>&nbsp;soruşturmalarını da vaka analizleri olarak tartıştığı makalenin temel çıktılarını aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz.</p>



<p>Çift taraflı bir pazarda optimal fiyatlandırma genellikle piyasanın bir tarafında maliyetin altında fiyatlandırmanın olduğu ve diğer tarafta bu kaybın telafi edildiği bir rekabet stratejine dayalıdır. Pazarın bir tarafında sıfır, diğer tarafında pozitif bir fiyatlama olduğunda rekabet üstü karlar elde etmek mümkündür. Başka bir piyasadaki bir tekel (pazar gücü sahibi teşebbüs) için bu karı ürün bağlama yöntemiyle elde etmek çekici bulabilir. Hali hazırdaki yerleşik firma ya da firmaların sıfır-fiyatlamanın ötesine geçen agresif bir tepkisi olmadığı durumda bağlama işlemi çok daha karlı hale gelebilir. Bu kurguda kısa vadede bir tüketici zararı söz konusu olmasa da uzun vadede rakip firmaların bağlı pazarda yeni ürünler geliştirmeye yönelik motivasyonları göz önünde alındığında, tüketici refahında bir azalma söz konusu olabilir.&nbsp;&nbsp;Çünkü pazara erişimin kısıtlanması nedeniyle rakip firmalar tarafından daha yenilikçi ürünler sunulamayabilir<a id="_ftnref8" href="#_ftn8"><sup>[8]</sup></a>.</p>



<p><strong><em>Özetlersek</em></strong></p>



<p>Tüketicilere daha iyi ve sorunsuz hizmetler sunulmasını sağlayan farklı uygulamaların entegrasyonu gibi bağlama işlemleri etkinlik artırıcı etkilere sahip olabilir. Fakat sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için çok taraflı pazarların dinamik işleyişi sebebiyle, bugünkü pozitif etkilerin yarınki olası negatif etkiler ile de karşılaştırılması gerekir. Kaldıraç teorisinin geçirdiği evrim bize bunu gösteriyor.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;REKABET KURUMU. (2019). Rekabet Terimleri Sözlüğü, Gözden Geçirilmiş Altıncı Baskı. Erişim tarihi 13.02.2023,&nbsp;<a href="https://www.rekabet.gov.tr/tr/Sayfa/Yayinlar/rekabet-terimleri-sozlugu/terimler-listesi?listedeAra=Kald%C4%B1ra%C3%A7">https://www.rekabet.gov.tr/tr/Sayfa/Yayinlar/rekabet-terimleri-sozlugu/terimler-listesi?listedeAra=Kaldıraç</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;POSNER, R. A. (1976).&nbsp;<em>Antitrust Law</em>. University of Chicago Press. Bölüm 7.</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;﻿BORK, R. (1978).&nbsp;<em>The Antitrust Paradox: A Policy at War with Itself</em>. New York &#8211; Basic Books. Bölüm 19.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4"><sup>[4]</sup></a>&nbsp;<em>Bkz</em>. BORK, R. H., &amp; SIDAK, J. G. (2012). What does the Chicago school teach about Internet search and the antitrust treatment of Google?.&nbsp;<em>Journal of Competition Law and Economics</em>,&nbsp;<em>8</em>(4), 663-700.&nbsp;<a href="https://doi.org/10.1093/joclec/nhs031">https://doi.org/10.1093/joclec/nhs031</a>.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5"><sup>[5]</sup></a>&nbsp;<em>Bkz</em>. CHOI, J. P., &amp; STEFANADIS, C. (2001). Tying, Investment, and the Dynamic Leverage Theory.&nbsp;<em>The RAND Journal of Economics</em>,&nbsp;<em>32</em>(1), 52-71.&nbsp;<a href="https://doi.org/10.2307/2696397">https://doi.org/10.2307/2696397</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6"><sup>[6]</sup></a>&nbsp;IACOBUCCI, E., &amp; DUCCI, F. (2019). The Google search case in Europe: tying and the single monopoly profit theorem in two-sided markets.&nbsp;<em>European Journal of Law and Economics</em>,&nbsp;<em>47</em>(1), 15–42.&nbsp;<a href="https://doi.org/10.1007/s10657-018-9602-y">https://doi.org/10.1007/s10657-018-9602-y</a>.</p>



<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7"><sup>[7]</sup></a>&nbsp;CHOI, J. P., &amp; JEON, D.-S. (2021).&nbsp;A Leverage Theory of Tying in Two-Sided Markets with Nonnegative Price Constraints.&nbsp;<em>American Economic Journal: Microeconomics</em>,&nbsp;<em>13</em>(1), 283–337.&nbsp;<a href="https://doi.org/10.1257/mic.20180234">https://doi.org/10.1257/mic.20180234</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn8" href="#_ftnref8"><sup>[8]</sup></a>&nbsp;Choi&nbsp;&amp; Jeon&nbsp;(2021), s. 325.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Turkish Competition Authority’s First Hub-and-Spoke Cartel Decision</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/turkish-competition-authoritys-first-hub-and-spoke-cartel-de.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/turkish-competition-authoritys-first-hub-and-spoke-cartel-de.html</guid>
      <pubDate>Fri, 30 Dec 2022 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>We contributed to the Journal of European Competition Law &amp; Practice by unpacking the TCA’s first hub-and-spoke cartel decision. Unlike horizontal collusion between suppliers or between retailers, hub-and-spoke cartels r</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>We contributed to the&nbsp;<em>Journal of European Competition Law &amp; Practice</em>&nbsp;by unpacking the TCA’s first hub-and-spoke cartel decision. Unlike horizontal collusion between suppliers or between retailers, hub-and-spoke cartels require the involvement of both supplier(s) and retailer(s). The TCA recently found five grocery retailers and a cooking oil supplier liable for such behavior. Likewise documenting the hub-and-spoke cartel, the decision is also interesting in reflecting the TCA’s approach to rising inflation stemming from the COVID-19 pandemic. Therefore, besides unpacking the decision, we also provide some analysis that may inform readers about the economic background of the decision.</p>



<p>You may access the article by the following&nbsp;<a href="https://doi.org/10.1093/jeclap/lpac045">link</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Hub-and-Spoke Karteli – Nedir? Ne değildir?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/hub-and-spoke-karteli-nedir-ne-degildir.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/hub-and-spoke-karteli-nedir-ne-degildir.html</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jun 2022 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Türkiye gündemine geçtiğimiz yıl beş zincir market ve bir bitkisel yağ üreticisin 2,7 milyar lira para cezası almasıyla gelen hub-and-spoke kartelleri, önümüzdeki dönemde de Rekabet Kurulu’nun devam ettirdiği incelemeler</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye gündemine geçtiğimiz yıl beş zincir market ve bir bitkisel yağ üreticisin 2,7 milyar lira para cezası almasıyla gelen <em>hub-and-spoke</em> kartelleri, önümüzdeki dönemde de Rekabet Kurulu’nun devam ettirdiği incelemeler sebebiyle gündemde olmaya devam edecek gibi görünüyor. <a href="https://www.linkedin.com/in/barış-yüksel-a3712941/">Barış Yüksel</a> ile birlikte Rekabet Forumu için yazdığımız bu makalede, <em>hub-and-spoke</em> tipi danışıklıkları iktisadi ve hukuki açıdan birbirini tamamlayacak şekilde ele alamaya çalıştık. Ayrıca Rekabet Kurulu’nun <em>hub-and-spoke</em> ile anılan kararlarına da değindik.</p>



<p>Makaleye <a href="https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=4133001">buradan</a> erişebilirsiniz.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Assessment of a Carbon Tax as a Tool to Decarbonize Turkey’s Energy Supply 2050</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/assessment-of-a-carbon-tax-as-a-tool-to-decarbonize-turkeys.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/assessment-of-a-carbon-tax-as-a-tool-to-decarbonize-turkeys.html</guid>
      <pubDate>Sat, 21 May 2022 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Climate &amp; Energy Economics</category>
      <description>In a report written for the World Energy Council Turkey, we study Turkey’s energy transition along with its commitment to the Paris Agreement. Our study aims to quantify possible climate mitigation policies’ economic cos</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>In a report written for the World Energy Council Turkey, we study Turkey&#8217;s energy transition along with its commitment to the Paris Agreement. Our study aims to quantify possible climate mitigation policies&#8217; economic costs and impacts. We hope this would contribute to the debate on which policy and policy mix best fit Turkey&#8217;s needs while at the same time meeting its global responsibility. While the study indicates possible options for Turkish policymakers, its main contribution lies in its underlying model, making it possible to simulate many more options than the ones outlined in this document.</p>



<p>Thanks to our model, we can perform multiple simulations for the 2021-2050 period to analyze the effects of different policies on main economic aggregates such as GDP, employment, emissions, and demand for different energy types. We study the effect of various carbon taxes based on two separate tax policies: (1) taxes become effective in the next year, and (2) taxes become effective in five years. We then analyze the effects of a subsidy on renewable energy implemented with carbon taxes on all polluting energy types. Our model can also show the impact of exogenous shocks on the economy. In that context, we examine the economy&#8217;s behavior in response to changes in total factor productivity and changes in the international prices of oil and natural gas.</p>



<p>A detailed summary of the report is&nbsp;<a href="https://www.ic4r.net/wp-content/uploads/2022/04/Assesment-of-a-Carbon-Tax-as-a-Tool-to-Decorbonize-Turkeys-Energy-Supply-2050.pdf">here</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Blokzinciri + Rekabet Hukuku = ?</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/blokzinciri-rekabet-hukuku.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/blokzinciri-rekabet-hukuku.html</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Jan 2022 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Aysu Tanoğlu ile birlikte @RekabetRegulasyon.com —  Bitcoin vb. kripto paralar ile hayatımıza giren blokzinciri (blockchain) teknolojisi, akıllı kontratlar (smart contracts) vb. uygulamalar ile gelecekte hayatımıza daha</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em>Aysu Tanoğlu</em> ile birlikte @RekabetRegulasyon.com — </p>



<p><em>Bitcoin</em> vb. kripto paralar ile hayatımıza giren blokzinciri (<em>blockchain</em>) teknolojisi, akıllı kontratlar (<em>smart contracts</em>) vb. uygulamalar ile gelecekte hayatımıza daha da çok nüfuz edeceğe benziyor. Peki, doğası itibariyle merkeziyetçilikten uzak, dağıtık bir yapıya sahip olan blokzinciri ağlarının her zaman topluma fayda sağlayacağından emin olabilir miyiz? Zarar vermeye başladığında nasıl denetleyebiliriz? Blokzinciri teknolojisine yönelik nasıl bir hukuki anlayış geliştirmeliyiz?</p>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/blokzinciri-rekabet-hukuku-1.png" alt="" /></figure></div>



<p>Bu ve benzeri soruları soran bir kitap geçtiğimiz aylarda çıktı ve bu konu ile ilgilenen topluluklarda tartışılmaya başlandı. Daha önce bu blogda sizlere bilgisayımsal rekabet hukuku (<em>computational antitrust</em>) projesinden&nbsp;<a href="https://www.rekabetregulasyon.com/bilgisayimsal-antitrost-computational-antitrust-ile-rekabet-hukuku-formule-dokuluyor/">bahsetmiştik</a>. Stanford Üniversitesi’nde bu projenin yaratıcısı olan Thibault Schrepel,&nbsp;<a href="https://www.e-elgar.com/shop/gbp/blockchain-antitrust-9781800885523.html"><em>Blockchain&nbsp;<strong>+</strong>&nbsp;Antitrust</em></a>&nbsp;isimli bu kitabının yazarı.&nbsp;</p>



<p>Peşinen söyleyelim, kitap her ne kadar ilgi çekici bir konudan bahsetse de pek sürükleyici değil. Açık erişime sahip bu kitaba ücretsiz olarak&nbsp;<a href="https://books.google.com.tr/books?id=79BCEAAAQBAJ&amp;lpg=PP1&amp;pg=PP1#v=onepage&amp;q&amp;f=false">erişebilirsiniz</a>. Fakat okuması enerji, zaman ve bazen de sabır isteyen bu önemli kitabın temel argümanlarını sizler için burada kısaca özetleyelim istedik.</p>



<p>Schrepel’i bu kitabı yazamaya iten temel düşünce, rekabet hukukunun referans aldığı rekabetçi piyasalardaki merkeziyetçilikten uzak firma davranışları ile blokzinciri ağlarında dağıtık yapıda organize olan karar alıcılar arasındaki benzerlik. Schrepel, rekabet hukukunun yasalarla önlemeyi amaçladığı karar alma süreçlerindeki merkezileşmeyi, blokzincirinin teknoloji ile yaptığı fikrinden hareketle yola çıkıyor. &nbsp;<a href="https://www.iskultur.com.tr/savas-sanati.aspx">Savaş Sanatı</a>&nbsp;kitabının yazarı Sun Tzu’ya atıfla da “bir elin nesi var iki elin sesi var” diyerek, blokzinciri ve rekabet hukukun iş birliğinin toplum için faydalı olacağını savunuyor. Kitabın ismini de bu sebeple&nbsp;<a href="https://www.e-elgar.com/shop/gbp/blockchain-antitrust-9781800885523.html"><em>Blockchain&nbsp;<strong>+</strong>&nbsp;Antitrust</em></a>&nbsp;olarak belirliyor.</p>



<p>Tabi uzaktan hoş gelen davulun sesi, işin içine girdikçe değişiyor. Blokzinciri ağlarının nasıl sofistike rekabet ihalelerine sebep olabileceği görülüyor. Örneğin, kamusal (kısıtlama olmaksızın herkesin katılabileceği) bir blokzinciri ağı oluşturulması rekabet hukuku açısından pek tehlikeli bulunmazken, özel (kimlerin erişebileceği konusunda kontrol imkânı tanıyan) blokzincirlerinin oluşumu koşullara bağlı olarak rekabet hukuku ihlali riski taşıyabiliyor. Schrepel bu sebeple “kokpitinde pilotu olan” bu tür blokzincirlerinin rekabet otoritelerinin radarında olması gerektiğini savunuyor.</p>



<p>Schrepel, blokzinciri ağlarını geleceğin danışıklık (<em>collusion</em>) süreçlerinin “yağmur ormanı” – yani daha önce görülememiş çeşitlilik ve alternatiflerle dolu bir ortam – olarak tanımlıyor. Şirketlerin akıllı kontratları danışıklığın etkinlik ve istikrarı için kullanması, bu risklerin ilk akla geleni. Örneğin, akıllı kontratlar sayesinde danışıklıktan cayan oyuncuların tespitinin olanaklı hale gelmesi bir karteli daha istikrarlı ve sürdürülebilir kılıyor. Schrepel, akıllı kontratlar söz konusu olduğunda, blokzincirinin kamusal veya özel olmasından bağımsız olarak, rekabet otoritelerinin tetikte olması gerektiğini belirtiyor.</p>



<p>Ancak, tekelleşme gibi tek taraflı davranışlar söz konusu olduğunda ise, özel blokzincirlerindeki eşik bekçilerinin (<em>gatekeepers</em>) rekabet karşıtı davranışları kolaylaştırması daha olası hale geliyor. Schrepel bu noktada – kamusal ağları tam olarak soyutlamadan – blokzinciri ağının yapısını etkileyecek şekilde, katılımcı sayısının sınırlanması ya da var olan katılımcıların bertaraf edilmesine dikkat çekiyor. Blokzinciri teknolojisinin olgunlaşmasının zamanla bu tür suni merkezileşme eğilimlerine sebep olabileceğini söyleyerek, otoriteleri bu konuda uyanık olmaya davet ediyor.</p>



<p>Kitapta Schrepel’in dikkat çektiği bir diğer konu, blokzincirlerinin birleşmesi (<em>chainmergers</em>) yoluyla oluşabilecek yoğunlaşmalar. Schrepel, bir ağın ele geçirilmesini ya da birtakım rüşvetler (<em>bribery attack</em>) karşılığında katılımcıların diğer bir ağa geçmesini teknik yoğunlaşmalar olarak niteliyor. Her ne kadar bunların bir bildirme tabi olması söz konusu olmasa da otoritelerin bu gibi gelişmeleri göz ardı etmemesinin önemini vurguluyor. Karşılıklı anlaşarak blokzinciri ağlarının birleşmesinde ise halihazırda var olan yoğunlaşma önlemlerinin daha ileri analizlerle desteklenerek kullanılabileceğine dikkat çekiyor.</p>



<p>Kitabın sonlarına geldikçe, daha pozitif bir yaklaşımla, rekabet otoritelerinin blokzinciri teknolojilerini değerlendirmelerinde ve pazarları izlemekte nasıl kullanabileceklerinden de bahsediyor, Schrepel.  Fakat, bazen düşman bazen dost olan blokzinciri teknolojisi için rekabet hukukunun ötesinde bir “teknoloji ve hukuk” yaklaşımının benimsenmesi gerektiği görülüyor. Bu kapsamda Schrepel, otoritelerin yapıcı ve kapsayıcı bir ajanda oluşturmasının iyi bir başlangıç olacağını savunuyor.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>The Lesser Evil? The Turkish Unfair Pricing Assessment Board</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/the-lesser-evil-assessment-of-the-turkish-unfair-pricing-ass.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/the-lesser-evil-assessment-of-the-turkish-unfair-pricing-ass.html</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Mar 2021 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Law &amp; Economics</category>
      <description>Tracking the prices is an integral element of any shopping activity. Whether you are in the supermarket filling your basket with groceries or in the cosmetics shop pic</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>with Armanç Canbeyli, originally published @Mondaq – </p>



<p>Tracking the prices is an integral element of any shopping activity. Whether you are in the supermarket filling your basket with groceries or in the cosmetics shop picking up a lovely box of personal care products, keeping an eye on the price tags is a critical reflex. As COVID-19 keeps testing the global supply chain&#8217;s limits, the average consumer becomes even more interested in the fluctuation of prices, especially in the ever-essential FMCG sector. With the added flexibility of online shopping, it is easier than ever to compare prices and get the best bang for the buck.</p>



<p>However, 2020 showed us once again that regulators are as interested in the prices as the consumers. The pandemic&#8217;s early months featured a shopping-frenzy, and consumers tended to stock up their essential needs in fear of exiguity. This sharp increase in demand inflated the prices, especially for personal protection and hygiene products such as hand sanitizers or facemasks. In response to these developments, Turkey established an&nbsp;<em>ad hoc</em>regulatory board to tackle the unfair pricing issues and ensure consumers&#8217; welfare. Walking on the thin ice, this regulatory board takes up the paradoxical challenge of inspecting and indirectly regulating the prices within the framework of a free-market economy. Against this backdrop, we have assessed this regulatory initiative&#8217;s establishment and functionality from a law and economics perspective.</p>



<h3><em>Formation of the Unfair Pricing Assessment Board</em></h3>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/the-lesser-evil-assessment-of-the-turkish-unfair-pricing-ass-1.jpg" alt="1043612a.jpg" /></figure></div>



<p>In May 2020, Turkey officially established the Unfair Price Assessment Board (&#8220;<strong>Board</strong>&#8220;), which is governed by the Regulation on Unfair Price Assessment Board (&#8220;<strong>Regulation</strong>&#8220;)<sup>1</sup>. The board&#8217;s primary aim is to investigate and penalize unreasonable price increases and stockpiling practices to distort the market conditions.</p>



<p>When we assess the legal framework, we see that the application&#8217;s scope effectively covers all manufacturers, suppliers, and retail businesses. Accordingly, market players are required to refrain from increasing their prices excessively or unreasonably. They are also prohibited from activities that disrupt the free competition in the market and restrict the consumers&#8217; access to goods by limiting the output.</p>



<p>The Regulation provides that the Board will operate in cases of emergency, disaster, or economic fluctuation. Although the relevant provision&#8217;s wording limits the Board&#8217;s operational scope, the triggering events are described broadly and uncertainly. In other words, the situations that may fall within the scope are not definitive, and there is a legislative elbowroom to justify the board&#8217;s activities. Under the Regulation, the Board&#8217;s responsibilities include;</p>



<ul><li>Taking measures to protect the market balance and consumers from excessive price increases and stockpiling practices,</li><li>Conducting inspections and examinations to tackle excessive price increase and stockpiling practices,</li><li>Gathering the statement of the manufacturer, supplier, and retail businesses regarding these inspections and examinations,</li><li>Imposing administrative fines within the framework of Article 18/1 (l) of the Law on Manufacturers, Suppliers and Retail Businesses (&#8220;<strong>Law</strong>&#8220;) that are found to act in violation of the obligations specified in Annex Article 1 of the Law,</li><li>Determining the principles and rules regarding exorbitant price increase and stockpiling practices, and</li><li>to fulfill other duties given by the Ministry of Trade regarding exorbitant price increase and stockpiling practices.</li></ul>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/the-lesser-evil-assessment-of-the-turkish-unfair-pricing-ass-2.jpg" alt="1043612b.jpg" /></figure></div>



<p>Concerning the investigation procedures, we see that the investigated parties are entitled to defend themselves. Accordingly, the parties will have seven days to respond to the Board&#8217;s request and submit their defense. The defense period may be extended for another seven days.</p>



<p>In its assessment, the Board will consider the scope of the infringing behavior and the type, size, and sector of the business, the benefit derived from the infringement, and whether the relevant parties have been fined before. Violation of Additional Article 1(1) of the Law (i.e., excessive price increases) will be subject to a monetary fine in the range of TL 10.000 &#8211; TL 100.000 (approximately USD 1.500 &#8211; 15.000). Violation of Additional Article 1(2) (i.e., preventing customer access to the goods by distorting the competition and market balance) will be subject to a monetary fine in the range of TL 50.000 &#8211; TL 500.000 (approximately USD 7.000 &#8211; 70.000). The Ministry may also announce the board&#8217;s enforcement actions to inform the public and protect the economic interests of the related parties. Lastly, although the relevant legislation provides the investigated parties with a chance to submit their defenses, such defense process&#8217;s procedural details are not duly set forth.</p>



<h3><em>An economic assessment of the Unfair Pricing Assessment Board</em></h3>



<p>In the era of online shopping and price comparison, the FMCG firms&#8217; pricing behaviors are more transparent than ever. When we combine this with the seemingly infinite choice of products on offer, we see that the customers can switch from one brand to another if they are not satisfied with the pricing. From a free and competitive market perspective, customer choices should be the primary regulator of the prices. In other words, interfering with the formation of the prices without an extraordinary justification to do so may diminish the free market economy&#8217;s functionality.</p>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/the-lesser-evil-assessment-of-the-turkish-unfair-pricing-ass-3.jpg" alt="1043612c.jpg" /></figure></div>



<p>However, the COVID-19 pandemic has resulted in significant price increases in many goods that are in high demand. Besides, the alarming level of the pandemic has temporarily distorted many supply chains. That suggests both demand and supply shocks, which have contributed to the price increases. In many parts of the world, governments proceeded to price regulations and export restrictions to cap the prices and ensure the availability of some high-demand products, such as masks, hand sanitizers, disinfectants, etc. During times of disaster or emergency, those are the measures that are necessary for survival and alleviate the problems caused by the crisis. But continuously auditing the prices with an uncertain range of products may cause severe efficiency problems in the economy.</p>



<p>A price increase may be abnormal from an economic perspective if there is no economic explanation concerning the product supplied. It hurts the consumers and leaves supernormal profit to the supplier(s) of the product<sup>2</sup>. If such a price increase results from collusion or unilateral conduct, it may be investigated under the competition law by competition authorities.</p>



<p>In Turkey, by the Turkish Competition Authority (&#8220;<strong>TCA</strong>&#8220;), the prohibition of excessive pricing applied to monopolies or de-facto monopolies mainly in infrastructural industries, such as energy, shipping ports, etc. In those few cases, either the dominant firm is a legal monopoly, or a legal pricing proxy that is defined by a regulation. Therefore, the debate is focused on if the existing prices are abusive or not. Once the prices were discovered as higher, a self-correcting mechanism had not been expected. However, excessive pricing conduct is one of the controversial topics in the field of competition law. Therefore, a two-stage test has been employed to prove the abnormality of the prices. The test involves comparing actual prices with actual costs in the first stage and comparing the prices of rival prices across markets in the second stage. In order to avoid distortive effects in the market, after such a complex test the decision is made.</p>



<p>Authorities such as Unfair Pricing Assessment Board should have a limited role in extraordinary situations and for a restricted number of goods. Otherwise, the formation of market price, which usually relies on the interaction of supply and demand, may send false signals for the value of goods and services. For instance, artificially lower prices may damage the markets&#8217; self-correcting mechanism and render them unattractive for new entrants and investments.</p>



<p>In summary, during disaster or emergency times, price regulations may favor the consumers and increase certain products&#8217; availability. However, the scope and the duration of those applications are critical for creating current prices and price signals for future investments. In case of overuse, today&#8217;s consumer gains may easily lead to tomorrow&#8217;s social loss.</p>



<h3>Footnotes</h3>



<p><small>1 Published on the Official Gazette dated 28 May 2020 and numbered 31138.</small></p>



<p><small>2 See, MOTTA, M., &amp; DE STREEL, A. (2007). Excessive Pricing in Competition Law: Never say Never? In&nbsp;<em>The Pros and Cons of High Prices</em>&nbsp;(pp. 14–46). Swedish Competition Authority.&nbsp;<a target="_blank" href="https://doi.org/10.7554/eLife.02370" rel="noreferrer noopener">https://doi.org/10.7554/eLife.02370</a></small></p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Kartelleri Anlamak: Netflix Narcos, OPEC ve Her Şey Çok Güzel Olacak</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/kartelleri-anlamak-netflix-narcos-opec-ve-her-sey-cok-guzel.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/kartelleri-anlamak-netflix-narcos-opec-ve-her-sey-cok-guzel.html</guid>
      <pubDate>Fri, 01 Jan 2021 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Piyasalarda kartellerin nadiren görülmesi, rekabet otoritelerinin yaptırımlarından çok bu tür oluşumların doğasından kaynaklanan bir durumdur. Bir kartelin kurulma</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dilara Yeşilyaprak ile birlikte @RekabetRegulasyon.com &#8211; </p>



<p>Piyasalarda kartellerin nadiren görülmesi, rekabet otoritelerinin yaptırımlarından çok bu tür oluşumların doğasından kaynaklanan bir durumdur. Bir kartelin kurulması ve faaliyetini sürdürebilmesi için birçok koşulun bir araya gelmesi gerekir. Bazı koşullar diğerlerinden daha önemli olabilir, ağır basabilir. Ancak genel olarak kartelin çökmesinin temel sebebi bu koşullarda yaşanan bozulmalar, organik yapıdaki değişikliklerdir.&nbsp;</p>



<p>Sanayi iktisadı kitapları<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;bu koşulları – oyun teorisi sayesinde – standart bir şekilde sunuyor. Ancak çoğu zaman bunlar uzun ve sıkıcı bir liste olarak karşımıza çıkıyor. Oysa bunların bir çoğunu diziler, filmler veya günlük haberler üzerinden anlatmak da mümkün. Biz bu yazıda bunu deneyeceğiz.</p>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/kartelleri-anlamak-netflix-narcos-opec-ve-her-sey-cok-guzel-1.png" alt="" /></figure></div>



<p><strong><em>Öncelikle bir kartelin kuruluş aşamasını anlatarak başlayalım…</em></strong></p>



<p>Bir pazarda, 10 (eşit) firmanın sadece 4-5’inin bir araya gelip oluşturduğu bir organizasyon – adı kartel de olsa – etkin olamaz. Buradaki sorun kartelin yeterince kapsayıcı olmamasıdır. Böyle durumlarda kartel üyesi firmalar ürünlerini belirledikleri yüksek fiyattan satmayı beklerken, müşterilerini (göreceli olarak fiyatları düşük kalan) diğer firmalara kaptırırlar. Bunu öngörebilenler kartel içinde yer almazken, öngöremeyenler zamanla yanlış yaptıklarını anlarlar. Dolayısıyla bir kartelin kurulabilmesi o pazarda faaliyet gösteren kayda değer tüm firmaların bu oluşuma katılımını gerektirir. Oluşumun var olabilmesi için de organikleşen kurallara uyum şarttır.</p>



<p><strong><u>Kural 1: O yoksa biz de yokuz!</u></strong></p>



<p>Netflix’in&nbsp;<em>Narcos: Mexico</em>&nbsp;dizisinin<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;2. bölümünde (Plaza Sistemi), bir kartelin kapsayıcı olmadan kurulamayacağını gören Felix’in tüm tarafları masada tutmaya yönelik harcadığı çaba bu durumu çok iyi anlatıyor. Bir uyuşturucu üreticisinin diğerini bu oluşumda istememesi kapsayıcılığın azalmasına, bu da kartelin dışında kalan bu üreticinin fiyat kıracağı endişesine sebep oluyor. Kartel konusunda tecrübeli uyuşturucu üreticileri bu endişelerini dile getirirken, “O yoksa biz de yokuz” diyor.</p>



<p>Benzer bir durumu – fakat bu defa tersinden – dünya petrol piyasasında da görmek mümkün. Yasal bir kartel olan OPEC (<em>Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü</em>)<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a>, kurulduğu yıllarda dünya petrol üretimin %60’ından fazlasını sağlıyordu. Fakat zaman içinde yeni teknolojilerin gelişmesi, yeni rezervlerin bulunması ve yeni oyuncuların sahneye çıkması ile payı %30’lar civarına geriledi<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a>. Bu durum OPEC’in dünya pazarındaki etkinliğini ciddi oranda azalttı. Üretimi kısıtlamaya yönelik hamleler fiyatları yükseltmekten çok üye ülkelerin gelirlerinin azalmasına sebep oldu. Pazardaki kapsayıcılığının giderek azalması kartel içinde anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına zemin hazırladı.&nbsp;</p>



<p><strong>Kural 2: Disiplin şart!</strong></p>



<p>Kartelin sürdürülmesi için en önemli unsur, kartel içinde belli bir disiplinin sağlanması. Burada iki mesele karşımıza çıkıyor:&nbsp;</p>



<ol type="1"><li>Kartelin belirlediği kurallara uymayanların tespiti&nbsp;</li><li>Kurallara uymayanların cezalandırılması</li></ol>



<p>Tarafların birbirlerinin uyguladığı fiyatı veya ürettikleri miktarı gözlemleyebilmesi bu disiplini kolaylaştırıyor. Gözlemleyemedikleri durumda devreye ihbar mekanizmaları giriyor.&nbsp;</p>



<p>Fakat asıl sorun kurallara uymayanların nasıl cezalandırılacağında düğümleniyor. Zira caydırıcı ve etkin bir cezalandırma mekanizması yoksa kartelin dağılması an meselesi oluyor. O yüzden genelde kartel üyelerinin en büyüklerinin cezalandırıcı bir rol üstlenmesi gerekiyor.</p>



<p>Piyasa yoluyla cezalandırma genelde büyük firmaların disiplinsiz davranan küçük firmaları düşük fiyatlar yoluyla piyasa dışına çıkarma stratejisine dayanıyor. Fakat, bu tür stratejiler o büyük firmayı da zarara sokuyorsa çoğu zaman caydırıcı bir tehdit olmuyor, uygulanamıyor ve kartel dağılıyor.</p>



<p>Fakat&nbsp;<em>Narcos<a id="_ftnref5" href="#_ftn5"><sup><strong>[5]</strong></sup></a></em>&nbsp;veya&nbsp;<em>Narcos: Mexico</em>&nbsp;dizilerinde kartelin kurallarına uymayanların nasıl cezalandırıldığını ve bu korkunun nasıl disiplini sağladığını aşağı yukarı her bölümde görüyoruz. Şirketlerden farklı olarak asıl sermayeleri şöhretleri olan kartel liderleri, bunu korumak için kendilerine zarar verse bile cezalandırma işlevlerini bir o kadar cani bir o kadar da şöhretlerine şöhret katacak bir biçimde uyguluyorlar. Organikleşmiş ve fakat oldukça zekice tasarlanmış bu korku ve dehşet halini sürdürebildikleri sürece de karteli hayatta tutabiliyorlar.</p>



<p>Buna benzer bir stratejiyi Cem Yılmaz’ın oynadığı ilk sinema filmi olan&nbsp;<em>Her Şey Çok Güzel Olacak</em>’ta<a id="_ftnref6" href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a>&nbsp;da görmek mümkün. Filmde Altan’ın, abisinin çalıştığı eczaneden çaldığı uyuşturucu hapları piyasa sürmesi ile mafya babasının devreye girip buna dahil olanları cezalandırdığını görüyoruz. Yasadışı olması sebebiyle riskin yüksek olduğu bir işte getirinin de yüksek olması bekleniyor. Bu yüzden piyasadaki fiyatın düşmesine sebep olabilecek herhangi bir hareket hoş karşılanmıyor, disiplini sağlamak için de cezalandırılıyor.</p>



<p>Bu kısmı OPEC’ten bahsetmeden kapatmak olmaz! OPEC yasal bir kartel olmasına rağmen disiplin sorunları yaşayan bir yapılanma. Dünya petrol piyasasındaki kapsayıcılığı azaldıkça bu daha da görünür hale geliyor. Tabi ki yasal bir kartelden mafyavari cezalandırma yönetimleri beklenmez. Ama en azından büyük üreticilerin ikna gücünü kullanması beklenir.&nbsp;</p>



<p>Peki, disiplinsizliği yapan en büyük üretici ise ne olacak? Suudi Arabistan kartel içerisindeki en büyük üretici. Bir anlamda kartelin lideri, fakat aynı zamanda en haylazı. Diğer ülkelere kıyasla müthiş bir maliyet avantajı var. Bir varil ham petrolü 5-6 dolara çıkartabiliyor<a id="_ftnref7" href="#_ftn7"><sup>[7]</sup></a>. Hızlı büyüyen kamu borçlarını finanse edebilmek için çıkarabildiği kadar çok petrol çıkartıp gelir elde etmeyi hedefliyor. Kendisini cezalandıracak bir güç olmadığı için de kartelin çözülmesi hızlanıyor.</p>



<p><strong><em>Son bir not</em></strong></p>



<p>Kartellerin kurulmasının veya sürdürülmesinin bazı koşulları gerektirmesi rekabet otoritelerine düşen rolü azaltmıyor. Aksine bu koşulların var olduğu piyasaların tespiti, bu piyasalara yönelik tarama araçlarının kullanımı büyük önem taşıyor. Bunun için bir&nbsp;<a href="http://www.rekabetregulasyon.com/kartel-tarama-araclari-ve-karteller-ile-mucadele/">önceki yazımıza</a>&nbsp;bakabilirsiniz.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;<em>Bknz</em>.&nbsp;WALDMAN, D. E., &amp; JENSEN, E. J. (2016).&nbsp;<em>Industrial Organization: Theory&nbsp;</em><em>and Practice</em>. Routledge.&nbsp;Bölüm 9. İlgili bölüme GoogleBooks’tan erişmek için&nbsp;<a href="https://bit.ly/2xcAEJJ">https://bit.ly/2xcAEJJ</a>.</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;NETFLIX (2018).&nbsp;<em>Narcos: Mexico</em>. Erişim tarihi 10.03.2020,&nbsp;<a href="https://www.netflix.com/tr/title/80997085">https://www.netflix.com/tr/title/80997085</a>.</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;1960’larde üye ülkeler ile petrol fiyatlarının koordinasyonu ve dengede tutulması amacıyla kurulan OPEC, bir taraftan petrol üreticilerinin gelirlerinde süreklilik sağlarken diğer taraftan tüketicilere sürekli, etkin ve ekonomik bir şekilde petrol sağlanmasını hedeflemektedir. Bu kapsamda, OPEC yasal bir kartel olarak nitelendirilmektedir.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4"><sup>[4]</sup></a>&nbsp;The ECONOMIST (Dec. 4 2014)&nbsp;<em>Making the best of a low price</em>. Erişim tarihi 1 Aralık 2018,&nbsp;<a href="https://www.economist.com/finance-and-economics/2014/12/04/making-the-best-of-a-low-price">https://www.economist.com/finance-and-economics/2014/12/04/making-the-best-of-a-low-price</a>.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5"><sup>[5]</sup></a>&nbsp;NETFLIX (2015).&nbsp;<em>Narcos</em>. Erişim tarihi 10.03.2020,&nbsp;<a href="https://www.netflix.com/tr/title/80025172">https://www.netflix.com/tr/title/80025172</a>.</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6"><sup>[6]</sup></a>&nbsp;VARGI, Ö. (1998).&nbsp;<em>Her Şey Çok Güzel Olacak</em>. Erişim tarihi 20.03.2020,&nbsp;<a href="http://www.imdb.com/title/tt0263438/">http://www.imdb.com/title/tt0263438/</a>. Filmin tamamını Youtube’dan izlemek için&nbsp;<a href="https://youtu.be/eEQANkc1g5k">https://youtu.be/eEQANkc1g5k</a>.</p>



<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7"><sup>[7]</sup></a>&nbsp;The ECONOMIST (Dec. 4 2014).</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Kartel Tarama Araçları ve Karteller ile Mücadele</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/kartel-tarama-araclari-ve-karteller-ile-mucadele.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/kartel-tarama-araclari-ve-karteller-ile-mucadele.html</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Dec 2019 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Competition Policy</category>
      <description>Doğası gereği gizli olan kartel anlaşmalarının, çoğu zaman şikâyet ya da kartelin tarafı olan firmaların pişmanlık başvurusu ile ortaya çıkartıldığını görüyoruz. Rekabe</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şahin Ardıyok ile birlikte @RekabetRegulasyon.com &#8211; </p>



<p>Doğası gereği gizli olan kartel anlaşmalarının, çoğu zaman şikâyet ya da kartelin tarafı olan firmaların pişmanlık başvurusu ile ortaya çıkartıldığını görüyoruz. Rekabet otoritelerinin sahip olduğu sınırlı kaynaklar sebebiyle, resen (kendiliğinden) inceleme başlatmaları ise nadiren gerçekleşiyor. Böylece mal ve hizmet piyasalarında keşfedilmemiş kartel yapılanmaları doğal ömürlerini sürdürerek toplumsal maliyet yaratmaya devam ediyor. Bu maliyetin azaltılması ve daha çok kartel anlaşmasının ortaya çıkartılması ise reaktif bir yaklaşımdan çok proaktif bir yaklaşımı gerektiriyor. İşte bu noktada, şikâyet ve pişmanlık başvurularını tetikleyecek, resen başlatılacak incelemeler için otoritelerin kaynak kullanımını etkinleştirecek bir yöntem olarak karşımıza kartel tarama araçları (<em>cartel screening tools</em>) çıkıyor.</p>



<div><figure><img src="https://eminkoksal.com/blog-media/kartel-tarama-araclari-ve-karteller-ile-mucadele-1.png" alt="" /></figure></div>



<p>Kartel tarama araçları, rekabet aksaklıklarına dair şüphelerin olduğu pazarlarda bu aksaklıkların varlığını tespit etmeyi amaçlayan tekniklerden oluşuyor. Rekabet Kurumu’nun yayınladığı&nbsp;<a href="https://www.rekabet.gov.tr/(X(1)S(4qbwlxaffw0bysdruj35lgjv))/tr/Sayfa/Yayinlar/rekabet-terimleri-sozlugu/terimler-listesi?icerik=c8a08a0b-2908-4eaa-a293-c5b8f4c99525">terimler listesinde</a>&nbsp;bu tekniklerle pazar yapısı, fiyat, maliyet, pazar payı, ihale teklifleri gibi bilgilerin istatistiksel yöntemlerle değerlendirilip verilerin teşebbüsler arası rekabet karşıtı bir anlaşmanın varlığına yönelik işaretler sunup sunmadığının araştırıldığı ifade ediliyor. Bu açıdan taramaya dayalı analizler, ilgili pazarın daha derinlemesine incelenmesine gerek olup olmadığına dair karar sürecine katkı yapan bir işlev görüyor.</p>



<p>Kartel tarama araçlarının proaktif bir yöntem olarak nitelendirilmesi rekabet otoritelerinin sadece resen harekete geçmesini kolaylaştırması açısından değil, yarattığı caydırıcılık etkisinden de ileri geliyor<a id="_ftnref1" href="#_ftn1"><sup>[1]</sup></a>. Kendi piyasaları için bu tür incelemeler yapılabileceğini gören firmaların kartel anlaşmalarına girişmekten vazgeçmesi, girişmiş olanların ise pişmanlık başvurusunda bulunmalarının tetiklenmesi söz konusu caydırıcılık etkisinin temelini oluşturuyor. Yani, kartel tarama araçlarının kullanımı bir yandan yeni kartel anlaşmalarının yapılmasında caydırıcı bir rol oynarken diğer yandan da var olan kartellerin çözülmesine katkı yapan etkin bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.</p>



<p><strong><em>Kartel tarama araçları nerelerde kullanılıyor?</em></strong></p>



<p>Her pazarda kartel anlaşmalarının yapılması ve sürdürülmesi mümkün değildir. Bir kartel anlaşmasının tetiklenebilmesi için, pazara hâkim olabilecek sayı ve nitelikte firmanın işbirliği yapabilmesine zemin hazırlayan bir ortamın varlığı gerekir. Sürdürebilmesi için ise kartel üyelerinin belirli bir disiplini sağlaması ve anlaşmadan cayanları cezalandırılabilmesi lazımdır. Bu olgular, sanayi iktisadı ya da oyun teorisi kitaplarından öğrenilebileceği gibi, popüler kültürün bir parçası olan bazı dizilerde de gözlemlenebilir. Örneğin Netflix’in&nbsp;<em>Narcos: Mexico</em>&nbsp;dizisinin<a id="_ftnref2" href="#_ftn2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;ilk bölümlerinde kartelin kurulması için pazarı kapsayacak düzeyde katılımın sağlanmasına yönelik gayretler ve tüm sezon buyunca disiplinin sağlanmasına yönelik eylemler bu çerçevede düşünülebilir. Pragmatik açıdan öğreneceklerimizi alıp bu yasadışı ticareti bir yana bırakırsak, kartel tarama araçlarının yoğunlaşmanın yüksek, satılan ürünlerin homojen ve teşebbüsler arası koordinasyonun mümkün olabileceği pazarların tespit edilmesinde kullanıldığını görüyoruz. “Yapısal tarama” olarak adlandırılan bu yöntem, teşebbüslerin kartel anlaşmalarına meyilli olabilecekleri pazarların tespitinde kullanılıyor. Böylelikle bu pazarların daha yakında takip edilmesi amaçlanıyor.</p>



<p>Öte yandan, rekabet karşıtı davranışlardan şüphelenilen pazarlardaki teşebbüslerin faaliyetlerine yönelik “davranışsal tarama” adı verilen yöntem daha sık kullanılan bir araç olarak karşımıza çıkıyor. Her pazarda bu türden bir incelemenin yapılması mümkün olmasa da şikâyet veya duyumlar ile harekete geçilerek ilgili pazardaki teşebbüslerin fiyatlama, üretim, yatırım vb. davranışları istatistiki yöntemler ile analiz edilerek daha derinlemesine bir inceleme yapılmasına gerek olup olmadığına karar veriliyor.</p>



<p>Bunlara ek olarak, kartel tarama araçları ihalelere yönelik kartel anlaşmalarının varlığının araştırılmasında da etkin bir araç olarak kullanılabiliyor. İhaleye giren teşebbüslerin sadece fiyat teklifleri değil, teklif verirken sundukları diğer bilgiler de analiz edilerek olası bir danışıklılığın izleri ortaya çıkarılabiliyor.</p>



<p><strong><em>Peki, nasıl bir inceleme yapılıyor?</em></strong></p>



<p>Özellikle davranışsal tarama çerçevesinde fiyat, üretim, pazar payları vb. değişkenlerin yönünün ve dağılımlarının incelenmesi, kartel tarama tekniklerinin temelini oluşturuyor. Örneğin, kartelin etkin olduğu dönemde fiyatların artmaya başlaması kartelin sonlandığı dönemlerde ise fiyatların düşmesi yönündeki varsayımdan<a id="_ftnref3" href="#_ftn3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;yola çıkarak, kartel dönemindeki fiyatlama dağılımının kartelin olmadığı dönemden farklı olduğuna yönelik hipotezler sınanıyor.&nbsp;</p>



<p>Varyans, standart sapma, ya da varyasyon katsayısı gibi istatistiki dağılım ölçütleri kullanılarak yapılan bu taramalarda sadece fiyatlama davranışları değil buna etki etmesi beklenen faktörler de göz önüne alınıyor<a id="_ftnref4" href="#_ftn4"><sup>[4]</sup></a>. Örneğin, fiyatın belirleyicilerinden biri olan maliyetlerin fiyatlama davranışı üzerindeki etkisine bakılarak bazı ipuçları elde edilebiliyor. Somutlaştırmak gerekirse, fiyatların hem yüksek hem de maliyetlere daha az duyarlı olduğu dönemlerde bir kartel anlaşmasının varlığından şüpheleniliyor.&nbsp;</p>



<p>Öte yandan, ihale tekliflerinde kartelin varlığına dair ipuçlarının ortaya çıkarılması ise daha ileri analizleri gerektirebiliyor. Rekabet içinde oldukları görünümünü vermek amacıyla firmaların izlediği bazı stratejiler de dikkate alınarak, rekabetçi olmayan (çok yüksek/düşük) teklifler dışarıda bırakılarak ya da düşük ve yüksek teklifler gruplanarak analizler yapılıyor.</p>



<p><strong><em>Uygulamadan örnekler</em></strong></p>



<p>Kartel tarama araçlarının tasarımının ve uygulamasının genelde kamu ihalelerine odaklandığını görüyoruz. Bunun temel sebebinin ihaleye dair teklif verilerine erişimin ve bir araya getirilmesinin kolay olmasından kaynaklandığı anlaşılıyor. Bunun yanında, özellikle kamu harcamalarının yüksek olduğu ülkelerde ihale kartellerinin ortaya çıkarılmasının yaratacağı faydanın da göz önüne alındığı görülüyor.&nbsp;</p>



<p>Bu kapsamda, İngiltere rekabet otoritesi&nbsp;<em>CMA</em>’nın (<em>Competition and Markets Authority</em>), kuruluşların (özel kuruluşlar dahil) ihalelerinde olası kartel davranışlarını tespit edebilmeleri için tasarladığı kartel tarama aracı gelişmiş bir yazılım olarak karşımıza çıkıyor<a id="_ftnref5" href="#_ftn5"><sup>[5]</sup></a>.&nbsp;<em>CMA</em>’nın resmi internet sayfasından indirilebilecek<a id="_ftnref6" href="#_ftn6"><sup>[6]</sup></a>&nbsp;bu yazılımla, kuruluşlar düzenledikleri ihaleler için teklif sunanların sergilediği eğilimleri, fiyat dağılımlarını, teklif dokümanlarının meta verisini analiz edip sahte teklifleri ve şüpheli durumları tespit edebiliyorlar. Verileri girilen her bir İhale bazında puanlama yapan bu yazılımla CMA, kuruluşların danışıklı ihaleleri tespit etmesine imkân sağlamakla birlikte kendilerine bu konuda başvuru yapılmasını da hedefliyor.</p>



<p>Rekabet otoritelerinin resen inceleme başlatabilmelerine yönelik tarama faaliyetleri için ise İsviçre rekabet otoritesi&nbsp;<em>ComCo</em>’nun (<em>Swiss Competition Commission</em>) yaptığı çalışma örnek gösterilebilir<a id="_ftnref7" href="#_ftn7"><sup>[7]</sup></a>. 2008 yılında yol yapımı ihalelerindeki danışıklılıkları tespit etmek amacıyla başlatılan kartel taraması sonucunda, 2013 yılında soruşturma açıldığını ve 2016 yılında tarama sonuçlarını doğrular şekilde kartel anlaşmasının ortaya çıkartıldığını görüyoruz. Kartel tarama faaliyeti kapsamında ilgili kamu kuruluşundan 282 ihaleye ilişkin alınan veriler temel istatistiki yöntemlerle analiz ediliyor. Kartel tarama araçları burada, şüpheli ihalelerin tespit edilerek resen soruşturma açılmasına zemin hazırlama işlevi görüyor.</p>



<p>Her iki uygulama esasında başta bahsettiğimiz kartellere yönelik proaktif bir yaklaşımın nasıl benimseneceği konusunda yol gösteriyor.&nbsp;<em>CMA</em>’nın uygulaması şikâyet ve pişmanlık başvurularını tetikleme işlevi görürken,&nbsp;<em>ComCo</em>’nun tarama faaliyeti ise resen başlatılacak incelemeler için otoritelerin elini güçlendiriyor.</p>



<hr />



<p><a id="_ftn1" href="#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;<em>Bknz</em>.&nbsp;OECD (2018). Summary of the Workshop on Cartel Screening in the Digital Era. Erişim tarihi 10.03.2020,&nbsp;<a href="https://one.oecd.org/document/DAF/COMP/M(2018)3/en/pdf">https://one.oecd.org/document/DAF/COMP/M(2018)3/en/pdf</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn2" href="#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;NETFLIX (2018). Narcos: Mexico. Erişim tarihi 10.03.2020,&nbsp;<a href="https://www.netflix.com/tr/title/80997085">https://www.netflix.com/tr/title/80997085</a>.&nbsp;</p>



<p><a id="_ftn3" href="#_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>&nbsp;<em>Bknz</em>. CONNOR, J. M. (2005). Collusion and price dispersion.&nbsp;<em>Applied Economics Letters</em>,&nbsp;<em>12</em>(6), 335-338.</p>



<p><a id="_ftn4" href="#_ftnref4"><sup>[4]</sup></a>&nbsp;<em>Bknz</em>. ABRANTES-METZ, R. M., FROEB, L. M., GEWEKE, J., &amp; TAYLOR, C. T. (2006). A variance screen for collusion.&nbsp;<em>International Journal of Industrial Organization</em>,&nbsp;<em>24</em>(3), 467-486.</p>



<p><a id="_ftn5" href="#_ftnref5"><sup>[5]</sup></a>&nbsp;CMA (2017). Screening for Cartels: Tools for Procurers. Erişim tarihi 10.03.2020,&nbsp;<a href="https://www.gov.uk/government/publications/screening-for-cartels-tool-for-procurers/about-the-cartel-screening-tool">https://www.gov.uk/government/publications/screening-for-cartels-tool-for-procurers/about-the-cartel-screening-tool</a>&nbsp;.</p>



<p><a id="_ftn6" href="#_ftnref6"><sup>[6]</sup></a>&nbsp;2020 Şubat ayı itibariyle ilgili sayfa mevcut olmasına rağmen söz konusu yazılım siteden kaldırılmıştır.</p>



<p><a id="_ftn7" href="#_ftnref7"><sup>[7]</sup></a>&nbsp;<em>Bknz</em>. IMHOF, D., KARAGÖK, Y., &amp; RUTZ, S. (2018). Screening for Bid Rigging—Does It Work?.&nbsp;<em>Journal of Competition Law &amp; Economics</em>,&nbsp;<em>14</em>(2), 235-261.</p>]]></content:encoded>
    </item>
    <item>
      <title>Competition Policy Towards Digital Platforms</title>
      <link>https://eminkoksal.com/blog/competition-policy-towards-digital-platforms.html</link>
      <guid isPermaLink="true">https://eminkoksal.com/blog/competition-policy-towards-digital-platforms.html</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Dec 2019 12:00:00 GMT</pubDate>
      <category>Platform &amp; Digital Regulation</category>
      <description>In December issue of Network Industries Quarterly, I summarize the current EU and US approaches towards the digital platforms, and then underline two challenging areas in which competition policy tools should be actively</description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>In December issue of Network Industries Quarterly, I summarize the current EU and US approaches towards the digital platforms, and then underline two challenging areas in which competition policy tools should be actively applied. </p>



<p>In fact, the full issue is reserved for an exploration of whether and how digital platforms should and could be regulated. The four contributing authors, all professors, take a step back and look at where we stand in terms of the more academic debate on digital platforms, especially on these platforms that clearly have public (service) implications. In turn, they will apply economic, competition, legal and political perspectives on the regulation of digital platforms and try to derive from there the current state of the debate. </p>



<p>In my piece I assert that competition policy needs an evolvement to deal with the increasing dominance of the digital platforms. However, radical remedies like breaking up the platforms are not compatible with the nature of platform markets. Nonetheless, constantly fining the platforms for their wrong doings is not an effective way to ensure competition, unless it is applied as a part of a new approach. Maintaining innovation incentives and curbing market power at the same time in platform markets can only be achieved through adopting a new understanding in competition policy.</p>



<p>To read my piece <a href="https://www.network-industries.org/wp-content/uploads/2019/12/Competition-Policy-Towards-Digital-Platforms.pdf">click here</a>.</p>



<p>To read the full issue <a href="https://www.network-industries.org/wp-content/uploads/2019/12/NIQ-Vol-21-Issue-4-December-2019.pdf">click here</a>.</p>]]></content:encoded>
    </item>
  </channel>
</rss>
